Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

SON HABERLER

Bir Yılda Olgunlaşması Gereken Zeytinler Sofraya Hemen Geliyor

Zeytinde yapılan hileler pes dedirtti. İnsan sağlığını tehlikeye atan yöntemlerle 1 yılda olgunlaşması gereken zeytinler 1 ayda sofralara geliyor. Zeytinin çabuk kararması için havuzlara metal çubuk atılmasının yanı sıra kostik denen madde ile de acılığı alınmakta. İşte akla zarar yöntemlerle hazırlanan zeytinler...

Edremit Ticaret Odası Başkanı Mehmet Semerci, zeytin üretiminde ticari kaygılarla sağlıklı olmayan yöntemler kullanıldığını söyledi. Semerci, “Zeytinin karartılması için havuzlara metal parçalar atılıyor. Çabuk olması için de kostik kullanılıyor. Sağlıklı zeytin vaktinde olgunlaşmalı ve doğal olmalı” dedi. Mehmet Semerci ayrıca 'zeytinin acılığını almak için kullanılan Sodyum hidroksit insan sağlığına zararlı ama ne yazık ki kullanılmakta ve bu işlemler yasal' diyerek uyardı.

 
Doğal siyah zeytin hazırlamanın farklı yöntemleri olduğunu söyleyen Edremitli zeytin üreticisi ve Edremit Ticaret Odası Başkanı Mehmet Semerci sözlerine şöyle devam etti: 
Havuz zeytini 7 ay, çevirme zeytini de 5 ay gibi bir sürede olmakta. Ne yazık ki ticari kaygılarla bu zeytinlerin yapılışında insan sağlığı için risk oluşturabilecek birtakım uygulamalar yapılmaktadır.

Havuz zeytinine kostik atılabiliyor. Sodyum hidroksit insan sağlığına zararlı ama ne yazık ki kullanılmakta. Bu uygulama bizim gıda odeksimize ‘İspanyol tipi yapım’ diye girmiş ve yasal. Bu tür zeytinleri özellikle çocuklarımıza tükettirmemeliyiz. (Zeytin üretiminde kostik kullanımı yasal olarak yapılmaması gereken bir uygulama değil. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 28.03.2014 tarihinde Resmi Gazete'de (29097 sayılı) yayınlanan "Türk Gıda Kodeksi Sofralık Zeytin Tebliği (Tebliğ no: 2014/33)" ne göre de işlem görmüş salamura yeşil ve siyah zeytinler için kullanılabileceği belirtiliyor.)


   Yeşil zeytinin ilk zamanlarında, siyah zeytinin de dalında karardıktan sonra yapıldığını belirten Semerci, "Bölgeye ve toprağına göre daha kahverengi de olabilir. Bunda bir sakınca yok. Fakat ticari kaygılarla, zeytinin rengini gidermek, daha çabuk siyahlaşmasını sağlamak için bir takım ilkel yöntemler kullanılıyor. 
   Bir anlamda zeytinin sahtekarca üretildiği yerler de var. Bunlar ilk önce zeytin havuzlarına metal parçalar atarak başladılar. Daha sonra ferro alaşımlarla siyah rengine dönüştürmeye başladılar. Bunları, genelde kostikli zeytinlerde kullanılıyor.
Allahın bir lütfu olan zeytini, ticari kaygılarla para kazanmak adına lekeleyemeyiz, zedeleyemeyiz. Buna hakkımız yok, insanları zehirlemeye de hakkımız yok. Her ne kadar denetimler yapılsa da gördüklerimiz bizi dehşete düşürüyor. Para hırsı insanlardaki birçok duygunun önün geçmiş halde. Tüketiciler sağlıkları için natürel zeytin tercih etsin” diye konuştu.
Tüketicilerin sağlıklı zeytini renginin siyahlığından anladığını ancak bunun da doğru olmadığını kaydeden Edremit Ticaret Odası Başkanı Mehmet Semerci, sağlıklı zeytinin ölçülerini şöyle anlattı:
 

"Biraz kahverengi olsun, tam siyah olmasın. Bunlar önemli değil. Sağlıklı zeytin tüketmek istiyorsanız muhakkak natürel olsun. Vaktinde olsun. Bir ayda değil, altı yedi ayda, bir sene de olsun. Bırakın renginin simsiyah olmasın.
Yeşil zeytinde mutlaka çizik olmalı. Çizik olmayan yeşil zeytini, natürel yollarla yapmak mümkün değil. İlk aşamada yeşil zeytinin çizilerek tatlandırılması, natürel yapılacağı anlamına gelir. Çizilmeyen yeşil zeytin natürel olmaz. 
Çünkü acısını verebileceği bir açıklık kalmaz zeytinin üzerinde. Siz eğer çizmeden yaparsanız, kostikle yapmış olursunuz ki, bu da her ne kadar temizlenirse bana göre sağlıksız ve insan vücuduna da önemli zararlar verebileceğini düşündüğüm bir zeytin yapım şeklidir. 
   Bizim Kazdağları’nın bakıyorsunuz pembeli, pembede yeşile doğru giden, müthiş bir zeytini vardır. Biz ‘al yanak’ deriz. Bunu ‘olmaya başlayan yeşil zeytin’ diye düşünürüz.
Muhakkak yemyeşil, çağla yeşili olmaz. Salamuradan sonra rengi bir parça değişir. Bizim tüketicilerimizin de bu bilinci kazanıp, biraz pembeye kaçan, kırmızıya doğru kaçan yeşil zeytini de çizik olduktan sonra kullanmalılar.”
 
24.02.2021
Devamı

Yaş Pastadaki Sentetik Gıda Boyasına Dikkat!

Kimyasal ürünler kullanılarak üretilen sentetik gıda boyalarından elde edilen resim baskılı ve süslemeli yaş pastalar hiperaktivite bozukluğu, astım, kanser gibi rahatsızlıklara yol açabiliyor.
Doğum günü ve özel günler için farklı renklerde hazırlanan aile fotoğraflarıyla, animasyon film karakterleriyle süslenen yaş pastalarda kullanılan sentetik gıda boyaları toplum sağlığını tehdit ediyor.

Çarşı, pazar ve marketlerde kolaylıkla satın alınabilen gıda boyalarında, kimyasal sentez yoluyla elde edilen renklendiricilerin fazla kullanımı ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor.

Sentetik gıda boyası tehlikesi
Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu, gıda boyalarının son zamanlarda çocukların, yetişkinlerin bilerek ya da bilmeden tükettiği bir ürün haline geldiği söyledi:

"Gıda boyaları doğal ve sentetik olarak ikiye ayrılabilir. Doğal gıda boyaları bitkisel veya hayvansal ürünlerin renk pigmentleri alınarak elde edilir. Bunun yanı sıra kimyasal ürünler kullanılarak üretilen sentetik gıda boyaları var. Doğal gıda boyalarının insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri tespit edilememiş.
Sentetik gıda boyalarının ise özellikle çocuklarda hiperaktivite bozukluğu, bağışıklığı güçlü olmayan kişilerde deri dökülmesi, astım, kansere gidecek kadar etkileri olduğu kanıtlandı. Tüketici bilerek ya da bilmeden birçok gıda boyalı ürünü tüketiyor."

Dünya sağlık örgütünün belirlediği sınıra uyulmalı
Manavoğlu, doğum günü kutlamalarında tercih edilen yaş pasta süslemesinde kullanılan gıda boyasının organik olmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.
"Özellikle çocuğunuz için doğum günü pastası yaptırdığınızda, sevdiği film karakteri süslemeleri ya da bir resim baskısı pasta üzerine oluşturuluyor. Burada dikkat edilmesi gereken, şeker hamuru üzerine kullanılan gıda boyasının doğal mı, sentetik mi olduğudur.
Dünya Sağlık Örgütü sentetik gıda boyalarının kullanımında sınırları belirlemekte. Belli bir miktardan fazla tüketilmesi insan sağlığını olumsuz etkileyeceğinden limit belirleniyor. "

üketici aldığı ürünü incelemeli
Tüketicinin bilinçli olması gerektiğini vurgulayan Manavoğlu, satın alınan ürünün neden yapıldığını, ne tür gıda boyası kullanıldığının işletmecilere mutlaka sorulması gerektiğini söyledi.

Etiketli, ambalajlı ürünlerin içeriğinin okunmasını öneren Manavoğlu, gıda boyasının dondurma, fırın ürünleri, meşrubat üretiminde yoğun kullanıldığına değindi. Manavoğlu, bu ürünlerin imalat yerlerinin ilgili kurumlar tarafından sık sık denetlenmesi ve kullanılan gıda boyası limitinin incelenmesi, ihlal durumunda da gerekli yaptırımların uygulanması çağrısı yaptı.
Düşük maliyete pasta imal eden ruhsatsız işletmeler hijyen kurallarına uymayıp sentetik gıda boyalarının ucuz olması ve fazla renk vermesi nedeniyle tercih ediyor.
 
 
 
24.02.2021
Devamı

Gıda Fiyatlarındaki Artış Durdurulamıyor

Birleşik Kamu İş'in yaptırdığı araştırmaya göre, şubatta gıda fiyatları bir önceki aya göre yüzde 2,8 arttı, açlık sınırı 3 bin 313 liraya çıktı. En yoksul kesimin harcamalarının en az üçte birini ayırmak zorunda kaldığı gıda fiyat harcamaları bu yılın ilk iki ayında yüzde 6,5, son bir yılda ise yüzde 29,7 artış gösterdi.
Enflasyona karşı en korumasız durumdaki yoksul kesimin aile bütçesinin en az üçte birini ayırmak zorunda bulunduğu gıda fiyatlarında son aylarda yaşanan hızlı artış trendi şubat ayında da devam etti.

Şubatta gıda fiyatları bir önceki aya göre yüzde 2,8 oranında artarken, son bir yılda ise yüzde 30 oranında artış yaşandı.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonun Ar-Ge birimi KAMUAR'ın, fiyatlarını Ankara'daki pazar ve marketlerden her ay düzenli olarak derlediği ve halkın en fazla tükettiği 76 gıda maddesinden oluşan bir sepeti esas alarak yaptığı “halkın enflasyonu” araştırmasının 2021 Şubat ayı sonuçları açıklandı.
Araştırmayla, gelirinin büyük bölümünü gıdaya ayırmak zorunda olan ve enflasyona karşı herhangi bir koruması bulunmayan, sabit gelirlilerin,ücretlilerin ve yoksulların yaşadığı gerçek enflasyonun boyutunun ortaya konulması amaçlanıyor.

Şubatta, ekmek, un, bulgur, pirinç, makarna fiyatları bir önceki aya göre değişmezken,et-balık harcamaları yükselişini sürdürdü ve yüzde 2,7 oranında arttı.
Süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında, özellikle süt, yoğurt ve tereyağı fiyatlarında yüzde 7,5oranında artış kaydedilen şubat ayında, önceki aylarda oldukça yüksek oranlı fiyat artışları yaşanan sıvı yağ fiyatlarında ise yüzde 2,2 oranında bir azalma yaşandı.

Meyve fiyatlarının yüzde 4,3 oranında arttığı şubat ayında sebze fiyatlarında ise bir önceki aya göre yüzde 2,7 oranında yükseliş yaşandı. Bakliyat fiyatlarının yüzde 2,7 oranında azaldığı şubat ayında, salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri gıda maddelerinden oluşan diğer işlenmiş gıda fiyatları yüzde 1,9 oranında arttı.

Böylece, mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 76 gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetinin toplam tutarında şubatta bu yıl ocak ayına göre yüzde 2,8 oranında yükseliş yaşandı.

İKİ AYLIK DEĞİŞİM
Gıda fiyatlarında bu yılın ilk iki aylık dönemin ise yüzde 6,5 oranında artış yaşandı. İlk iki ayda, ekmek, bulgur, un makarna fiyatlarında yüzde 5,5, et ve balık fiyatlarında yüzde 5,  süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatlarında yüzde 16,5 oranında artış  gözlenirken, 2020 yılının son aylarında hızla yükselen yağ fiyatlarında ise yüzde 2,2 oranında düşüş yaşandı.

Ocak-şubat döneminde meyve  fiyatlarında ortalama yüzde 4,6, sebze fiyatlarında yüzde 5,8 oranında artış, bakliyat fiyatlarında yüzde 2,4 oranında azalış yaşandı. Diğer  işlenmiş gıda fiyatlarında ise yüzde  2,8 oranında artış oldu.

YILLIK DEĞİŞİM
Gıda fiyatlarında yıllık olarak ise (Şubat 2020'ye göre) yüzde 29,7 oranında artış kaydedildi.Bu yıl şubatta geçen yılın şubat ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 24,3, et-balık fiyatlarında 15,4, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 35,4 oranında artış yaşandı.
Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 31,6 oranında arttı. Meyve fiyatları yüzde 32,8 oranında, sebze fiyatları ise yüzde 55,8 oranında artış gösterdi. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 17,4, diğer gıda fiyatları ise yüzde 11,5 oranında zamlandı.

YILLIK ORTALAMA
Sepete dâhil edilen ürünlerin son 12 aylık ortalama fiyatlarının bir önceki 12 aylık dönemdeki ortalama fiyatlarıyla karşılaştırılarak hesaplanan 12 aylık ortalamalara göre de gıda fiyatlarında son yılda yüzde 29,4 oranında artış yaşandı.

Yıllık ortalamalara göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 12,6, et ve balık fiyatları yüzde 19,9 süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 23,5, yağ fiyatları yüzde 28,8, meyve fiyatları yüzde 53,6, sebze fiyatları yüzde 58,5, bakliyat fiyatları yüzde 26,1, diğer gıda maddelerinin fiyatları da yüzde 12,6 oranında artış kaydetti.
 
 
24.02.2021
Devamı

Denizbank Çiftçiyi Kurtardı mı? Batırdı mı?

2019 Temmuz ayında hisseleri  Birleşik Arap Emirlikleri  – Dubai’de merkezi bulunan EMİRATES NBD BANK PJSC bünyesine geçen DENİZBANK, 2020 yıl sonu mali verileri ve Faaliyet Raporlarını açıkladı.
Para Analizden Erol Taşdelen’in haberine göre Banka Varlıklarını % 27, Mevduatını % 23, Kredilerini % 27, Net Karlılığını % 34 büyütürken; Ücret ve Komisyon Gelirlerinin % 24 düştüğü görüldü. Banka ile ilgili büyük soru işareti ise Çiftçi kredileri. Çiftçi Kredilerine yüksek faiz uygulandığı, TCMB’nin belirlediği faiz oranlarının dolaylı yollar kullanılarak aşıldığı yönünde iddialar ve şikayetler artmış durumda.
Bilanço büyüdü
Toplam Varlıklarında 2019 sonun 156 milyar TL düzeyde kapatan banka 2020 yılında % 27,3 büyüyerek 199,2 milyar TL hacme ulaştı. Toplam Varlıkların içinde 34,2 milyar TL olan Finansal Varlıklar ise % 27,1 büyüyerek 42,5 milyar TL düzeyine ulaştı.
Krediler büyümeye devam etti
2019 sonunu 105,8 milyar TL Nakdi Kredi ile kapatan banka 2020 yılında % 27,6 büyüyerek 135 milyar TL düzeyine ulaştı. Banka Gayri nakdi kredilerini de 34,1 milyar TL’den 42,7 milyar TL düzeyine çıkardı. Kredilerdeki bu büyümeye karşılık banka Beklenen Zarar Karşılıkları ise 8,8 milyar TL’den %5 9,5 artarak 14,1 milyar TL düzeyine ulaştı. Karşılıklardaki ciddi artışta; Banka Genel Müdürü Hakan ATEŞ’in 2020 Şubat ortasında “Zombi firmaları taşımayalım” çıkışının DENİZBANK’ta uyguladığı anlaşılıyor. Banka’nın nakdi kredilerinin % 37’si ilk 100 müşteride yoğunlaşırken; Gayri Nakdi kredilerde ilk 100 müşterinin payı %51 düzeyde.
Mevduat arttı
2019 sonunu 100,2 milyar TL Mevduat ile kapatan bankanın 2020 yılında % 23’lük artış ile mevduatını 123,3 milyar TL düzeyine çıkardığı görüldü. Özkaynaklar da 177 milyar TL’den 22,8 milyar TL düzeyine çıktı.
Net Ücret ve Komisyon gelirleri eridi
Bankanın bilançosundaki ciddi büyüme performansına rağmen Net Ücret ve Komisyonlardaki Gelirin ciddi şekilde eridiği görüldü. Zira, 2019 Yılında 3,6 milyar TL Net Ücret ve Komisyon Geliri elde eden banka 2020 yılında büyümeye rağmen % 23,8’lik kayıp ile 2,7 milyar TL’ye geriledi. Banka Net Faiz Gelirini ise 6,4 milyar TL’den % 40’lık   artış ile 9 milyar TL düzeyine çıkardı.
Karlılık arttı
2019 sonunu 9,9 milyar TL Brüt Kar ile kapatan banka 2020 yılını 12,5 milyar TL ile kapatırken; Net Kar artışı da 1,3 milyar TL’den 1,8 milyar TL düzeyine çıkardı.
21 GMY ile rekoru elde tutuyor
Bir zamanlar 24 GMY ile en yüksek GMY sayısına sahip olan banka GMY sayısını 21’e indirmesine rağmen bankalar arasında en fazla GMY sayısına sahip olan banka unvanını koruyor. Banka Üst Yönetime 2019 yılında 88,6 milyon TL öderken bu tutar 2020 yılında 83,6 milyon TL’ye düşmesine rağmen QNB Finansbank’tan sonra Üst Yöneticilerine en fazla ödeme yapan banka oldu. 2020 yılında bankanın Personel Giderleri ise % 12,7 arttı.
12 Şube ve 347 personel azaldı
Yurt içinde 2019 sonunu 707 şube ağı ile kapatan banka şube ağını 12 azaltarak 395’e düşürdü; 2019 sonunda 12.273 olan personel sayısı da 347 azalarak 11.926 çalışana geriledi.
Kredi Kartlarında ÇİFTÇİ mağdur mu ediliyor
Bilmeyenler için hatırlatalım Ziraat Bankası’ndan sonra Çiftçiye en fazla kredi imkanı sağlayan banka DENİZBANK oldu. Özel Bankalar içinde Çiftçiye en fazla kaynak ayıran banka aynı zamanda. Bu Tarıma Destek ve “Çiftçi Dostu” banka imajı yaratması açısında kulağa hoş gelse de gelen şikayetler, mahkemeye yansıyan davalar madalyonun arka tarafında ciddi sorunlar olduğunu gösteriyor. Bunlardan biri de Kredi Kartları. Bankaya bir çiftçi kredi başvurusu yapmak üzere gittiğinde Kredi Kartı ve Kredi kart limitlerine bağlı taksitli kredisi olmaz ise olmaz nerede ise.
Çiftçi bankaya girdiğinde;
  • Cari Hesap,
  • Cari hesaba bağlı KURTARAN HESAP – KMH
  • Üretici Kredi Kart
  • Üretici Kredi Kartına bağlı 1-2 Taksitli Kredi almış oluyor. ( Genelde yılda 1 ödemeli )
Sorun da bu noktada noktaya çıkıyor. Kredi Kartı ve Kredili Mevduat Hesabı ( KMH ) Akdi ve Temerrüt faiz oranlarını TCMB her 3 ayda bir yayınladığı duyuru ile ilan ediyor. Bankalar TCMB’nin yayınladığı Kredi Kart ve KMH faiz oranlarını aşamıyor. Açıklanan oranların altında faiz uygulayabilirler. Ama pratikte pek uygulayan banka yok. Kısaca TCMB’nin Kredi Kartı ve KMH Kredilerde belirlediği faiz oranını bankalar aşamıyor. Bu temel kural her banka için geçerli. Fakat DENİZBANK Çiftçi Kredi Kart limitlerinden bir bölümünü Ticari Taksitli hale getiriyor. Sorun da bu noktada başlıyor. Uzmanlar TCMB’nin temek faiz kuralının aşıldığını iddia ediyor. Limit Kredi kartının, aslında Kredi Kartına bağlı taksitli yaptığınızda da TCMB’nin belirlediği maksimum faiz oranına uymanız gerekiyor ama DENİZBANK’ın bu faiz oranlarında aşım yaparak kredi kartına bağlı taksitli kredilerde yüksek faiz uyguladığı yönünde şikayetler artmış durumda.
 
 
24.02.2021
Devamı

TÜDKIYEB Başkanı Çelik Nüfus başına bir küçükbaş hedefine 7 yılda ulaşılır

Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik, Türkiye’nin, 2009-2020 döneminde koyun sayısını yıllık ortalama yüzde 6,2, keçi sayısını ise yıllık ortalama yüzde 8 oranında artırarak 54,1 milyon küçükbaş hayvan sayısına ulaştığını bildirerek, “bu hızla gidersek, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bize belirlediği hedefi,her nüfus başına bir küçükbaş hayvan sayısını 7 yılda, 2028 yılında tuttururuz” dedi.
            Çelik, yaptığı açıklamada, son nüfus sayımına göre ülke nüfusunun 31 Aralık 2020 tarihi itibarıyla 83,6 milyona çıktığını, bu hızla devam etmesi halinde 2028 yılında Türkiye nüfusunun 87,4 milyon civarına yükseleceğini belirtti.

            Mevcut artış hızıyla, 2020 yılında Türkiye’de 42,1 milyonu koyun, 12 milyonu keçi olmak üzere 54,1 milyona ulaşan küçükbaş hayvan sayısının, Cumhuriyetin 100. yılında (2023), 65 milyonu, 2025’te 75 milyonu, 2028 yılında 90 milyonu aşacağını vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:
            “Yetiştiricimiz hayvan varlığını artırıyor. 2020 yılında yaşanan pandemiye rağmen koyun sayısı yüzde 13, keçi sayısı yüzde 7 arttı. Özellikle koyun sayısında yaşanan çift haneli artış yetiştiricimiz açısından takdir edilesi bir durumdur. Yetiştiricimiz aldığı desteğin karşılığını fazlasıyla veriyor. Ekonomiye büyük katkı sağlıyor.
            Türkiye hızla, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef koyduğu her nüfus başına bir küçükbaş hayvan sayısı olan 90 milyon başa yaklaşıyor.
            Toplam küçükbaş hayvan sayısında da yüzde 11,6’lık, çift haneli bir artış görüldü.”
 
“İşini aksatmadan sürdüren yetiştiricimiz 7 yılda hedeflerin üzerine çıkacaktır”
 
            Çiftçinin, yetiştiricinin verilen desteği boşa çıkarmadığını, koronavirüse (Covid-19) rağmen sektörün ayakta kaldığını, üretimine devam ettiğini bildiren Çelik, “bunun en iyi göstergelerinden biri de hayvan sayısındaki artıştır. Gecesini gündüzüne katan, yağmur, çamur, kar, kış, sıcak, soğuk demeden ve işini aksatmadan sürdüren çiftçimiz, yetiştiricimiz kısa sürede, 7 yılda hedeflerin üzerine çıkacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın” dedi.
            Bu sürecin en az hasarla atlatılması ve sektörün ayakta kalmasında Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin yerinde ve zamanında yaptığı müdahalelerin büyük etkisi olduğunu belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’ye sektöre verdikleri destekler için teşekkür etti.
            Çelik, sektörün hedefe daha kısa sürede ulaşması için desteklerin artarak sürmesi, başta yem maliyetleri olmak üzere girdi maliyetlerinin düşürülmesi, sektörün en büyük sorunlarından olan çoban sorununun çözülmesi, en ucuz yem kaynağı mera ve çayırların alanının ve verimliliğinin artırılması gerektiğini belirtti.
 
 
 
24.02.2021
Devamı

“PATATES ÜRETİCİSİNİ KADERİNE TERK ETMEYİN”

Patates yetiştiricisi  aynı zamanda TSÜAB Yönetim kurulu üyesi Ökkeş Yıldırım, Türkiye’de en çok üretilen ürünler arasında yer alan ve özellikle Kapadokya Bölgesinde depolarda bekleyen patateslerin depo ömrünü tamamlamak üzere olduğunu belirtti.
Ökkeş Yıldırım yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Depolarda yaklaşık olarak 1.5 milyon ton patates var. Bunun 950 bin tonu tüketimin azalmasından ve üretim fazlalığından kaynaklanan miktar olup ihracat dışında tüketim şansı yoktur. Üreticilerin kendi ambarlarında depoladıkları patatesler ay sonuna kadar, kayadan oyma doğal soğuk hava depolarında bekleyenler de en fazla bir iki ay daha fazla dayanır.



Son iki yılda patates üretimimiz artarken, pandemi dolayısıyla zincir restoranlar, otel ve hazır yiyecek birimlerinin kapalı veya kısıtlı olması da patates tüketimini düşürdü. Pandemi öncesi aylık patates tüketimi 300 bin ton dolaylarında iken pandemi sürecinde aylık tüketim 225 bin tonun da altına geriledi. Özellikle Kapadokya bölgesindeki depolarda bulunan fazla patates yakın zamanda hasat yapacak olan diğer bölgelerimize de olumsuz olarak yansıyacak. Patatesin kilogram maliyeti 1 TL’yi buluyor. Şu an fiyatlar 0,50-0,60 kuruş arasında ancak üreticilerin kazanması için depo çıkış fiyatı en az 1,5 TL olmalıdır.
Bu gidişle ürünü pazarlayamadığı için deposunda çürüten üretici önümüzdeki sene üretim yapmaktan kaçacak. Peki o zaman patates fiyatları ne olacak? Ben söyleyeyim; 10 TL’ye patates bulamayacağız.

Depolardaki ihtiyaç fazlası ürünün yurt dışına pazarlanması için gerekli adımların hızla atılması, Sertifikalı patates tohumluğu kullanımına verilen desteğin artırılması, nişasta, cips ve parmak patates sanayicilerinin desteklenmesi ile üreticilerin kredi borçlarının yapılandırılmasının sektörün acil beklentileridir. Yetkililerden beklentimiz; Patates sektörünü kaderine terk etmemeleridir.”
 
23.02.2021
Devamı

Türk Tarımı ve Sürdürülebilir Gerçeklik

Türkiye'nin tarım politika ve uygulamalarını, birçok eksiklik ve hatalara rağmen, genel olarak olumlu değerlendiriyorum. Ancak bu aşamada şu değerlendirmeyi yaparken bile, karşı karşıya kaldığımız zorluklar var. Maalesef Türkiye'de tarım ve gıda sektörü aşırı düzeyde siyaset ve ideolojiye alet ediliyor.
Bu anlamda çok ciddi bir bilgi kirliliği söz konusu. Dolayısıyla popülizm ve ajitasyon penceresinden bakıldığında asla sağlıklı bir analiz ve değerlendirme yapmanız mümkün olamıyor. Oysa Türk tarım sektörü bütün yapısal ve konjonktürel sorunlarına rağmen son dönemde büyük bir dönüşüm geçirdi ve hâlâ bu süreç tamamlanmış değil, devam ediyor.

Bunu çok geniş anlamda, 'buğday' ekonomisinden 'süt' ekonomisine geçiş yapıyor diye adlandırabiliriz. Bunu yaparken, buğday gibi çok stratejik ve önemli bir ürünümüzü küçümsediğim anlaşılmamalı. Ama bir dönem Türkiye'nin en değerli tarım ürünü buğday iken, artık en değerli ürün süt haline geldi. Bu aslında dünyada da böyle. Artık tarım ve gıdada, teknolojiye dayalı mekanizasyonun da desteğiyle, yüksek katma değerli ürünler stratejik hedef konumunda ele alınıyor. Öyle de olmalı zaten...

POTANSİYEL ÇOK BÜYÜK
 
Diğer ülkelerden ayrışma konusuna gelince; Türkiye tarımsal hasıla itibarıyla dünyada ilk 10 ülke arasında. Yukarıda sadece başlığını verdiğim, "Yapısal ve konjonktürel sorunlar" açısından konuya girilirse, ciddi sıkıntılarla yüz yüze olduğumuz bir gerçektir. Ancak Türkiye'nin dünya tarım liginde bulunduğu yer de aslında büyük bir başarı olarak görülmeli.
 
Çünkü tarım ve gıda sektörü performansı bakımından, Türkiye'nin önünde olan ülkelerin hemen hepsi hem yüzölçüm hem de ekilebilir tarım alanları ve nüfus yönünden Türkiye'den çok daha fazla. Türkiye'nin buna rağmen ortaya koyduğu performansı takdir etmemek mümkün değil. Çok özetle, Türkiye'nin özellikle komşu ülkelerden farkı çok güçlü bir üretim potansiyeline sahip olmasıdır. Anadolu coğrafyasının 300 milyon insanı besleyecek bir üretim yapısı ve çeşitliliğini içermesi de bilinen bir ekonomik olgudur.

GIDA SANAYİ
 
Gıda güvenliği yönünden Türkiye'nin güçlü yanı, giderek etkinliğini ve üretim kapasitesini yeni teknolojiler ile birlikte artıran gıda sanayiidir. Bir yandan yeterli ham madde avantajı ve diğer yönden hızlı modernleşmenin yanı sıra ihracat performansını giderek yükselten Türk gıda sektörü bir güvence oluşturuyor. Ancak asıl avantaj tabii Türkiye'nin büyük tarımsal üretim gücüdür.
 
Gıda güvenliğinin zayıf yönleri ise, tarım sektöründe kayıt dışılığın hâlâ ciddi oranda varlığını koruyor olması, son dönemde önemi daha iyi anlaşılan ambalajlı gıda ürünlerinin tüketimi konusunda yeterli tüketici bilincinin olmaması ve gıda imalat sanayiinde faaliyet gösteren işletmelerin büyük çoğunluğunun çok küçük ölçekli olmaları şeklinde sayılabilir.

KENDİNE YETERLİ OLMA
Bir ülkenin tarım ve gıdada kendine yeterli olup olmaması çok tartışmalı bir konudur. Bir yönüyle bakarsanız, dünyada kendine yeterli ülke yoktur, olması da beklenemez. Söz gelimi dünyada en tarım ve gıda ürünü ihraç eden ilk 2 ülke olarak ABD ve Hollanda aynı zamanda çok ciddi miktarda ithalat yapan ülkelerdir. Fakat diğer yandan bunlar, yukarıda da altını çizdiğim üzere, fazlasıyla siyasi ve ideolojik açıdan istismar edilir olmaya başladı. Bizim esas ihtiyacımız tarım ekonomisini tartışmak olmalı. Ekonomik akıl ve analiz ile birlikte güncel rakam ve istatistiklere dayalı değerlendirmelere ihtiyacımız çok fazla. Ama biz özellikle sosyal medya ve kamuoyunda tarım ve gıda alanında bilgiye dayalı fikirler ile tartışmak yerine ısrarla içi boş sözler söylemeye devam ediyoruz. Başka bir ifadeyle tarım ve gıdada akıl almaz bir bilgi kirliliği ile karşı karşıyayız.
 
Şimdi son soru ile birleştirerek değerlendirmek istiyorum; Türkiye'nin tarımsal hasıla itibarıyla zaten dünyada ilk 10'da olması bize bu hususta çok net bir resim çiziyor. Yani Türkiye 193 ülkeye 1827 çeşit tarım ve gıda maddesi ihraç eden bir ülke. 
 
Bu elbette çok önemli ve sevindirici. Ancak halihazırda 20 milyar dolara ulaşan ihracat rakamı da sahip olunan potansiyelin çok altında kalan bir performans şeklinde kabul edilmeli. Türkiye bu rakam ile daha fazla devam edemez. Tarım ve gıda ihracatı tam anlamıyla bir politika tercihi olarak sadece Tarım ve Orman Bakanlığının değil Hükümet gündeminde ele alınarak bir yol haritası hazırlanmalıdır. Daha önce 2023 yılı için belirlenen 40 milyar dolarlık hedefe ulaşılması mümkün görünmüyor. Öyleyse yeni ve gerçekçi hedef ne olmalıdır? Bu mutlaka ve hemen tartışılarak karara bağlanmalı diye düşünüyorum.

SORUNLARDA GERÇEKÇİ OLMAK
 
Diğer yandan şahsen, tarım sektörü için "Sürdürülebilir gerçeklik" biçiminde tanımladığım bir kavram var. Türkiye, kamuoyunda genel kabul görmüş fikirlerin aksine, tarım ve gıdada kendine yeterli bir ülkedir. Ayrıntıya girmiyorum ama rakamlar apaçık ortada. Bitkisel ve hayvansal üretim sürekli artıyor.
 
Bu çerçevede, "Sürdürülebilir gerçeklik" de çok kısaca şu anlama geliyor; artık bu sektörde, 'üretimi artıralım', 'tarımı destekleyelim' ve/veya benzeri söylemler yerine Türk tarımının mevcut yapısını olduğu gibi kabul etmek ve "Sürdürülebilir gelişme ve dönüşüm"ü bu kabul üzerine inşa etmek gerekiyor. Bu konunun uzun bir ayrıntısı var, ben çok somut bir örnek vererek tamamlamak istiyorum.
 
Türk tarımı milyonlarca küçük çiftçi ailesinin varlığına dayanıyor. Burada stratejik önemi olan husus, küçük çiftçileri tek tek desteklemek değil, "Küçük çiftçilik sistemi"ni bir bütün olarak ele almak ve "Sürdürülebilir gerçeklik" anlayışı esasıyla makro tarımsal politikalar geliştirmek ve uygulamaktır.

TARIM SAYIMI
 
Son olarak, Tarım Sayımı konusu üzerinde de durmak isterim. En son 2001 yılında yapılmış olan Tarım Sayımının bir an önce gerçekleştirilmesinde büyük fayda olacaktır. Tarım ve gıda sektörünün yenilenmiş ve güncelleştirilmiş veriler üzerinden ele alınması, yakın ve uzun vade için ulusal ekonomi açısından da önemli sonuçlar doğuracaktır.

MUTLAKA İHRACAT
 
Türkiye tarım ve gıda ihracatına özel bir önem vermeli, Ar-Ge ve yüksek teknolojiye dayalı tarım ve gıda sanayii ihracatında hayli avantajlı ve rekabetçi bir ülke olma gücümüzün çok fazla olduğu gerçeği mutlaka göz önüne alınmalıdır...

BÜYÜK HEDEF 'AKILLI TARIM ÜLKESİ' OLABİLMEK
 
Son tahlilde, Türkiye'nin asıl vizyonu, "Akıllı Tarım Ülkesi" (Smart Ag-Country) hedefine ulaşmak olmalıdır.
 
Bence dünyada bugüne kadar sadece iki ülke, ortaya koydukları politika öncelikleri, seçenekleri ve uzun vadeli planlamalar ile "Akıllı Tarım Ülkesi" konumuna erişmeyi başarabilmişlerdir. Bunlar Hollanda ve Yeni Zelanda'dır. Üçüncü ülke neden Türkiye olmasın? Bunu mutlaka tartışmalıyız...

İsmail UĞURAL
Tarım Gazetecileri ve Yazarları
Derneği Başkanı

 
 
23.02.2021
Devamı

Tokatta 1 Milyon 196 Bin Hayvan Aşılandı

Tokat İl Tarım ve Orman Müdürü Orhan Şahin, sorumluluğunda bulunan bin 283 yerleşim biriminde toplam 32 bin hayvancılık işletmesinde koruyucu hekimlik faaliyetleri kapsamında bu güne kadar 1 milyon 196 bin 461 hayvan aşılanmıştır" dedi

2021 yılı hayvan hastalıkları ile mücadele ve hayvanların tanımlanması tescili ve izlenmesi kapsamında aşılama ve kimliklendirme faaliyetlerine başlandı. Konu hakkında bilgi veren Tokat İl Tarım ve Orman Müdürü Orhan Şahin, Güvenli Gıda temininin ancak sağlıklı hayvan ve bu hayvanlardan elde edilen sağlıklı hayvansal gıda ile mümkün olabileceğini söyledi.

BİN 283 YERLEŞİM YERİNDE AŞILAMA SÜRÜYOR
Tarım ve Orman Tokat İl Müdürü Orhan Şahin, "Zoonoz hayvan hastalıkları (Brusella, Tüberküloz , Kuduz vb.) ve önemli hayvan hastalıklarından Şap Hastalığı ile mücadelemiz yoğun bir şekilde devam etmektedir. İl Müdürlüğümüz sorumluluğunda bulunan bin 283 yerleşim biriminde toplam 32 bin hayvancılık işletmesinde 2020 yılında 1 milyon 196 bin 461 hayvana koruyucu aşılama yapılmıştır. Bu kapsamda Hayvanlardan insanlara geçen hastalıklardan 11 hayvan hastalığına karşı koruyucu aşılama çalışması yürütülmektedir. İl ve İlçe Müdürlüklerimizde görevli 110 Veteriner Hekim ve Yardımcı Sağlık Personeli mesai mefhumu gözetmeksizin çalışmalarını sürdürmektedir" dedi.
 
 
23.02.2021
Devamı

Islah Dairesinde Deprem


(TAGEM) Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne bağlı Hayvancılık ve su ürünleri Daire Başkanı Dr. Ali AYAR sessiz sedasız görevinden alındı.
2015 yılından beri Halk elinde ıslah projesi gibi önemli projelerde yer alan Ayar;  sessiz ve sedasız görevden alınması gözleri TAGEM’e çevirdi.

27 Koyun ırkı 7 keçi ırkında 60 ilde toplamda 180 projeyle Halk elinde ıslah projesinde başarıları ile isim yapmış Ayar’ın neden görevden alındığı henüz bilinmiyor.



2015 yılın beri Hayvancılık ve Su Ürünleri Daire Başkanlığını yürüten Ayar 18 ilde Anadolu Mandasının yürütüldüğü projenin başındaki önemli isimlerden biriydi. Aynı zamanda 1 milyon 200bin anaç koyun keçi ıslah programını da yürütüyordu.


 
 
 
 
 
 
 




 
22.02.2021
Devamı

Hangi Renk Balı Tercih Etmeliyiz?

Arı ürünlerini kıymetli yapan bileşenler esasında içermiş oldukları vitamin, mineral madde, organik asit düzeyleri ve en önemlisi enzim düzeyleri olması nedeniyle daha kolay sindirilebilir ve besleyici olmasının yanı sıra hastalıklara karşı koruma, bağışıklık ve tedavi edici özelliklerinden dolayı tercih edilen gıdalardandır (Özmen ve ark, 2006). Arıların üretmiş oldukları en önemli ürün olan balın yanı sıra diğer arı ürünlerinin de insan sağlığının korunması üzerine olumlu etkilerinin bilinmesi arı ürünlerine olan talebi her geçen gün daha da artırmaktadır (Çelik ve ark, 2014).

Türk Gıda Kodeksinin 2000/39 sayılı tebliğine göre "bal arılarının çiçek nektarlarını, bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü maddeler karıştırarak değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı madde" şeklinde tanımlanmaktadır. TSE bal standardına göre ise “bitkilerin çiçeklerinde bulunan nektarların veya bitkilerin canlı kısımlarından yararlanarak bazı eş kanatlı böceklerin salgıladığı tali maddelerin bal arıları (Apismellifera) tarafından toplanması vücutlarında bileşimlerinin değiştirilip petek gözlerine depo edilmesi ve buralarda olgunlaşması sonucunda meydana gelen tatlı bir ürün” olarak tanımlanmaktadır (Anonim 2012).

Balın rengi Pfund skalasına göre ölçüm yapılabilir. Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği’ne göre su beyazından koyu amber renge kadar değişiklik gösterebilir. Balın kaynağı olan nektarın ve polenlerin renkleri, baldaki şeker reaksiyonları ve balın alındığı peteğin eski ya da yeni olması da balın rengini etkiler. Bal akıcı, viskoz, yoğun ve bulunduğu ortamın sıcaklığında kısmen veya tamamen kristalize olabilir. Bir önceki yazımızda kristalize balı detaylı olarak ele almıştık. Esasen balın rengi konusuna değinmek gerekir.
Bal tüketicileri,
Hangi renk balı tercih ediyor?
Balın rengi, bal tercihinde önemli midir?
Balın rengi bir kalite kriteri midir?

Bal tüketicileri, haklı olarak bu soruların cevaplarını düşünmekte ve hatta sormaktadır. Aslında cevap çok basit. Doğada rengarenk çiçek varlığı mevcuttur. Bal arıları, çiçek balının kaynağı olan çiçeklerden topladığı nektar ile balı oluştururlar. Bu anlamda nektarın rengi çiçek renkleri ile ilişkili ve en önemli parametredir. Tabi temel etken nektar kaynağının yanında, arı ırkının da bu anlamda direk ya da dolaylı etkisi vardır. Örneğin, Karniyol ırkı arıların propolis toplama eğilimleri az olduğu için, daha açık renkte petek ördükleri bildirilmektedir. (Ghisalberti 1979).  Yine dil uzunlukları farklı arı ırkları her çiçekten nektar toplayamadıkları için, dolaylı olarak balın rengi üzerinde etkili olacaktır. Tüm bu durumlar doğal kaynaklardır ve olması beklenen durumlardır. Ancak bu doğal olaylar dışında dışardan müdahaleler de balın rengini değiştirebilir. Farklı muhafaza koşullarında balın rengi değişebilir. Bal uzun süre kaldıkça, ortam sıcaklığına ve saklama koşullarına göre, renk daha koyulaşacaktır. Ancak her koyu bal uzun süre saklanmış sayılmayacağı unutulmamalıdır.

Bal renginin, kimyasal kalite anlamında değerlendirilmesi oldukça yanlış bir yaklaşım olacaktır. Kalite kriteri olarak balın rengi baz alınmaz. Farklı renklerdeki balların kalitesi farklı olabilir. Ancak kalite parametreleri birden fazla olduğu için, koyu ballarda yüksek olan değerlere karşın bazı değerler de açık renkli ballarda yüksek çıkabilir. Balın rengi bu anlamda kalite kriteri olarak değerlendirilemez. Bazı tüketiciler tarafından, balın rengi tercih sebebi olabilir ve bu gayet olağan bir durumdur. Sadece kalite kriteri olarak gösterilmesi yanlış olur.
Tüketicilere önerim, balın rengine aldanmamaları, markalı ve kristalize bal tercih etmeleridir.

Ümit Saylak
Ziraat Yüksek Mühendisi
Beyçeri Arcılık Üretim Müdürü
 
 

KAYNAKLAR
Anonim, 2012. Tük Gıda Kodeksi, Bal Tebliği (2012/58). Başbakanlık Basımevi, Ankara.
Çelik, Y., Turhan, İ., 2014. Konya İlinde Arıcılık İşletmelerinin Yapısal Özellikleri. Uludağ Arıcılık Dergisi. 14(1):15-25.
Ghisalberti, E.L. 1979. Propolis: a Review. Bee World 60, 59–84.
Özmen, N., Alkın, E., 2006. Balın Anti Mikrobiyel Özellikleri ve İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri. Uludağ Arıcılık Dergisi-Kasım 2006, Bursa.
 
22.02.2021
Devamı

Dergimiz hakkında en güncel bilgilere sahip olmak için lütfen e-Bülten listemize kaydolun

KURUMSAL

10 yılı aşkın süredir Türk tarımının ve Türk çiftçisinin sesi olan dergimiz, yayın hayatına başladığı günden beri Türk Tarım sektörünün öncüsü olmuştur. 

“Türk Tarımının Sesi” sloganıyla yola çıkan Anadolu İzlenimleri, 81 ilden on binlerce okuyucusuna ulaşarak, çiftçinin sorunlarına eğilmiş ve gündemi belirleyen bir pozisyonda yer almıştır.
Dergimiz, Atatürk’ün “Kılıç ve saban, bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup olmuştur.” sözünü kendine