Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

SON HABERLER

Eskişehir'de Gölete 3 Bin Yavru Sazan Bırakıldı

nden yapılan açıklamaya göre, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Balıklandırma Programı kapsamında Akdeniz Su Ürünleri Araştırma, Üretme ve Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü'nden temin edilen sazan yavruları Beyyayla göletine salındı.

Ortalama ağırlıkları 2 gram civarında olan sazan yavrularının, yaklaşık 4 yıl sonra avlanabilir asgari boy limiti olan 40 santimetreye ulaşabilecekleri belirtildi.

Balıklandırma çalışmalarında yetiştiriciliğe açılmamış olan ve amatör balıkçıların avcılıkta yararlanabileceği su kaynaklarının tercih edildiği ifade edildi.

Ayrıca gerek su kaynaklarına yeni bırakılan ya da suda mevcut diğer yavru balıkların gelişimlerini tamamlamaları ve en az bir kez üreyebilmeleri için avcılık sırasında yakalanan küçük balıklara herhangi bir zarar verilmeden suya geri salınmaları konusunda avcılar uyarıldı.
 
28.05.2020
Devamı

Tarım Ve Orman Bakanlığı 2019'da 32 Bin 600 Ton Defne Üretimi Gerçekleştirdi

Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü (OGM) 2019 yılında yaptığı çalışmalarla odun dışı orman ürünlerinden olan defneden 32 bin 600 ton üretim gerçekleştirdi. Bu defne üretimi sürecinde çalışan orman köylülerine ise 115 milyon lira ekonomik katkı sağlandı.

Anavatanı Anadolu ve Balkanlar olan defne Akdeniz bitki örtüsünün karakteristik bitkilerinden biri konumunda bulunuyor. Ülkemizde defne, Ege, Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi’nin bütün kıyı şeridi boyunca yayılış gösteriyor ve bu bitkiye, yaklaşık 600-800 metre yüksekliklerde rastlanıyor. Dünyada ise Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü bütün Akdeniz ülkelerinde ve Rusya’nın Karadeniz kıyılarında yetiştirilebiliyor.

Dünya nüfusunun sürekli artması, insan ihtiyaçlarının da artmasına ve çeşitlenmesine yol açıyor. İnsanların besin temini konusunda bilinçlenmeleri, sentetik maddelerden mümkün olduğunca korunma istekleri, ekolojik veya tabiattan toplanan ürünlere olan talebi artırıyor, bu ise odun dışı orman ürünlerine yansıyor. Ülkemizin odun dışı orman ürünlerinden ve önemli tıbbi aromatik bitkilerinden birisi olan, ayrıca dış ticaretimizde de önemli yer tutan Akdeniz Defnesi de bu talepten nasibini alıyor.
Bu çerçevede defnenin tabii yayılış alanlarından yapılan yaprak ve tohum faydalanmalarının sürdürülebilir nitelikte olmasını, üretim maliyetlerinin düşürülmesini, üretimde yaşanan değer kayıplarının azaltılmasını ve orman köylüsünün gelirlerinin artırılmasını sağlamak maksadıyla Tarım ve Orman Bakanlığı 2016 yılında “Defne Eylem Planı”nı hayata geçirmişti.

12.500 Dekar Alanda Rehabilitasyon ve 160 Km Yol Yapılacak
2016 ve 2020 yılları arasında uygulanacak bu eylem planı çerçevesinde hedefleri belirleyen Bakanlık, bu süre zarfında 12.500 dekarlık alanda defne rehabilitasyonu çalışmaları yapacak. Ayrıca bu alanlarda toplanan defnelerin taşınabilmesi için 160 kilometrelik bir yol şebekesi inşa edecek.
Diğer yandan eylem planı ile 1.000 dekarlık defne alanı, tohumundan faydalanmak üzere koruma altına alınacak ve 5.000 kişiye eğitim verilerek iç tüketimin arttırılmasına yönelik 13 adet tanıtım faaliyeti gerçekleştirilecek.

9.610 Dekar Alanda Rehabilitasyon Çalışması Tamamlandı
Eylem planı kapsamında yürütülen çalışmalar ile bugün itibarıyla 9.610 dekar alanda rehabilitasyon çalışması tamamlanarak 122 km’lik yol yapıldı. Ayrıca 810 dekar alan defne tohumundan faydalanılmak üzere koruma altına alındı ve 4.000 kişiye eğitim verildi.

Türkiye 2019’da 40 Milyon Dolar Defne İhracatı Yaptı
Dünyada önemli bir üretici konumunda bulunan Türkiye yıllar itibarıyla sürekli ihracat gelirlerini artırıyor. 2005 yılı defne ihracat geliri yaklaşık 12 milyon dolar olan Türkiye’nin 2019 yılı ihracat geliri 40 milyon dolar oldu. OGM de defne üretimi ve defnenin korunması için çalışmalarını sürdürüyor. 2005 yılında OGM’nin 6 bin 436 ton olan defne üretimi 2019 yılında 32 bin 600 tona yükseldi. Bu üretimden ise 4,2 milyon lira tarife bedeli tahsil edildi.

Defne Alanlarından Aşırı ve Bilinçsiz Faydalanılıyordu
Toplayıcıların defne alanlarından aşırı ve bilinçsiz faydalanmaları sebebiyle verimli defne alanlarının tahrip olduğu ve yaprak veriminin düştüğünü ifade eden Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ise “Faydalanılan alanlarda makinalı çalışma imkanlarının olmaması, defne alanlarından iç kısımlara ulaşımını sağlayacak yol şebekesinin de yetersizliği bu eylem planının hazırlanmasını zorunlu hale getirdi” değerlendirmesinde bulundu.

Orman Köylüsüne Ek Gelir Kapısı Açılıyor
Dünya’da ve ülkemizde, orman kaynaklarının gelecek nesillere aktarılabilmesinin önemli şartlarından birisinin de, o civarda yaşayan halka alternatif gelir kaynakları sunma olduğunu ifade eden Dr. Pakdemirli “Bu eylem planı ile orman köylümüze ek gelir kapıları açıyoruz. Bu çerçevede 2019 yılında üretimi gerçekleştirilen defnenin üretim aşamalarında yer alan orman köylülerine 115 milyon lira ekonomik katkı sağladık. Bugüne kadar birçok eylem planı hazırladık ve uyguluyoruz. Bu eylem planının da başarıyla hedefine ulaşacağından hiç şüphem yok. Bu tip uygulamalar kırsal kalkınmanın lokomotifi olacak” diyerek sözlerini tamamladı.​
 
28.05.2020
Devamı

Avrupa’nın En Büyüğünde Enerji Üretimi Başladı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Dicle Nehri üzerinde yapılan ve silindirle sıkıştırılmış beton tipine göre Türkiye ve Avrupa'nın en büyük barajı olan Çetin Barajı'nın enerji üretimine başladığını ifade ederek, barajın milli ekonomiye yıllık 500 milyon lira katkı sağlanacağını söyledi.
Siirt'in Şirvan ve Pervari ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Çetin Barajı ve Hidroelektrik Santralinin temelden 165 metre gövde yükseklikte inşa edildiğini belirten Bakan Pakdemirli "Kendi kategorisinde Türkiye ve Avrupa'nın en büyük barajı olan Çetin Barajı'nın maksimum işletme kotunda, 615 milyon metreküp su depolanacak, 37 kilometre uzunluğunda ve 12 kilometre alanında bir gölalanı oluşacak" dedi.

Yılda 1 Milyar 175 Milyon Kwh Enerji Üretilecek
Barajın üç büyük ve bir küçük olmak üzere 4 türbin ile toplamda 420 MW kurulu güce sahip olduğunu vurgulayan Bakan Pakdemirli "Baraj ile yılda 1 milyar 175 milyon kWh enerji üretilecek ve milli ekonomiye yılda yaklaşık 500 milyon TL katkı sağlanacak" değerlendirmesinde bulundu.

Enerji Kaynaklı Dış Ticaret Açığına Olumlu Yönde Etki
Projede bir küçük ünite ve bir büyük ünitenin devreye girdiğini ve elektrik üretimine başladığını açıklayan Pakdemirli "Yerli ve yenilenebilir enerjinin payının artırılması bakımından son derece önemli olan bu barajın tamamlanarak milli ekonomiye katkı verir duruma gelmesi, ülkemizdeki enerji kaynaklı dış ticaret açığına olumlu yönde etki yapacak" açıklamasında bulundu.
 
28.05.2020
Devamı

KORONA PANDEMİSİ SONRASI NELER YAPILMALI

  Ocak ayından beri devam eden Korona enfeksiyonu, belki biraz bulaşma hızını azaltsa da maalesef devam ediyor. Evlerimizde bekleyiş sürüyor. Ama genel manada sorunlar da büyüyor. En başta dünya ekonomisinde küçülme, işsizlik oranlarında artış, daha kötüsü de açlığı iyice körüklemiş durumda. Dünya Sağlık Örgütüne göre 217 ülke pandemiden etkilenmiş ve 100’den fazla ülke de iflas ettiğini açıklayarak, yazık ki IMF'den yardım talep eder olmuştur.

            Tüm bu olan biten içinde bizler de “ne zaman normal hayata döneceğiz ?” diyoruz. İnanın kimse de net olarak bilmiyor. Ama bir gerçek var, o da en erken Haziran sonu gibi biraz normalleşeceğiz. Tahmin ediyorum Kurban Bayramına kadar itidalli tutumumuz sürecek. Fakat istesek de istemesek de bu dar ve meşakkatli yoldan geçmek zorundayız. Ancak bizi bekleyen esas gerçekler, Korona sonrasında daha net ortaya çıkacak. Bu sebeple her tür tedbiri şimdiden düşünüp, almalıyız. Gerek sağlık, gerek tarım, gerekse sanayi alanında yenilikçi ve ileriyi gören bir takım senaryolar üretmeli ve hızla hayata geçirmeliyiz. 

Şunu da söylemek gerekiyor ki sadece sağlık alanında yapılacak iyileştirmelerle tek bir yol haritası  çizmemeliyiz.

            Bakın söylüyorum, şu an dünyada meydana gelen salgın ilerde benzer başka hastalıklar, başka şekillerde dünya çapında gündem olacak gibi.  Nereden söylüyorum, çünkü birilerinin dediği gibi eğer salgın planlı bir eylem olarak tasarlandı ise  benzer teşebbüsler de tekrar tekrar  karşımıza çıkacaktır.  Yok sadece bir hata sonucu, yanlışlıkla meydana geldiyse o zaman da başka hatalar dünyanın başını ağrıtacaktır. Öyleyse biz ülkemiz açısından şimdiden bir takım tedbirler almalıyız, almak zorundayız.  Birçok insan, özellikle de devlet yetkilileri aynı benim gibi düşündüğünü biliyorum. Bu nedenle salgın sonrası mutlaka birçok yeni uygulama devreye girecektir.
         
   İşte yapılanma esnasında özellikle tarımsal alanlarda çok güçlü adımlar  atmamız gerekiyor. Köylüyü çiftçiyi bu hususta eğiterek, aynı deprem tatbikatı yapar gibi bu tür biyolojik saldırılara karşı bilgilendirip donatmalıyız. Yine şehirde yaşayanları da işin içine katarak daha akılcı üretim ve tüketim modellerini oluşturmalıyız. Yani ne demek  istiyorum ki, tam manasıyla her yönden kendine yeter, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir ülke olmak zorundayız.  Sağlıklı toplum ve sağlıklı bireyler olmanın bir ayağı sağlıklı beslenmeden geçiyor. Böyle olması nedeniyle tarım ve hayvancılık hususunda da şimdiki konumumuzdan çok daha iyi duruma gelmemiz şart oldu. O yüzden Tarım ve orman Bakanlığımızın böylesi pandemilerde gücünü artırmak, özellikle zoonotik (hayvanlardan insana bulaşan) hastalıklar başta olmak üzere, memlekette büyük ekonomik kayıplara yol açan hayvansal kaynaklı salgınları çok daha etkili ve kısa zamanda durdurup yok edecek bir alan açması mecburi olmuştur.

            Bunun için yeni bir birim kurması zamanı geldi de geçiyor bile. O nedenle kendi  bünyesinde tamamı uzmanlardan oluşan yeni bir  Genel Müdürlük oluşturmalıdır. Bu bahsettiğim genel müdürlüğün içinde tamamen profesyonel klinisyen tabipler, veteriner hekimler, eczacılar, ziraat, gıda, su ürünleri, genetik mühendisleri, biyologlar, bilişimciler ve ilgili alan uzmanlarından müteşekkil olmalıdır. Zaten dünyada bunun tanımı TEK SAĞLIK ‘tır. Şu pandemi yaşadığımız günlerde birçok  ülkede de bu ve benzeri oluşumlardan bahseden çok fazla tartışma ve bilimsel makale mevcuttur.  Tarım, hayvancılık  ve halk sağlığı ayrılması mümkün olmayan üçlüdür. Her birini ayrı ayrı idare edelim derken bazı hususlar atlanıyor, hız ve zaman  kaybına uğruyor, radikal kararlar almada zorlanıyoruz. Bakın Korona pandemisinde bunu hepimiz gördük. İlk Başta Sağlık Bakanlığınca doğal olarak tabiplerden meydana gelen bir Bilim Kurulu oluşturuldu. Daha sonra, zaman ilerledikçe kurulun daha geniş perspektiften bakması gerektiği, başka mesleklerden de yardım alınması gerektiği görüldü. Ardından salgın hastalıkları ve onunla mücadeleyi bilen tabipler dışındaki meslek dallarından bilim insanları yavaş yavaş kurula eklendi. Çok daha etkili ve güzel çalışmalar oldu. Keşke ta işin en başında ve zaman geçmeden bu şekliyle şekillenmiş olsaydı. Ama pandemi pek çok şeyi etkilediği için bize bunu zorla öğretti.

            Bakın hastalığın Çin’de çıkması ve dünyaya yayılması ne kadar çabuk oldu, değil mi? Gelişmiş, zengin,sağlık alanında çok iyi bildiğimiz ülkeler düşünmeye, tedbirler almaya fırsat bulamadan bir bir çöktüler. Bizim hastalığa yakalanmamız Mart ayına kadar geciktiği, hastanelerle sağlık çalışanlarımızı çok daha iyi organize ettiğimiz için bu salgında başarılı olduk. Yöneticilerimiz ve sağlık çalışanlarımızla gurur duyduk ve duyuyoruz. Hastanelerde canla başla çalışan tabip, hemşire, hastabakıcı, güvenlikçi, memur vs. hepsine müteşekkiriz. Ama bu yetmez. Onları rahatlatacak, hastanelere hastaların yığılmasını önleyecek başkaca tedbirler gerekiyor. Bu kaçınılmaz bir gereksinim. 

            Şimdi olaya başka bir açıdan bakalım isterseniz. Şöyle bir senaryo düşünün, “bu defa meydana gelen hastalık yine dünya çapında  hem hayvanda, hem de insanlarda yayılsa ve öldürme oranı da yüksek olsaydı” ne yapardık? İnsanlara müdahale edecek hastane sayısı yeterli iken, hayvanlara müdahalae edecek yeterli donanıma sahip klinik veya hastane yeterli mi? Ayrıca oluşan kaosu çözmek, iş takibi yapıp yönetmek hangi bakanlık koordinesinde olacak?  Soruyorum. Böylesi acil durumlarda kamu kurum ve kuruluşlarının Acil Eylem Planları oluşturduğunu biliyorum. Ama hangi sıra dahilinde ve öncelik ne olacaktır? 

Dolayısıyla çok daha hızlı, çok daha güçlü kararlar alıp, bürokratik engellere takılmadan uygulayacak yeni birim ya da birimlere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İşte, benim vurgulamak istediğim budur. Şu an yukardaki senaryoyu uygulayacak hayvansal salgınların kontrolünü sağlayacak yetkili Tarım ve Orman Bakanlığı’dır. Bütün il ve ilçelerde örgütlenmiş, her türlü hayvansal hastalıkla mücadele eden deneyimli personeli mevcuttur. Ayrıca içinde yüksek lisans ve doktora yapmış uzmanları  bulunan, çok çeşitli aşı- serum ve biyolojik madde üretebilen enstitüleri ve en önemlisi halkla olan yakın ilişkili altyapısı vardır. Sağlık Bakanlığı da benzerdir. Onlar da güçlü bir altyapıya sahip, her tür iş yapma yeteneği vardır. Ancak sadece insan ve insan sağlığıyla uğraşmaktadır. Tarım ve hayvancılık kısmı eksiktir. Bakın önceki yıllarda Gıda Denetim işi büyük ölçüde Sağlık Bakanlığı yetkisindeydi ve çevre sağlık teknisyenleriyle yürütülüyordu. Maalesef istenen başarıyı sağlayamadılar.  Tarım Bakanlığı kadar başarılı  olamadılar.  Tarım Bakanlığı Gıda Denetim işlerinde gerçekten  iyi ve etkin  bir rol oynuyor.  O halde söylemiş olduğum yeni oluşum ancak Tarım Bakanlığı bünyesinde diğer bakanlıklarla koordineli çalışarak başarılı olabilir.  

            Yani;  ülkemizde  savaş şartlarında veya ani gelişen salgın durumlarında meydana gelebilecek her türlü halk ve hayvan hastalığını koruyup müdahale edebilecek özgün bir sağlık çalışma ekibi oluşturulmalıdır. İnsan ve hayvan sağlığı tek çatı altında oldukça etkili korunabilir. Belki bu fikir birçok yetkili için gereksiz veya cazip gelmeyebilir. Ama artık bir bölgede hayvanlarda hastalık çıktığında, ölen hayvanını çoban Ali efendi basit bir torbaya koyup, kendine ve çevreye bulaşıp bulaşmadığını düşünmeden minibüse atıp ilçeye veya ile gelmesin. Sokaklarda koşturan kurbanlık boğaları zabıtalar veya polis memurları kovalamasın. Kolu kanadı kırık kuş veya yabanıl hayvanları hiç işten anlamayan görevliler müdahale etmesin. Bahçesinde yılan, akrep gibi zehirli hayvanlarla kuduz dahil pek çok hastalığı bulaştırabilen çakal, tilki, porsuk vs yabani hayvanları görenlerin aradıklarında konu sorumlusu acil müdahale edebilecek bir birim olsun. O zavallı hayvanları bir belediyeye, bir kliniğe, bir veteriner fakültesi hastanesine veya bir yaban hayatını koruma kurumuna top gibi atarak  ordan oraya dolaştırıp durulmasın. Yoksa hiç bir salgınla veya hastalıkla istenildiği gibi başarı sağlamak mümkün olmaz. Mesleki taassup veya bağnazlığa mahal verilmeden eldeki güçler bir an evvel birleştirilerek, TEK SAĞLIK uygulaması tez zamanda başlatılmalı ve geç kalmadan dünyaya bu alanda da örnek olmalıdır. Böylece devletimizi, milletimizi yüceltip, halkımızın sağlıklı gıda ve sağlıklı yaşam olanaklarını hızla artırmalıyız.
 
 
Dr Öğretim Üyesi Hakan KEÇECİ
            Bingöl Üniversitesi
Veteriner İç Hastalıkları Anabilim Dalı Bşk.

 
 
22.05.2020
Devamı

Bakanlık Gıda İsrafını Önlemek İçin Düğmeye Bastı

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğiyle yürütülecek Gıdanı Koru Kampanyası kapsamında, strateji belgesi ve eylem planı hazırlandı.

Türkiye'nin gıda kayıpları ve israfının önlenmesi, azaltılması ve yönetimine ilişkin hazırlanan planla, ilgili bakanlıklar, kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin katkısıyla gıda israf ve kayıplarının önlenmesi için 100 eylem hayata geçirilecek.

Bu kapsamda, özellikle tüketiciler için farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. Uygun gıda muhafaza koşulları, kalan yemeklerin muhafazası ve tekrar kullanılması, planlı alışverişin önemi konusunda eğitimler ve atölye çalışmaları yapılacak.
 

Ürün etiketi üzerindeki son tüketim tarihi ve tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki fark anlatılacak ve güvenilir tüketim konusunda farkındalık artırılacak. Evlerde gıda israfını azaltmaya yönelik tarifler ve çözümler yaygınlaştırılacak.

Kusurlu, şekil bozukluğu olan ancak güvenilir ve besleyici meyve ve sebzelerin israfının önüne geçilmesi mesajı verilecek.

Şekli bozuk ürünlerin süpermarketlerde satışa sunulması sağlanacak, bu kapsamda gıdanın şeklinden öte kalitesinin önemli olduğuna ilişkin bilgi posterleri kullanılacak. Şekli bozuk ürünler restoran ve hazır yemek şirketlerinin satışlarına da entegre edilecek.

Gıda israfıyla mücadele için mesaj verilecek

Okullarda, temel askeri eğitim müfredatında, Gençlik ve Spor Bakanlığı yurtlarında, gençlik merkezlerinde, gençlik kamplarında, cezaevlerinde ve hastanelerde, posterler, seminerler, videolarla gıda israfı konusunda bilgi, bilinç ve farkındalık düzeyi artırılacak.

Ramazan da dahil, kültürel ve sanatsal faaliyetler yoluyla porsiyon ayarlama ve pişirme kalan yemekleri muhafaza etme ve raf ömrünü uzatma, yeterli miktarda meyve ve sebze satın alma yöntemleri konusunda tüketicilerin farkındalığı sağlanacak.

Televizyon programlarında, filmlerde veya TV dizisi senaryolarında gıda kaybı ve israfıyla mücadele konusunda gizli veya açık mesajlar verilecek.


 
 
22.05.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli Biyolojik Çeşitlilik Günü İçin Mesaj Yayınladı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, 22 Mayıs Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü münasebetiyle bir mesaj yayınladı. Bakan Pakdemirli’nin mesajında şunları söyledi.

“Biyoçeşitlilik ile ilgili sorunlara dikkat çekmek, halkı bilinçlendirmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin kabul edildiği gün olan 22 Mayıs,
Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü” olarak ilan edilmiştir.

Her yıl dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanan Biyolojik Çeşitlilik Günü’nün bu yıl ki teması “Çözümlerimiz Doğadadır” olarak belirlenmiştir.
Bu günlerde dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını da bir kez daha göstermiştir ki; bütün teknolojik ilerlemelere rağmen sağlık, su, gıda, ilaç, barınak ve enerji için tamamen sağlıklı ve canlı ekosistemlere ihtiyacımız vardır.

Bu yılın teması olan “Çözümlerimiz Doğadadır” sloganı; umut, dayanışma ve doğa ile uyumlu bir gelecek inşa etmek için birlikte çalışmanın önemine de değinmektedir. Yine bu slogan; biyoçeşitlilik kaybının önlenmesi için küresel çerçevede güçlü bir iradenin oluşması gerektiğine, bu yıl her zamankinden çok daha fazla işaret etmektedir.
Ülkemiz, biyoçeşitliliğin korunması için önemli adımlar atan ülkelerden biri olmasının yanında 2022 yılında düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 16. Taraflar Konferansına ev sahipliği yapacak ve 2022-2024 yılları arasında sözleşme dönem başkanlığını yürütecektir.

Bu kapsamda, geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla bir genelge yayınlanarak Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Koordinasyon Kurulu kurulmuş ve faaliyetlerine başlamıştır. İlgili bakanlıklar başta olmak üzere diğer kurum ve kuruluşlar seferber edilerek geniş bir biçimde katkı ve katılımlarının sağlandığı bu süreç, ülkemizin biyolojik çeşitliliğe verdiği önemin bir göstergesidir.

Bu vesile ile 22 Mayıs Biyolojik Çeşitlilik Gününüzü tebrik eder, biyolojik çeşitliliğimizin korunmasına gösterdiğiniz katkı ve duyarlılıktan dolayı en kalbi şükranlarımı sunarım”
 
 
22.05.2020
Devamı

BU SENE RAMAZAN DAHA ANLAMLI

Ramazan ile ilgili sohbetler hep “nerede o eski Ramazanlar diye” başlar. Bu sefer Korona Salgını gölgesinde çok farklı bir Ramazan yaşıyoruz. İlk anda yasaklar altında kapalı buruk bir Ramazan diye düşünülebilir. Ama birçok anlamlı gününde bir araya geldiği bu Ramazan birçok şeyi düşünmek için aslında güzel bir fırsat yakaladık.
Gerçekten de bu sene Ramazanın maneviyatını milli günlerimizin coşkusuyla birlikte yaşıyoruz. Daha en baştan Ramazanı karşıladığımız ilk sahura, Bağımsızlığımızın 100. yılını kutladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında kalktık. Ama daha önemlisi 1000 aydan daha kıymetli bu yılki Kadir Gecesini, milli mücadelenin ilk adımının atıldığı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Bayramında idrak ediyoruz. Her Kadir Gecesinde, dualar ettiğimiz Büyük Önderi, silah arkadaşlarını ve bugüne kadar ülkemiz için can vermiş şehitlerimizi bu gece daha minnetle anacağız.

Bunlara ilaveten bu yıl, emek, hak ve rızık gibi büyük manevi anlamları olan özel günleri de Ramazanda kutlayacağız. Emeğin karşılığının teri soğumadan verilmesini Hak bilenler için 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı çok anlamlıdır. Yine rızık kadar rızkı üretenlerin de değerini bilenler için 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Gününü önemlidir. Bu özel günlerin de Ramazan içine denk gelmesi milli günler kadar anlamlıdır.

Sonuç olarak; bu sene Ramazan, milli ve manevi değerlerimizin birlikte harmanlandığı bir ay oldu.
Her fırsatta sahip olduklarımızın önemini anlamak ve şükretmek gerektiğini söylesek de ancak bir felaket yaşadığımızda farkındalığımız artar. Bu açıdan Dünyayı sarsan salgın hastalık da birçok konuya bize bir daha hatırlattı. Teknoloji ne kadar gelişse de hayatlarımızın nasıl bir anda tehlikeye girebileceğini bu korkunç durumdan korunmanın ise sosyal mesafe ve hijyen ile ne kadar basit olduğunu gördük. Marketlere saldırırken aslında gıdanın ne kadar vaz geçilmez olduğunu anladık. Daha birkaç ay önce sürdürülebilirlik kelimesini fiyakalı bir söz sananlar, sadece birkaç günlük sokağa çıkma yasağı sonrasında hızla değişen tabiatı gördükçe; ne kadar savurgan olduğumuzu, kaynaklarımızı hoyratça kullandığımızı anlamaya başladılar. Aslında bilim çevreleri yıllardır doğa, ekonomi ve sosyal yaşam çerçevesinde karşılıklı dengelerin devamlılığını savunan sürdürülebilirlik ile ilgili tedbirleri anlatıyorlar. Bu farkındalığın artmaya başladığı günlerde, Ramazanı idrak ediyor olmak, topluma doğru yolu göstermek adına büyük bir şans. Rızka şükretmeyi, bu kapsamda israfı engellemeyi ve yoksulla paylaşmayı emreden Ramazan, sürdürülebilirliğin anlaşılması ve kamuoyu desteği bulması için iyi bir vesile oluşturuyor.
Bütün Dünya yıllardır bilinçsiz tüketimle aslında kendi geleceğini yok ettiğinin farkına vardıktan sonra giderek yaklaşan kıyametten korumanın en iyi yolunun tarımda sürdürülebilirlik olduğu sonunda anladı. Bunun teminatının ise dev işletmeler değil, küçük aile çiftçilerinin olduğu, yaşanan krizler sırasında gördü. Tek başına zayıf olan bu kahramanların, güçlü olabilmek için ellerindeki tek silah ise kooperatifleri. Dünyayı kurtarabilecek kahramanların küçük aile işletmelerine sahip çiftçiler olduğunu artık herkes biliyor. Giderek artan bu farkındalık, salgın hastalık ile daha da belirgin hale geldi.

Piyasadaki daralma nedeniyle ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalan, artan girdi fiyatları karşısında borçlarını ödeyemez duruma gelen çiftçi, salgın hastalığın kol gezdiği bir ortamda sağlığını hiçe sayarak üretimine devam ediyor. Onun bizim adımıza verdiği hayatta kalma mücadelesine destek vermek gerekmektedir. Birlik ve beraberliğimizin iyice pekiştiği bu Ramazan rızık üretenlere hak ettikleri saygının verilmesi için iyi fırsat oluşturmuştur.
Artık milletimizin kendisi için her dönem fedakârlık yapan Türk Çiftçisine vefasını göstermesinin vakti gelmiştir.
Salgınla mücadelede başarı sağlayarak sağlıklı, huzurlu çiftte bayramın ötesinde, çiftçimizle kucaklaştığımız birlik ve beraberlik içinde çok daha anlamlı bir Ramazan bayram diliyorum.

Dr.Erhan Ekmen
Ziraat Yüksek Mühendisi

 
21.05.2020
Devamı

Ceylanpınar'da 60Bin Dekar Arazi Sulamaya Açılıyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli Türkiye’nin en büyük tarım işletmesi olan Şanlıurfa Ceylanpınar Tarım İşletmesinde 60 bin dekar alanı suyla buluşturacak yatırımın tamamlandığını açıkladı ve 22 Mayıs 2020 Cuma günü açılışının yapılacağını söyledi.

Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen TİGEM-Ceylanpınar Sulama Projesinin yaklaşık 70 milyon lira yatırım bedeli ile hayata geçirildiğine vurgu yapan Bakan Pakdemirli, proje ile işletmede kuru tarım yapılan alanda üretim düşüklüğü riskinin ortadan kalkacağını belirtti.

Tek Tuşla Binlerce Dönüm Arazi Sulanacak
Sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliği için daha yüksek verime ulaşmada modern sulama yöntemleri kullanılacak.  Bakan Pakdemirli “Üretim artışı için vazgeçilmez olan suyu, modern sulama sistemleriyle daha tasarruflu kullanıyoruz. Ceylanpınar Tarım İşletmesinde toprakları en ileri teknolojilerle donatılmış modern sistemlerle suluyoruz. Sadece tek tuşa basarak binlerce dönüm araziyi suya kavuşturuyoruz” diye konuştu.

Türkiye Su Zengini Bir Ülke Değil
Bu projede olduğu gibi modern basınçlı sulama sistemleriyle suyu daha tasarruflu kullandıklarını kaydeden Pakdemirli “Bilinenin aksine Türkiye su zengini bir ülke değil. Bu sebeple suyumuzu mümkün olduğunca tasarruflu kullanmak zorundayız. Bu sebeple her damla suyumuz toprağa hayat olacak, bereket olacak, toprak da bize” değerlendirmesinde bulundu.

Ülke Ekonomisine 4 Kat Daha Fazla Katkı Sağlanacak
Toplam 60 bin dekar zirai araziye can suyu olacak TİGEM Ceylanpınar Sulama Projesi ile iki yılda bir ürün yerine yılda iki ürün alınacağının altını çizen Bakan Pakdemirli şöyle devam etti:
“Bu arazilerde nadas sistemi kalkacak, ikinci ürün ekilişleri sayesinde bitki çeşitliliği artacak, verim ve kalitede artış gerçekleşecek. Hububat verimi 250 kg/dekardan, 500 kg/dekara çıkacak ve kalite yükselecek. Her yıl ilave 25 milyon TL gelir sağlanacak. İkinci ürün ekilişleri ile bu gelir 70 milyon TL düzeylerine çıkacak. Böylece ülke ekonomisine 4 kat daha fazla katkı yapılacak. Ayrıca daha fazla istihdam sağlanacak, kanal sulaması nedeniyle enerji tüketimi azalacak. Üretim maliyeti düşecek. Yer altı su kullanım oranı azalacak”

Hedefimiz 2023 Yılına Kadar 150 Bin Dekar Araziyi Daha Suyla Buluşturmak
Ceylanpınar Tarım İşletmesinde 2008 yılında 108 bin dekar arazinin sulandığını ifade eden Pakdemirli “2019 itibarıyla sulanan alan büyüklüğünü 613 bin dekara yükselttik. Açılışını yaptığımız bu projeyle bu alan 2020 itibarıyla 673 bin dekara çıktı. Hedefimiz 2023 yılına kadar 150 bin dekar araziyi daha suyla buluşturmak ve işletme arazisinde 820 bin dekar arazinin sulanmasını sağlamak” diye konuştu.

18 Yılda 800 Milyon Liralık Yatırım Yapıldı
Bakan Pakdemirli, 2002 yılından 2019 yılına kadar Ceylanpınar Tarım İşletmesine sulama, hayvancılık, mekanizasyon ve tarımsal tesis anlamında 721 milyon lira yatırım yapıldığını ve bu yıl yapılacak 80 milyon liralık yatırımla son 18 yılda yapılan yatırımın 800 milyon lirayı aştığını da sözlerine ekledi. ​
 
 
 
 
21.05.2020
Devamı

Organomineral Gübre Desteği Ödemeleri Başladı

Tarım ve Orman Bakanı  Bekir Pakdemirli, 2019 yılı organik ve organomineral gübre  kullanan  çiftçilere uygulanacak desteklere ait açıklamalarda bulundu.
         Bakan Pakdemirli'nin açıklaması şu şekildedir:
         "Ülkemiz topraklarının organik madde kapsamının  yükseltilmesi,  kimyevi  gübre kullanım etkinliğinin artırılması ve topraklarımızın ihtiyacı olan bitki besin maddelerinin ülkesel kaynaklardan karşılanması amacıyla ilk defa 2019 yılında uygulamaya başladığımız normal gübre desteğine ilave olarak organik ve organomineral gübre  kullanan  çiftçilerimize  dekara  10  TL  destekleme  ödenmeye başlanmıştır.
         Bu çerçevede başvuru, icmal, askı ve kontrolleri tamamlanan 57 İlde 18.892 çiftçimize 14 milyon 481 bin liralık destek ödemelerine 15 Mayıs Cuma günü başladık.
Tüm çiftçilerimize hayırlı olsun"
 
19.05.2020
Devamı

Ilısu Barajı’nda Elektrik Üretimi Başlıyor

Türkiye'nin en büyük elektrik üretimi projelerinden biri olan Ilısu Barajı'nın altı tribününden ilki, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda hizmete alınıyor. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın video konferans yöntemiyle iştirak edeceği ilk tribünün hizmete alınma törenine; Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez de katılacak.

Konuyla ilgili açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye’nin 70 yıllık rüyası olan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2008 yılında temeli atılan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nde elektrik üretiminin başlayacağını müjdeledi.



KAYA DOLGU TİPİNDE DÜNYANIN EN BÜYÜĞÜ

Dicle Nehri üzerine inşa edilen ve kurulu güç bakımından Atatürk, Karakaya ve Keban barajlarından sonra Türkiye’nin dördüncü büyüğü konumunda bulunan Ilısu Barajı’nın önyüzü beton kaplı kaya dolgu baraj tipinde dolgu hacmi ve gövde uzunluğu bakımından ise dünyada birinci sırada yer aldığını ifade eden Pakdemirli, tesisin, temelden 135 metre yüksekliğe, 24 milyon metreküp dolgu hacmine ve bin 820 metre kret uzunluğuna sahip olduğunu dile getirdi.

YILSONUNDA TAM KAPASİTEYLE HİZMETE GİRMİŞ OLACAK

Pakdemirli, inşa edilen Ilısu Barajı ve hidroelektrik santralinin, her biri 200 MW gücünde 6 tribünden oluştuğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da video konferans yöntemiyle açılışına katılacağı ilk tribünü, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda hizmete alacağız. İlk tribünün hizmete girmesiyle yıllık 687 milyon kWh elektrik enerjisi üretilecek ve ekonomiye ilave 355 milyon lira katkı sağlanacak. Bu üretim rakamı 1 milyon nüfuslu bir şehrin yıllık enerji ihtiyacının karşılanması anlamına geliyor.

Daha sonra ise her ay bir tribünün daha hizmete alınmasıyla yılsonuna kadar barajın tam kapasiteyle üretime geçmesini hedefliyoruz. Toplam kurulu gücü 1200 MW olan santral tam kapasite ile devreye girdiğinde, yılda ortalama 4120 GWh enerji üretimi gerçekleştirilecek. Böylece sadece enerji üretiminden ekonomiye yıllık 412 milyon dolar katkı sağlanacak. Bu üretim rakamıyla 6 milyon nüfuslu bir şehrin yıllık enerji ihtiyacı karşılanabilecek.”

BARAJ SAYESİNDE ÇOK SAYIDA KÖY YOLU DA YAPILIYOR

Baraj inşaatı kapsamında, araçların zorlukla geçtiği Midyat- Dargeçit yolunun yeniden yapıldığını belirten Pakdemirli, bu çerçevede 52 km ulaşım yolu ile Dicle Nehri üzerine 250 metre uzunluğunda köprü inşa edildiğini, ayrıca Batman-Siirt-Şırnak ve Diyarbakır’a ait köylerde de 237 km asfalt kaplı köy yolunu yapmaya başladıklarını söyledi.

ILISU PROJESİ 18 MİLYAR LİRAYA MAL OLDU

Bakan Pakdemirli, Ilısu projesinin baraj, yeniden yerleşim, tarihi ve kültürel varlıkların korunması ve diğer inşaatlar ile beraber yaklaşık 18 milyar liraya mal olduğunu da sözlerine ekledi. 
 
19.05.2020
Devamı

Dergimiz hakkında en güncel bilgilere sahip olmak için lütfen e-Bülten listemize kaydolun

KURUMSAL

10 yılı aşkın süredir Türk tarımının ve Türk çiftçisinin sesi olan dergimiz, yayın hayatına başladığı günden beri Türk Tarım sektörünün öncüsü olmuştur. 

“Türk Tarımının Sesi” sloganıyla yola çıkan Anadolu İzlenimleri, 81 ilden on binlerce okuyucusuna ulaşarak, çiftçinin sorunlarına eğilmiş ve gündemi belirleyen bir pozisyonda yer almıştır.
Dergimiz, Atatürk’ün “Kılıç ve saban, bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup olmuştur.” sözünü kendine