Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

SON HABERLER

HAYVAN ISLAHINA KURBAN GİDEN YERLİ VARLIKLARIMIZ

Dikkat edilirse hemen her yıl tarım ve hayvancılıkta bir sıkıntı bir sorun yaşamadan neredeyse hiç vakit geçirmedik. Kar, yağmur, don, heyelan,sel, fırtına, Et fiyatı, süt fiyatı, yem derken bir de bakıyoruz ki sezon gelmiş geçmiş. Sonunda konulan hedefler ya tutmuş, ya tutmamış. Karambol bir durum yani. Ama olsun ısrarla biz hakkımızı tekrar tekrar deniyoruz, deneyeceğiz de. O nedenle istikrarlı ve sürdürülebilir bir tarım ve hayvancılık hayaliyle yanıp tutuşuyoruz. Fakat zaman zaman yanlışa sarılıp duruyoruz. Bunlara ne gerek var. Yapacağımız işi baştan planlayıp zamana yayarsak başa çıkılamayacak ya da çözümlenemeyecek ne sorun olabilir ki. Biz tarım ve hayvancılığı dengeli, ölçülü ve akıllıca yaparsak kazanırız diye düşünüyorum. Bir tarafı yaparken diğer tarafı yıkmamalıyız.

Şimdi bakın hayvancılık alanında ülkemiz modern ıslah çalışmalarına Cumhuriyetin ilan edildiği dönemlerde başlamış, ilk Sun’i tohumlama çalışmaları 1926’larda koyunlarda, daha sonra 1949’lu yıllarda da sığırlarda Bursa ve Aydın vilayetlerimizde ilk olarak uygulanmıştır. Böylece çiftlik hayvanlarında ıslah çalışmaları da başlamış oldu. Islahı seleksiyon ve melezleme şeklinde iki usulde yapmaktayız. Ülkemizde yapılan ıslah türü genellikle melezleme yöntemini kullanmıştır. Bunun ana sebebi yerli ırklarımızın verimlerinin düşük olması olarak gösterilmektedir. Bunu da genellikle yüksek kalitede damızlık hayvanlar ithal edilerek sağlanmış.Böylece Devlet eliyle Koyunculukta Merinos ırkı ilk çalışma konusu olmuştur. Bunun için Almanya’dan getirilen koçlarla Yerli Kıvırcık koyunlar kullanılarak işe başlanmıştır. Böylelikle yapağı ve et kalitesi öncelikli olarak yükseltilmeye çalışılmış. Daha sonra diğer yerli ırklarımızla farklı ithal damızlıklar melezlenmiş ve elimizdeki yerli materyalin istenen yönleri geliştirilmeye gayret edilmiş ve bu güne gelindiğinde başarılı olduğumuz yanlar olduğu gibi maalesef istenmedik durumlar da ortaya çıkmıştır.

Seleksiyon yöntemine gelirsek o da sürüden iyi ve kaliteli olan türlerin bulunup ayıklanması olarak tanımlanabilir. Fakat bu yapılırken birçok veri dikkate alınarak yapılmaktadır. Bunlardan ilki hayvanların düzgün bir biçimde tutulan verim kayıtlarının değerlendirilmesidir. Örneğin et, süt verimi  ya da doğan yavruların ağırlıkları gibi. İşte hangi yönde ıslah yapılacaksa o karakterlerin en iyileri seçilip bunlardan yavrular elde etmek, bir sonraki neslin öncekinden daha kaliteli olmasını sağlamak amaçlanır. Biz ıslah çalışmalarında sadece koyun değil, aynı zamanda keçi, sığır ve mandada da bu çalışmaları sürdürmekteyiz. Ama hala tam olarak kendimize ait ticari olarak kullanabileceğimiz yerli bir marka oluşturduğumuz tam da söylenemez. Bu gün pek çok ülke bunu sağlamış sapır sapır dünyaya mal satarken biz hala onları izlemek onlardan mal almakta yarışıyoruz. Bakın özellikle büyükbaş hayvancılıkta son yıllarda yok Belçika Mavisi, yok Fransız Charolais, Alman  Holstein, Brezilya Nelloresi derken, say say bitmeyecek markaları ülkeye getirip getirip duruyoruz. Ayrıca ırk melezlemesi yapacağız derken kendi ülkemize has türleri bir bir yok edip bununla da övünüyoruz.

Köylerde yerli Kara, Doğu Anadolu Kırmızısı, boz ırk. Güney Anadolu Kırmızısı gibi ana ırklarımızı tamamen yok etme aşamasına getirmişiz. Irk ıslahı yapacağız diye kendi öz sermayemizi gaddarca harcamış durmuşuz. Hala buna devam etmeyi sürdürüyoruz. Bu gün sarp yamaçlı, dik kayalıklı köylerimizde traktörün bile giremediği yarlarda hala kara sabanla yerli kara boğaların, Boz ırk Öküzlerin kaba gücünden yararlanan köylümüz çiftçimiz mevcut. Bu gün bu insanlar kendi hayvanlarını tohumlayacak yerli çeşit döl bulamamaktan yakınıyor. Her şeyimizi daha fazla verim elde etmek uğruna melezledik durduk. Ama bu hayvanların binlerce yıllık hastalık ve zararlılara olan direncini, sağlamlığını da bir kenara attık. Ben yıllarca köylerde kırsalda çalıştım ve şunu gördüm.

Daha ağır kanlı ,daha az çevik ve yamaçlara çıkamayan ve çoğunlukla önüne yem dökülerek büyütülen saf ırk veya melezlerinin 1 litre süt maliyetinin deyarısının altında nerdeyse bedava diyebileceğimiz ev ineklerimizi ev keçilerimizi hep hor gördük ve görüyoruz. Lütfen günlük 5-6 kilo otla karnını doyurup, 5-6 litre süt veren ama yağı muhteşem, hastalıklara dayanıklı ve en önemlisi ata yadigârı yerli hayvanlarımıza sahip çıkalım. Sadece sığırlar için değil aynı tehlike koyun keçi varlığımız için de geçerli. O zaman şu vahşi kapitalist zihniyetin gözlüklerini bir kenara atıp kendi özümüzle gözümüzle çevremize bir bakalım. Ülkemize ait bu mükemmel hazineyi ıslah çalışmalarımızda bir bir kullanalım ve vakit geç olmadan elin sözüyle değil kendi fikrimizle, kendi aklımızla hareket edelim. Kalın sağlıcakla…

    Bingöl Ü. Veteriner Fakültesi
İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı
                 Dr. Öğr Üyesi
                Hakan KEÇECİ

 
26.01.2021
Devamı

Eskişehir’li Çiftçi: Tarımı ve Hayvancılığı Yok Ediyorsunuz

Eskişehir’de Çiftçiler binlerce dönüm tarım arazisinin yok olacağını düşünerek Raylı Sistemler Test Merkezi Projesi (URAYSİM) test merkezinin verimli topraklar üzerinde yapılmamasını istiyor.

Alpu’nun Bozan, Çardakbaşı ve Yeşildon köylerinde proje kapsamında ray döşenecek binlerce dönüm verimli tarım arazisi için kamulaştırma kararı alındı. Bölgede tarım ve hayvancılığı bitireceği gerekçesiyle karara karşı çıkan köylüler, projenin bölgedeki kıraç arazilere kaydırılması çağrısında bulundu. Çiftçilerle bir araya gelen CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Demiryolu kenti Eskişehir’e, Alpu’ya test merkezi yapılmasına karşı değiliz. Ama buğday deposu verimli topraklarımızın üzerine yapılması doğru değil. Bu bölgenin ana geçim kaynağı tarıma hayvancılığa darbe vurur, bitirir. Köylüler ayakta. Hiçbiri verimli toprağını vermek istemiyor. Bu proje verimli tarım arazileri yerine aynı bölgedeki verimsiz kıraç bölgeler üzerine kurulmalıdır. Türkiye buğday ithal etme noktasına geldi. Ama birileri hala buğday üreten verimli toprakları yok etme peşinde” dedi.

TOPRAKLARI İÇİN AYAKTALAR
Anadolu Üniversitesi bünyesinde Alpu’da hayata geçirilmesi planlanan URAYSİM test alanı için Bozan, Çardakbaşı ve Yeşildon köylerini içine alan 35 bin dönümlük alana raylar döşenecek. Yaklaşık 100 kilometrelik ray döşenecek test alanında yer alan binlerce dönüm tarım arazileri için kamulaştırma kararı çıktı. Verimli topraklarının ellerinden alınmasını istemeyen yaklaşık 500 çiftçi seslerini duyurma mücadelesi veriyor. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Bozan’da çiftçilerle bir araya gelerek, Anadolu Üniversitesi’ne ‘test merkezinin verimli tarım arazileri yerine aynı bölgedeki kıraç hazine arazilerine kaydırılması’ çağrısında bulundu.

EKMEĞİMİZLE OYNUYORLAR
Bozan Tarımsal Kalkınma Kooperatif Başkanı Güven Kırgı, itirazlarının ana gerekçelerini şöyle anlattı:
“Yıllardır mücadele ediyoruz. Dilekçeler verdik. Projenin yerini değiştirin, kıraç bölgeye alın dedik. Ama dinlemeyip oldu bittiye getirmişler. Onayımızı dahi istemeden kamulaştırma çıkarmışlar. Bu araziler bizim ekmeğimiz. Burada tarım yapılsın diye toplulaştırma yaptık, kuyular açtık. Çok büyük emek ve para harcandı. Şimdi bu topraklara rızamız dışında kilometrelerce ray döşenecek. Hepsi bir kalemde yok olacak. Tarım da hayvancılık da bitecek. O raylar bu köyler yerine Akbayır dediğimiz kıraç bölgeye döşensin” dedi.

TARIMI, HAYVANCILIĞI BİTİRİR
Alpu Belediyesi Meclis Üyesi çiftçi Murat Erginbaş, “Alpu Ovamızın en verimli yerleri. O kadar bereketli topraklar ki senede 2 ayrı mahsul ekiyoruz. Aynı tarladan yıl boyu tonlarca ürün alıyoruz. Hayvancılıkta ise tüm bölgenin yüzde 60 besiciliği tam da bu bölgede yapılıyor. 60 bin küçük ve büyükbaş hayvan, bu rayların döşeneceği köylerde besleniyor. O yüzden gelin bu arazilere kıymayın” dedi.

Bozan Sulama Kooperatifi Yönetim Kurulu üyesi Ali Baş da, “Yüksek Hızlı Tren dediler en verimli arazilerimiz yok oldu. Şimdi tüm itirazlarımıza URAYSİM projesini yine verimli topraklarımız üzerine kurma çabasındalar. Dilekçelerimiz topladık, çağrılarımızı yaptık ama hiçbir cevap verilmedi. Şimdi bir anda arazilerimize kamulaştırma kararı çıktı. Bizler mağduruz. Biz buna tüm çiftçiler, köylüler karşıyız. Gitsinler ot bitmeyen yerlere bu projeleri yapsınlar” diye konuştu.

ÇAKIRÖZER: KÖYLÜYE OLDU BİTTİ YAPILDI
Projenin daha kıraç alanlara kaydırılması için çiftçilerle birlikte yıllardır direndiklerini dile getiren CHP Eskişehir Milletvekili Çakırözer, “5 yıldır söylüyoruz. 2016’da TBMM’den çağrılarımız var. Köylülerin yüzlerce imzalı dilekçeleri var. Bu test merkezi yapılsın ama verimli araziler yerine, bölgedeki daha kıraç alanlara yapılsın. Ama çiftçinin sesine kulak veren yok. Oldu bittiye getirip kamulaştırma kararı çıkarmışlar. Eğer hukuk yoluyla engel olunmazsa Türkiye’nin en verimli tarım arazisine raylar döşenecek. Bu bölgede tarım da hayvancılık da bitecek. Türkiye buğday ithal etme noktasına işte bu politikalarla geldi. Verimli tarım topraklarını Alpu’da olduğu gibi yok etikleri için geldi” dedi.

ÜNİVERSİTE RAYLARIN YERİNİ DEĞİŞTİRMELi
URAYSİM projesinin sahibi konumundaki Anadolu Üniversitesi yönetimine de seslenen Çakırözer projedeki test alanının güzergahının değiştirilmesi çağrısında bulundu. Çakırözer, “Eskişehir demiryolcu kenti. Raylı sistemler alanında yatırım yapılması olumludur. Çiftçiler de projeye karşı değil. Ama Anadolu’nun verimli tarım topraklarını yok etme pahasına yapılmasına karşıyız. Aynı bölgede kıraç topraklar var. Hem de hazine arazisi. Oraya yapılarsa proje daha az maliyetle, tarımsal üretim kaybı yaşamadan ve daha süratli hayata geçirilebilir. Bu konuda hukuki mücadele de başlatılıyor. Ama dava sonucunu beklemek yerine Anadolu Üniversitesi kendisi karar alarak, projenin yerini değiştirmelidir ” diye konuştu.
 
26.01.2021
Devamı

Bir GDO’lu Yeme Daha Onay!

Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği İktisadi İşletmesi (BESD-BİR) genetiği deştirilmiş ‘MONN87427’ kod numaralı mısırın tavuklarda yem olarak kullanılması için Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık başvuruyu onaylayarak, kararını Resmi Gazete’de 23 Ocak'ta yayımladı.

Bakanlığın kararına göre 10 yıl kullanım izni verilen GDO’lu bu yem çeşidinin ambalajlanması, taşınması, muhafazası ve nakli için mevzuatta belirtilen kurallara uyulacak ve bu yemin GDO’lu olduğuna ilişkin etiketleme yapılacak.

Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Remzi Baki Suiçmez, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın bir GDO’lu mısır çeşidinin daha yem olarak tavuklarda kullanılmasına izin vermesini eleştirdi. Suiçmez, “GDO’yu tercih etmek, bir yerde GDO lobisini ülkemizde söz sahibi olmasının önünü açmaktadır. Çözüm GDO’lu yem ürünleri değil, doğal ürünler ve doğal beslenmedir” dedi.
26.01.2021
Devamı

Hindistan’da 12 Bin Traktörle Protesto!

Hindistan'da Eylül 2020'de kabul edilen tarım yasası, Çiftçilerin yaklaşık 12 bin traktörle protesto edilecek. Serbestleşme getirdiği iddia edilen 2 yasa, taban fiyatı ve destekleme alımı politikalarını sona erdireceği, aracı şirketlerin fiyatları düşürerek sonunda kendilerini topraksız bırakacağı gerekçesiyle çiftçiler tarafından protesto ediliyor.

Hindistan'da polis, yeni tarım yasalarını protesto eden çiftçilerin Cumhuriyet Bayramı'nda traktörleriyle gösteri düzenlemesine izin verecek.

Hindistan Yüksek Mahkemesinin, hükümetin Cumhuriyet Bayramı'nda çiftçilerin başkentte yapmayı planladıkları gösterinin yasaklanması talebini reddetmesinin ardından Hindistan polisinden gösteriye izin verileceği açıklaması geldi.

Yeni Delhi Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Dependra Pathak, 26 Ocak'ta Cumhuriyet Bayramı’nda askeri geçit töreninin ardından, çiftçilerin 12 bin traktörle 64 kilometrelik alanda gösteri yapabileceklerini duyurdu.

İzin verilen gösterinin polis açısından zor bir görev olduğunu belirten Pathak, "Ancak barışçıl ve kontrollü bir çözüm olsun diye buna karar verdik" dedi.
Pathak, traktörlerin yarın sadece belirlenen giriş ve çıkış noktalarından geçmesine izin verilmesi için güvenlik düzenlemeleri yapıldığına, barışçıl gösterinin rayından çıkarılmaya çalışılacağına ilişkin istihbarat alındığına da dikkati çekti.

Çiftçiler, Cumhuriyet Bayramı'nda Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin izleyeceği askeri geçit töreni sırasında traktörlerini, Yeni Delhi'nin merkezine sürerek tarım reformlarını protesto etmek istemişti.

11'İNCİ MÜZAKERE SONUÇSUZ KALDI

Çiftçilerin, 22 Ocak'ta hükümet yetkilileriyle yaklaşık 5 saat sürmesi planlan görüşmeleri, yarım saatte sona ermişti.
Böylelikle hükümet ile çiftçiler arasındaki tartışmalı tarım kanunlarının görüşülmesine yönelik 11'inci müzakere de sonuçsuz kalmış oldu. Bir sonraki müzakere tarihi ise açıklanmamıştı.

Hükümetin tartışmalı kanunları 18 aylığına askıya alma teklifi de çiftçiler tarafından reddedilmişti.
Hükümetle sonuçsuz kalan müzakerelerin ardından çiftçiler, hükümetin kendilerine yönelik tutumunu "hakaret" olarak değerlendirirken, protestoların devam edeceğini duyurmuştu.
26.01.2021
Devamı

Mansur Yavaş’tan Çiftçiye Mercimek Desteği

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, kırsal kalkınmayı desteklemek amacıyla Başkentli çiftçilere yönelik destek projelerini çeşitlendirerek hayata geçirmeyi sürdürüyor. 

Yerli üretimi artırmak ve üreticiye destek olmak amacıyla yeni bir destek projesini daha devreye sokacak olan Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı; Şereflikoçhisar, Bala ve Haymana ilçelerinde çiftçilere ilk kez “Kırmızı Mercimek Tohumu” dağıtımı gerçekleştirecek.

YAKLAŞIK BİN 400 YERLİ ÜRETİCİYE TOPLAM 400 TON MERCİMEK DAĞITILACAK

Büyükşehir Belediyesi; üretimi teşvik ederek tarımı canlandırmak, nadas alanlarını daraltmak, üretimi ve çiftçilerin gelir seviyesini artırmak, üretim girdi maliyetlerini düşürmek, ülke ekonomisine katkıda bulunmak ve iklim kaynaklı tarım alanlarından maksimum düzeyde fayda sağlamak amacıyla yüzde 90’ı hibe, yüzde 10’u çiftçi katkı payı olmak üzere “Kırmızı Mercimek Tohumu” desteğinde bulunacak.

Şereflikoçhisar, Bala ve Haymana ilçelerinde yaklaşık bin 400 yerli üreticiye toplam 400 ton “Kırmızı Mercimek Tohumu” dağıtımı yapılacak.

 BAŞVURULAR 25-27 OCAK 2021 TARİHLERİ ARASINDA

Mercimek tohumu desteğinden yararlanmak isteyen çiftçilerin;

-Bala Gençlik Merkezi,

-Haymana ASKİ Şantiyesi,

-Şereflikoçhisar Fen İşleri Şantiyesine 25-27 Ocak 2021 tarihleri arasında gelerek bizzat başvuruda bulunması gerekiyor.

Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı başvurular tamamlandıktan sonra üç ilçede çiftçilere tohum dağıtımına başlayacak.
26.01.2021
Devamı

Yem Zammı Süt Üreticilerini Üzdü!

Ulusal Süt Konseyi’nin bu yıldan itibaren geçerli olmak üzere sütün litre fiyatını 2,30 liradan 2,80 liraya çıkarmasıyla bir derece olsun rahatlayacağını düşünen süt üreticileri, art arda gelen iki süt yemi zammıyla sarsıldı.

Geçtiğimiz yıl bu dönemde 60 liraya satılan bir çuval süt yeminin fiyatı, bu hafta yapılan 7 liralık zamla 135 liraya yükseldi. Aydın’ın İncirliova ilçesinde hayvancılık ve süt üreticiliği yapan Murat Şayık, yapılan zamma isyan ederek, “Süt fiyatlarının 50 kuruş artırılmasından sonra iki kez zam geldi. Artık yeter” diye tepki gösterdi.

60 Liradan 135 Liraya Yükseldi

Geçtiğimiz yıldan bu yana girdi fiyatlarının iki kat arttığını söyleyen Murat Şayık, “Benim 100 baş hayvanım var.Günde yedi çuval süt yemi kullanıyorum. Geçtiğimiz yıl süt fiyatı 2,30 lira iken, yemin çuvalı 60-70 liraydı. Fiyat sürekli arttı, en son yapılan 50 kuruşluk zam sonrası çuvalı 135 liraya yükseldi. Geçtiğimiz yıl 900 lira elektrik parası geliyordu, bu yıl bin 200 lira geliyor. Saman 15-16 liraydı, 25 liraya yükseldi. Bize verilen zam ise sadece 50 kuruş. Tarım Bakanı ve Cumhurbaşkanı’nın bunu görmeleri, ilgilenmeleri gerekiyor” dedi.

25.01.2021
Devamı

Mevsimlik Tarım İşçilerine Yeni Çadırlar!

Mersin Büyükşehir Belediyesi, mevsimlik tarım işçilerine Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından gönderilen çadırların kurulumunu gerçekleştirdi.

Maya Eğitim Kültür Araştırma Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin de yerel ortak olarak dahil olduğu proje kapsamında, UNHCR tarafından mülteci konumundaki Suriyeli mevsimlik tarım işçileri için gönderilen çadırlar, Büyükşehir Belediyesi’nin altyapı desteği ile merkez Akdeniz ilçesi Adanalıoğlu-Limonlu Mahallesi sınırları içerisinde kuruldu. Tarımda sürekliliğin sağlanması için büyük önem taşıyan mevsimlik tarım işçileri, hasat, budama, ot alma ve çapalama gibi işlerde çalışıyor.

Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler, Tarımsal ve Veteriner Hizmetleri, Engelliler ve Sağlık Hizmetleri, Yol Yapım Bakım ve Onarım, Fen İşleri ile Mezarlıklar Daireleri'nin ortak çalışması sonucunda çadırların kurulduğu alanın zeminine malzeme serilerek çamur ortadan kaldırıldı. Ekiplerin kurduğu çadırlarda yaşayan Suriyeli tarım işçilerinin sağlık kontrolleri yapılıp, hijyen kiti ve 150 koli süt dağıtımı gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra Engelliler ve Sağlık Hizmetleri Dairesi ekipleri tarafından ateş ölçümü ile tansiyon ve şeker ölçüm çalışmaları da uygulandı.

Yüzlerce Suriyeli tarım işçisinin yaşadığı alanda kurulan çadırlara aileler yerleşmeye başladı.

Mevsimlik tarım işçileri için kış ve yaz aylarında rahatlıkla kullanılabilecek, taşınması kolay, içinde keçe bulunan ve su geçirmeyen 33 çadır kurulurken, ayrıca 2 adet de ortak kullanım alanı olacak, içerisinde sağlık kontrolü veya sosyal bilgilendirmeler yapılabilecek çadır kuruldu.

Bölgede bulunan seralarda ve tarlalarda çalışan mevsimlik tarım işçilerinin yaşam alanlarının iyileştirilmesini hedefleyen proje, önümüzdeki günlerde Tarsus’a bağlı Atalar Mahallesi’nde bulunan mevsimlik tarım işçileri için de uygulanacak.
25.01.2021
Devamı

YENİ YILDA KAFA KARIŞTIRAN DÜŞÜNCELER

Sorunlarla dolu 2020 yılını geride bıraktık. 2021 yılına salgın hastalık ile başlamak gerek. Dünya gündemi 2020 yılında Covid-19 hastalığı ile epeyce bir meşgul oldu.

Sabah akşam Covid ile yattık, Covid ile kalktık. Şimdide aşılar ile meşgul ediliyoruz. Ancak; dünyamızı salgın hastalıktan daha fazla meşgul etmesi gereken gıdayı artık birinci sıraya koymamız gerekir.

Dünyanın birçok ülkesinde açlık ve susuzluk ile mücadele edilirken; biz ise hala salgın hastalık ve aşı ile uğraşmaya devam ediyoruz. Elbette salgın hastalık ve aşı için gerekli iş ve işlemler yapılmalı ve uygulanmalıdır. Ama “Tarım ve Gıda” unutulmamalıdır.

Gıda sorunu bütün insanlığı tehdit etmektedir. Tarımsal üretim açısından düşüş yaşamasak da çiftçi açısından geride bıraktığımız yılı iyi geçirmedik. Üreticimiz her ne kadar etkilenmedi gibi görünse de derinden yara almıştır. Tarımda sürdürülebilirliğe her zamankinden daha fazla önem vermemiz gereken bir zamandayız.
Geçtiğimiz günlerde Alman medyası ülkemizin buğday durumunu inceledi. Sonuçlar çok ilginç. “Türkiye’nin buğday politikası ne kadar sürdürülebilir? “ başlıklı incelemede “Türkiye’de son yıllarda buğday ekim alanları daralırken ithalat hızla artıyor. Son 18 yılda 59 milyon ton OLAN buğday ithalatı, 2019’ yılında 9.8 milyon ton yapıldı? “deniliyor. Aynı incelemede TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez’in tespitlerine yer verildi. Suiçmez, buğday ithalatı için belirlenen alım fiyatının Türkiye’de yerli üretim için belirlenen taban alım fiyatından yüksek olduğuna işaret ederek, Türkiye’deki çiftçiden esirgenen desteğin başka ülke çiftçilerine verildiğini söyledi. Yine aynı sayfadaki başka bir haberde, “Buğday, anavatanında ithal ediliyor. Çiftçinin traktörü hacizli, devletin traktörü Afrika’yı sürüyor.

Bir zamanlar ‘tarım ülkesi’ olarak bilinen Türkiye, Afrika’da arazi kiralıyor. Çiftçi, ‘Önce kendi üreticine destek ol’ diyerek hükümete karşı çıkıyor. Uzmanlara göreyse bu kiralamalar politik nedenlerle yapılıyor.” Deniliyor. Sonuç olarak buğday üretimi ve ithalatına, yapılan desteklemelere bakılarak bu konuda nasıl bir politika izlendiği anlaşılmaya çalışılıyor.

Dikkat çekici bu düşüncelerden sonra bir diğer konu ise 2021 yılı yatırım programları oldu. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde yüzdeler açıklanmıştı. Bu yatırım programlarından tarıma ayrılan para 8,7 olarak planlandı. Bütün bu açıklamaların ardından biraz düşünelim. Sizce acaba bu yatırım miktarı insanların gıdasını sağlayan Tarım sektörüne yeterlimi? Bu durum başka hangi soruları işaret ediyor.
Acaba asıl tarım yatırımlarını, yabancı şirketler mi yapacak? Yeni yılın ilk günlerinde tarım sektöründe kafa karıştıran ve neler olduğunu sorgulayan bu düşünceler konuşuluyor. Kalın sağlıcakla…

   Muhammet OLUKLU
   Anadolu İzlenimleri 
Genel Yayın Yönetmeni

 
25.01.2021
Devamı

Mültecilere Tarım ve Hayvancılık Eğitimi

Uluslararası kuruluşların desteğiyle, Türk yetkililer doğu Van ilinde tarım ve mülteci yetiştirme konusunda eğitim veriyor.

Eğitim, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, Türkiye Tarım ve Orman Bakanlığı ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın katkılarıyla Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.

Mültecilerin Türk toplumuna entegrasyonunu ve ekonomiye katkılarını desteklemek amacıyla İl Tarım Müdürlüğü gözetiminde yürütülmektedir.

Şu anda çiftlikler ve seralarda çiftçilik ve kümes hayvanları teknikleri ile makine ve ekipman kullanımı konusunda 50 mülteciye eğitim verilmektedir.

Bölge Tarım Müdürlüğü Başkanı İbrahim Gürintaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, katılımcıların istihdamda da sertifika ve öncelik alacaklarını söyledi.

Gürintaş, eğitimin Türkiye’de tarım ve kümes hayvanları sektörlerinde eğitimli işçi sıkıntısı çeken işverenlere yardımcı olacağını vurguladı.

Katılımcılardan altı yıl önce İran’dan ailesiyle birlikte Türkiye’ye gelen Yadegar İsmailzadeh, eğitimden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

“Hayatımda ilk defa bu tür becerileri öğrendim,” dedi ve “Fırsatım olsaydı, kendimi tarımda veya kümes hayvancılığında daha fazla geliştirmek isterdim.”

Diğer bir katılımcı, Afgan kökenli Muhammed Herandis, gerekli destek sağlanırsa kendi işini kurmakla ilgileneceğini söyledi.
25.01.2021
Devamı

ÜLKEMİZDEKİ HAYVAN ISLAHI SÜRECİ

Hayvancılıkta geleneksel bilgi birikiminin yanı sıra biliminde katkısıyla önemli gelişmeler, verim artışları, yetiştirme yöntemleri kullanılır olmuştur. Bilimle bütünleşmiş hayvancılık faaliyetleri yapamayan ülkeler geleneksel bilgi birikimleri ne kadar köklü olursa olsungeride kalmışlardır. Bireysel ihtiyaçların ötesinde büyük bir tüketici kitlesine üretim yapılması, küçük işletmeler de bile bir takım girdilerin işletme dışından temin zorluğu nedeniyle her ekonomik faaliyette olduğu gibi hayvancılığın da bir takım vazgeçilmez temeller üzerine kurulmuş olması ve faaliyeti yapan kişilere kar getirecek bir kurgu ile yapılması, işletmelerin ve sektörün sürdürülebilirlik düzeyinde karlılığı için zorunludur.

Ülkemiz, hem küçükbaş genetik çeşitliliği açısından çok zengindir. Hem genetik çeşitlilik hem de hayvan varlığı bakımından Avrupa ülkeleri arasında da birinci sıradayız. 
Sığır yetiştiriciliği ise, geçmişte yetiştirme ve tüketimde büyük ölçüde yer alan küçükbaşın yerini almıştır. Günümüzde gerek kırmızı et ve gerekse süt üretiminin kabaca % 85 civarı sığırlardan elde edilen üretimlerdir. Ülkemiz Sığır varlığı açısından Avrupa’da az bir farkla ikinci sıradadır.
Hayvancılıkta vazgeçilmez temel noktalar;
  1. Hayvan sayısı; ülkede yararlanılabilecek çayır, mera miktarı, yem bitkisi üretim kapasitesine, üretilmesi planlanan hayvansal ürün miktarına, coğrafi ve iklim şartlarına, üretici ve tüketici alışkanlıklarına göre hayvan tür ve ırkları belirlenmelidir. Bölgelere göre üretim modellemesi yapılmalı, sadece hayvan sayısını arttırmaya yönelik planlama sürdürülebilir olamaz.
  2. Hayvan Sağlığı; hayvan hastalıklarının önlenmesi, kontrolü, eradikasyonu konusu da istikrarlı, planlamalar ve uygulamalar vazgeçilmezdir.
  3. Hayvan Islahı; üretim hedefi olan hayvansal ürünlerin mümkün olduğunca az hayvandan elde edilmesi sağlanırken üreticinin de karlılığının artması yüksek verimli damızlıkların olmasına bağlıdır.Bunu sağlamamın yolu da hayvan ıslahıdır.
Hayvan ıslahı, nesilleri kapsayan uzun sürede ve sabırla kaydedilen verilerin, bilimsel metotlarla değerlendirilip hesaplanarak elde edilen damızlık değerlerine göre öne çıkan fertlerin bir sonraki generasyonda (nesil) çoğaltılmasına izin verilirken, diğerlerinin sürüden çıkartılması işlemlerini ve sürecini kapsar. Ekonomik önemi olan verim özelliklerinin çok sayıda gen tarafından belirleniyor olması, hayvan ıslahının bilimsel metotlarla yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Son dönemde genetik bilimindeki gelişmeler sonucu, süreci belli ölçüde kısaltan uygulamalar da başlamıştır. Sürülerin (popülasyon) verilerinin kayıtlarının genetik ilişkilendirmesi esasına dayanan bu uygulamalar için de et, süt, büyüme performansını gösteren veriler ve sağlık kayıtları, fenotipik değerlendirme, tip puantajı gibi kayıtlar tutulması genomik çalışmalar için de vazgeçilmez şarttır.

Damızlık ise, bu süreç sonunda istenen özellikler yönünden öne çıkan ve bu özelliklerini sonraki nesle aktarabilme kabiliyetinde olan bireyler demektir. Yani her dişi ve erkek hayvan damızlık olarak kullanılmamalıdır.

lkemizde hayvan ıslahı süreci;

Küçükbaşta ıslah çalışmaları,
Bu alandaki çalışmalar, 1800 lü yıllar itibariyle merinos koçların ithali ve yerli koyunlarımızla melezleme çalışmaları başlatılmıştır. Merinos koyunlarda getirilerek Marmara ve Trakya bölgelerindeki yetiştiricilere,yapağısını devlete satması koşulu ile maliyetinin üçte biri fiyatına verilmiş ve on yıl vergiden muaf tutulmuşlardır. Ülkemizdeki hayvancılık konusundaki ilk teşvik/destek ödenmesinin de bu olduğu söylenebilir. Türkiye’nin tekstil endüstrisine uygun yapağı ihtiyacını karşılamak üzere Bandırma Merinos Yetiştirme Çiftliği, Bursa Merinos Yetiştirme Çiftliği ile Bursa Merinos Fabrikası gibi oluşturulan kurumların katkısını da unutmamak lazımdır. Cumhuriyet dönemi ile birlikte merinos yetiştiriciliği tekrar ele alındı. Tarım ve hayvancılık üzerine kalkınma amacı doğrultusunda ülkede yünlü dokuma sanayisini geliştirmek için bu atılması gereken bir adım olarak görüldü. Nitekim 1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde ülkede her cins ehil hayvanın ıslahı ve çoğaltılması için çalışmalar yapılması gerektiği üzerine görüş beyan edilmişti.Bu kapsamda merinos koyunu da ıslah ve çoğaltım kapsamına alındı. Yoğun olarak Marmara bölgesi illerinde merinos koçlar kıvırcık koyunlarımızla melezlenerek sürdürülen faaliyetler 1951 yılından itibaren orta Anadolu başta olmak üzere diğer bölgelere de yaygınlaştırılması kararlaştırıldı. Bu bölgeler için ana hattı olarak akkaraman koyunlar kullanıldı. Doğu ve güney doğu bölgeleri için de çalışmalar yapılmıştır. Baba merinos, ana materyali Ege ve Marmara bölgelerinde kıvırcık, orta ve iç Anadolu bölgelerinde ise akkaraman olan iki temel merinos genotipi yaygınlaşmış durumdadır.

Günümüzde ise, TAGEM tarafından Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü ve Konya Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitülerinde yürütülmekte olan Ülkesel Merinos Geliştirme Projesi ile, bulunduğu bölgedeki koyun yetiştiricisinin damızlık koç ve koyun ihtiyacını imkânları ölçüsünde karşılamaktadır. Bandırmadaki enstitümüzde Karacabey Merinosu, Konya’daki enstitüsünde ise Anadolu Merinosu uzun yıllardır pedigrili yetiştirilmekte ve ıslah süreci sürdürülmektedir. Bu Enstitülerimizin damızlık satışlarına üreticiler tarafından büyük rağbet gösterilmektedir.

Üreticinin elindeki Merinos varlığının ise, ıslaha, damızlık değer tespitine yönelik kayıtları tutulmadığından yapağı kalitesinin bozulmakta olduğu spekülasyonları yapılıyordu. TAGEM tarafından yerli ırklarımızın ıslahı amacıyla 2005 yılında başlatılan 56 ilde 28 koyun ve keçiırkıyla, 171 adet alt projede, bir milyon baş civarında hayvan materyalinde yetiştirici işletmesinde sürdürüldüğü “Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projesi” kapsamında 8 ilde 11 Merinos ıslah projesi üretici şartlarında yürütülmektedir.  Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projesi kapsamına doğum ağırlığı, sütten kesim ağırlığında artış sağlanmış, kasaplık çağa gelme yaşı bir ay kısaltılmıştır. Aynı zamanda yapağı analizleri yapılarak ıslah parametreleri arasında değerlendirilmektedir. Bugün itibarıyla proje kapsamındaki hayvanlar da damızlık kalitesi açısından rağbet görür hale gelmiştir. Günümüzde toplam merinos varlığı 3 milyonu geçmiş durumdadır.

Ülkemizde ıslah çalışmaları ile elde edilen bazı ırklar olmuş ancak çeşitli nedenlerle merinos kadar yaygınlaşamamışlardır. Bu ırklardan bazıları olarak; Karacabey Merinosu, Malya Koyunu, Anadolu Merinosu, Konya Merinosu, Ramlıç, Tahirova, Sönmez, Türkgeldi, Bafra koyunu sayılabilir.

Ülkemiz iklim ve doğal şartları ile mera yapısı ve yetiştirici alışkanlıkları küçükbaş hayvancılık için çok uygun ortama sahiptir. Kırmızı et açığımızın kapatılmasında en büyük avantaj olarak durmaktadır.

Ülkemizdeki yerli ırkların gerçek potansiyelini ortaya çıkartan, küçükbaş ve manda da ülkenin kaliteli damızlık ihtiyacını karşılayabilecek düzeye ulaşan “Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projesi” konusunu da sonraki sayılarda ayrıntılı olarak ayrı bir başlık altında anlatabilmeyi umuyorum

Büyükbaş hayvanlarda ıslah süreci;

Yine,1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi kararları sonrası 1926 yılında 904 sayılı “Islahı Hayvanat Kanunu”nun çıkartılması ile birlikte gelişen süreci dönemler halinde incelemek daha anlaşılır olacaktır.
1926-1972 dönemi;

Devlet işletmelerinde oluşturulmuş olan yerli ırklardan oluşan sürüler süreç içerisinde azaltılmıştır. 1924 yılında Avusturya’dan ithal edilmiş esmer ırk hayvanların ithalatı, İsviçre’den (Brown Swiss/Montofon)  1935 ve 1947 yıllarında devam etmiştir. 1950 yılından itibaren “devlet üretme çiftliklerinde üretilen boğalar, 1970 yılından itibaren köylere dağıtılmaya başlanmıştır. Bu faaliyetler sonucu “Karacabey Esmer Sığırı” olarak bilinen genotip yaygınlaşmaya başlamıştır. 1958 yılında ise holstein (siyah alaca), jersey le birlikte aberden angus ve hereford da ithal edilerek yerli ırkların boşaltılmış olduğu devlet işletmelerinde yetiştirilmeye başlanmıştır.

1972- 1984 dönemi;

Dünya bankası desteği ile uygulanan “Hayvancılığı Geliştirme Projesi” kapsamında çoğunluğu siyah alaca ırktan olma üzere gebe düveler ithal edilerek yetiştirici işletmeleri de dahil olma üzere “damızlık işletmeler” kurdurulmuştur.Daha önce bu konuda 1960 lı yıllaradn bu yana tecrübe ve birikimi olan TAGEM e bağlı Lalahan’daki enstitümüzde dondurulmuş boğa sperması üretimi ve ülke çapında dağıtım faaliyetleri özellikle 1973 ten itibaren arttı.

1987-1995 dönemi;

Gebe düve ithalatına dayalı “anlaşmalı çiftçi projesi” sürecinde yine çoğunluğu siyah alaca olan 300.000 kadar düve ithal edilerek yetiştiricilere dağıtılmıştır. Bu işletmelerde verim ve sok kütüğü kayıtlarının tutulması sağlanamamıştır. Bunu sağlamak için1989 yılında yurtdışı iki proje ile bu eksiğin giderilmesi planlanmıştır. Bu amaçla 1989 yılında Türk-İtalyan işbirliği ile ANAFi ve 1990 yılında Türk-Alman işbirliği ile GTZ projeleri uygulamaya konulmuştur.

1995-2010 dönemi;

Bu süreçte oluşan birikim ve ANAFİ ve GTZ projelerinin de etkisiyle, işletmelerde kayıt tutulması progeny test (döl kontrolüne dayalı) boğa seçim yapılması sistemi kurulmaya çalışıldı. 1995 yılından itibaren il üretici örgütleri ve üst örgüt DSYMB kurulmuş, 1998 yılında itibaren devlet eliyle ücretsiz yapılan suni tohumlama uygulamaları özelleştirilmiş ve ücretli hale getirilmiştir.

2010 sonrası dönem;

Talebin üretim miktarından daha hızlı artması ve kırmızı et arzının bunu karşılayamadığı gerekçesiyle, damızlık, besilik, kasaplık başlıkları altında önceleri etçi hayvan, sonra et olarak ithalatlar dönemsel olarak yapılmıştır. Buna sütçü damızlık ithalatları da eklenmiştir.
 
Değerlendirme Ve Sonuç

Küçükbaş olarak adlandırılan koyun/keçi varlığı açısından Avrupa ülkeleri arasında birinci, sığırda ise ikinci sırada olduğumuzu tekrar ederek bir değerlendirme yapılacak olursak;

TAGEM tarafından yürütülen ve 2005 yılında başlayan  “Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projesi” sayesinde proje kapsamındaki 23 koyun ve 7 keçi ırkı için projedeki hayvanların ıslah sürecindeki damızlık yenilemeleri karşılandığı gibi ayrıca, proje dışındaki işletmeler için de ülke ihtiyacı olan kaliteli damızlıklar karşılanabilecek hale gelinmiştir. Aynı durum Anadolu mandasında da söz konuş olup, ilaveten ıslah sisteminden seçilen, yüksek verim genetik kapasitesine sahip manda boğalarından dondurulmuş sperma üretimi de başlatılmıştır. Bu spermalar, proje kapsamında olsun olmasın tüm manda popülasyonu için sahada kullanıma sunulmuştur. Gerek küçükbaşta ve gerekse manda da sayının artmasında proje sürecinde kullanıma sunulan kaliteli damızlıkların etkisi yüksektir. Özellikle manda da projesinin başlangıcından bu güne manda sayısında 86.000 civarında olan sayı 200.000 sayısına ulaşmıştır. Uzun olmayan bir dönemde bu sayının 500.000 e çıkmasını sağlayacak üretici talebi ve ülke şartları çok uygundur.

Sığırlarda ise; ıslah süreci konusunu uzunca anlattığımız sığır konusunda, sadece suni tohumlama yapılarak ırkın dönüştürülmesine odaklanması, ırkların coğrafi bölgeler göre uygunlukları ile ilgili planlamaların yetersiz kalması, her ırkın her bölgede aynı destek kapsamında değerlendirilmesi sistemi sıkıntıya sokmaktadır. Ayrıca, ıslahla ilgiliverilerin yetersizliği nedeniyleüreticilerin bu sistemden üretilen hayvanların damızlık değerlendirmelerine ve kalitesine güveninin düşük olması sonucunu sistem içerindeki damızlık düvelere ve üretilen yerli spermaya talep olmamakta, ithal olması yönünde talep ve kulisler etkili olmaktadır. Ülkemizde üretimi yapılan sperma miktarı ihtiyacı karşılayacak sayıda olmasına rağmen, bunun üç katına yakın sperma ithalatı yapılmaktadır. Yerli spermaya ilave destek verilmesi üreticinin kayıtta yerli sperma, ancak gerçekte ithal sperma kullanımı spekülasyonları ve uygulamaları ıslahın temel yapısında yok eden bir faktördür.

Genel anlamda hızlıca düzeltilmesi gereken noktalar özetle;

*Sadece hayvan sayısı artışını tek hedef alarak planlama yaklaşımının revize edilmesi,
*Üretilecek hayvansal ürünler için, bölge, “kültür ırkı” seçimi, ıslah hedefi planlaması
*Marjinal bölgelerde ise yerel ırklarla maliyeti çok düşük yetiştirme modeli planlamaları yapılması,
*Hayvan kayıt sistemlerinin ıslaha yönelik verilerin toplanmasında spekülasyona ve suistimale açık alanların düzeltilmesi,
*Damızlık değerlendirme yöntemlerinin bilimsel temele dayandırılması,
*Hayvan varlığı, kesilen hayvan, toplam üretim miktarları konularındaki kayıtların/ istatistiklerin makul ve izah edilebilir olmasının sağlanması,
*Damızlık güç kullanımının yönetilmesine aksaklıkları giderilmesi,
*Sığırlardaki “ıslah istemi” nin çok köklü bir revizyonu..
 
Önümüzdeki 10 yıl içinde; Avrupa Birliği’nde süt ineği sayısının yüzde 6 azalması,
Süt ineği veriminin yüzde 14 artışla yıllık inek başına 8 bin 342 kilo olması bekleniyor.İnek sayısının (dolayısı ile) işletme sayısının azalmasına rağmen süt üretiminin yüzde 6 artması öngörülüyor. Ülkemizde bu planlama yapılırsa, artan fiziki kapasitenin et üretimi amaçla kullanılması yolu açılabilir.
 
Hayvancılık alanındaki konuların çözümünün tümünün bir bütünlük içinde ele alınması, Ülkemizde mevcut mera/çayır, yem üretim potansiyeli, coğrafi uygunluk, fiziki kapasitenin doğru kullanılması ve hayvan sayısı/ hayvansal üretim planlamasının yapılması halinde hayvansal üretim ihtiyacımızın tamamının ithalata gerek kalmayacak şekilde sağlanması mümkündür, böyle bir potansiyelimiz mevcuttur.
 

                           Dr. Ali AYAR

Hayvancılık ve Su Ürünleri Daire Başkanı-TAGEM
25.01.2021
Devamı

Dergimiz hakkında en güncel bilgilere sahip olmak için lütfen e-Bülten listemize kaydolun

KURUMSAL

10 yılı aşkın süredir Türk tarımının ve Türk çiftçisinin sesi olan dergimiz, yayın hayatına başladığı günden beri Türk Tarım sektörünün öncüsü olmuştur. 

“Türk Tarımının Sesi” sloganıyla yola çıkan Anadolu İzlenimleri, 81 ilden on binlerce okuyucusuna ulaşarak, çiftçinin sorunlarına eğilmiş ve gündemi belirleyen bir pozisyonda yer almıştır.
Dergimiz, Atatürk’ün “Kılıç ve saban, bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup olmuştur.” sözünü kendine