Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Afet çiftçisine borç Erteleme

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Ordu da meydana gelen afetler ile ilgili olarak yazıla bir açıklama yaparak “Meydana gelen afetler, tarım sigortaları kapsamındadır. TARSİM ekipleri, sigortalılar için sahada tespit çalışması yapacaklardır. Tespit edilecek sigorta kapsamındaki hasarlar, en kısa sürede tazmin edilecektir. Tarımsal ürünlerde, tarım sigortası kapsamına girmeyen nedenlerden dolayı meydana gelen kayıplar, “2090 Sayılı Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkındaki Kanun” kapsamında İl ve İlçe Hasar Tespit Komisyonlarınca değerlendirilecektir.
Afetlerden etkilenen çiftçilerimizin düşük faizli zirai kredi borçları, il ve ilçe müdürlüklerimize müracaatları halinde 2018/10983 sayılı Kararname kapsamında ertelenecektir.” Denildi. Balan Pakdemirli yazılı açıklamasında şunları söyledi.
 
“Ordu’nun Fatsa, Ünye, Çaybaşı, Perşembe ve İkizce ilçelerinde dün itibariyle meydana gelen sel, su baskını ve fırtına afetleri neticesinde bazı bölgelerdeki tarım alanlarında etkilenmeler meydana gelmiştir.
Çaybaşı ilçesinde bir üreticimize ait tavuk işletmesinde civcivlerin telef olduğu ve kümeste de maddi hasar meydana geldiği tespit edilmiştir.
Selin etkili olduğu alanlarda bazı üreticilerimize ait harman yerinde bekletilen fındıklar ile dallardan dökülen fındıklar sel sularıyla taşınmıştır.
Birkaç üreticimize ait sebze seralarında da küçük çaplı etkilenmeler görülmüştür.
Bakanlığımıza bağlı il ve ilçe müdürlüklerimizdeki görevli teknik personelimiz, bölgede ön hasar tespit çalışmalarını yürütmektedirler.
Meydana gelen afetler, tarım sigortaları kapsamındadır. TARSİM ekipleri, sigortalılar için sahada tespit çalışması yapacaklardır. Tespit edilecek sigorta kapsamındaki hasarlar, en kısa sürede tazmin edilecektir. Tarımsal ürünlerde, tarım sigortası kapsamına girmeyen nedenlerden dolayı meydana gelen kayıplar, “2090 Sayılı Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkındaki Kanun” kapsamında İl ve İlçe Hasar Tespit Komisyonlarınca değerlendirilecektir.
Afetlerden etkilenen çiftçilerimizin düşük faizli zirai kredi borçları, il ve ilçe müdürlüklerimize müracaatları halinde 2018/10983 sayılı Kararname kapsamında ertelenecektir.
Bölgedeki gelişmeler Hükümetimiz ve Bakanlığımız tarafından yakından takip edilmektedir. Bakan Yardımcımız, Valimiz, İl Müdürümüz ve bütün teşkilat mensuplarımız olay mahallinde gerekli incelemelerde bulunmaktadırlar. Yaraların sarılması için gereken her şey yapılacaktır.
Bu afetlerde can kaybı olmaması tek tesellimizdir. Bu vesileyle afetten etkilenen bütün üretici kardeşlerimizin her zaman yanlarında olduğumuzu belirtiyor kendilerine geçmiş olsun diyorum.”dedi.
 
 
 

Tarım Kredi Çiftçiye Piyasa Faizimi Uyguluyor?

Türkiye’de çiftçi, artık borçsuz ve bankasız üretim yapamaz hale geldi. Tarlasını ekebilmek, masraflarını karşılayabilmek için bankalara mahkûm edilen çiftçiye bir de “kanunsuz ve fahiş faiz” ödetildiği iddiası gündeme geldi.
Bakanlar Kurulu kararına göre çiftçiye yüzde 8’den kullandırılması gereken tarımsal krediler, Ziraat Bankası ile Tarım Kredi Kooperatifleri’nin 2012 yılında yaptığı bir anlaşmadan dolayı yüzde 22,5’ten kullandırılıyor. Bunlardan haberi olmayan çiftçinin borcu ise katlanıyor. Milli Gazete’den Sadettin İnan’ın haberine göre; Türkiye’de hiçbir sektörde yüzde 22.5 kârlılık oranı bulunmazken, çiftçinin kullandığı krediden yüzde 8 doğrudan, yüzde 14.5 de gizli faiz tahsil ediliyor. Bu durum ülke tarımının neden yerlerde süründüğünü acı bir şekilde gözler önüne seriyor. Tarımın belkemiği çiftçi, bu yüzden bir türlü belini doğrultamıyor.
 
ÇİFTÇİYE PİYASA FAİZİ UYGULANIYOR
Ziraat Bankası, Tarım Kredi Kooperatifleri’ne tahsis ettiği “tarımsal kredileri” “ticari kredi” olarak veriyor. Yani piyasa faiz oranlarından kullandırıyor. Tarımsal kredilerin faiz oranı yüzde 8 olduğu için Tarım Kredi de aradaki farkı çiftçiden “kaynak kullanım ücreti” olarak tahsis ediyor. Faiz her yükseldiğinde Tarım Kredi’nin kaynak kullanım ücreti de artıyor. Dolayısıyla yüzde 8 indirimli kredi kullandığını düşünen çiftçinin kredi maliyetleri de farkına varmadan yükseliyor.
Türkiye genelinde örgütlü bulunan Tarım Kredi Kooperatiflerinin 1 milyon 200 bin çiftçi ortağı var. Tarım Kredi’den yüzde 8 indirimli tarımsal kredi kullanan çiftçinin kredi maliyeti, yüzde 12.5 kaynak kullanım ücreti yani gizli faiz, yüzde 1 bina bağış fonu ve yüzde 1’de destekleme fonu ile birlikte yüzde 22.5’a çıkıyor. Yani 100 lira kredi kullanan çiftçi, bu borcunu ancak 122.5 lira olarak kapatabiliyor.
 
 

ABD'den Çiftçisine 12 Milyarlık Dolarlık Destek

Amerika Birleşik Devletleri ( ABD ) Çiftçilerine 12 milyar dolar yardım sağlayacak. ABD Tarım bakanlığı diğer ülkelerin gümrük vergileri misillemesi nedeni ile zarar gören Amerikalı çiftçilere 12 milyar dolar yardım programı uygulanacağını duyurdu. Bakanlıktan yapılan açıklamada ABD Başkanı Donalt Trump’ın Tarım bakanı Sonny Perdeu’ya direktif vererek tarım sektöründeki üreticileri korumak için  kısa dönemde bir strateji oluşturulması istendiği belirtildi.
Strateji kapsamında Amerikalı üreticiler için 12 milyar dolarlık bir yardımın onaylandığına vurgu yapılırken ; Trump hükümetinin uzun dönemde Amerikalı çiftçilerin küresel pazarda daha iyi rekabet edebilmesi için daha adil ticaret anlaşmaları üzerinde çalışıldığı belirtildi.
Her yıl ABD çiftçisine 25 milyar dolar destek verirken; 12 milyar dolarlık bir yardımında ayrıca yapılması Amerikalı çiftçilerle nasıl rekabet edilebilir sorusu ’da akıllara geliyor. Türkiye’de ise çiftçiye toplam ödenen destek 14,5 milyar TL.
 
 

Anız Yakana Üç yıla Kadar Hapis

Adana  Cumhuriyet Başsavcılığı, hububat hasadının ardından ikinci ürün ekimi için kısa sürede toprak hazırlığını tamamlamak için çiftçiler tarafından çıkarılan ve kenti duman altında bırakan anız yangınlarına karşı harekete geçti.
Edinilen bilgiye göre Başsavcılığın anız yakarak doğaya, çevreye ve canlılara zarar verenler hakkında 'Genel Güvenliği Kasten Tehlikeye Sokmak' suçundan 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle resen soruşturma başlatacağı öğrenilirken, kentteki 691 dönüm alana kurulu tarım açık cezaevinde tarımsal faaliyet yapan çiftçi hükümlüler ise 'Biz anız yakmıyoruz, toprağı koruyoruz' yazılı pankartla duyarlılıklarını gösterdi.
Adana Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan imzasıyla İl Emniyet Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı ve İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü'ne gönderilen yazıda, Adana'da tarım alanlarında bulanan anızların yakılması suretiyle doğaya, çevreye ve canlılara zarar verildiği, çıkan yoğun dumanın hava ve çevre kirliliği oluşturduğunun görüldüğü belirtildi.
Öte yandan, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesindeki Adana Tarım Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda yöreye özgü ürünler üreten hükümlüler, anız yangınlarına karşı hazırladıkları pankartla duyarlılıklarını gösterdi. Adalet Bakanlığına tahsisli 691 dönüm alanda yaptıkları tarımsal faaliyet yaparak bir yandan cezalarını çekerken bir yandan da aldıkları eğitimle meslek edindirilerek tahliyelerinden sonra topluma kazandırılan Çukurova'nın 'çiftçi hükümlüleri' Çukurova bölgesinde sık görülen anız yangınlarına karşı tarlaya astıkları 'Anız yakma, geleceğini karartma', 'Biz anız yakmıyoruz, toprağı koruyoruz' yazılı pankartlarla çiftçileri uyardı.
 

Mısır Üreticisi İsyanda

Ekonomik sıkıntılar, mazot, tohum ve gübre gibi girdi maliyetlerin sürekli yükselmesi çiftçiye zor günler yaşatıyor. Silvan’da 40 dönüm üzerinde mısır yetiştiren çiftçiler, gelecek dönem mısır ekimini bırakacaklarını dile getirdi.
Evrenselin haberine göre Diyarbakır merkez başta olmak üzere Silvan, Bismil, Çınar ve Ergani ilçelerinde yetiştirilen mısır, bu yıl masrafı kurtaramıyor. Silvan ilçesinde yaklaşık 40 bin dönümlük arazi üzerinde mısır yetiştiren çiftçiler, taban fiyatının açıklanmasını bekliyor. Devlet desteğinin yetersiz olduğunu, mazot, gübre ve tohum gibi girdi maliyetlerinin yükseldiğini dile getiren çiftçiler, zor günler geçiriyor. Yerli tohum yerine ithal tohum kullanmaya teşvik edilen çiftçiler, 12-13 kilogramlık mısır tohumlarını ise 350 ile 500 lira arasında değişen fiyatlarda almak zorunda kalıyor.
BİR DÖNÜME BİN LİRA
Bir buçuk liraya alınan gübrenin ise bazen karaborsaya düşmesi sonucunda kilosu 2 liraya çıkıyor. Yine, mazotun 6 lirayı bulması çiftçinin belini büküyor. Şubat ayından itibaren mısır yetiştirmek için hazırlıklar yapılırken, ağustosun ayının sonlarına doğru ise mısır hasadı yapılıyor. Yoğun emek isteyen mısırın ekildiği bir dönümlük arazide ise çiftçilere maliyeti en az bin lira. Silvan’da yetiştirilen mısır ise bölge illerinde bulunan fabrikalara götürülerek, hayvan yemi ve mısır yağı olarak işlendikten sonra piyasaya sürülüyor. 40 yıldır Silvan’da çiftçilik yapan Abdulbaki İlterli (55), son 12 yıldır mısır ekiyor.  150 dönüm arazide mısır eken İlterli, yaşadığı sıkıntıları dile getirdi. İlterli, “Devlet, çiftçiye sahip çıkmıyor. Bizleri, ölüme mahkum etti” dedi.
‘DEVLET DESTEĞİ BİZİM İÇİN HİÇTİR’
Çiftçi desteklemelerine ilişkin de konuşan İlterli, “Devletin desteği, bizim için hiçtir. Bize dönüm başı en fazla 15 lira destek veriyor. 100 dönümde bin 500 lira veriyor. Her çanta, 85 litre mazot alıyor. Verilen para 4 çanta mazot etmiyor. Destekleme bizim için bir şey ifade etmiyor. 100 dönümde 100 bin lira masrafın oluyor” dedi.
Hasat ettikleri mahsulleri ya Devlet Mahsulleri Ofisi’ne ya da mısır alıcısı tüccarlara sattıkları belirten İlterli, geçen yıl mısırın kilosunu 70 kuruşa sattıklarını, bu yıl 80 kuruştan düşmemesi gerektiğini, aksi takdir zarar edeceklerini belirtti.
‘ÇİFTÇİNİN BELİ KIRILIYOR’
Önümüzdeki yıl mısır yerine buğday ekeceğini ifade eden İlterli, şöyle devam etti: “Mısırın maliyeti yüksek. Mazot pahalı. Bu şekilde beni kurtarmıyor. Buğdayın masrafı daha az. Önümüzdeki yıl buğday ekmeyi düşünüyorum. Zaten borçlanıyoruz. Borçlarımızı ödeyemediğimiz vakit ne yapacağız.” Mazot, tohum ve gübre fiyatlarının artmasıyla durumlarının gittikçe kötüye gittiğini ifade eden İlterli, “Bu üçü çiftçinin belini kırıyor. Gemiye 2 liradan verilen mazot, çiftçiye neden 6 liraya veriliyor” diye konuştu.  
‘ÇİFTÇİYİ ÖLDÜRMEK İÇİN HER ŞEY YAPILIYOR’
Emek veren çiftçinin olduğu, ancak zarar edenin de yine çiftçi olduğunu vurgulayan İlterli, “Çiftçiler, komisyonculara, sebze haline ve marketlere çalışıyor. Bizler çalışıyoruz, onlar kazanıyor” dedi. Bu yıl yetiştirilen mısırdan herhangi bir kazanç elde edemedikleri durumunda mısır yetiştirmeyi bırakacaklarını dile getiren İlterli, sözlerini şöyle sürdürdü: “Devlet çiftçiye bakmıyor. Diğer devletler çiftçilerine destek veriyor. Ama burada çiftçiye destek verilmiyor. Çiftçiyi öldürmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Neden çiftçileri üretimden uzaklaştırıyorsunuz? Dışardan ithal ettiğiniz ürünleri almayın. Diyorlar, ‘Daha ucuza alıyoruz.’ Mazotu, gübreyi ve tohumu ucuzlatın. Çiftçinizi destekleyin. Maliyet ucuz oldu mu ürünler de ucuz olur” diyerek yetkililerin duyarsızlığına dikkat çekti. 
 
 

Mazot Desteği Nasıl Olmalı?

Türkiye, çok farklı bir seçime doğru gidiyor. Cumhurbaşkanlığı seçim sistemi olarak adlandırılan 24 Haziran seçiminin çalışmaları da diğer seçimlerden çok farklı.
Parti ve aday farkı olmaksızın herkes çiftçiye mazot desteği vereceğini söylüyor. Bu konuda ilk polemik de Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba arasında yaşandı. Muharrem İnce'nin çiftçiye mazotun litresini 3 liradan verme vaadine karşı çıkan Bakan Fakıbaba, çiftçinin aldığı mazotun yarısının devlet tarafından ödendiğini söyledi.
Bu tartışma üzerine Muharrem İnce, Uşak'ta traktöre binerek benzin istasyonuna gitti. Litresi 5 lira 72 kuruştan traktörün deposunu 237 liraya doldurdu. Fişini de Bakan Fakıbaba'ya göndermişti.
Çiftçiye her hâlükârda mazot desteği veriliyor verilmesine de Anadolu bir tabir vardır “Attığın taş yerini bulmadı” İşte masa başında alınan kararlar yerini bulmuyor. Bu konuda çiftçinin en çok girdisi olan mazotun biran önce pompada yarısının ödenmesi için çalışmalara başlanmalıdır. Balıkçılara uygulanan sistemin çiftçilere de getirilerek hem üretimin artmasına hem de girdi maliyetleri düşerek birçok kesimi memnun etmiş oluyorsunuz.
 
 
 
Çiftçinin Mazot gerçeği
Çiftçi, hangi ürünü üretirse üretsin en önemli gider kalemlerinden birisidir mazot. Üstelik sadece üretim için değil, hasat, nakliye ve benzeri her aşamada mazot kullanılıyor. Türkiye' deki çiftçi yüksek vergi oranları nedeniyle dünyada en pahalı mazotu kullanıyoruz.
Bu günlerde mazotun litre fiyatı illere göre bir kaç kuruş farklılık gösterse de ortalama 5 lira 60 kuruş civarında. Sürekli zamlanıyor. Mazot desteğine gelince Hükümet, son 3 yılda mazot desteğinde 3 kez değişiklik yaptı. 2015 yılına kadar mazot ve gübre desteği ürün bazında ayrı ayrı ödenirken, 2016 destekleme kararnamesinde mazot ve gübre desteğini tek kalemde birleştirildi. Üreticinin ciddi kaybı oldu. 2017’de ise gübre desteği ciddi oranda azaltılarak dekar başına 4 lira ile sabitlendi. Mazot desteği ise tekrar ürün bazında farklılaştırıldı. Ekilen ürüne göre destek verilmeye başlandı.

Mazotta yarısı devletten

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba'nın "biz mazotun yarısını çiftçiye ödüyoruz" sözü ne yazık ki gerçeği yansıtmıyor..
Başbakan Binali Yıldırım, 14 Ekim 2016’da İzmir Ödemiş’te “Milli Tarım Projesi”ni açıklarken “çiftçinin kullandığı mazotun yarısı bizden” demişti. O tarihte mazotun litresi 3 lira 70 kuruştu. Hükümet, 2017 üretim yılı tarım desteklerini 18 Ağustos 2017’de ancak açıklayabildi. Ödemesi de 2018 Şubat sonunda yapıldı.
Destek nasıl hesaplanıyor?
Destek, çiftçinin mazot alarak ekim yaptığı veya hasat yaptığı dönemde değil, bir yıl sonra ödeniyor. Yani, 2017 yılında mazot kullanılarak ekilen, hasat edilen ürünün mazot desteği 2018'de ödeniyor.
Hesaplama yapılırken öncelikle ürün bazında ortalama mazot kullanımı belirleniyor. Yani pamuk eken bir çiftçi ortalama ne kadar mazot kullandığı belirleniyor. Bunun doğru belirlenmesi çok önemli. Ankara'da masa başında yapılan hesaplamalar genellikle gerçeği yansıtmıyor.
İkinci aşamada 2017 yılı ortalama mazot fiyatı hesaplanıyor. Yani 1 Ocak 2017 ile 31 Aralık 2017 tarihleri arasındaki ortalama mazot fiyatı belirleniyor. Bu ortalama fiyat kullanılan ortalama mazot miktarı ile çarpılarak mazot gideri bulunuyor ve bunun yarısı çiftçiye ödeniyor.
Diyelim ki pamuk eken bir çiftçi ortalama dekar başına 20 litre mazot kullanıyorsa ve 2017 yılı için hesaplanan ortalama mazot fiyatı da 3.5 lira ise toplamda 70 liralık mazot kullanmış kabul ediliyor. Bunun yarısı olan 35 lira dekar başına destek olarak çiftçiye ödeniyor.
Fakat, mazot miktarı veya fiyatı eksik, yanlış hesaplandığında çiftçi çok daha az destek alıyor. Nitekim 2017 yılı için yapılan hesaplamalarda çiftçinin aldığı destek, kullandığı mazotun yarısından çok daha az oldu.
 
Mazot desteği Nasıl Olmalı?

Çiftçiye her hâlükârda mazot desteği veriliyor verilmesine de Anadolu bir tabir vardır “Attığın taş yerini bulmadı” İşte masa başında alınan kararlar yerini bulmuyor. Bu konuda çiftçinin en çok girdisi olan mazotun biran önce pompada yarısının ödenmesi için çalışmalara başlanmalıdır. Balıkçılara uygulanan sistemin çiftçilere de getirilerek hem üretimin artmasına hem de girdi maliyetleri düşerek birçok kesimi memnun etmiş oluyorsunuz.
 
 

Aşırı Yağışlardan Çiftçi Zarar Gördü

 Türkiye’nin dört bir tarafında sağanak şeklinde yağan yağmurlar tarlada ürünlerin kalmasına neden oldu. Üreticinin kış ayında kar yağmasını beklerken, karın yağmayıp bu aylarda yağan yağmurlarla yüzü tam gülmüşken yağmurların bir hayli fazla yağması ve bazı bölgelerde ise doluya çevirmesi tarlalarda ürünlerin kalmasına neden oldu.

Buğday ve Sebze Tarlalarında büyük zarar
 
Eskişehir’de ise etkili olan dolu yağışı buğday ve sebze tarlalarında büyük zarara yol açarken, Tepebaşı Tarım İlçe Müdürlüğü yetkilileri hasar tespit çalışması yaptı.
Dolu yapışından ürünleri zarar gören çiftçiler zararlarının karşılanmasını isterken, Tepebaşı Ziraat Odası Başkanı Süleyman Buluşan bazı taleplerini sıraladı. Buluşan, "6 Mayıs’ta yağan dolu Tepebaşı bölgemizde Sakintepe Mahallemizde birinci ekim mahsule zarar vermişti. 25 Mayıs’a kadar bol yağış aldık. Cuma günü yağan yağışta Tepebaşı bölgemizde Karagözler, Satılmışoğlu, Zincirlikuyu ve Sakintepe de yine dolu zararı oldu. Çiftçimizin ürünü zarar gördü. 6 Mayıs ve bugün Tepebaşı Tarım İlçe Müdürlüğümüz yetkilileri zarar gören bölgelerimizde hasar incelemesi yaptı. Mahsulü heba olan çiftçimize destek olunmalı. Çiftçilerimizin kredi ödemesi gibi tarihli ödemeler ertelenmeli. Biz üretmezsek ülkemiz aç kalır. İntikal yaptıramama nedenleriyle ÇKS alamadık. Mayıs yağmurları ürünlerimizi strese soktu, bozulmalar oldu büyüyemez hale geldi . Bazı bölgelerde üreticimiz ürününü bozarak yeniden ekim yapmaya başladı. Kuraklık, kuvvetli yağışlarla dolu yağışları tespit yapıldıktan sonra kredi borçlarına erteleme getirilmeli" diye belirtti.

Bursa'da Dolu

Önceki gün ve dün  yağan ve özellikle İnegöl’ün yüksek kesimlerinde etkili olan sağanak yağmurun ardından oluşan sel ile dolu, İnegöl’e bağlı 3 mahallede üreticileri zarara uğrattı.
Önceki gün etkili olan sağanak yağmur İnegöl’e bağlı Dömez, Akbaşlar ve Çerkez Fındıklı mahallelerinde ekili ürünlere zarar verdi. Aşırı yağışla birlikte oluşan sel ile dolu 3 mahallede bulunan ayçiçeği, buğday ve üzüm bağlarına ağır zararlar verdi. Sel ve dolu Çerkez Fındıklı Mahallesi’nin üst kısımlarında bulunan 15 dönümlük üzüm bağlarına zarar verirken, İnegölün Akbaşlar Mahallesi’nde ise 390 dönümlük alandaki ürünler zarar gördü. Dolu ve selden en büyük zararı ise Dömez Mahallesi gördü. Toplam 6 bin dönümlük ekili alanı olan mahallede 3 bin 500 dönümlük alan zarar gördü.
 

Sulamada Kullanılan Elektrik Borçları Yasal Takibe Alınmadan Tahsil Edilebilecek

Kamuoyunda "Torba yasa" olarak bilinen Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, TBMM genel kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Buna göre;  Tarımsal desteklemelerden yararlanan çiftçilerin tarımsal sulamada kullandıkları elektrik borçları yasal takibe gerek kalmaksızın tahsil edilebilecek.
 Çiftçilerin ödenmeyen sulama işletme, bakım ücreti, su kullanım hizmet bedeli borcunun yanı sıra tarımsal sulamada kullanılan elektrik enerji borcu bulunması halinde; DSİ, işletme ve bakım sorumluluğu devredilen gerçek veya tüzel kişi, elektrik dağıtım şirketi veya elektrik perakende satış şirketi, tarımsal destekleme ödemesi yapacak bankaya borç miktarını bildirecek.
Borç tutarı, çiftçilerin destekleme ödemelerinden mahsup edilerek, DSİ veya işletme ve bakım sorumluluğu devredilen gerçek veya tüzel kişiye, elektrik dağıtım şirketine veya elektrik perakende satış şirketine ödenecek.
 
 

Beyaz Altına Verilen Destek Ekim Alanlarını Artırdı

Türkiyenin en önemli tarımsal ürünlerinden biri olan pamuğa bir dönem kota uygulaması yüzünden bir çok bölgede pamuk üretiminden çekilen çiftçi desteklemelerin ve teşviklerin artırılması ile pamuk ekimine rağbet arttı.
Manisa'nın bir zamanlar en önemli tarımsal ürünü olan pamuğa 2001 yılında getirilen kota ve destekleme verilmemesi nedeniyle üretimi terk eden çiftçiler 2016 yılında başlanan destekleme ile yeniden pamuğa dönüş yapmaya başladı. Uzun yıllar sonra tekrar pamuk ekimine başlayan Manisalı çiftçiler üretime devam edebilmek için desteğin artırılmasını istedi.
2001 yılında pamuk ekiminde devlet desteğinin kaldırılmasından sonra Manisa ovasından kaybolan pamuk, devlet desteğinin tekrar verilmeye başlanması ile yeniden ekilmeye başlandı.
Manisalı çiftçiler uzun süre ayrı kaldıkları beyaz altın olarak adlandırılan pamuğa kavuşurken Manisa’nın Şehzadeler ilçesi Selimşahlar Mahallesi'nde yaklaşık 400 dönümlük araziye pamuk ekimini gerçekleştiren Murat Malta, uzun bir aradan sonra ekimine başladıkları pamuğun daha fazla ekilmesini istediklerini ama çiftçilerin önlerini göremedikleri için tereddüt yaşadığını dile getirdi.

"Çiftçiler pamuk ekmekte hala tereddüt yaşıyor"

Pamuk üreticisi Murat Malta, "Manisa'nın Şehzadeler ilçesi Selimşahlar Mahallesi'nde tarımla uğraşmaktayım. Bu sene yaklaşık 400 dönüm pamuk ekiyoruz. Pamuğa devlet tarafından verilen destek 2001 yılında kesildikten sonra alternatif ürün arayışını girdik.
Pamuğa alternatif olarak 2001 yılından bu yana 16 sene mısır ektik. Mısırdan elde ettiğimiz gelir düşünce, devlet tarafından pamuğa desteleme primi 2016 yılında verilmeye başlandı ve tekrar pamuğa döndük. Geçen sene uzun bir aradan sonra ilk defa ektik pamuğu. Bu sene ikinci yılımızda tekrar ekiyoruz. Allah bereket versin geçen sene güzel kazanç sağladık. dedi.
 
 

Kadın Çiftçilere Yenilebilir Otlar Tanıtılıyor

Muğla İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünce yürütülen “Tat, Tanı ve Doğada Bırak” proje çalışmaları hızla devam ediyor. Kadın çiftçilere ve öğrencilere yönelik gerçekleştirilen Gıda ve Beslenme İçin Biyoçeşitliliğin önemine değinilen projede yenilebilir otların tanıtılması, toplanma zamanı ve şekli ile beslenmedeki önemine dair Menteşe ve Milas ilçelerinde toplam 68 kadın çiftçi ve 48 öğrenciye eğitim verildi. 
Proje kapsamında kadın çiftçilere yönelik teknik gezi düzenlendi. Ula İlçesi Yeşilçam Mahallesinde kuşkonmaz yetiştiriciliği yapan “Elibelinde” markası ile kuşkonmaz yetiştiriciliği yapan doğa aşığı ODTÜ İşletme mezunu olan Aslı Aksoy’a ait işletme ve tarlalar gezildi. Bölgede Tilkişen olarak bilinen Kuşkonmaz yetiştiriciliği hakkında bilgi veren Aslı Aksoy, Muğla bölgesinin Kuşkonmaz yetiştiriciliği için çok uygun olduğuna dikkat çekti.
Koordinasyon ve Tarımsal Veriler Şube Müdürü Süleyman Kurnaz ‘Tat, Tanı ve Doğada Bırak’ projesinin 2018 yılında başladığını ve yıl boyu çalışmaların devam edeceğini ifade etti. Hedef kitlenin kadın ve çocuklar olduğunu söyleyen Kurnaz, proje kapsamında gerçekleştirilen eğitim ve teknik gezilerin yanı sıra Bodrum İlçesi Çamlık Mahallesinde yapılan Çamlık Ot Şenliğinin bölge halkı tarafından yoğun ilgi gördüğünü, yüksek katılımın olduğunu ve yenilebilir otlar konusunda kamuda farkındalık yaratmak adına projenin büyük bir adım olduğunu söyledi. Yıl boyu eğitim ve çalışmaların devam edeceğini, Bakanlığın ‘Lider Çocuk Tarım Kampı’ projesi kapsamında bu yılın ana tema konusu seçilen doğada yenilebilir otlar konusunda ise Muğla’da yakın tarihte öğrencilere yönelik eğitim ve gezilerin düzenleneceğini ifade etti. Doğada bulunan biyoçeşitliliğin korunması ve tanınmasının hem doğa için hem de insanoğlunun yaşamı için önemine dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak istediklerini ifade etti.
 

Genç Çiftçide Son Başvurular 30 Nisan

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Kırsal Kalkınma Destekleri kapsamında genç çiftçi projelerinin desteklenmesi hakkındaki tebliğin Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından 2 Nisan’da başlayan başvurular, 30 Nisan 2018 tarihinde bitecek.
18-40 yaş arasındaki kırsal alanda yaşayan genç çiftçilerin mahallinde uygulayacağı bitkisel, hayvansal, yöresel tarım ürünleri, tıbbi ve aromatik bitki üretimi, işlenmesi, depolanması ve paketlenmesine yönelik projelerden, başvurusu kabul edilip onaylanan genç çiftçilere 30 bin TL'ye kadar hibe ödeme yapılacak.
1milyar lira yakın hibe 31bin Genç çiftçiye verildi
 
Başvurular ilçe müdürlüklerinde kurulan genç çiftçi proje yürütme birimi tarafından kabul edilecek.
Genç Çiftçi Projesi ile tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması, genç çiftçilerin girişimciliğinin desteklenmesi, gelir düzeyinin yükseltilmesi, alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması ve kırsalda genç nüfusun istihdamına katkı sağlayacak kırsal alandaki tarımsal üretime yönelik projelerin desteklenmesi amaçlanıyor. 


 
 

14 Şeker Fabrikasının Özelleştirmesine Tepkiler Çığ Gibi Büyüyor

Özelleştirme İdaresi Başkanlığından yapılan açıklamaya göre "Türkşeker'in 14 fabrikasının özelleştirilmesi için ihale süreci başlatılmıştır”dedi. Aynı zamanda  Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, şeker fabrikalarının  özelleştirilmesinde ihale süreçlerinin şeffaf şekilde yürütüleceği ve kamuoyuna  açık sonuçlandırılacağını da duyurdu. Özelleştirme idaresi Başkanlığının bu duyuruya hem siyasisilerden hemde üreticilerden tepkiler yağıyor.
 
Başkanlık, Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ'ye (Türkşeker) ait bazı  fabrikaların özelleştirilmesine yönelik yazılı açıklamada bulundu. Açıklamada, Türkşeker'in, özelleştirmeye hazırlanmak amacıyla  2000  yılında özelleştirme kapsamına, 2008'de ise özelleştirme programına alındığı  anımsatıldı.
Özelleştirme Yüksek Kurulunun belirlediği strateji çerçevesinde  özelleştirme hazırlık çalışmalarının tamamlandığı ve bazı fabrikalar için ihale  ilanı aşamasına gelindiği ifade edilen açıklamada, bu kapsamda Afyonkarahisar,  Alpullu, Bor, Burdur, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Kırşehir, Muş, Turhal ve Yozgat olmak üzere 14 fabrikanın özelleştirilmesi için  ihale sürecinin başlatıldığına yer verildi.
Açıklamada, bu süreçte özelleştirme yapılırken söz konusu fabrikalarda  çalışanların ve pancar ekimi yapan çiftçilerin korunması, fabrikalarda üretimin  devamlılığının temel ilke olarak ele alındığı ve bu konularda ihale belgelerinde  önemli düzenlemeler yapıldığı vurgulandı.
Özelleşecek Fabrikalarda Çalışanlara tanınan imkanlar ise şöyle
Edinilen bilgiye göre çalışanların haklarının korunmasına yönelik olarak, özelleşecek fabrikalarda çalışan memurlara diledikleri takdirde Türkşeker’e ait diğer  fabrikalarda çalışma, tüm özlük hakları korunarak diğer kamu kurum ve  kuruluşlarına nakil olma, özelleştirilen fabrikalarda yeni yatırımcılar ile  çalışabilme gibi imkanlar sunulduğu belirtildi. Ayrıca daimi ve  geçici işçilere ise emeklilik hakkını henüz elde etmeyenler açısından Türkşeker'in diğer  fabrikalarında çalışma, ilgili mevzuat çerçevesinde diğer kamu kurum ve  kuruluşlarında yılda 12 ay çalışma, özelleştirilen fabrikalarda çalışmaya devam  etmek isteyenlere Türkşeker tarafından tüm yasal hakları ödendikten sonra alıcı  ile çalışmaya devam edebilme daha sonraki dönemde emeklilik hakkını kazanmadan  önce kamuya geçmek istemeleri halinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam  edilme gibi olanaklar tanındığı ifade edildi.
Mevcut durumda Türkşeker’e pancar temin eden çiftçilerin mevcut  kotaları kapsamında pancar üretmeye devam edeceğine değinilen açıklamada,  alıcılara mevcut çiftçilerle asgari beş kampanya dönemi boyunca pancar üretim  sözleşmelerini devam ettirme zorunluluğu getirildiğine dikkati çekildi.  Açıklamada, bu düzenlemeyle mevcut tüm çiftçilere pancar üretim sözleşmelerini  devam ettirme imkanı sağlanacağı vurgulandı.
 Fabrikalarda üretim devamlılığı ve zorunluluğu getirildiği belirtilen  açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Özelleştirme modeli çerçevesinde temel hedeflerden birisi de  fabrikaların pancardan şeker üretimi faaliyete devam etmelerinin sağlanmasıdır.  Bu amacı gerçekleştirmek üzere yatırımcıların üretim faaliyetlerini devam  ettirmeleri yönünde şartlar öngörülmüştür.
Şeker üretimi ile doğrudan ilişkisi bulunmayan arsa ve araziler ihale  dışında tutulmuştur. Şeker fabrikalarının üretim faaliyetleri için gerekli  olmayan taşınmazları ihale kapsamı dışında tutulmaktadır.
İhale süreçleri tamamen her aşamasında kamuoyunu bilgilendirilerek  şeffaf bir şekilde yürütülecek ve nihai aşamada özelleştirme ihaleleri tüm teklif  verenlerin katılımı ile kamuoyuna açık bir şekilde sonuçlandırılacaktır.
Şeker fabrikalarının özelleştirme ihalelerine katılımın arttırılması  ve rekabetin tesis edilebilmesi amacıyla yerel yatırımcılar, kooperatifler ve  diğer paydaşların tek tek veya bir araya gelerek teklif verebilmelerini teminen  ihaleye katılım için geçici teminatların düşük seviyede tutulması da dahil olmak  üzere ihale belgelerinde bu çerçevede kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılmıştır."
Cumhuriyet tarihinin ilk fabrikalarını bünyesinde barındıran Türkiye Şeker Fabrikalarına ait 14 fabrikanın özelleştirmesi hem siyasilerden hem üreticilerden tepkileri üstüne çekti. TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi ve Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer şeker fabrikalarının özelleştirilmesi için ihale sürecinin başlatılmasını sert bir üslupla eleştirdi. Özelleştirmedeki amacın, şekerpancarı üretimini sonlandırarak, sağlığa zararlı olan nişasta bazlı şeker ithalatının önünü açmak olduğunu söyleyen Ömer Fethi Gürer, “Türkiye’ye geçmiş olsun. 2008 yılından beri özelleştirme kapsamında olan fabrikalara düzenli bakım yapılmadı, modernize edilmedi, çoğu fabrika satılsa da sözde çalıştırılacak. 2019 seçim süreci dikkate alınıp 5 yıl durum idare edilecek, sonrası bu fabrikalar kapanacak, pazar nişasta bazlı şekere teslim edilecek, gidiş bu yönde” dedi.
Türkiye Şeker Kurumu’nun kapatılmasıyla birlikte, sürecin bu noktaya geleceğinin önceden görüldüğünü belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türk Şeker Fabrikaları A.Ş’ye (Türkşeker) ait, aralarında Bor Şeker Fabrikası’nın da bulunduğu 14 şeker fabrikasının özelleştirilerek satılması için ihale sürecinin başlatılmasına tepki gösterdi. 
Hükümetin, Afyonkarahisar, Alpullu, Bor, Burdur, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Kırşehir, Muş, Turhal ve Yozgat olmak üzere 14 fabrikanın satışı için resmen düğmene bastığını belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bu fabrikaların özelleştirilmesinin ardından yaşanabilecek olumsuzlukları değerlendirdi. Ömer Fethi Gürer, şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle birlikte, şekerpancarı üreticilerinin, fabrika çalışanlarının ve hatta bir bütün olarak tüm vatandaşların, bu durumdan olumsuz etkileneceğini söyledi. Çiftçi, işçi, esnaf, şoför yaygın bir kesim bu süreçte mağdur olacak diyen Gürer, “Tütünden sonra pancar da sona doğru götürülüyor” diye konuştu.
Fabrikaların özelleştirilmesiyle birlikte, şekerpancarı üretiminin durma noktasına geleceğini belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bugün on binlerce şekerpancarı üreticisi, fabrikaların özelleştirilerek satışının ardından büyük sorunlar yaşayacak. Kota sorunu nedeniyle zaten sıkıntılı bir sürecin içinde olan şekerpancarı üreticileri, fabrikaların özelleştirilmesiyle birlikte belki de üretimi durdurmak zorunda kalacak” şeklinde konuştu.
Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun belirlediği strateji çerçevesinde özelleştirme hazırlık çalışmaları tamamlanan 14 şeker fabrikasının satışının gerçekleşmesinin ardından, bu fabrikalarda memur, işçi, geçici işçi, taşeron işçi olarak çalışanların durumunun da netlik kazanmadığını belirten Ömer Fethi Gürer, “Çalışanlara yeni yatırımcılarla çalışma imkânı verileceği belirtiliyor. Ya da özelleştirme kapsamında olmayan şeker fabrikalarında çalışabilecekleri ifade ediliyor. Görünen o ki, şeker fabrikası çalışanlarını da sıkıntılı bir süreç bekliyor” açıklamasını yaptı.
Şekerpancarının stratejik bir ürün olduğuna değinen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, fabrikaların özelleştirilmesiyle oluşacak en önemli sorunlardan birinin ise şekerpancarı üretiminin sonlandırılması ve nişasta bazlı şeker ithalatının önünün açılması olacağını vurguladı. Ömer Fethi Gürer, “Bilindiği gibi nişasta bazlı şeker ve bu tür şeker takviyesiyle üretilen ürünler, sağlık açısından ciddi tehdit oluşturmaktadır. Türkiye’ye şimdiden geçmiş olsun” dedi. TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi Niğde Millet Vekili Ömer Fethi Gürer, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin, şekerpancarı üreticileri, çiftçiler ve tüm vatandaşları olumsuz etkileyeceğini ifade ederek, “Ülkemizin değerleri, özelleştirme kapsamında bir bir satılıyor ve yok oluyor. Üretim açısından onbinlerce çiftçinin, emek açısından binlerce çalışanın ve sağlık açısından tüm vatandaşların olumsuz etkileneceği biline biline, hangi amaç uğruna bu satış gerçekleştiriliyor? AKP hükümeti 15 yıldır uyguladığı yanlış politikalarla, tarım ve hayvancılığı bitirme noktasına getirdi. İşsizlik hat safhaya ulaştı. Özelleştirme adı altında, ülkemizin tüm değerleri bir bir yok oldu” şeklinde konuştu.
 
 
 
 
 
 
 

Kabalı Köyünde Tarlalar Birleşince Tersine Göç Başladı

Yozgat’ın Kadışehri İlçesi’ne bağlı Kabalı Köyü’nde 2009’da köylülerin sınırları kaldırıp tarlalarını birleştirmesi ile oluşturulan meyve bahçesi, kentten köye geri göç başlattı ve köyde işsizliği bitirdi. Projenin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından Türkiye’nin 250 köyünde uygulanacağı belirtildi.
KAYMAKAM İLE MUHTAR BAŞLATTI
2009’da dönemin kaymakamı İsmail Şanlı’nın öncülüğünde köy muhtarı Hüseyin Ünal’ın girişimi sonucunda başlatılan proje ile köylüler ikna edilip araziler birleştirildi. Yaklaşık 600 tarlanın sınırlarının kaldırılmasıyla, 10 bin 920 dönümlük bir alan elde edildi. Projenin ilk etabında 5 bin dönümlük alana elma, armut, şeftali ve kiraz fidanları dikilerek meyve bahçesi oluşturuldu. Kamu, özel sektör ve vatandaş işbirliğiyle, bahçe 25 yıllığına bir şirkete kiralandı. Köylüler bir yandan arazilerinin kullanılması nedeniyle kira alırken, diğer yandan sigortalı olarak çalışmaya başladı. 70 kişi kadrolu olarak çalışırken, hasat zamanı işçi sayısı 650’ye çıktı. Öyle ki kadınlar asgari ücretle çalışıp evlerinin mutfak dolaplarını değiştirdi, çamaşır makinesi aldı, üniversite öğrencileri de harçlık biriktirdi. Refah seviyesi artan köyde çok katlı evler yükselirken, kente gidenler de geri döndü.
Bölgede kalkınma hamlesi başlatan proje, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın da dikkatini çekti. 2 ay önce meyve bahçesini ziyaret eden Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, projenin Türkiye’nin 250 köyünde uygulanması için çalışma başlattı. Projenin mimarı o dönemin kaymakamı ise TİGEM Genel Müdürü olarak atandı. Projenin mimarlarından köyün o dönem muhtarı olan Hüseyin Ünal, daha önce arpa, buğday ektikleri arazilerinin bölündüğü için 1 dönüme kadar küçüldüğünü ve zarar ettiklerini belirterek projeye başladıklarını söyledi. Özellikle yaşlı köylüleri güçlükle ikna ettiklerini ifade eden Ünal, “Çok sıkıntılar çektik ama zoru başardık. Köylü dikiminde, çapalanmasında, sürümünde çalıştı. Herkesin evine iş, aş geldi. İşsizliği köyümüzde çözdük, şehirden de göç alıyoruz. Köy nüfusu 150 kişi arttı” diye konuştu.
KADINLAR: KENDİMİZE GÜVENİMİZ GELDİ
Köylülerden Sevim Ünal da projeyle özellikle kadınların hayatının değiştiğini belirterek “Kadınlar kendileri çalışıp kazandıkları paralarla çamaşır makinesi aldılar, dolap yaptırdılar, otomobil alan, traktör alan var. Pek çoğu sigortalı oldu. 2-3 katlı evler yapıldı” dedi. Eşi ve çocuklarıyla projede çalışan Nürşan Ünal ise “Proje ile kendimize güvenimiz geldi. Evlerimizi yeniledik, içlerini dekore ettirdik, arabalarımızı aldık, şehirde evlerimiz var. Çocuklarımızın düğünlerini yaptık gayet rahatlıkla. Evler yapılıyor, tatil amaçlı gelenler var. Projenin yaygınlaşmasını tavsiye ederiz” ifadesini kullandı.
 
 

Çiftçiye Mazot Desteği Arttı

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bitkisel üretimde Alan Bazlı Tarımsal Destekler kapsamında çiftçiye yapılan mazot desteğinde artışa gitti.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanan Bitkisel Üretime Destekleme Ödemesi yapılmasına dair Tebliğde değişiklik yapılmasına dair tebliğ , 30 Ocak 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.
Yayınlanan tebliğ ile Alan Bazlı Tarımsal Destekler kapsamında çiftçiye ürettiği bitkisel ürünler için yapılan mazot desteğinde artışa gidildi.
Tebliğ ile 17/9/2017 tarihli ve 30183 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bitkisel Üretime Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ’in EK-1’inde yer alan tablodaki bitkisel ürünler için yapılacak dekara 4 TL olarak belirlenen gübre desteği aynı kalırken, mazot desteği ürünlere göre farklı tutarlarda artırıldı.
Buna göre dekar başına mazot desteği;
Buğday, arpa, çavdar, yulaf, tritikale için 13 TL’den 13,49 TL’ye,
Çeltik ve pamuk için 36 TL’den 37,36 TL’ye,
Yağlık ayçiçeği, soya, dane mısır, patates için 17 TL’den 17,64 TL’ye,
Aspir, nohut, mercimek, kuru fasulye için 11 TL’den 11,42 TL’ye,
Fındık, yem bitkileri, çay, kuru soğan, kanola, diğer ürünler için 9 TL’den 9,34 TL’ye çıkartılırken, nadasa bırakılan alanlar için dekar başına 5 TL yerine 5,19 TL destek verilecek.
Böylece 4 TL gübre desteği ile birlikte verilecek toplam destek miktarı; Buğday, arpa, çavdar, yulaf, tritikale için 17,49 TL, Çeltik ve pamuk için 41,36 TL, Yağlık ayçiçeği, soya, dane mısır, patates için 21,64 TL, Aspir, nohut, mercimek, kuru fasulye için 15,42 TL, Fındık, yem bitkileri, çay, kuru soğan, kanola, diğer ürünler için 13,34 TL olacak.
Nadasa bırakılan alanlar için gübre desteği olmadığından mazot desteği olarak dekara 5,19 TL verilecek.
 
 
 

İneklere Kayyum Atandı

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinde çalışırken KHK ile işten çıkarılan Ali Vuran, geçimini sağlamak için aldığı beş ineğe de tedbir konulunca, tamamen işsiz kaldı. İnekleri ne satabilen ne de ürünlerinden faydalanabilen Vuran,”İneklerime kayyum atandı” dedi.
Belediyenin Zabıta Müdürlüğü’nde çalışan Ali Vuran, Olağanüstü Hal ilan edilmesinin ardından, Kanun Hükmünde Kararname ile işten çıkarıldı. Sur ilçesine bağlı Yeşilli Köyünde yaşayan Vuran, bunun üzerine beş inek alarak, hayvancılık yapmaya başladı. Tarımsal destek almaya başlayan Vural işleri yoluna koyduğunu sandığı bir anda, Tarım Müdürlüğü’nden gelen haberle hayal kırıklığına uğradı. Devletten aldığı tarımsal desteğin kesildiğini öğrenen Vuran;”OHAL kapsamında çıkarılan KHK ile işten çıkarıldım ve mağdur oldum. Köyde çiftçilik yaparak geçimimi sağlamaya çalıştım. Zaten hayat şartları çok zor. Şimdi de tarımsal destekleme primimi kesmişler. Herkes gibi ben de primi almaya gittiğim zaman öğrendim. Bir kez daha mağdur edildim. Sadece benim değil birçok kişinin primi kesilmiş. Bir arkadaşımın yaklaşık 72 bin TL’lik primine el konulmuş. Benim de 8-9 bin TL’ye el konuldu. Bu bir çiftçi için ciddi bir paradır. Geçim kaynağımız budur. Bununla yaşıyor ve ayakta kalabiliyoruz” dedi.
Vuran’ın başına gelenler bununla da kalmadı. Tarım desteği alamadığı için beş ineğini satmak sorunda kalan Vuran, ineklere de tedbir kararı konulduğunu öğrendi. İnekleri de satamayacağını öğrenen Vuran, ‘ineklerime kayyum atandı’ yorumunu yaptı. Hakkındaki kararların, bazı istihbarat bilgilerine dayandırıldığını söyleyen Vuran “Küpe numarası olan 5 ineğim var. (Tarım Bakanlığı’nda kayıt altında) Tarımsal destekleme primine el konulunca ben de hayvanları satayım dedim ama 5 ineğime de küpe numaraları nedeniyle tedbir kararı konulmuş. Bundan dolayı ineklerimi de satamıyorum. İnekler üzerinden buzağı, süt ve yoğurt primi almamak için tedbir konuluyor. Tarım İlçe Müdürlüğü ile yaptığımız görüşmede tedbirin ay başında kaldırılacağı söylendi. Destekleme priminin kesilmesi ve tedbir kararının ‘istihbari bilgiler’ nedeniyle olduğunu söylüyorlar. Ben bir suç işlemedim ve sabıkam da yok. Bizi mağdur ediyorlar. Ne inekleri satabiliyorum ne de başka bir şey yapabiliyorum. Ticari ilişkilerimi kesmişler. 5 ineğime kayyum atamışlar. Mağduriyetimin giderilmesini istiyorum” diye konuştu.
Şengal: “Uygulama eşitlik ilkesine aykırı”
Ziraat Mühendisleri Odası Diyarbakır Şube Başkanı Jihat Şengal, uygulamanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu söyledi. Amerika’nın Sesi’ne konuşan Şengal, “Olağanüstü Hal (OHAL) ilanından sonra çiftçiye yapılan desteklemeler döneminde, destek alacakların listeleri Valilik OHAL Komisyonu’na gönderilir. Listede isimleri yer alan kişiler güvenlik soruşturmasına tabi tutulur ve bazı çiftçilerin destekleri farklı nedenlerle verilmez. Çiftçi kendini aklayana kadar o desteği alamaz. Mağdur olduğunu söyleyen çiftçi bağlı olduğu ilçe tarım müdürlüğüne gidip desteğinin neden kesildiğini öğrenebilir. Nedeni öğrendikten sonra hakkını aramak için dava açabilir. Kendini aklaması durumunda alamadığı destekleri ve daha sonrakileri alır. Desteklemeler listesi bakanlığa gönderilmeden Valilik OHAL Komisyonu’na gönderilir. Komisyon destekleme priminin verilip verilmeyeceğine karar verir ve listeleri bakanlığa gönderir. Elbette ki bu doğru bir uygulama değildir. Eşitlik ilkesine aykırıdır. Vatandaş bir ürünü ekmişse eğer, ne kadar başkasına haksa ona da haktır. Desteklemeler kimin hangi düşünceye sahip olduğu veya başka bir ayrımcı tutum nedeniyle verilmez. Bu ülkede bu vatandaş bu üretimi yapmış mı yapmamış mı ona göre verilir. Eğer mağduriyetlerin sayısı artarsa tarımsal üretime de ciddi zarar verir” diye konuştu.
 
 

Çiftçiye ve Girişimciye Ucuz Kredi

 Tarım sektörü ve girişimciliğe ucuz kredi imkânı için düğmeye basıldı. KGF benzeri model üzerinde çalışılıyor
Hükümet, işletme bazında tarımsal teşvikler ve yeni girişim sermayesini destekleyecek yeni fonlar için düğmeye bastı. Geçen yıl 365 bin firmaya 220 milyar liranın üzerinde kredi kullandırarak dünya rekoru kıran Kredi Garanti Fonu KGF model alınarak, tarım sektörü ve girişimciliğe ucuz kredi, garanti imkânları artırılacak. Bu konuda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile kamu bankaları çalışmalara başladı.
30 MİLYARLIK DESTEK
Bu yıl için tarıma ayrılan kaynak yaklaşık 30 milyar lira oldu. Tarımsal kaynak bütçesinden, tarımsal destek programları için 14.8 milyar lira, tarım sektörü yatırım ödenekleri için 10.1 milyar lira, tarımsal kredi sübvansiyonu, müdahale alımları, tarımsal KİT'lerin finansmanı ve ihracaat destekleri için 4.7 milyar lira ödenek ayrıldı. Bankacılık sektörü son on yılda tarım bankacılığıyla 3 milyon çiftçi için kredi musluklarını açtı. Bankaların tarım sektörüne sağladığı kredi desteği de geçen yıl yaklaşık yüzde 22 artarak 85 milyar lirayı geçti. Bankalar çiftçilere hasat dönemi ödemeli, yılda bir ödemeli esnek koşullarda kredi ile akaryakıt, yem, malzeme, ekipman alımları için özel tarım kartları sunuyor. Daha ucuz kredi için yeni uygulamalar da devreye girecek. Tarım sektörüne bitkisel üretim, hayvancılık, su ürünleri, tavukçuluk, seracılık başta olmak üzere birçok alanda kefaletli kredi ile daha fazla finansal ürün sunulabilecek. İşletmelerin uluslararası normlara uygun üretim tesisine dönüşüp rekabet güçlerini artırmak amacıyla projeli yatırım kredilerine ağırlık verilecek. Böylece işletmelerin ölçek ekonomisine uygun hale gelerek verimli çalışan işletmeler olmaları sağlanacak.
2018 KREDİ AJANDASI
* KGF sanayi ve ihracatı destekleyen yapıya kavuşturulacak.
* Kamu bankaları faizlerin daha da aşağı çekilmesine katkı sunacak.
* Faizlerdeki düşüş için hem finans kesimi, hem de kamu elini taşın altına koyacak.
* Sermaye piyasaları yeniden yapılandırılacak, etkin hale gelecek.
* Üretim, yatırım, istihdamı artırmaya dönük projelerde finansmana erişim kolaylaşacak.
 
 

Kuraklık Çiftçiyi Endişelendiriyor

Türkiye’de son günlerde mevsim normalinin üstünde seyreden sıcaklık ve kuru hava çiftçiyi endişelendiriyor.Kuru havadan ve önceki yıllara göre yağışı alamayan bazı bölgelerde ise tarım arazileri ekilemedi.
Mardin’in Kızıltepe ilçesinde ise yağış oranının düşük olması çiftçiyi kuraklık endişesi sardı. Kuyu açamayan bazı çiftçiler, tarlalarını ekemedi.
Kızıltepe’de yağışların önceki yıllara oranla düşük olması nedeniyle çiftçi kuraklık endişesi yaşamaya başladı. Tarlaları, suya yakın olmayan ve kuyu da açamayan çiftçiler, kara kara düşünmeye başladı. Tarlalarını ekemeyen çiftçiler, ektikleri tarlalarının da susuzluk nedeniyle yeşermediğine dikkat çekti. İlçeye bağlı Erbeyli Köyü Muhtarı Sultan Coşkun, köylerinde sulu bin, kuru da 6 bin dönüm arazilerinin olduğunu belirterek, “Çiftçilerin durumu zor, sıkıntı çekecekler. Toplam 7 bin dönüm arazi var bunun 6 bini susuz. Kuyu kazamıyoruz, eğer kazarsak en az 700 metre kazmamız lazım. Bunun da maliyeti çok yüksek oluyor. Kimse bu yüzden kazamıyor. Durum ortada, toprakta hiçbir şey yok. Bizim çevredeki köylerin yarısı bu halde. Kızıltepe ve Nusaybin arası hep böyle. GAP’ın çalışması da şu anda burada yok. Yağmur yağmazsa çiftçilerin durumu iyi olmayacak. Yağmur yağmadığı için burada hala ekilmemiş topraklar var” dedi.
Çiftçi İbrahim Coşkun, kuraklığın devam ettiğini anlatarak, “Çiftçilerin durumu belli zaten. 360 dönüm arazim var ama hepsi kuru. Kuyumda yok. Kuyular da çok masraflı oluyor. 700 metre derinde su var. Ama bunu çıkarmak yaklaşık 150 bin TL’ye mal oluyor” diye konuştu.
Çiftçi Mesut Coşkun ise toprağın genelinin kıraç olduğuna dikkat çekerek, “Yağmur yok bu sene kurak geçiyor. Mazotun litresi 5 buçuk liradan alınıyor. Bu kıraç toprak şu anda ekilmiş durumda ama en ufak bir yeşerme yok. Gübrenin tonu bin 500 liradan alınıyor. Çiftçi perişan bir durumda. Genel itibari ile çiftçinin durumu kötü. Şuanda tek ihtiyacımız olan GAP. Bizim tek isteğimiz GAP projesinin bize ulaşmasıdır” şeklinde konuştu.
 

Çiftçi Prim Borçlarına Karşılık Teminat Verecek

Sigorta şirketlerince, prim borçlarına karşılık ilk yıl için Tarım Sigortaları Havuzu Yönetim Kurulunun belirleyeceği teminat türlerine göre havuza 200 bin lira sabit teminat verilecek.Hazine Müsteşarlığı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, "Tarım Sigortaları Havuzu Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği" Resmi Gazete'de yayımlanarak, yürürlüğe girdi.
Buna göre, sigorta şirketlerinin prim borçlarına karşılık ilk yıl için Kurulun belirleyeceği teminat türlerine göre havuza vereceği sabit teminat tutarı 100 bin liradan 200 bin liraya çıkarıldı. Şirketlerin, takip eden yıllarda bir önceki yıl havuza devrettikleri prim üzerinden vereceği ilave teminat ise yüzde 15'ten yüzde 10'a düşürüldü.
Kaynak: AA
 
 

2018 Yılı Yeni Projelerin Ortaya Çıktığı Bir Yıl Olacak

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, 2018 yılının, buzağı ölümlerinin düştüğü, hastalıkların azaldığı, yeni projelerin ortaya çıktığı, TİGEM'in çok daha faal hale geldiği bir yıl olacağını söyledi.
Çiftçi için de güzel bir yıl olmasını temenni eden Fakıbaba, amaçlarının da bu olduğunu vurguladı.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba marketlerdeki uygun et satışına yönelik sorularını yanıtladı. Bu konuda önemli olanın sürdürülebilirlik olduğunu dile getirirken Fakıbaba, piyasayı takip ettiklerini, maliyetleri hesapladıklarını aktardı. Fakıbaba, fiyatları arttırabilecekleri gibi azaltabileceklerini de bildirerek, "Bakıyoruz, belki de 14,5 lira değil de 15 lira, 15,5 lira değil de 16 lira yapabiliriz. 50 kuruşlarla yükseltiriz alçaltırız, girdinin durumuna göre. Girdiler ucuzlarsa ucuzlar. Ama girdide artış olursa 29,5 lira, 30 lira olur. Artık piyasa belli. Bu fiyatlar güzel" diye konuştu.
Öte yandan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Fakıbaba, 2018 yılının, buzağı ölümlerinin düştüğü, hastalıkların azaldığı, yeni projelerin ortaya çıktığı, TİGEM'in çok daha faal hale geldiği bir yıl olacağını söyledi.
Çiftçi için de güzel bir yıl olmasını temenni eden Fakıbaba, amaçlarının da bu olduğunu vurguladı.
 Fakıbaba ayrıca  ekmek israfı konusunda ise ekmeğin gramajının düşmesine yönelik uygulamanın 1 Ocak'ta yürürlüğe gireceğini ve ekmeğin çöpe gittiğini, ekmekte müthiş israf olduğunu aktardı.
Fakıbaba, ekmek fiyatlarının artıp artmayacağına yönelik soruyu yanıtlarken, fiyatların genelde illerde ayarlandığına işaret etti. Fakıbaba, "Tek amacımız var; israfı önlemek. Bu bağlamda fiyatlar da ona göre ayarlanır " dedi.

 
 

ÇKS Süresi Uzatıldı

Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) kaydını yaptıramayan çiftçiler için müracaat süresi 31 Aralık 2017'ye uzatıldı.Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, "Çiftçi Kayıt Sistemi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği" Resmi Gazete'de yayımlanarak, 30 Haziran'dan geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.Buna göre, 2017 üretim yılı ÇKS kaydını 30 Haziran'a kadar yaptıramayan çiftçiler için süre 31 Aralık 2017'ye kadar uzatıldı.Bakanlıktan konuya ilişkin yapılan açıklamada, ÇKS'nin çiftçilerin kayıt altına alındığı tarımsal veri tabanı olarak hazırlandığı hatırlatıldı.ÇKS Yönetmeliği'ne göre, üretim yılına ilişkin çiftçi başvurularının 30 Haziran'da sona erdiği belirtilen açıklamada, "Çiftçilerin bu tarihten sonra sahip oldukları veya kiraladıkları tarım arazileri hariç ÇKS'ye yeni bir çiftçi ve arazi kaydı yapılmamaktadır." ifadesi kullanıldı.
 
 

Çiftçinin Marulları Tarla'da Kaldı

Şırnak'ın Silopi ilçesinde çiftçi Halil Saloci'ye ait 5 dönümlük alanda ekili yaklaşık 20 bin marul, alıcı çıkmayınca tarlada kaldı. Zor durumda kalan Saloci, yetkililerden yardım istedi.
Silopi’de ilçesinde çiftçi Halil Saloci, Gürümlü beldesi yolu karşısında kendisine ait 5 dönüm arazide yaklaşık 20 bin marul ekimi yaptı. Tarladaki marullarına yetiştikten sonra alıcı bulamayan Saloci’nin ürünü elinde kaldı. Antalya ve farklı illerden getirilen maruldan daha ucuza satmak istediği ürününe talep bulmayan Saloci, yetkililerden yardım istedi. Tarlada çürüyen ürünleri teker teker sökerek çobanlara dağıtan çiftçi Saloci, zararının yaklaşık 15 bin lira civarında olduğunu belirterek, şöyle dedi:
"20 bin marul ektik. 95 gündür sürekli bakımlı bir şekilde besliyoruz. Tam satış haftasına geldik. Kimse marulumuzu almıyor. Çarşıda marul 2 lira biz burada 50 kuruşa hala satamıyoruz. Yani ilahim bize bu işi yapmayın diyorlar. Ne yapalım yani sahiplenmemek çok acı bir şey. Biz zarardan vazgeçtik ama heba olan emeğe üzülüyorum. Evinin önünde, gözünün önünde sen bu malı yetiştiriyorsun, malı piyasaya sokuyorsun ama alıcısı çıkmıyor. Ne diyeceğimizi bilemiyoruz." DHA
 
 

Yetiştiricinin Düve Alım Desteğinde bu kezde Süre Engeli

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı  düve alım desteklemesi projesi  kapsamında  türkvete kayıtlı sığır işletmesi olan ve şahıs ve tüzel kişi yetiştiricilere vereceği askari 20 baş azami 200 başlık kombina veya etçi ırk düve alım bedelinin yüzde 30 hibe verilmesini amaçıyordu. Ancak, yüzde 30 hibe desteklemesi kapsamında verilen 37 günlük süreyi yetiştirici sağlayamadığından bu destekten faydalanamıyor. Yetiştiricinin %30 hibe desteklemesinden 2017 yılı içinde yararlanabilmesi için sürenin minumum 45 gün olması gerekeyir.
Yüzde 30 düve alım  Desteklemesi alacak iller
Ağrı, Ardahan, Artvin, Bayburt, Bitlis, Çankırı, Çorum, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Giresun, Gümüşhane,  Iğdır, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kırşehir, Malatya, Muş, Ordu, Rize, Samsun, Sivas, Şırnak, Tokat, Trabzon, Tunceli, Van ve Yozgat olmak üzere 30 il faydalanabiliyor. Bu illerin yetiştiricileri %30 düve alım desteğinden faydalabilmesi için karantina şartlarının 42 günü bulmasından dolayı  bakanlığın belirlemiş olduğu 37 günlük sürenin  minumum 45 gün olmasını bekliyor.
Öte yandan edinilen bilgiye göre Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yüzde 30 düve alım hibe desteğini 2018 ve 2019 yılı içerisin de de devam edeceğini öngörüyor.
 

Çiftçi İcralık

CHP Niğde Milletvekili ve KİT Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer’in soru önergesine yanıt veren Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, tarım kredi kooperatiflerine borçlarını ödeyemeyen çiftçi sayısının 6 bin 609 olduğunu açıkladı.
Çiftçilerin uygulanan yanlış politikalar yüzünden yaşayamaz duruma geldiğini ifade eden Gürer, ‘Bu rakamlar tarımın bitirildiğinin kanıtıdır’ dedi.
CHP Niğde Milletvekili ve KİT Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına; borçlu çiftçiler ve ÇKS’ye kayıtlı çiftçi sayılarıyla ilgili iki ayrı soru önergesi yöneltti. Ömer Fethi Gürer, önergesinde, “Tarım Kredi Kooperatifi tarafından kredi alarak ödeyemediği için takipte olan çiftçi sayısı kaçtır? Takipteki çiftçilere uygulanan faiz nedir? Vadesi geçmiş, idari takibe alınmış, borçları ödeyemediği için icra uygulanan çiftçi sayısı kaçtır?” şeklindeki sorulara yanıt istedi.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Türkiye genelinde vadesi geçmiş, idari takibe alınmış, borçları ödeyemediği için icra uygulanan çiftçi sayısı 6 bin 609 olduğunu açıkladı. Tarım Kredi Kooperatiflerince, icra takibinde olan ortaklar da dâhil olmak üzere, Kooperatiflere vadesi geçen borçlarını ödeme istek ve gayreti içerisinde olan ortaklarına, borçlarını ödeyebilmelerini teminen ödemede kolaylığı sağlandığını belirten Bakan Fakıbaba, “Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılan kredilerin geri dönüş oranları da önemli seviyede artmıştır. Türkiye genelinde kredi geri dönüş oranı 2002 yılında % 71 iken, 2016 yılında % 97,3'eyükselmiştir” dedi.
 
 

Kadın Çiftçi Sayısı Artıyor

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, "Traktörlerde kadın çiftçilerimizi artık daha çok görüyoruz. Bu durumu gördüğümüz için projeksiyonumuzu ona göre yapıyoruz. Tarımın geleceği çiftçi kadınlarımızda" dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, son yıllarda tarımdaki kadın çiftçi sayısının az da olsa artış gösterdiğini söyledi.

İleriki süreçte de kadın çiftçi sayısında artış beklediklerini belirten Bayraktar, "Bugün tarım sektörünün yüzde 46,5'i kadınlardan oluşuyor. Yaklaşık 2 milyon 678 bin bayan tarımda çalışıyor. Tarım göç veriyor ama daha ziyade tarımdaki erkekler göç ediyor. Tarımda çalışan erkekler büyük şehirlere gidiyor. Öyle anlaşılıyor ki biz önümüzdeki yıllarda tarımda üretimi bayan çiftçiler üzerinden sağlayacağız. Bu nedenle gerekli tedbirleri almamız lazım." diye konuştu.

"Tarım Reel Sektörün Temeli"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımın reel sektörün temelini oluşturduğunu bildirerek, “ekonomik hayatın, ticaretin temelinde tarım vardır. Bütün ülkeler, istisnasız, tarımdan çıkan artı değeri kullanarak zenginleşmiştir. ABD’si, Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, Hollanda’sı başta olmak üzere bütün gelişmiş ülkeler tarımla kalkındı. Kalkındıktan sonra da tarımı ihmal etmediler. Tarımda da dünyanın en büyükleri oldular” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, tarımın toplumda hak ettiği değeri almadığını, halkın tarımın sorunlarına yeterince ilgi göstermediğini belirtti. Tarımın, enerji ile birlikte hatta enerjinin de önünde stratejik sektörlerin başında geldiğini vurgulayan Bayraktar, dünyada gıda güvencesinden daha önemli bir şey olamayacağını kaydetti. 7,6 milyar olan dünya nüfusunun gıda ihtiyacının sürekli arttığını, beslenme eğilimlerinin değiştiğini, yapılan bilimsel çalışmalara göre 2050’de 9,8 milyara ulaşacak dünya nüfusunu beslemek için, şimdikinden yüzde 60 daha fazla gıda üretmek gerekeceğine dikkati çeken Bayraktar, “bütün bunlar tarımın öneminin azalmayacağını hatta çok daha fazla artacağını gösteriyor” dedi.

-Reel sektörün temelinde tarım var-

Sürekli “reel sektör reel sektör” denildiğini ama tarımın bu kapsamda görülmediğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“(Reel sektör reel sektör) deniliyor. Reel sektörün temelinde hangi sektör var? Tarım. İmalat sanayi içinde yer alan gıdanın yanı sıra, tekstil, içecek, tütün birinci derecede tarım sektörüyle bağlantılı. Tarım, sadece bununla da kalmıyor, ulaştırmadan finansa, yiyecek sektörüne, depolamadan, toptan ve perakende ticarete çok değişik sektörlere hammadde sağlamakta, kaynak aktarmaktadır. Milli gelire 52,3 milyar dolar katkı sağlayan tarım, 90 milyar dolara yaklaşan bitkisel, hayvan ve hayvansal ürün üretimiyle, 16-17 milyar dolarlık gıda ve tarım ihracatına imkan tanımasıyla, sağladığı 5,5 milyar dolarlık dış ticaret fazlasıyla, çoğunlukla 5 milyonun altına inmeyen yaz aylarında sanayiden fazla olan istihdamıyla, işsizliği 2 puan düşürmesiyle çok daha fazla kıymeti hak ediyor. Tarıma dayalı sanayiler de dahil edildiğinde istihdam sayısı 8 milyonu aşıyor.

Bugün hala kırsalda 20 milyon kişinin geçim kaynağı tarım ise tarımın sorunları göz ardı edilmemeli, el üstünde tutulmalıdır. Bu ülkede 80 milyon nüfus, 5 milyonu aşkın sığınmacı ve yabancı, 40 milyona yakın turisti doyuran tarım, gerçek reel sektördür.”

Reel sektörün katma değeri

Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) rakamlarına göre, tarımın yurtiçi hasıladan yüzde 6,1 pay aldığını bildiren Bayraktar, “imalat sanayi yüzde 16,7, toptan ve perakende ticaretin yüzde 11,5, inşaat sektörünün yüzde 8,2, ulaştırma, depolama sektörünün yüzde 7,9, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri yüzde 2,8, tarım gibi bizzat doğal kaynakları kullanarak üretimde bulunan sanayi kolları olan, elektrik, gaz, buhar ve havalandırma sistemi üretim ve dağıtımı yüzde 1,3, su temini; kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri yüzde 0,9, madencilik ve taş ocakçılığı yüzde 0,8 pay alıyor” dedi.

Sanayi, hammadde ve ara malında dışa bağımlı

Sanayinin, hammadde ve ara malında dışa bağımlı olduğunu, ihracat için ithalat yaptığını belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Oysa, tarım bizzat doğada, toprağı işleyerek, çiftçinin emeğini katarak, mazot, gübre, ilaç hariç ithal ürün kullanmayarak ürün üretiyor, oransal olarak çok daha fazla katma değer sağlıyor. Bu da yetmiyor, sanayiye hammadde temin ediyor.

Gıda sanayi, imalat sanayi içinde yüzde 11 payıyla 24 sektör içinde birinci sırada gelmektedir. Tarım sektörü bu sanayinin hammaddesini sağlamaktadır. Pamuğu ve yünü işleyip ürün haline getiren tekstil sektörü de imalat sanayi içinde yüzde 9,9’luk paya sahiptir. Giyim sektörünün imalat sektöründeki payı yüzde 6,4’tür. Yine tütün sektörü, sanayi imalat sanayinde yaratılan katma değerden yüzde 0,7 pay alırken, tarıma dayalı sektörlerden deri sektörünün imalat sanayi içinde yüzde 0,8 payı bulunmaktadır. Bu imalat sanayinde yaratılan katma değerin yüzde 28,8’inin tarım kaynaklı olduğunu göstermektedir. Bu rakamın gayri safi yurtiçi gelirdeki karşılığı yüzde 4,81’i bulmaktadır.”

111 milyar dolarlık gıda ve alkolsüz içecek tüketimi

Türkiye’de hanehalkının bütçesinin yüzde 21,77’sini gıda ve alkolsüz içeceklere, yüzde 5,87’sini alkollü içecekler ve tütüne, yüzde 7,33’ünü giyim ve ayakkabıya, yüzde 8,05’ini lokanta ve otellere ayırdığını vurgulayan Bayraktar, “hanehalkının 2016 yılındaki 510,1 milyar dolarlık tüketiminin 111 milyar doları gıda ve alkolsüz içeceklere, 29,9 milyar doları alkollü içecekler ve tütüne, 37,4 milyar doları giyim ve ayakkabıya, 41,1 milyar doları lokanta ve otellere gidiyor. Bütün bu sektörlerin temelinde tarım var” dedi.

“Sanayiye verilen ilgi ve değeri, çiftçimize de gösterelim”

Sanayiciye sağlanan desteğin tarımdan esirgenmemesi gerektiğini belirten Bayraktar, “zor şartlarda üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracat yapılmasına neden olan Türk çiftçisi, üvey evlat muamelesi görmemelidir” dedi.

İthal hammaddeye ihtiyaç duymadan üretim ve ihracat yapmak için sanayicilerin de tarımı ve çiftçiyi desteklemesi gerektiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Net ihracatçı olmak için stratejik bir sektör olan tarıma, sanayiciler tarafından daha fazla yatırım yapılmalı. Böylece tarım ürünlerine katma değer katılacak, hem çiftçimiz hem sanayici hem de ülkemiz kazanacaktır. Artık belli oldu ki dünyada savaşlar gıda ve sudan çıkacak. Bunu gören gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelerin topraklarına göz dikti. Toprak satın alıp, kiralayıp bu savaştan galip çıkmanın hesabını yapıyorlar. Kendi arazilerine de gözü gibi bakıyorlar.

Bu gerçeği görelim, çiftçimize, tarım sektörüne değer verelim. Tarım sektörünü şaha kaldıralım. Sadece ülkemizi doyurmakla yetinmeyelim, bölgemizin de gıda ambarı olalım. Sanayiye verilen ilgi ve değeri, çiftçimize de gösterelim.”

Tarımda İstihdam Sanayiyi Geçti

Tarımda istihdam mayısta 5 milyon 577 bin kişiye yükselirken, sanayide 5 milyon 386 bin oldu. Böylece toplam istihdamın yüzde 19,6’sını karşılayan tarım, yüzde 18,9’luk paya sahip sanayiyi geçti.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımda istihdamın mayıs ayında 5 milyon 577 bine yükselirken sanayide 5 milyon 386 bin kişide kaldığını belirterek, “Böylece tarım sektöründeki istihdam sanayideki istihdamı geçti.” ifadesini kullandı.

TZOB verilerine göre tarımda istihdam geçen yıl mayıs ayında 5 milyon 540 bin olmuştu.

Mayısta 28 milyon 488 bin olan toplam istihdamın yüzde 19,6’sını tarımın karşıladığına işaret eden Bayraktar, sanayinin payının yüzde 18,9’da, inşaatın payının yüzde 7,5’te kaldığını, istihdamda en büyük payın yüzde 54’le hizmetler sektöründe olduğunu aktardı.

Bayraktar, Mayıs 2017’de tarımda 3 milyon 12 bin erkek ve 2 milyon 565 bin kadının istihdam edildiğini belirterek, erkeklerin yüzde 15,4’ünün, kadınların yüzde 28,8’inin tarımda çalıştığını, bu sektörün işsizliği aşağıya çeken en önemli alanlardan biri olduğunu vurguladı.

Mayısta tarımın işsizliği kadınlarda 4,2 puan, erkeklerde 1,2 puan, toplamda 2 puan düşürdüğüne dikkati çeken Bayraktar, sektördeki istihdamın her yıl ocak-şubat aylarında en düşük düzeye indiğini, mart ayının ikinci yarısından sonra yoğunlaştığını, hasadın ardından yeniden azalmaya başladığını hatırlattı.

Kırsalda Nüfus Azalıyor

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Bayraktar, kırsal nüfusun hızla azaldığını, böyle giderse kırsalda nüfus kalmayacağını bildirerek, “FAO verilerine göre, 2000 yılında yüzde 35,3 olan kırsal nüfus 2011’de yüzde 28,6’ya indi. Tahminlere göre, günümüzde kırsal nüfusun payı yüzde 25’in altına düşmüş durumda. Önlem alınmazsa, kırsal kalkındırılmazsa, bu eğilimle halen 20 milyon olan kırsal nüfus, 2050’de 4,5 milyona gerileyecek” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, 2000 yılında 63,6 milyon olan Türkiye nüfusunun yüzde 35,3’ü olan 22,5 milyonun kırsalda yaşadığını, 2011’de ülke nüfusunun 73,6 milyona ulaşmasına karşın kırsalda yaşayanların oranının yüzde 28,6’ya, sayısının ise 21,1 milyona indiğini belirtti.

Şemsi Bayraktar, 6 Aralık 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, 13 ilde büyükşehir kurulmasını öngören 6360 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası ile 22 Mart 2013 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Ordu ilinde büyükşehir kurulmasını öngören 6447 sayılı Büyükşehir Belediye Yasalarının, 16 olan büyükşehir belediye sayısını 30’a yükselttiğini, bu illerde köy ve beldelerin tamamının mahalle haline dönüştürüldüğünü, büyükşehir belediye alanının tüm il topraklarını kapsar hale getirildiğini bunun da kırsal nüfus sayısını bir anda düşmüş gibi gösterdiğini bildirdi.

Bayraktar, Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Mersin, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Sakarya, Samsun, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde büyükşehir yapılmasıyla sanki bu illerde kırsal nüfus yokmuş gibi istatistiklerin oluşturulduğu bilgisini verdi.

Kırsal nüfusun geleceği

Bu illerde de adı mahalle olsa da köy ve kasabaların bulunduğunu, büyük bir kırsal nüfus barındığını vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Halen ülkemizde 20 milyon dolaylarında kırsal nüfus bulunmaktadır. FAO, 2011 yılı için yüzde 28,6 oranını vermektedir. Bu rakam, eğilime bakılırsa günümüzde yüzde 25’in altına inmiştir. Bu eğilim devam ederse, kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 2026’da 19,4’e, 2034’de yüzde 14,6’ya, 2042’de yüzde 9,7’ye, 2050’de ise yüzde 4,8’e inecek. Böylece, kırsal nüfus, Türkiye İstatistik Kurumu’nun ülke nüfusuyla ilgili temel projeksiyonunu baz aldığımızda, 2026’da 16,7 milyona, 2034’de 13,2 milyona, 2042’de 9 milyona, 2050’de 4,5 milyona gerileyecek. Bu nüfus çocuk, yaşlı tüm nüfusu kapsıyor.

Tarımda istihdam edilen nüfus 1-1,2 milyona inecek

FAO verilerine göre 2000 yılında kırsalda yaşayan yüzde 35,3 nüfusun yüzde 26,5’i, 2011’de yüzde 28,6 nüfusun yüzde 19,9’u tarımdan geçimini sağladı. Kırsalda yaşayanların 2000 yılında yüzde 75,1’i, 2011 yılında yüzde 69,6’sı tarımsal faaliyette yer aldı. Bu durumda, kırsalda yaşayanlarda tarımdan geçimini sağlayanların oranı düşüyor. Her ne kadar kırsal nüfus 2050’de 4,5 milyona inse de bunun en fazla 3 milyonu tarımsal faaliyette yer alacak. Türkiye’de halen toplam nüfusun yüzde 39’unun işgücüne dahil olduğunu göz önünde bulundurursak, tarımda istihdamda en fazla 1-1,2 milyon dolaylarında olacak. Tabii bu istihdamın büyük bölümünü de yaşlı nüfus oluşturacak. Tarımın toplam istihdamdaki payı da yüzde 20’lerden yüzde 3’lere inecek.”

Gelişmiş ülkelerde kırsal nüfus

Bayraktar, kırsal nüfusu sadece tarım nüfusu olarak görmemek gerektiğini, gelişmiş ülkelerden tarımda çalışan nüfus yüzde 2-3’lere inse de hala Japonya’da yüzde 8’inin, Avustralya’da yüzde 10’unun, Fransa’da yüzde 14’ünün, Hollanda’da yüzde 16’sının, ABD’de yüzde 17’sinin, Kanada’da yüzde 19’unun, İngiltere’de yüzde 20’sinin, İspanya’da yüzde 22’sinin, Almanya ve İsviçre’de yüzde 26’sının, İtalya’da yüzde 31’inin kırsalda yaşadığına dikkati çekti.

“Kır ile kent arasındaki gelişmişlik farkı giderilmeli”

Kırsalın kalkındırılması ve kır ile kent arasındaki ekonomik ve sosyal gelişmişlik farkının giderilmesinin tarım açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Ne yazık ki kırsalda hızlı bir göç yaşanmış ve köylerimiz büyük oranda nüfus kaybetmiştir. Özellikle tarımda genç nüfus kaybı, tarımsal üretimi doğrudan etkilemektedir. Nüfusu kırsalda tutacak projeler yürürlüğe konulmalı, kırsal kalkınma desteklenmeli, başta gıda sanayi olmak üzere kırsalda tarımsal girdi kullanan işletmelerin kurulması teşvik edilmelidir. Kırsala, kentlerde olan hizmetler götürülmeli, özellikle kırsal turizm önemsenmelidir. İnsanların doğdukları yerde doymaları sağlandığında, şehirler de ağır göç baskısından uzaklaşacaktır.

Tarımsal alanda faaliyet gösteren büyük şirketlerin zarar etmeleri durumunda tarımsal işletmelerini kapatarak sektörden çıktıkları göz önüne alındığında, aile çiftçiliğinin, tarımın sürdürülebilirliği, gıda güvenliği, açlık ve yoksullukla mücadele, kırdan kente göçün azaltılması ve doğal kaynakların korunması açısından desteklenmesi gerekmektedir.”

Şu anda bile tarımda genç nüfus sıkıntısı çekilirken, 2050’de tarımda çalışan bulmanın neredeyse imkansız hale geleceğini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Acilen kent ve kır arasındaki ekonomik ve sosyal farklar giderilmeli, kırsalın ülke ortalamasının üçte birinde kalan gelir seviyesi yükseltilmeli, öncelikle tarıma dayalı sanayiler, kırsal turizm geliştirilmelidir. İngiltere’de tarımdaki nüfus yüzde 1’lere inse de hala nüfusun yüzde 20’si kırsalda yaşıyor. Kırsaldaki nüfusun yüzde 95’i tarım dışında geçimini sağlıyor. Türkiye’nin de kırsaldaki nüfusu tutması ama tarımda çalışan nüfusunu azaltması gerekiyor.

“Kırsal kalkınmayı sağlamak Türkiye şartlarında çok da zor değil”

Kırsal kalkınmayı sağlamak ülkemiz şartlarında çok da zor değil. Geniş tarım alanları, tarımsal üretim potansiyelinin zenginliği, ürün çeşitliliği, tarımsal sanayi girdi ve hammaddelerinin çeşitliliği, marka olabilecek yöresel ürün fazlalığı, flora ve fauna zenginliği, çevre kirliliğinin az olması ve organik ürün potansiyelinin bulunması, kültür ve turizm varlıklarının zenginliği ve bunların turizm açısından yüksek potansiyel arz etmesi, geleneksel zanaat ve el sanatlarının zengin olması, yaygın kamu teşkilatı önemli artı değerlerdir. Kırsal kalkınma proje deneyimleri, ulaşım, haberleşme ve elektrik altyapısının da önemli ölçüde tamamlanmış olması büyük avantajdır.”

Yapılması gereken

Yapılması gerekenin, tarımın küçük ve parçalı arazi yapısı, tarımsal eğitim ve yayım hizmetleri ile işbirliği konusundaki yetersizlikler, kalite ve standartlara uyum konusundaki güçlükler, tarım-sanayi entegrasyonu ve pazarlama faaliyetlerinde etkinlik sorunları, sermaye ve mali kaynak yetersizlikleri, üretimin doğa koşullarına bağımlılığı ve verim düşüklüğü gibi yapısal sorunları çözmek gerektiğini bildiren Bayraktar, “başta orman köylüleri olmak üzere kırsaldaki yoksulluğu ortadan kaldırmak, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerini etkin olarak götürmek, kırsal altyapıyı modernize etmek, toprak, su, orman, çayır mera, su ürünleri stokları gibi doğal kaynakları korumak hayati önemdedir. Bunlar yapılırsa, kırsal kalkınmanın sağlanmaması mümkün değildir” dedi.

Polatlı Çiftçisi Su Bekliyor

Polatlı'nın can damarı olan Sakarya Nehri'nin çekilmesi ile yetiştirdikleri küçükbaş hayvanları telef olan ve tarım alanlarında mahsulleri yanan çiftçiler zor günler geçiriyor. Çiftçiler, Gökpınar Barajı'nın bir an önce tamamlanmasını ve susuzluk sıkıntılarının giderilmesini istiyor.

Tarım alanlarında susuzluktan tarım ürünlerinin yandığını ve balıkların öldüğünü belirten çiftçiler, otlatılan hayvanların ise su sıkıntılarının olduğunu söyledi.

Gökpınar Barajı'nın acilen tamamlanmasının önemine dikkat çeken çiftçi Salih Gümüştekin, "Sakarya Nehri buranın can damarıdır. 10 köyün geçim kaynağını sağlar. Köyler mağdur durumda. Sulama yapılamıyor, bütün çiftçilerin mahsulleri yanmış durumda, herkes kendi çabası ile bir şeyler yapmaya çalışıyor ama yetersiz kalıyor. Köylüler perişan, borç içinde alacağını alamıyor, vereceğini veremiyor. Gökpınar Barajı var fakat ağır çalışıyor. Gökpınar Barajı'nın bir an önce bitmesini bekliyoruz. Son iki ay içeresinde yağan yağmurlar olmasaydı ekinleri sulayamayacaktık" dedi. Çiftçi İbrahim Çelik de, "Nehirde 6, 7 senedir su yok. Suya uluaşmak için kuyu kazıyoruz. Sulama olmayınca hayvanlar, tarım alanlarını olumsuz yönde etkileniyor" diye konuştu.

Katnak: www.sabah.com.tr

Bakanlığa Ayrıntılı Rapor Sunulacak

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanı Şemsi Bayraktar, Toprak Mahsülleri Ofisi ile Et ve Süt Kurumu’na hafta sonunda tanınan gümrüksüz ithalat kotası nedeniyle ürün fiyatlarının ithalat yapılmasa bile düşeceğini ve bunun üreticiyi mağdur edeceğini söyledi.

“Enflasyonla mücadele etmek uğruna çiftçileri zor durumda bırakıyorlar” diyen Bayraktar, bu hafta tarım bakanına konu hakkında ayrıntılı bir rapor sunacaklarını ifade etti.

Ne olmuştu?

TMO’nun hububat ithalatı geçen hafta yayımlanan düzenlemelerle kolaylaştırıldı. Hububat ithalatı için gereken bakanlık izinleri kaldırılarak ithalat daha serbest hale getirildi.

Ayrıca hafta sonunda TMO ile Et ve Süt kurumuna sırasıyla 2.15 milyon ton hububat ve 975 bin büyük ve küçükbaş hayvan için gümrüksüz ithalat kotası verildi.

Hükümet, yüksek seyreden enflasyonu düşürmek için gıda fiyatlarının aşağı inmesini istiyor.

Afetler Çiftçinin Peşini Bırakmıyor!

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, afetlerin çiftçinin peşini bırakmadığını bildirerek, “Haziran ve Temmuz’da yaşanan sel ve dolu çiftçimizi vurdu. Hasadın devam ettiği Temmuz’da aşırı yağış zararı artırdı. En son Temmuz ayında, Bursa Karacabey ve Mustafakemalpaşa, Çanakkale Bayramiç, Manisa Selendi’de yaşanan afetler nedeniyle başta salçalık domates olmak üzere, biber, salatalık, mısır, kavun, karpuz, tütün, elma, armut, nektarin ve şeftali ürünlerinde büyük zarar oluştu” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, her ne kadar son aylarda yağışlar normalin üzerinde olsa da 2016 Ekim-2017 Haziran döneminde, birikimli yağışların genel olarak normalden ve geçen yılın aynı dönemindeki yağışın altında gerçekleştiğini belirtti.

Ekim-Haziran döneminde, normali 528,9 milimetre (mm), geçen yılın aynı dönem ortalaması ise 504,3 mm iken, 2016 Ekim-2017 Haziran döneminde yağış ortalamasının 455,2 mm’de kaldığı bilgisini veren Bayraktar,  “bu dönemdeki yağış miktarı normale göre yüzde 13,6, geçen yıla göre ise yüzde 9,7 azaldı. 9 aylık dönemde yağışların yetersiz kalması Ekim ve Kasım aylarında ülke genelinde yağışların oldukça yetersiz kalmasından kaynaklandı” dedi.

Bayraktar, Ekim-Haziran arası 9 aylık dönemde toplam yağış, Karadeniz Bölgesi hariç normalin altında kalırken, Haziran yağışları Doğu ve Güneydoğu bölgelerimiz hariç normalin üzerine çıktığını vurguladı.

Ekim-Haziran aylarında birikimli olarak normale göre yağış azalması yüzde 21,8 ile en fazla Doğu Anadolu Bölgesinde görüldüğünü belirten Bayraktar, bu bölgeyi yüzde 16,2 ile Akdeniz Bölgesi, yüzde 16,1 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi, yüzde 15,9 ile İç Anadolu Bölgesi, yüzde 13,7 ile Ege Bölgesi, yüzde 7,6 ile Marmara Bölgesi izlediğini, Karadeniz Bölgesinde ise normalleri civarında yağış gerçekleştiğini bildirdi.

 

"Haziran yağışları Doğu ve Güneydoğu Anadolu hariç normalin üzerinde"

Haziran ayında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri dışında diğer bölgelerde artış gerçekleştiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Haziran’da yağış ortalaması normalin yüzde 13,6 üzerinde 35 milimetre olarak gerçekleşti. Normale göre Haziran ayında yağışlar, Ege Bölgesi’nde yüzde 81,4, Marmara Bölgesinde yüzde 48,1 arttı. Bu bölgeleri, yüzde 40,2 ile İç Anadolu Bölgesi, yüzde 30,3 ile Karadeniz Bölgesi, yüzde 4,5 ile Akdeniz Bölgesi izledi. Haziran ayı yağışları normale göre Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yüzde 86,3, Doğu Anadolu Bölgesinde ise yüzde 57,1 azaldı. Ekim döneminin ilk aylarında kuraklık riskinin oluştuğu bölgelerde normallerinin üzerinde oluşan yağış, hububatın gelişim döneminde faydalı oldu.”

 

"Bu üretim sezonunda da afetler çiftçinin peşini bırakmadı"

Bu üretim sezonunda Aralık ayından itibaren gerçekleşen yağışların ülke genelinde üreticinin yüzünü güldürdüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Yağışların özellikle son aylarda bazı illerimizde aşırı olması ve sele dönüşmesi ürünlere zarar verdi. Ayrıca gerçekleşen fırtına, hortum, aşırı kar yağışı, don, dolu ve aşırı sıcaklar, kuraklık, ürün, tesis ve hayvan kayıplarına yol açtı.

Bu üretim sezonunda birçok ilimizde çiftçiler hemen hemen her çeşit afetle karşı karşıya kaldı. Üretim döneminin başladığı Ekim, Kasım aylarında yağışların olmaması hububat üreticisini kuraklık riskiyle karşı karşıya bırakırken, Aralık ayından itibaren gerçekleşen afetler zarara neden oldu.”

Bayraktar, afetlerin ülke genelinde tüm çiftçileri kapsamasa da her il ve ilçede yaşanan afetlerin takip edildiğini ve hasar tespit raporlarına istinaden alınması gereken tedbirlerin ilgili kurumlara iletildiğini ifade etti.

 

"Afet yaşanan iller ve ürünler"

Bayraktar, üretim sezonunun başlangıcı olan Ekim ve Kasım aylarında yağışların yetersiz kalması nedeniyle Çankırı, Kayseri, Kırıkkale, Çorum, Kırşehir ve Kahramanmaraş’ın bazı bölgelerinde kuraklık yaşandığını bunun da hububatta verimi düşürdüğüne dikkati çekti.

Kasım ayının son günlerinde gerçekleşen aşırı yağış Balıkesir’in Ayvalık ilçesi ile İzmir’in Dikili ilçesinde sele dönüşerek tarım arazilerine zarar verdiğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Altınova sınırları içindeki Karakoç Deresi’nin etrafında olmak üzere yaklaşık 7 bin 500 dekar tarım arazisi ve 700 dekar zeytinlik su altında kaldı. Bunun yanı sıra 900’ün üzerinde büyük ve küçükbaş hayvan ile kanatlı hayvan sel nedeniyle telef oldu.

Mersin İlimizin Akdeniz, Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Çamlıyayla, Erdemli, Gülnar, Mezitli, Mut, Silifke, Tarsus, Toroslar ve Yenişehir ilçelerinde 2016 yılı Aralık ayında aşırı yağışlar sonucu gerçekleşen sel, fırtına, hortum ve aşırı kar yağışı ürün tesis ve hayvan kayıplarına yol açtı. Aralık ayı içinde yaşanan bu afetler, 163 bin 295 dekar alanda yetiştirilen ürünleri ve seraları zarar görmüş olup, 5 bin 836 çiftçi bu durumdan etkilendi. Mersin’de Ocak ayında yağan aşırı kar 50 bin dekar alanda başta şeftali, kivi olmak üzere meyve ağaçlarına zarar verdi.

Nisan ayının son günlerinde Malatya ilinde gerçekleşen don afeti Akçadağ ve Yeşilyurt ilçelerinde özellikle yüksek kesimlerde bulunan kayısı ağaçları zarar gördü.

Mayıs ve Haziran aylarında da zaman zaman gerçekleşen aşırı yağış birçok ilde hasadı devam eden veya hasadı yaklaşmış ürünlere zarar verdi. Malatya, Manisa, Şanlıurfa, Tekirdağ, Denizli, Aydın, Yalova illerinde gerçekleşen aşırı yağış, dolu, fırtına afeti tarım ürünlerine zarar verdi.

Haziran ayında mevsim normallerinin üzerinde geçen hava sıcaklıkları nedeniyle Adana İli Seyhan İlçesinde hasat döneminde olan karpuz zarar gördü.

Yağışlar Temmuz ayında da aralıklarla devam ediyor. Bilindiği üzere Temmuz ayı birçok ürünün hasat zamanıdır. Bu nedenle kayıp daha fazla olmakta, üreticinin yeniden dikim yapma şansı da bulunmamaktadır.

Temmuz ayında Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde şiddetli yağmurlar nedeniyle 4 bin 500 dekar elma, armut, nektarin, şeftali zarar gördü. Bazı üreticilerin küçükbaş hayvanları telef oldu. Üreticilerin sulama boruları ve sistemleri kullanılamaz halde geldi. Yine 18 Temmuz 2017 tarihinde yaşanan sel ve dolu, 4 bin 300 dekar alanda Bayramiç beyazı elma çeşidi başta olmak üzere ceviz, domates, biber elma ve silajlık mısıra zarar verdi. Ayrıca dere taşması sonucu kümes hayvanları meyve bahçeleri ve sebzelik alanlarda zarar meydana geldi. Bayramiç elma çeşidinde meydana gelen zarar verim ve kalite kayıplarına neden olurken, kalan ürün ancak meyve suyuna verildi.

Manisa İli Selendi ilçesinde 21 Temmuz 2017 tarihinde gerçekleşen aşırı yağış tütün alanlarında ve tütünlerin kurutulduğu seralarda büyük oranda zarar meydana getirdi.

Yine Bursa Karacabey ve Mustafakemalpaşa ilçelerinde de dolu yağışı büyük zarara yol açtı. Karacabey ilçede 18 bin dekar alanda başta salçalık domates olmak üzere biber, kavun karpuz, salatalık, mısır zarar gördü.

Mustafakemalpaşa ilçede toplam 75 bin 600 dekar alanda zarar oluştu. 25 bin 600 dekar domates, 17 bin 800 dekar biber, 10 bin 700 dekar kavun, 9 bin 700 dekar karpuz, 11 bin 800 dekar mısır ekili alanın tamamında zarar meydana geldi. Mustafakemalpaşa ve Karacabey ilçeleri tarımsal faaliyetin oldukça yoğun yapıldığı, özellikle salçalık domates üretiminin en fazla yapıldığı ilçelerdir. Türkiye salçalık domates üretiminin yüzde 40’ı bu iki ilçede üretilmektedir. Nüfusun önemli kısmının tarımdan geçimini sağladığı ilçede gerçekleşen afetin önemi de artmaktadır.”

Bu sezon yaşanan afetlerin önemli boyuta ulaştığını bildiren Bayraktar, çiftçinin taleplerini şöyle sıraladı:

“2016 yılında yapılan borç ertelemesi 2017 yılı için çıkarılmadı. 2017 yılında yaşanan afetlerden zarar gören çiftçilerimizin her türlü vergi ve SGK prim borcu da en az 1 yıl süreyle faizsiz olarak ertelenmelidir.

Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kaydına bakılmadan tüm çiftçilerimizin kamu bankalarına ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçları faizsiz olarak ertelenmeli ve uzun vadeye yayılmalıdır. Özel bankaların da bu kapsama alınması sağlanmalıdır.

Üreticilerimize faizsiz yeni uzun vadeli kredi imkanları sunulmalıdır.

Ayrıca acilen, üretimde kullanılan araç, gereç, tohum, fide gibi girdilerin temini için gerekli nakdi destek sağlanmalıdır.”

Bayraktar, doğal afetlerden zarar gören çiftçilerin kamu bankalarına ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi ve uzun vadeye yayılması için Tarım Bakanlığına başvurduklarını bildirdi.

1.4 Milyar Liralık İsraf

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, "Ürettiğimiz 16.5 milyar liralık buğdayın 1.4 milyar lirasını kaybediyoruz"dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, buğdayda resmen servet kaybedildiğini söyledi. Bayraktar, Türkiye’de yıllık üretilen 16.5 milyar liralık buğdayın 1.4 milyar liralık kısmının üretimde ve kullanımda kaybedildiğini belirterek, “Kaybedilen buğday 8-10 milyon nüfuslu bir ülkenin ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilir” ifadesini kullandı. Bayraktar yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

 Yapılan hesaplamalara göre, üretilen buğdayın yaklaşık yüzde 5.5’i üretimde, yüzde 2.8’i kullanımda kaybediliyor. Bunlar, büyük oranlar. Binbir güçlükle, zahmetle elde edilen ürünün neredeyse onda biri tüketilemeden kaybediliyor. Daha buna evlerdeki kayıplar dahil değil.

Zararlılar, ayarsız ve eski biçerdöverler, tekniğine uygun olmayan hasat nedeniyle buğdayda dane kaybı, gelişmiş ülkelerdeki dane kaybından hayli fazla. Dane kaybının yüzde 2’yi geçmemesi gerekiyor. Ambar zararlıları, uygun olmayan depo şartlarının neden olduğu rutubet, taşıma kayıpları gibi nedenlerle de ürün israf ediliyor.

Tedbir şart

 Ekimden hasada kadar tedbirler almamız şart. Arazilerimizde tohum ekim aşamasında arazi iyi tesviye edilmeli ve hasat sırasında meydana gelen tane ve sap kayıpları ile tane hasarları en aza indirilmeli. Biçerdöverlerin ayar ve bakımları çok iyi yapılmalı ve hasat olgunluğuna gelmemiş ürünler kesinlikle hasat edilmemeli. Hasat zamanında yapılmalı.

TMO Hububat Alımını Nasıl Yapacak?

TMO, bu yıl için hububat alım politikasını ilan etti. 

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in buğday alım fiyatını açıklamasından sonra Toprak Mahsulleri Ofisi 2017 hububat alım politikasını belirledi. Toprak Mahsulleri Ofisi’nden yapılan yazılı açıklaya göre uygulanacak politika özetle şöyle:

“2017 yılı buğday üretiminin geçen yıla göre yüzde 6 artışla 21,8 milyon ton, arpa üretiminin yüzde 12 artışla 7,5 milyon ton olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Ülkemizde hububat hasadı, Mayıs ayı içinde başlamış, bugün itibariyle  yüzde 50 seviyesine ulaşmıştır.

TMO, 06 Haziran 2017 itibarıyla üreticilere depolama ve finansman imkânı sağlamak amacıyla emanet alımlara başlamış olup 13 Temmuz 2017 itibariyle 415 bin ton ürün alımı gerçekleştirmiştir.

2017 yılı için; Anadolu Kırmızı Sert (AKS) ekmeklik buğday (proteini yüzde 12,5-13, süne oranı yüzde 1’e kadar) alım fiyatı ton başına 940 TL olarak, makarnalık buğday fiyatı ise 1.000 TL/Ton olarak belirlenmiştir. Açıklanan fiyatlara kalitesine göre yüzde 5’e kadar artış uygulanacaktır.

Arpa fiyatları üreticiyi memnun edecek seviyede işlem gördüğünden arpa için fiyat açıklamaya gerek görülmemektedir. Ancak emanet karşılığı arpa alımlarına devam edilecektir.

Lisanslı depoya alım yapılacak

Açıklamada 24 lisanslı depoda da alım yapılacağı belirtilerek:”TMO bugünden itibaren 300 alım noktasına ilave olarak kapasitesi 1 milyon tonu geçen 24 lisanslı depo işletmesinde de alımlara devam edecektir.

Üreticilerimizin ürünlerini sözleşme imzalanan lisanslı depolara teslim etmeleri, yüzde 2 stopaj, yüzde 2 SGK primi kesintisi yapılmaması ile anlaşmalı bankalardan cazip kredi imkanı ve peşin ödeme gibi avantajlar düşünüldüğünde menfaatlerine olacaktır.”

İzlenecek politikanın esasları

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 2017 Yılı Hububat alımında uygulayacağı politika ise şöyle belirlendi:

1- TMO iş yerlerine veya sözleşme imzalanan lisanslı depolara ürün bırakan Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı üreticilerden belgelerindeki üretim miktarının tamamı satın alınacaktır.

2- Ürününü TMO iş yerlerine teslim eden üreticiler; 22.07.2017 tarihine kadar depo kira ücreti vermeden ürünlerini geri çekilebilecek, açıklanan fiyatlarla TMO’ya satılabilecek veya emanette bırakabilecektir. Ürününü sözleşme imzalanan lisanslı depolara teslim eden üreticiler ise 22.07.2017 tarihine kadar (depo kira ücreti Kurumumuz tarafından karşılanmak kaydıyla) ürününü TMO’ya satabilecektir.

3- Ürününü TMO’ya anlaşmalı bankalardan alınan banka kartı ile teslim eden üreticilere ödemeler 15 gün içerisinde, banka kartı ile teslim etmeyenlere ise 30 gün içerisinde yapılacaktır. Sözleşme imzalanan lisanslı depolara teslim eden üreticiler ise ürünlerini TMO’ya satmaları halinde ödemeler peşin olarak yapılacaktır.

4- Üreticilerden bu yıl da boşaltma ücreti alınmayacaktır. Böylece üretici 6,5 TL/Ton ilave gelir elde edecektir.

5- Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olmayan kesimler (tüccar) üreticiden aldığını belgelemek kaydıyla stoklarındaki ürünü 1 Kasım 2017 tarihinden itibaren TMO’ya satabileceklerdir.

6- TMO, üreticilerimizin iş yerleri önünde uzun süre beklemelerini önlemek amacıyla uyguladığı randevulu alım sistemine devam edecektir.

7- Randevular internet üzerinden www.tmo.gov.tr veya randevu.tmo.gov.tr adreslerinden alınabileceği gibi yine internet sitesi üzerinden şube müdürlükleri ile ajans amirliklerinden de alınabilecektir.

8- TMO, altyapısı uygun olan borsalarda da alım yapacaktır. Borsalardan alım yapan iş yerlerinde üreticiler, randevu almak suretiyle hem borsalar üzerinden hem de doğrudan iş yerlerine gelerek ürünlerini TMO’ya satabileceklerdir.

9- Ürününü TMO depolarına emanete bırakan üreticiler makbuz senedini kullanarak TMO’dan yüzde 30 avans alabilecektir.

10- Üretici ve tüccar, emanete bırakılan ürünler için TMO’nun anlaşmalı olduğu bankalardan kredi kullanabileceklerdir. Makbuz senedi karşılığı kredi kullananların kredi faizinin yüzde 25’i TMO tarafından ödenecektir.

Çiftçi ne yapmalı?

TMO’ya ürün teslim edecek üreticilerin alım noktalarında sorun yaşamamak için;
Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) bilgilerini güncellemeleri, mutlaka randevu almaları,ürünlerini randevu alınan gün götürmeleri, anlaşmalı bankalardan alınacak ürün kartı veya banka hesap numaraları ile alım noktalarına gitmeleri gerekiyor.

Kaynak:www.dunya.com.tr

Küllenme Fındık Rekoltesini Etkileyecek mi?

Fındıkta rekolte sayımlarının sonuna gelindiği şu günlerde doğal afetlerin açtığı hasarın boyutu ortaya çıkıyor. TZOB Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, “Ordu’nun doğu bölgesinde rekolte çalışmaları tamamlandı. Buralarda gördük ki fındık küllenmeden, dondan ve fındık kokarcasından ciddi boyutta etkilenmiş.” dedi. 

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, Ordu’da yürütülen rekolte tespit çalışmalarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Arslan Soydan, “Rekolte çalışmaları Ordu’nun Altınordu, Perşembe, Gülyalı, Gürgentepe, Ulubey ilçelerinde tamamlandı. Şu anda Ordu’nun Fatsa ve Ünye ilçeleri dahil üst bölgelerinde bulunan ilçelerde rekolte çalışması yürütülüyor. Rekolte çalışmasını yürüten arkadaşlarımız özveriyle araştırmalarını yapıyor. Rekolte çalışmalarının tamamlandığı ilçelerde gördük ki fındıkta çok ciddi hastalıkların olduğunu gözlemledik. Bu hastalıkların bu yıl ki verimi etkileyeceği görülüyor. Özellikle külleme hastalığı ve fındık kokarcasının verdiği zarar büyük. Bunun yanında don afetinden de etkilenen ilçeler var. Bu etkenlerin hepsi rekolteyi tabi ki de etkileyecektir.” diye konuştu.

Cuma günü çalışmalar bitecek

Soydan, yapılan rekolte çalışmasının sonucunu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın açıklayacağını belirterek, “Ordu’daki rekolte çalışmamız inşallah cuma günü bitmiş olacak. Ardından raporları hazırlanarak Tarım İl Müdürlüğü’ne verilecek. Burada toplanan veriler bakanlığa gidecek ve en geç Temmuz 15’in de rekolte açıklanmış olacak.” dedi.

"TMO Buğday ve Arpa Fiyatlarını Açıklamalıdır"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, buğday ve arpada piyasanın durduğunu bildirerek, “dışarıdan giren bir mal yok. Gümrükleri düşüreceğim demeniz, bu söylem dahi yetti. O kadar zamansız bir söylem oldu ki; şu an tüccar piyasaya girmiyor, üretici tedirgin ve bazı bölgelerde şu an alım satım durdu. Buğday ve arpada fiyatların düşmemesi için TMO, geç kalmadan acilen müdahale alım fiyatlarını açıklamalıdır” dedi.

Girdi fiyatları yüksek, verim düşükken gümrük vergilerinin de indirildiğini belirten Bayraktar, “çiftçimiz, bu şartlarda nasıl rekabet edecek?” Gümrük birliği kapsamına tarımın dahil edileceği söyleniyor. Etki analizleri yapılmadan, tarım nasıl gümrük birliğine dahil edilir, gümrükler sıfırlanır? Ülkemizde tarım biter, Fransız, Alman buğdayı ile ekmek yapmak zorunda kalırız” diye konuştu.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, düzenlediği basın toplantısında, Ramazan ayındaki hem de Haziran ayındaki fiyat değişimlerini, bayramın son günü Resmi Gazete’de yayınlanan, et, canlı hayvan, buğday, arpa ve mısırda gümrük vergilerini büyük oranlarda düşüren Bakanlar Kurulu kararını değerlendirdi.

Şemsi Bayraktar, 2007 yılından bu yana her Ramazan ayında, gıda talebinin ve tüketiminin artmasından dolayı fiyatların spekülatif yönde yükseltilmesini önlemek için yürüttüğü çalışmalara ve bu yöndeki uyarılara bu yıl da devam ettiklerini bildirdi. Bu açıklamaların amacının fiyat artışlarının üreticilerimizden mi yoksa aracı veya perakendecilerden mi kaynaklandığı konusunda kamuoyuna doğru bilgiler sunmak, tüketicinin ödediği fiyattan üreticilerin ne derece yararlanabildiğini ortaya koymak, suni fiyat artışlarını önlemek olduğunu belirten Bayraktar, Ramazan ayı boyunca fiyatları takip ettiklerini ve meydana gelen değişimleri tespit ettiklerini vurguladı.

Aylık değişimi takip ettikleri 31 Mayıs-28 Haziran döneminde, üretici ve marketlerde fiyatı en fazla artan ürünün kuru soğan, fiyatı en fazla düşen ürünün karpuz olduğunu belirten Bayraktar, şöyle devam etti:

“Bu dönemde aylık olarak market fiyatlarında, 8 üründe fiyat değişimi olmazken, 16 üründe azalma, 12 üründe ise fiyat artışı meydana geldi. Mısırözü yağı, yeşil soğan, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, yumurta, zeytinyağı ve ayçiçeği yağı fiyatında değişim görülmedi. Markette en fazla fiyat düşüşü ise yüzde 33,12 ile karpuzda oldu. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 30,75 ile kiraz, yüzde 28,33 ile salatalık, yüzde 22,47 ile çilek, yüzde 18,33 ile domates, yüzde 17,15 ile patlıcan, yüzde 15,06 ile nohut, yüzde 14,22 ile kabak izledi. Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 26,21 ile kuru soğanda görüldü. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 12,15 ile tavuk eti, yüzde 9,50 ile limon, yüzde 5,97 ile sivri biber takip etti.

Üretici fiyatlarında; 31 Mayıs-28 Haziran döneminde, 11 üründe fiyat değişimi olmadı. 12 üründe azalma, 9 üründe ise fiyat artışı tespit edildi. Limon, elma, kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, kuru incir, süt ve yumurta fiyatları değişmeyen ürünler oldu. Üreticide fiyatı en fazla düşen ürün olan karpuzda düşüş oranı yüzde 59,70’i buldu. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 52,19 ile patlıcan, yüzde 37,93 ile patates, yüzde 33,13 ile kabak, yüzde 27,31 ile salatalık, yüzde 24,91 ile kırmızı mercimek, yüzde 18 ile kiraz, yüzde 12,07 ile Antep fıstığı izledi. Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 45 ile kuru soğanda meydana geldi. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 31,95 ile sivri biber, yüzde 29,87 ile havuç, yüzde 19,14 ile marul, yüzde 17,33 ile maydanoz takip etti.”
 

Basın toplantısında, Bayramın son günü Resmi Gazete’de yayınlanan, et, canlı hayvan, buğday, arpa ve mısırda gümrük vergilerini büyük oranlarda düşüren Bakanlar Kurulu kararını da değerlendiren Bayraktar, şunları söyledi:

“Enflasyonla mücadele gerekçesiyle, gümrük vergisinin, canlı hayvanlarda yüzde 135’den yüzde 26’ya, karkas ette yüzde 100’den yüzde 40’a, buğdayda yüzde 130’dan yüzde 45’e, arpada yüzde 130’dan yüzde 35’e, mısırda yüzde 130’dan yüzde 25’e indirilmesinin üreticimizi etkilememesi mümkün değildir.

Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum, üreticiyi ilgilendiren bir konuda, üreticinin temsilcisi TZOB’dan görüş alınmadan, istişare edilmeden karar verilmesi problemin esas kaynağıdır. Zannedilmesin ki biz, tüketici fiyatlarının düşmesini, tüketicimizin daha makul fiyatlarla tüketmesini istemiyoruz. Biz de bunu istiyoruz. Fakat, bunun yolu bu değildir. İthalat işin en kolay tarafıdır. Geçici bir çözümdür.

Bir taraftan makas orta yerde. Üreticiden tüketiciye 6,5 kata varan bir makas var. Bu makası daraltmak lazım. Bunun için bir gayret içinde olmak lazım. Bunun dışında sulamaya açamadığımız arazilerimiz var. Toplulaştırma yapamadığımız arazilerimiz var. Bir taraftan planlama yapamıyoruz. Planlama sorunlarıyla karşı karşıyayız. Bunun dışında verimlilik rakamlarımız da düşük.

İthalat kısa vadede belki bir miktar fiyatları düşürür ama tarımsal üretime de büyük darbe vurur. Fiyatlar daha sonra yeniden yükselir.”
 

Buğday ve arpada hasat devam ederken, mısırda iki ay sonra hasada girilecekken, gümrük vergilerinin düşürülmesinin üreticimize zarar vereceğini, üretim yapılamaz hale gelineceğini bildiren Bayraktar, şöyle konuştu:

“Birçok yöremizden buğday ve arpa alımlarında sıkıntı yaşandığı bilgisi geliyor. Hem Trakya bölgesinden hem de başka bölgelerdin aldığımız bilgilere göre; tüccar şu an bu açıklamadan sonra piyasaya girmiyor. Buğday ve arpada piyasa durdu. Bakın ithalat yok. Dışarıdan giren bir mal yok. Gümrükleri düşüreceğim demeniz, bu söylem dahi yetti. O kadar zamansız bir söylem oldu ki; şuan tüccar piyasaya girmiyor, üretici tedirgin ve bazı bölgelerde şu an alım satım durdu. Çiftçimizin en önemli ürünleri, ekili alanların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan buğday ve arpada fiyatların düşmemesi için TMO, geç kalmadan acilen müdahale alım fiyatlarını açıklamalıdır.

Üstelik yemlik mısırda GDO’lu ürün ithal edilebiliyor. ABD’den, Arjantin’den çok daha düşük fiyatlarla GDO’lu mısır satın alınır ve hayvanlarımıza yedirilir. Hayvan etini biz yemiyor muyuz? Dolayısıyla bu GDO’lu ürünleri insanlarda yemiş olacak. Bu kararlar alınırken bunlar niçin hesaplanmıyor, düşünülmüyor? Hayret ediyorum doğrusu.

Diğer taraftan gümrük vergi indirimi konusunda karar verilirken, üreticimizin maliyetleri dikkate alınmamıştır. Et fiyatları yüksektir ama üreticimiz 26 lira 80 kuruşa mal ettiği karkası, ortalama 28 lira 23 kuruşa ancak satabilmektedir. Burada üreticimizin kilogram başına karı sadece 1 lira 43 kuruştur. 8 ay boyunca besi yapan bir üreticimiz, sattığı karkastan sadece yüzde 5,3 kar yapabilmektedir. Sektörde en az parayı üreticimiz kazanmaktadır. Yarın bu gümrüklerle ithalat yapılırsa, sektör batar, üreticimiz üretimi sürdüremez.

Geçmişte de bunu yaşadık. 2010 yılında başlayan ithalata bu ülke 5 milyar doların üzerinde döviz ödedi. Ülkemiz bu kadar zengin değil. Kaldı ki biz her zaman söylüyoruz. Bizim potansiyelimiz var. Üretim desteklendiğinde biz çok rahatlıkla halkın talebini karşılayacak arzı sağlayabiliriz. Gerekli tedbirleri almak varken ithalat işin kolay tarafı. Kaldı ki fiyatlarda ucuzlamıyor. 2010 yılında bunu gördük. İthalat yapıldı fakat fiyatlar ucuzlamadı.

Bugün 4 avrodan hatta 3 avrodan karkas et ithal edilebiliyor. İthalat özel sektöre açılırsa, özel sektör, kalitesiz, sağlıksız, ucuz etleri ülkemize getirebilir. Bunun kontrolünü eksiksiz yapamazsınız.

Üstelik Türkiye büyük bir ülkedir. 80 milyon nüfusu var. 5 milyon yabancı ve sığınmacı bu ülkede yaşıyor. 40 milyona yakın turist ülkemizi ziyaret ediyor. 200-300 bin ton et ithal etmeye kalkıldığında başta Avrupa olmak üzere fiyatlar yükselir.

Öyle bir zaman gelir ki siz bugünkü fiyatları ararsınız. Eyvah ne yaptım dersiniz. İçeriye bakarsınız üretim çökmüş. Ve daha yüksek fiyatlarla ithalat yapmaya devam edersiniz. Biz bu senaryoyu daha evvel gördük. Bunun için tekrar bu senaryoyu yaşamak istemiyoruz. Bu fiyatları düşürmez. Kısa vadede fiyatları düşürür gibi görünür, orta ve uzun vadede fiyatları yükseltir. Ve kendi çiftçinize vermediğiniz destekleri dünyada et üretimi yapan çiftçilere veririsiniz. Onların da bayram yapmasını sağlarsınız. Türkiye’den her ithalat yapıldığında onlar orada bayram yapacaktır. Davul zurnayla Türkiye ihracat yaparlar. Bu yanlışa düşmemek lazım… Bu bir hatadır. Ve bu yanlıştan da dönmek lazım…

Daha kalitesiz, sağlıksız etleri daha pahalı satın almak durumunda kalırız. Üretici ve ülke zararına gördüğümüz bu karardan, acilen vazgeçilmesi, kararın kaldırılması gerektiğine inanıyoruz.

Üreticinin bakanlığı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, yetkisini kullanmalı, hem ette hem kasaplık hayvanda hem de buğday, arpa ve mısırda ithalat kontrol belgesi vermeyerek ithalatı önlemelidir.”

Et, Canlı Hayvan, Buğday, Arpa ve Mısırda Vergi İndirimi

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, enflasyonla mücadele gerekçesiyle, canlı hayvanlarda yüzde 135’den yüzde 26’ya, karkas ette yüzde 100’den yüzde 40’a, buğdayda yüzde 130’dan yüzde 45’e, arpada yüzde 130’dan yüzde 35’e, mısırda yüzde 130’dan yüzde 25’e indirilen gümrük vergileriyle ilgili olarak, “et, canlı hayvan, buğday, arpa ve mısırda gümrük vergisi indiriminin, üreticiyi etkilememesi mümkün değil” dedi.

Bayraktar, tarımın yapısal sorunları henüz çözülmeden, çoğu üründe verim rakamları yükseltilmeden, girdi fiyatları düşürülmeden, tarladan markete pazarlama kanallarındaki sorun çözülmeden ithalat kapılarını açmanın gıda fiyatlarını çok fazla etkilemeyeceği gibi, çiftçide de üretimde de sıkıntı yaratacağını belirtti.

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, Gıda Komitesi’nin çalışmalarını basından takip ettiklerini, enflasyonun sorumlusu olarak öne sürülen gıdadaki fiyat artışlarını kontrol altına almak için bir takım tedbirlerden bahsedildiğini ama kendilerine konuyla ilgili bilgi verilmediğini vurguladı. Tüketici fiyatlarının düşmesini, tüketicinin daha makul fiyatlarla tüketmesini kendilerinin de istediğini vurgulayan Bayraktar, “hal böyleyken, üreticiyi ilgilendiren bir konuda, üreticinin temsilcisi TZOB’dan görüş alınmadan, istişare edilmeden karar verilmesi problemin esas kaynağıdır. Gümrük vergilerinin indirilmesiyle ilgili kararda üreticimizin maliyetleri dikkate alınmamıştır” dedi.

 

-“Üretici market fiyatlarına yönelmek, zinciri kırmak gerekir”-

Gıda kontrol mekanizmasıyla enflasyonda 1,5-2 puanlık bir olumlu yansıma beklendiğinin söylendiğine dikkati çeken Bayraktar, gıda fiyatlarının yüksek olmasının sebebinin belli olduğunu, tarladan markete çoğu üründe 2 kattan, 5-6 kata varan artışlar görüldüğünü, TZOB’un her ay düzenli olarak yaptığı üretici market araştırmasında bunun ortaya konulduğunu belirtti. Bu konuya eğilmek, tarladan markete uzayan zinciri kırmak ve üreticinin makul fiyatlarla hatta bazen maliyetinin altında sattığı ürünü tüketicinin de makul fiyatlarla satın alabilmesini sağlamak gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Market fiyatlarının yüksek seyretmesinin müsebbibinin üreticimiz olmadığını araştırmalarımız göstermektedir. Üreticimiz, çoğu zaman maliyetini zor karşılamakta, bazen de maliyetinin altında ürün satabilmektedir. Yumurta buna iyi bir örnektir. Bugünlerde 22-23 kuruşla yumurtayı üreten üreticimiz, yumurtayı 20 kuruşa ancak satabilmektedir. Buna karşın tüketicimiz, bu yumurtaya 35 kuruş fiyat ödemektedir. Sorunun çözümü bellidir. Örgütlenmeyi güçlendirmek, bu yolla üretim planlaması yapmak, üretici maliyetlerini düşürmek, destekleri artırmak, hem üreticiyi korumak hem tüketicinin makul fiyatlarla ürün tüketebilmesini sağlamak gerekir. Aradaki zincir kırılır, maliyetler düşürülür, destekler artırılırsa bu sorun çözülür.”

 

-“Girdi fiyatları yüksek, verim düşük, yapısal sorunlar önemli ”-

Girdi fiyatlarının tarımda gelişmiş çoğu ülkeden yüksek seyrettiğini, ABD’de litresi 2 lira 38 kuruş, Rusya’da 2 lira 22 kuruş olan mazotun Türkiye fiyatının 4 lira 37 kuruşu bulduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“ABD’de toptan fiyatlarla DAP gübresinin tonu 1100 lira, Avrupa’da 1270 lirayken, Türkiye’de ise 1665 liraya çıkmaktadır.

Bizim, bunların dışında, Avrupa’ya göre çok daha fazla sulama maliyetimiz var. Elektrik ve yem fiyatları rekabet ettiğimiz ülkelerden daha yüksek. Tarım alanlarımız çok parçalı olduğu için kültürel işlemler daha da maliyetli. Hayvancılıkta en ucuz yem kaynağı meraları çok iyi kullanamıyoruz. Bütün bunlar maliyetlerimizi artırıyor.

Bununla birlikte verim rakamlarımız da yetersiz. Ülkemizde dekar başına 270 kilogram buğday alınırken, bu rakam, Litvanya’da 456, Meksika’da 519, Fransa’da 735, Almanya’da 862,  Belçika’da 941 kilogramı buluyor. Sığırda karkas verimi Türkiye’de 237,6 kilogramken, İngiltere’de 328,6, ABD’de 371,2 kilograma ulaşmaktadır.

TZOB olarak yerli üretimin desteklenmesi, verim artışı, ekilmeyen alanların ekilmesi, sulanamayan alanların sulamaya açılması gerektiğine inanıyoruz. İthalatın üreticide bir tedirginliğe, önünü görememeye yol açacağı da unutulmalıdır.”

 

-“Tarım en önemli ürünlerinden buğday, arpa ve mısırda ithalat kapılarını açmak yerli üretime zarar verir”-

Tarımın en önemli ürünlerinden buğday, arpa ve mısırda ithalat kapılarını açmanın yerli üretime zarar vereceğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Özellikle buğday ve arpada hasat devam ederken, böyle bir karar verilmesi iç piyasayı olumsuz etkileyecektir. Üreticimiz zarar görecektir. Dahilde işleme rejimi (DİR) kapsamında ithalat yapılmakta, işlenen ürün ihraç edilmektedir. Ülkemiz makarna, un ihracatında dünyada ilk iki sırada yer almakta, ayrıca büyük miktarlarda bisküvi, pastacılık ürünleri satmaktadır. Buğdaydaki sorun kalitedir. Bu sorun, üretim alanları artırılarak, daha kaliteli daha fazla üreterek, maliyetler düşürülerek çözülür.

Buğdayı Rusya’dan TÜİK verilerine göre 207 dolara almaktayız. Bunun Türk Lirası karşılığı 730,8 lirayı bulmaktadır. Yüzde 45 gümrük vergisi dahil 1060 liraya mal olan ithal buğday, her ne kadar iç piyasa fiyatlarıyla aynı seviyelerde de olsa, kalite nedeniyle ithal ürün sanayiciler tarafından tercih edilecektir. Hasadın sürdüğü bugünlerde  yerli buğday fiyatları ister istemez düşecektir. Böyle olunca da üretici gelecek sezon üretimden kaçınacak, yerli üretim olumsuz yönde etkilenecektir.

Arpada, yurtdışı fiyatları Mayıs ayı itibarıyla ton başına 167 dolar, TL olarak 587 lira 84 kuruştur. Yüzde 35 gümrük vergisiyle bu rakam ton başına 793 lira 58 kuruş olmaktadır. Arpanın tonu iç piyasada 850-900 lira civarında satılmaktadır. Hasat yapılırken ve üretimde yüzde 11,9 artış beklenirken, arpada ithalat yolunu açmak, üreticimize zarar verir.”

 

-“Mısırda üreticimiz yüzde 130 gümrük vergisiyle ancak korunmuştur”-

Son 10 yılda mısır üretiminin yüzde 81 oranında arttığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bu artışın en önemli nedenlerinden birinin, gümrük vergi oranının yüksek tutulması, üretimin yetmediği durumlarda TMO yetkisinde kontrollü ithalat yapılmasıdır. Bu durum, iç piyasayı bozmamış üretimi artırmıştır. Ülkemizin ihtiyacı olan üretim artışının sağlandığı bir dönemde, mısırda gümrük vergilerinin düşürülmesi üretici açısından kabul edilebilir bir durum değildir. İndirilen gümrük vergi oranıyla yapılan ithalat, iç piyasada üretici fiyatlarının düşmesine neden olacaktır.

Şöyle ki 2016 yılında sıfır gümrükle ithal edilen mısırın ortalama ton maliyeti 209 dolar veya 627 liradır. 2016 yılı mısır maliyetinin kilogramı 70 kuruş iken, TMO’nun geçen yılki mısır alım fiyatı 74 kuruştur. İthalatın 2016’da dahilde işleme rejimi (DIR) kapsamında gerçekleştirilmesi ve hasat döneminde ve yılın tamamında fazla ithalat yapılmaması nedeniyle iç piyasada fiyatlar fazla etkilenmemiştir. Görüldüğü üzere 2016 yılında ithal maliyeti, üretici maliyetinin altında kalmış, yüzde 130 gümrük vergi uygulamasıyla mısır üreticisi korunmuştur.

Gümrük vergisi yüzde 25 olarak uygulandığı ve özel sektöre açıldığı takdirde mısır ithalat fiyatları iç piyasa fiyatlarının oldukça altında kalacağı için ithalat fazla olacaktır. Ayrıca, ithalat, Rusya, Sırbistan, Bosna Hersek ve Romanya’dan daha ucuz mısır satan ama GDO’lu üretim yapan ABD ve Arjantin gibi ülkelere de kayabilecektir. Yemlik mısırda izin verilen standartlara uygun olmak şartıyla GDO’lu üretilmiş ürünün ithalatı yapılabilmektedir. Ukrayna’da mısırın tonu 170 dolarken, ABD’de 158, Arjantin’de 148 dolardır. Arjantin fiyatı baz alındığında mısırın yüzde 25 gümrük vergisiyle ton ithal fiyatı 651 lira 20 kuruşta kalacaktır. Navlunu ve diğer masrafları dahil etsek bile mısırın ton ithal maliyeti, en az 770 lira olacağı beklenen üretici maliyetlerin altında olacaktır.

Üstelik, Mayıs ayında TMO’ya sıfır gümrük vergisiyle 500 bin tonluk mısır ithalatı izni verilmiştir. Bu yetkiyle TMO sektörün ihtiyacını karşılayacak şekilde ithalat yapabilecekken, mısır hasadına 2 ay kala böyle bir karar alınması uygun olmamıştır.”

 

-Canlı hayvan ve karkas ette gümrük vergisi indirimi-

Son yıllarda kırmızı et üretiminin hızla arttığını, ülkenin çok daha fazla üretim yapma potansiyeli bulunduğunu bildiren Bayraktar, “ette ithalat, üreticimizi tedirgin etmektedir. Üreticimiz, en az 8 ay sonrasını görmeli, planını ona göre yapmalı ki sorun çıkmasın. İthalat yapılacaksa besilik hayvanla sınırlı kalmalıdır. 2016 yılında karkasa verilen 200 liralık besi desteğinin kaldırılacağına yönelik söylentiler de ortadadır. En azından bu destek korunmalıdır. Böyle bir ortamda alınan bu kararlar, üreticimizi etkiler, ülke olarak ithalatçı olmaya devam ederiz. Üretimi de geriletiriz. Yeterli destek verildiğinde, ithalat yapılmadığında üretimin arttığı görülmüştür. Politikanın bu şekilde devam etmesi hem çiftçimizin hem ülkemizin yararınadır. Üreticiyi, üretimden küstürecek veya vazgeçirecek uygulamalardan şiddetle kaçınılmalıdır” dedi.

Türkiye’de perakende et fiyatlarının düşmesi için ithalat söylem ve uygulamalarından kaçınılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesine yönelik tedbir ve desteklerin hayata geçirilmesi gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Kırmızı ette besi materyali, maliyetin yüzde 60’ını, yem, maliyetin yüzde 30’unu oluşturmaktadır. Bugün Et ve Süt Kurumu, karkası sıfır gümrükle 4 avroya, TL olarak 15 lira 64 kuruşa ülkeye getiriyor. Bunu 22 lira 50 kuruşa piyasaya sürüyor. Aynı eti benzer fiyatla mal edecek özel sektör, yüzde 40 gümrük vergisiyle eti piyasaya karkas olarak en fazla 25 liraya sürebilecektir.

Piyasada 3 avroya kadar karkas ithal edilebileceği söylenmektedir. Özel sektör, daha ucuza et alıp, piyasaya üretici maliyetinin çok altında mal satabilir.

Yerli üreticimiz karkası ortalama 26 lira 80 kuruşa mal ediyor, 28 lira 23 kuruştan satıyor. İthalat korkusu, üreticinin maliyetinin altında karkas satmasına yol açabilir. Sektörde en az parayı kazanan kesim üreticilerimizdir, ithalat doğrudan üreticimizi vuracaktır.

Kasaplık olarak ithal edildiğinde, Avrupa menşeli hayvan yüzde 26 gümrükle en az yüzde 50 karkas randımanıyla 6,8 avroya, TL olarak 26 lira 59 kuruşa mal edilecektir. Oysa, Et ve Süt Kurumu, sıfır gümrükle bunu 5,4 avroya, TL olarak 21 lira 11 kuruşa getirmektedir. Kasaplıkta da özel sektör Et ve Süt Kurumu’nun altında bir fiyatla ithalat yaparsa, aynı sıkıntı burada da yaşanacaktır. Geçmişte olduğu gibi et ithalatı doğrudan üreticimizi olumsuz etkileyecek, sektöre zarar verecek ama perakende fiyatlarında beklenenin tersine çok büyük değişikliğe sebep olmayacaktır. Et fiyatlarını düşürmeyecektir. 2008-2009 süt krizi sonrası 2010 yılında ithalat kapıları açıldı ve bu tecrübeyi yaşadık. O günden bugüne perakende fiyatları konuşmaya devam ediyoruz. Üstelik bu durum, yurtdışına 5 milyar doları aşkın döviz ödememize mal oldu.”

 

-“Tarım Bakanlığı ithalat kontrol belgesi vermesin”-

Karkasta kaliteye göre fiyatlar arasındaki farkın kilogram başına 1 avroya kadar değiştiğini belirten Bayraktar, şöyle devam etti:

“Özel sektör ister istemez kaliteye önem vermeyecek, eti daha ucuza mal etmeye çalışacaktır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın, hem ette hem kasaplık hayvanda hem de buğday, arpa ve mısırda ithalat kontrol belgesi vermemesi, yerli üretimi desteklemesi gerekir.

Sorunu ithalatla çözmeye kalkışmak yüzeysel, geçici bir çözüm olacaktır. Asıl sorun üretimden tüketime kadarki süreçte yaşanan verimliliktedir. İşletme yapıları, besleme yanlışlıkları, hayvan hastalıkları, buzağı ölümleri, pazarlama sıkıntıları,  hayvan başı verim, piyasa istikrarsızlığı gibi birçok konu verimliliği doğrudan etkilemektedir. Dolayısıyla bunları çözmeye yönelik politikalar geliştirilmeli, kaynak ayırarak belli bir takvim çerçevesinde bu sorunlar çözümlenmeye çalışılmalıdır.”

Dünyada hangi ülkede böyle bir uygulama olduğunun da söylenmesi gerektiğini vurgulayan Bayraktar, “artan enflasyon ve gıda fiyatlarını üreticileri etkilemeden, üretimi riske atmadan ithalatla düşürülebilmiş bir ülke var mıdır? İthalat silahını kullanmak yapısal sorunları göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Sorunu ithalatla çözmeye çalışmak orta ve uzun vadede daha büyük maliyetlerle karşılaşmamıza neden olacaktır. Bizim yapmamız gereken yapısal sorunlara kaynak aktarmak ve en kısa zamanda çözüme kavuşturmaktır. Aksi takdirde sektöre rekabetçi bir yapı kazandırmak, sektörden kopan üreticileri de geri getirmek mümkün olmayacaktır” dedi.

Bayraktar, Ekonomi Bakanlığı’nın ağırlıklı yönlendirmesiyle alındığını düşündükleri bu karardan, üretici ve ülke zarar görmeden acilen vazgeçilmesi gerektiğini bildirdi.

Çift Sürerken Kaza Yapan Çiftçi Hayatını Kaybetti

Denizli'nin Pamukkale İlçesi'nde çiftçilik yapan 34 yaşındaki Hasan Sertoğlu, tarlada çift sürerken devrilen traktörün altında kalarak hayatını kaybetti.  

Kaza, bugün saat 14.00 sıralarında, Eldenizli Mahallesi'nde meydana geldi. Çiftçilik yapan Hasan Sertoğlu, kendisine ait 20 PL 500 plakalı traktörle tarlasında çift sürerken, direksiyon hakimiyetini kaybetti. Sertoğlu'nun kontrolünden çıkan traktör, tarlada devrildi. Altında kalan Sertoğlu, kaza yerinde öldü. Denizli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı'nın arama kurtarma ekibi, Sertoğlu'nun cesedini traktörün altında çıkardı. Sertoğlu'nun cesedi otopsi için Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Adli Tıp morguna kaldırıldı. Jandarma, kazayla ilgili soruşturma başlattı.

Bayram, tatil, yaz, kış dinlemeden çalışan çiftçilerimizin bu tür haberlerle anılmasına üzülmemek elde değil. Elbette tüm sektörlerde olduğu gibi  tarım sektöründe de iş kazalarının can kayıplarına neden olduğu, bununla ilgili önlemlerin sıkılaştırılması gerektiğini bu kaza bize göstermiş oluyor.
 

4 Milyon Hektar Tarım Arazisi Yok Oldu

TZOB Başkanı Bayraktar, 26 yılda 4,1 milyon hektar tarım arazisinin imara açıldığına dikkat çekerek, “Toprak olmazsa, gıdanın olmayacağını herkes bilmelidir.” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım arazilerinin geri dönüşü olmayan bir şekilde elden çıktığına dikkati çekerek, “26 yılda 4,1 milyon hektar tarım arazisinin kaybının hesabını torunlarımıza veremeyiz” dedi.

Türkiye’nin dünyada toprak rezervi en fazla azalan 20 ülkeden biri olduğuna işaret eden Bayraktar, alternatif marjinal tarım arazileri varken verimli tarım arazilerinin konuta, sanayiye, turizme açılması, büyük sorumsuzluk olduğuna dikkati çekti.

“Toprak olmazsa, tarımın, gıdanın olmayacağını, gıda güvencesiz kalacağımızı herkes bilmelidir” ifadelerini kullanan Bayraktar, kamuoyunda “Üretim Reformu Paketi” olarak bilinen Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesine İlişkin Kanun Tasarısı’ndan, zeytinlik ve meralarla ilgili düzenlemenin çıkarılmasının son derece yerinde bir karar olduğunu belirtti.

"Toprağın Feryadını Herkes Duymalı"

Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun 11 Haziran 1945’de kabul edilmesinden dolayı, her yıl 11 Haziran’dan sonraki Pazar günü kutlanan Toprak Bayramı dolayısıyla açıklamalarda bulunan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, “Toprağın feryadını herkes duymalı. Toprak olmazsa, tarımın, gıdanın olmayacağını, gıda güvencesiz kalacağımızı herkes bilmeli” dedi.

11 Haziran 1945 tarihinde kabul edilen “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” dolayısıyla her yıl 11 Haziran tarihini takip eden ilk Pazar günü Toprak Bayramı olarak kutlanıyor. Toprak Bayramı, bu yıl 18 Haziran Pazar gününe rastladı.
 

“Toprak rezervimiz azalıyor”

Yazılı bir açıklama yapan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, toprağın doğal kaynakların başında geldiğini ve yaşamın temeli olduğunu bildirdi. Yüzölçümü 78,06 milyon hektar olan Türkiye’nin, uzun ömürlü bitkiler de dahil tarım arazisinin, 1990 yılında 27 milyon 856 bin hektar iken, aradan geçen 26 yılda 4 milyon 93 bin hektar azalmayla 2016 yılında 23 milyon 763 bin hektara indiğine, bu dönemde tarım arazilerinin %14,7’sinin kaybedildiğine dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Ülkemiz dünyada toprak rezervi en fazla azalan 20 ülkeden biri. İşlenen tarım alanı içinde, hiçbir sorunu bulunmayan ve her türlü tarım yapılabilen, birinci sınıf tarım arazisinin payı sadece yüzde 6 olduğunu göz önünde bulundurursak, tarım arazisi açısından çok da zengin olmadığımız ortadadır. Bu bilinçle hareket etmeli, tarım arazilerimizi çok iyi korumamız gerekirken, tarım arazilerimiz, geri dönüşü olmayan bir şekilde elden çıkıyor. Bunun sebepleri bellidir. Sebepler içinde, geçmişte yaşanan hızlı nüfus artışını, kırsaldan kente göçü, yerleşimlerin içinden veya yakınından geçen karayollarını, otobanları, bunların çevresinde kurulan sanayiyi, turizmi, madenciliği, kamu yatırımlarını ve yerleşim alanlarını sayabiliriz.
 

Ayrıca, her geçen gün erozyon, çölleşme, toprak kirlenmesi, tuzlanma, toprak içindeki organik madde ve mikroorganizma varlığının azalması gibi sebepler, topraklar da sürekli bozulmalara neden olmaktadır. Bunların yanında aşırı ve bilinçsiz sulama ve gübreleme işlemleri, uygun miktarda kullanılmayan pestisitler, ağır ve sürekli toprak işlemeleri ve aşırı hayvan otlatma gibi tarımsal uygulamalar da topraklarımıza zarar vermektedir.

Alternatif marjinal tarım arazileri varken, verimli tarım arazilerimizi konuta, sanayiye, turizme açmamız, karayollarıyla parçalamamız, yanlış kültürel işlemlerle yok etmemiz büyük sorumsuzluktur.

Toprak olmazsa, tarımın, gıdanın olmayacağını, gıda güvencesiz kalacağımızı herkes bilmelidir.”
 

Zeytinlik ve meraların tasarıdan çıkartılması

Aklıselimin galip gelerek, kamuoyunda Üretim Reformu Paketi olarak bilinen Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesine İlişkin Kanun Tasarısı’ndan, zeytinlik ve meralarla ilgili düzenlemenin çıkarılmasının son derece yerinde bir karar olduğunu bildiren Bayraktar, tarım alanlarının azalması, çayır, mera alanlarının giderek daralması ve nüfusun sürekli artmasının, tarımla uğraşan insanları, geçim sıkıntıları nedeniyle göçe zorladığını da vurguladı. Bayraktar, “Tarım arazilerinin verimli kullanılamamasının en önemli nedenlerinden biri miras hükümlerinden kaynaklanan arazi parçalanmasıdır. Tarımsal işletmeler küçük, araziler çok parçalı bir hale geldi. Ülkemizde 3 milyon işletme, 32,5 milyon parsel bulunuyor. İşletme büyüklüğü 61 dekara, parsel büyüklüğü 5-6 dekarlara indi. Doğu Karadeniz gibi bazı yörelerimizde 1 dekarın altında parsel var. Bu kadar küçük parsel büyüklükleriyle verimli bir tarımsal üretim yapılamaz. Girdi kullanımı ve işgücü kaybı artar, verim düşer, yeterli geliri elde edemeyen çiftçi tarımdan kopar” dedi.

“Toprakları kaybedersek suç bizimdir”

 Milli tarım projesinin en önemli konu başlıklarından birinin de arazi toplulaştırma çalışmalarının hızlandırılması ve ekilemeyen tarım alanlarının ekimine ağırlık verilmesi olduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, verimli tarım arazilerini korumak için 141 büyük ovayı SİT alanı ilan etti. Geçtiğimiz günlerde bu ovalara 51 ova daha ekledi ve sayıyı 192’ye çıkardı. Bunu toprağı korumak için atılmış önemli bir adım olarak görüyoruz. Sayının 212’ye çıkarılacağının açıklanması da fevkalade önemlidir. Bütün ovalar bu kapsama alınmalı ve korunmalıdır. SİT kararının istikrarlı şekilde uygulanması için konunun takipçisi olacağız. Herkesi bu topraklara sahip çıkmaya davet ediyorum.
 

Toprak Koruma Kurulları

Toprak Koruma Kurullarında kamu yararı kavramının istismar edilebildiğini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“2,1 milyon hektar alan Toprak Koruma Kurulları döneminde kaybedildi. Bu kurullarda verimli arazilerin tarım dışına çıkarılmasına itiraz eden Ziraat Odası Başkanlarımızın yerine ticaret erbabına yer veriliyor. Toprağın esas sahibi çiftçimizin temsilcileri bu kurullarda mutlaka olmalıdır. Verimli arazileri korumada en büyük görev valilerimize ve belediye başkanlarımıza düşmektedir. Tarımsal üretim dışında bırakacağımız bir karış bile toprak olmamalıdır. Bugün ülkemizde 9 milyon hektar alanda tarım yapıldığı halde çiftçimiz destek alamamakta, beklediği geliri elde edemediği için de tarımdan vazgeçmektedir. Bütün tarım arazileri Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dahil edilmelidir. Ekilen, dikilen tüm alanlar için destek verilmelidir. Çiftçimiz, daha fazla destek alırsa, ürettiğini zorlanmadan makul fiyatlarla satarsa dağı taşı eker.”

Mart'ta 5 Milyonluk İstihdam

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımda Şubat ayında 5 milyon 36 bin olan istihdamın, Mart ayında 49 bin artışla 5 milyon 85 bine yükseldiğini bildirdi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, 2016 Mart ayında 5 milyon 93 bin, geçen ay 5 milyon 36 bin olan tarımda istihdamın 2017 Mart ayında 5 milyon 85 bin olduğunu belirtti. Mart ayında 27 milyon 489 bin olan toplam istihdamın yüzde 18,5’ini tarımın karşıladığına, bu rakamın geçen Şubat ayında yüzde 18,7 olduğunu bildiren Bayraktar, tarım istihdam içindeki payının Mart ayında toplam istihdamın, Şubat ayına göre 533 bin artarak 26 milyon 956 binden 27 milyon 489 bine çıkmasından kaynaklandığını vurguladı.

Şemsi Bayraktar, 2017 Mart ayında tarımda 2 milyon 868 bin erkek ve 2 milyon 218 bin kadının istihdam edildiğini bildirdi. Erkeklerin yüzde 15,1’inin, kadınların yüzde 26,1’inin tarımda çalıştığını, tarımın işsizliği önemli oranda aşağıya çektiğini vurgulayan Bayraktar, “Mart ayında tarımın kadınlarda işsizliği 4 puan düşürerek yüzde 18,3’den yüzde 14,8’e, erkeklerde 1,3 puan düşürerek yüzde 11,8’den yüzde 10,5’e, toplamda işsizliği 2 puan düşürerek yüzde 13,7’den yüzde 11,7’ye indirdiğini belirtti.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, her yıl Ocak-Şubat aylarında en düşük düzeye indiğini, Mart ayının ikinci yarısından sonra tarımda istihdamın yoğunlaştığını, hasadın ardından azalmaya başladığını vurguladı.

Rekolte Çalışması Bayramdan Sonraya Kaldı!

Fındıkta Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yapacağı rekolte tespiti Bayramdan sonraya kaldı. Bayramdan sonraki aylarda yapılacak olan sayımların doğruluk oranı yüksek olacağından gerçek rakamlar tespit edilmiş olacak. 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı öncülüğünde fındık temcilcilerininde yer aldığı komisyon tarafından Ramazan Bayramından sonra arazide rekolte çalışması başlayacak.

Rekolte çalışması için komisyon üyelerinin oluşturulmaya başladığını söyleyen Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, Tarım Bakanlığı öncülüğünde Haziran ayının sonlarına doğru yapılan rekolte çalışması Ramazan Bayramından sonra yapılacak dedi.

“Rekolte çalışmalarının geç başlaması iyi”

Çalışmalar henüz başlamadı diyen Başkan Soydan, “Şuan komisyon oluşturuluyor. Bizim için rekolte çalışması ne kadar geç başlarsa o kadar iyi olur. Çünkü, açıklanan rakamın doğruluk payı artıyor.” diye konuştu.

“En gerçekçi rekolte olacak”

Komisyonda fındıkla ilgili bütün temsilcilerin yer alacağını ifade eden Soydan, son olarak şunları söyledi: “Rekolte çalışması il il yapılacak . Tarım İl Müdürlükleri bünyesinde komisyon temsilcileri sahada çalışarak tespit yapacak. Tespitler bakanlıkta toplanarak açıklancaktır. Bizde vatandaşlarımızın bu reklteye itibar etmesini istiyoruz. Çünkü, harmana gelecek fındığa en yakın rekolte bu olacak.”

Kiraz Ramazanda Sevindirdi

TZOB verilerine göre ramazanın ilk yarısında hem markette hem de üreticide fiyatı en fazla düşen ürün kiraz, en fazla artan ise kabak oldu.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) verilerine göre ramazanın ilk yarısında markette 35 üründen 20’sinin, üreticide ise 31 üründen 25’inin fiyatı artmadı veya azaldı.

Bu dönemde, markette sivri biber, patlıcan, kuru kayısı, kuru üzüm, kuru incir, süt, zeytinyağı, mısırözü yağı ve maydanozda fiyatlar değişmedi.

En fazla fiyat düşüşü, yüzde 38,48 ile kirazda meydana gelirken, bu ürünü yüzde 27,66 ile domates izledi. Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 23,35 ile kabak ve yüzde 15,49 ile salatalıkta görüldü.

Üretici fiyatlarındaki değişim

Üretici fiyatlarında ramazanın ilk yarısında marul, maydanoz, limon, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, kuru incir, Antep fıstığı, süt ve zeytinyağında değişim olmadı.

Kiraz yüzde 18,18 düşüşle fiyatı en fazla azalan ürün olurken bu ürünü fiyatı yüzde 17,81 düşen domates takip etti. Üreticide en fazla fiyat artışı ise yüzde 25 ile kabak ve yüzde 18,83 fiyat artışıyla havuçta yaşandı.

Kabak ve salatalıkta hasat miktarı azaldı

Fiyat değişimlerinin nedenlerine ilişkin görüşlerini paylaşan TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kabağın yanı sıra salatalık ve sivri biberdeki fiyat artışında ürün gelişiminden kaynaklı hasat miktarındaki azalmanın etkili olduğunu belirtti.

Havucun arzının depolardaki üründen sağlandığına işaret eden Bayraktar, bunun fiyatlara yansıdığına dikkati çekti.

Bayraktar, kiraz, domates, çilek, yeşil soğan, patlıcan, yeşil fasulyede yaşanan fiyat düşüşlerinin hava sıcaklıklarındaki yükselişle hasat edilen ürün miktarının artmasından kaynaklandığını kaydetti.

DenizBank’tan Çiftçilere Tam Destek!

Tarım sektörüne katkılarıyla özel bankalar arasında öncü konumda olan Denizbank, bu yıl da çiftçiler gününe özel desteklerle öne çıkarken, yıl boyunca da çiftçilerin yüzünü güldürmeyi hedefliyor.
 
Tarım sektöründe %39 pazar payı ile özel bankalar arasında lider olan DenizBank, üreticileri her alanda desteklemeye devam ediyor. Banka 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutlamak üzere çiftçilere özel yenilikçi kampanyalar düzenleyerek çiftçinin yanında olduğunu göstermiş oldu.
 
Üreticiler, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde şube ve tüm DenizBank kanallarından ayrıcalıklı hizmetler almıştı. Mayıs ayı boyunca sürecek kampanyalar kapsamında, tarımsal kredi ve sigorta ürünlerinde sunulacak avantajların yanı sıra Üretici Kart’ını ilk kez kullanacak çiftçiler de özel fırsat ve indirimlerden yararlanabilecek. Banka ayrıca bu özel gün vesilesiyle geçen sene ilkini düzenlediği “Uçurtma Şenlikleri”nin ikincisini gerçekleştirerek toplamda 5 bin uçurtma ve 50 bin balonla pek çok köy ve kasabada geleceğin çiftçilerine yönelik şenlikler düzenledi.

   
 
Çiftçiler Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan DenizBank Tarım Bankacılığı Grubu Genel Müdür Yardımcısı Burak Koçak, “Tarıma gönülden bağlı, samimi bir anlayışla hizmet veren Bankamız, çiftçimize en yakın, ihtiyaçlarını en iyi anlayan banka olma vizyonuyla öncü ve yenilikçi çalışmalarına devam ediyor. Tarım sektörünün lider özel bankası olarak, tarımın sadece finansman tarafıyla değil, sosyal tarafı ile de yakından ilgileniyor, üreticimizin yüzünü güldürmek için var gücümüzle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bizi bu önemli konuma taşıyan tüm çiftçilerimizin “Dünya Çiftçiler Günü”nü en içten dileklerimle kutluyorum” dedi.
 
Dünyanın en büyük tarım ekonomilerinden biri konumunda bulunan ülkemizde bu alanın stratejik önemine büyük önem atfeden DenizBank, söz konusu çalışmalarını, temeline “Çiftçimizin Yüzü Gülsün” anlayışını yerleştirdiği bakış açısı ile devam ettiriyor.
 
Banka Dünya Çiftçiler Günü vesilesiyle hayata geçirdiği avantajlı kampanyalar ile çiftçinin yüzünü güldürürken, ülkemiz nüfusunun büyük kısmının geçimini sağladığı tarıma katkı sağlamayı sürdürüyor. Üreticiler Mayıs ayı boyunca sürecek kampanyalar kapsamında, tarımsal kredi ve sigorta ürünlerinde avantajlı faiz oranı ve indirimlerden yararlanabilecek. Bununla birlikte Üretici Kartı’nı ilk kez Mayıs ayı içinde kullanacak kart sahibi çiftçiler, tarımsal girdi alışverişlerine özel fırsat ve indirim kazanacaklar. Üreticiler ayrıca Mayıs ayı boyunca tüm şube ve DenizBank kanallarından ayrıcalıklı hizmet alabilecekler.
 
Değer yaratan projelerle çiftçilerin sosyal hayatlarına destek
 
Tarım sektörünü Türkiye’nin geleceği için sahiplenilmesi gereken en kıymetli alanlardan biri olarak gören; tarım ile bağını bir sosyal sorumluluk, milli görev addeden DenizBank, çiftçinin yüreğine dokunacak projelere imza atmaya devam ediyor. Banka geçen sene ilkini düzenlediği “Uçurtma Şenlikleri”nin ikincisini gerçekleştirerek; toplamda 5 bin uçurtma ve 50 bin balonla pek çok köy ve kasabada şenlikler düzenledi.
 
Yurt çapında tarımsal oda, birlik ve kooperatiflerin katılımıyla geniş çaplı düzenlenen etkinlikler ile Çiftçiler Günü’nün coşkusunu üreticilerle birlikte yaşayan banka, ayrıca çiftçiler gününe özel gün için birçok il ve ilçedeki şubelerinde kahvaltı organizasyonları da düzenledi.
 
“DenizBank ile mutlu ve yüzü gülen çiftçiler en büyük hayalimiz”
 
DenizBank Tarım Bankacılığı Grubu Genel Müdür Yardımcısı Burak Koçak, konuyla ilgili şunları söyledi; ”Tarım sektörünü en fazla destekleyen lider özel banka olarak 15 yıldır üreticilerimiz ile kurduğumuz ilişkiyi gönül birliğiyle büyütüyor, onlara her alanda destek olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bugün ulaştığımız noktada 9 Milyar TL’yi aşan tarım kredimiz, 1 milyonu aşan çiftçi müşterimiz ve özel bankalar arasında %39’luk pazar payımızla sektördeki liderliğimizi devam ettiriyoruz. Sahip olduğumuz vizyon, tarımın sadece üreticilerimizin geçimlerini sağladıkları bir kanal değil, büyük bir ekonomik faaliyet alanı ve stratejik bir sektör olarak ele alınmasını kaçınılmaz kılıyor. Tarıma verilen her desteğin ülkemizin geleceğine yapılan yatırım olduğu bilinci ile ilk günden bu yana çiftçilerimizin hayatlarına değer katmayı amaçladık. Bu özel gün vesilesiyle, tüm üreticilerimizin Dünya Çiftçiler Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum.”
 


Haber: Ali Suzi Doğan
 

Yeni Semt Pazarları Fiyat Değişkenliğini Önleyecek Mi?

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, gıda fiyatlarındaki değişkenliğe ilişkin, “Hal dışı özellikle kayıp  kaçağın olduğu alanlarda birtakım tedbirler alarak bunu önlemeye yönelik  önerilerimiz var. En önemlisi de pazar yerlerini teşvik ederek daha modern hale getirmek istiyoruz” dedi.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, , hükümet olarak gıda  fiyatlarındaki oynaklığı ortadan kaldırmaya yönelik yoğun çalışma içerisinde  olduklarını söyledi. Ürünlerdeki zaiyatı önleme noktasında daha önce aldıkları bir dizi  tedbirleri hayata geçireceklerini aktaran Tüfenkci, sebze-meyve fiyatlarındaki  kayıt dışılığı önlemeye yönelik adımlar atacaklarını kaydetti.

Bu kapsamda belirledikleri 43 noktada yol kontrollerini hayata  geçireceklerini dile getiren Tüfenkci, “Yine önerilerimizden biri hal içi yapılan  ticareti daha fazla teşvik etmek. Hal dışı özellikle kayıp kaçağın olduğu  alanlarda birtakım tedbirler alarak bunu önlemeye yönelik önerilerimiz var. En  önemlisi de pazar yerlerini teşvik ederek daha modern hale getirmek istiyoruz. Perakende ayağında özellikle bu zincir içerisindeki maliyet oluşturan unsurları azaltacak önerilerimizi sıralayacağız. En azından sebze ve meyve  fiyatlarındaki oynaklığı stabil hale getirmeye çalışacağız” dedi.

Rusya Tarım Bakanlığından bir heyet Antalya’daki seralarda incelemelerde bulundu. Anton Karmazin başkanlığındaki Rusya Tarım Bakanlığı heyeti, Serik  ilçesinde seralar ve işletmelerin paketleme tesislerini gezdi. İncelemeler  sırasında heyete Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel  Müdürlüğü ile Antalya Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü yetkilileri eşlik  etti.

Heyet; kabak, bal kabağı, aysberg marul ve biber gibi ihraç  ürünlerinin dikim safhasından hasadına kadar olan süreçteki çalışmalarla, ürünün  paketleme ve nakli konusunda bilgiler aldı.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdür  Yardımcısı Yunus Bayram, Rus heyetin kabak,  marul, bal kabağı ve biber üretim tesislerini ve seraları teknik açısından inceleyeceklerini söyledi. Bayram, heyetin, inceleme sonrası Rusya’ya ihraç edilecek ürünlerle ilgili  karar vereceğini belirterek, “İzmir ve Mersin’deki tesisler de incelenecek” dedi.
 

Gençleri Tarıma Yönlendirmeliyiz!

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, çiftçiliği teşvik etme, gençleri tarıma yönlendirme ve tarımın gelişmesi noktasında genç çiftçi desteklerinin bulunduğunu söyledi.

Bakan Tüfenkçi, yaptığı açıklamada, tüm çiftçilerin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü'nü kutladı. Tarımın stratejik bir alan olduğu bilinciyle hareket ettiklerini ve bu alanda faaliyet gösteren çiftçilerin sorunları olduğunu bildiklerini aktaran Tüfenkci, çiftçiliği teşvik etme, gençleri tarıma yönlendirme ve tarımın gelişmesi noktasında genç çiftçi desteklerinin bulunduğunu ifade etti.
Binlerce çiftçinin bu destek ve hibelerden faydalandığını aktaran Tüfenkçi, şunları kaydetti:

“Malatya'da da bu teşviklere başvuranların taleplerini karşılama noktasında gıda tarım ve hayvancılık il müdürlüğümüz gayret gösteriyor. Özellikle çiftçilerimizin yetiştirdiği ürünlerin piyasaya ve pazara uygun ürünler olması gerekiyor. O ürünlerin, verilen emeğin değerinde alınıp satılması için arz ve talep dengesini gözeterek üretim yapmak lazım. Bunun da planlamasının yapılması gerekiyor.

Aracıların Kazandığı Bir Piyasa Düzeni İstemiyoruz

Biliyoruz ki, satamadığınız hiçbir ürün sizin değildir. Dolayısıyla çiftçilerimizin ürünlerinin para etmesini istiyoruz. Bu ürünler para ederken de gerçekçi bir fiyatlandırmanın olmasını arzu ediyoruz. Enflasyonu artırıcı suni müdahalelerle, fiyatla, çiftçinin kazanmadığı aracıların kazandığı bir piyasa düzenini de istemiyoruz. Onun için gıda fiyatlarını düzenlerken enflasyonu da dikkate alarak ama çiftçinin de ezilmeyeceği, emeğinin karşılığını alabileceği bir sistemi oluşturma gayreti içerisindeyiz."

KAYNAK: tarimdanhaber

 

Tandoğan'da Bir İlk!

Türkiye'nin dört bir tarafından gelen çiftçiler Dünya Çiftçiler Gününde Ankara'da Tandoğan Meydanı'nda buluştu. Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin etkinliği ile yapılan buluşmada ünlü şarkıcı Mustafa Ceceli ve Sevcan Orhan da konser verdi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliliği başkanı Şemsi Bayraktar, yaptığı konuşmada ülke tarımı ve çiftçinin içinde bulunduğu sorunlara dikkat çekti. Çiftçinin bildirisi olarak görülen Bayraktar'ın konuşmasında dikkat çeken başlıklar şöyle:

Artık Buğday İthal Etmek İstemiyoruz

Toprakların en önemli ürününün buğday ve arpa olduğunu belirten Bayraktar, buğday ve arpa milyonlarca çiftçinin geçim kaynağı olduğunu belirterek, "Kaliteli buğday üreteceğiz. Hedefimiz kaliteli buğday üretmek ve üretimi 30 milyon tona çıkarmaktır. Artık buğday ithal etmek istemiyoruz" dedi.

Ucuz Gübre Ve Ucuz Mazot İstiyoruz

Bunun için çiftçinin kaliteli ve sertifikalı tohuma ucuz fiyattan ulaşması gerektiğinin altını çizen Bayraktar, şunları kaydetti: “ucuz gübre ve ucuz mazot kullanmalıyız. Ürün fiyatları da alın terinin karşılığını alacak düzeyde olmalıdır. Bunun için de üreticimiz tüccarın insafına bırakılmamalı, TMO hasat zamanı, fiyatlar üreticiyi memnun etmeyecek şekilde görünüyorsa hızla bir şekilde üreticiyi tatmin edecek bir fiyattan piyasa girmeli, ödemelerini peşin yapmalı ve alanı tüccara bırakmamalıdır.

Üreticinin Üretme Hevesini Kırmayalım

Biz üreticimizin üretme hevesini kırmazsak üreticimiz tarlasında kalacak ve ülkemizin ihtiyacı olan hububat üretimini karşılayacaktır. Buğday ve arpa hasatları önümüzdeki günlerde başlayacak. Üreticimiz arpa ve buğday fiyatlarının alın terini karşılayacak şekilde gerçek maliyetleri dikkate alarak açıklanmasını istiyor.

Tmo'nun Eli Güçlendirilmeli

Hazine de TMO'nun finansman ihtiyacını hızlı bir şekilde karşılamalı, ofisin elini güçlendirmelidir. Üreticimiz, desteklenirse, ithal ucuz ürüne karşı korunursa, ürünü de para ederse üretiyor.

Mısırda İhtiyacın Tamamını Karşılayamıyoruz

Mısırda üretim, son 10 yılda yüzde 70 arttı. Yine de ülke ihtiyacının tamamını karşılayamıyoruz. Buna rağmen prim desteği yarı yarıya düşürüldü. Çeltik, üretimi en zahmetli ürünlerimizin başında geliyor. Üretimimiz sürekli artıyor. Daha da artırırız. Ülke ihtiyacımızı karşılarız. Yeter ki üreticimiz ucuz ithal ürüne karşı korunsun. Ürününü nereye, kaça satacağını bilsin.

Yağlı Tohumda Önemli Üretim Açığımız Var

Her şeyi üretiyoruz ama yağlı tohumlarda önemli üretim açığımız var. Yağlı tohumların ithalatı için her yıl 3,5 milyar dolar ödüyoruz. Baklagillerde dünyanın en büyük ihracatçı ülkelerinden biriydik. Ne oldu da ithalatçı olduk. Yanlış giden neydi? Geçmişte devletin alımları durdurması, desteği kesmesi. Baklagillerde daha çok destek, TMO'dan alım garantisi istiyoruz.

Patates Ve Soğanda Planlı Üretime Geçilmeli

Patates ve kuru soğanda da üreticimizin sorunu üretim planlaması, pazarlama sorunu çiftçimizin en büyük sorunu değil mi, bundan en fazla canı yanan patates, soğan üreticisi değil mi? Her yıl sorun yaşayan patates ve kuru soğan üreticilerimizin sıkıntıları ortada. Artık patates ve kuru soğanda planlı üretime geçilmeli.

Şeker Pancarında Kotalar Artırılmalı

Şeker pancarında ise en önemli sorunlarımızdan biri kotalardır. Ülkemiz açısından stratejik bir ürün olan şeker pancarında üretiminin sürdürülmesi çiftçilerimiz için çok önemlidir. Şeker pancarı üreticimiz, pancar şekeri kotasının artırılmasını istemektedir. 2015 yılında şeker pancarı fiyatına yapılan yüzde 20'lik zammın ardından 2016 yılında fiyatın aynı kalması üreticimizi mağdur etmiştir. Bu yıl alım fiyatları bu durum göz önünde bulundurularak açıklanmalıdır. Şeker pancarında kotanın artırılması, tatmin edici bir fiyat açıklanmasını istiyoruz.

Türk Fındığı İtalyan Fındığı Olmasın

Türk fındığı, İtalyan fındığı olmasın. Fındık üç beş kişinin insafına bırakılmasın, devletimiz fındığa sahip çıksın. Fındık fiyatlarını düşürmek isteyen çıkar grupları, 'Ziraat Odaları olmasa fındığı savunan hiç kimse kalmaz, fiyatlarla istediğimiz gibi oynar daha fazla paralar kazanırız' diyorlar, başınıza Ziraat Odaları kadar taş düşsün. Sizinle dün de büyük mücadeleler verdik, bundan sonra da mücadele vermeye devam edeceğiz. Ziraat Odalarımıza zarar vermeye çalıştığınızı biliyoruz. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Bu davadan vazgeçen namerttir. Hodri meydan"

Gübrede Ve Yemde Kdv İndirimi Doğrudan Çiftçiye Verilmeli

Mazot desteğinin en kısa sürede yapılması gerektiğini ifade eden Bayraktar, gübre ve yemde KDV indiriminden faydalanamadıklarının altını çizerek, KDV indiriminin doğrudan çiftçiye verilmesini talep etti.

Devlet Bir Eliyle Verdiğini Diğer Eliyle Geri Alıyor

Bayraktar, konuşmasına şöyle devam etti: “Şunu unutmayalım ki hemen her ülke çiftçisini destekliyor. Gelişmiş ülkelerde destek olmasa tarım ayakta kalamaz. Gıda güvencelerini sağlayamazlar. Biz de destek var ama gelişmiş ülkelerdeki seviyeye göre yeterli değil. Üstelik destekten sanki gelirmiş gibi yüzde 4 de stopaj kesintisi yapılıyor. Devletimiz bir eliyle verdiğini diğer eliyle geri almış olmuyor mu?

Desteklenecek Ürünler Yeniden Gözden Geçirilmeli

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın, Milli Tarım Projesi tarım sektörü ve çiftçilerimiz açısından önemlidir. 941 havzada, 21 ürün desteklenecek. Ancak, desteklenecek ürünlerin yeniden gözden geçirilmesi ve özellikle meyvecilikte belli bir geçiş süreci konulması bir zorunluluktur.

Milli Tarım Projesi Biran Önce Hayata Geçirilmeli

Milli Tarım Projesi kapsamındaki havza bazlı desteklemeyi yerinde buluyoruz ve bir an evvel hayata geçirilmesini istiyoruz.

Müdahaleyi Önemsiyoruz

Tarımın ayrılmaz bir parçası da hayvancılıktır. Hayvancılıkta en büyük sorunumuz, piyasada yaşanan istikrarsızlıktır. Bu açıdan Et ve Süt Kurumu'nun müdahale kurumu olarak kurulmasını çok önemsiyoruz.

Ziraat Bankası Çiftçinin Ucuz Kredi Talebini Karşılamalı

Özel bankalar, Hazine desteği alamadıkları için cari faizle, yüksek faizle çiftçimize kredi veriyor. Hazine selektif kredilere verdiği desteği artırmalıdır. Ziraat Bankası çiftçimizin ucuz kredi talebini karşılamalıdır, Hazine de gerekli desteği Ziraat Bankası'na sağlamalıdır.

Bankalar Masraf Ve Komisyonlarla Çiftçiyi Bezdirmiş Durumda

Ziraat Bankası, çiftçimize kredi kullandırırken aşırı taleplerden kaçınmalı, zorluk çıkarmamalıdır. Bankalarla sorunumuz bir değil ki, devletimiz çiftçimize faiz desteği verirken, bankalar işin kolayını bulmuş. Aldığı masrafla, komisyonla çiftçimizi bezdirmiş durumda. Buna bir son verilmelidir.

Prim Ödeme Gün Sayısı 15 Güne Düşürülmeli

Ayrıca her ay sigorta primini ödeyebiliyor musunuz? 2008 yılında olduğu gibi prim ödeme gün sayısı yeniden 15 güne düşürülmelidir. Çiftçilerimize de yıpranma hakkı verilmelidir.
 

Yasağın Kalkmasıyla Üreticinin Yüzü Güldü

Turfanda üretimin merkezi Adana’da soğan hasadı, Rusya’nın Türkiye’den soğan alımına yönelik yasağı kaldırması nedeniyle bu yıl umutlu başladı. Hasat edilen yılın ilk ürünü Rusya’ya gönderildi.

Rusya’nın Türkiye ile yaşadığı kriz sonrası ile yaş sebze ve meyveye getirilen alım yasağı geçtiğimiz yıl birçok soğan üreticisine zarar ettirmişti. Ürettikleri soğanın tarlada kalması nedeniyle bu yılki üretimde güçlük çeken soğan üreticisinin, geçtiğimiz günlerde Rusya ile yapılan görüşmenin ardından birçok yaş meyve ve sebzede yasağın kalkmasıyla birlikte yüzü güldü.

Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, Başbakan Binali Yıldırım ve Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev’in Mart ayının başında yaptıkları telefon görüşmesi sonrası karnabahar, brokoli ve karanfil ile birlikte ihracat yasağı kaldırılan tarım ürünleri arasında yer alan soğanın hasadına Adana’da Nisan ayının son haftası başlanmıştı.

Yasak kalktıktan sonra hasat edilen ilk ürün geçeçen haftalarda Samsun Limanı’ndan gemiye yüklenerek Rusya’ya gönderildi.
 

TZOB Çiftçileri Ankara'da Eğlendirilecek

Türkiye Ziraat Odaları Birliği organizasyonuyla Çiftçiler, 14 Mayıs'ta 'Dünya Çiftçiler Günü' dolayısıyla Ankara'da Tandoğan Meydanı'nda toplanacak. Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin önderliğinde yapılacak buluşmada, Mustafa Ceceli ile Sevcan Orhan konser verecek.

En son 2005'de Manisa'da ve 2006'da Ordu'da fındık mitingi yapan Türkiye Ziraat Odaları Birliği, 11 yıl sonra çiftçileri Ankara'da toplayacak.

Ankara'da yapılacak buluşmaya katılımın fazla olması için bütün teşkilata yazı gönderilerek, çiftçiler davet edildi. Ankara'daki buluşmanın bütün masraflarını odalar kendileri karşılayacak.

'Çiftçimiz ürettikçe Türkiye güçlenecek' sloganı ile yapılacak buluşmada, tarlasından getirilen çiftçi, verilecek konserlerle Ankara'da eğlendirilecek.

Dünya Çiftçiler Gününü, bugüne kadar basın toplantısı, salon toplantısı veya bildiri yayınlanarak kutlanırken, TZOB’nin ilk kez böyle bir buluşma organize etmesi dikkat çekti.

Haber: Ali Suzi Doğan

Çilek Fideleri Çiftçilerin Yüzünü Güldürdü

Ordulu üreticilerin, fındık bahçelerinden ilave gelir sağlamaları için dağıtılan çilek fideleri yüzleri güldürdü.
 
Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamada, kentte bitkisel üretimin çeşitlendirilmesi ve çiftçilere gelir getirici yeni kaynaklar sağlanması amacıyla çalışmaların sürdüğü belirtildi.
 
Büyükşehir Belediyesi ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü tarafından "Çilek üretimini geliştirme" projesinin yürütüldüğü aktarılan açıklamada, il genelinde bu sene 40 dekar alanda çilek üretimi için 240 bin sertifikalı çilek fidesi dağıtıldığı kaydedildi.
 
Proje doğrultusunda, istihdam ve ekonomik kazancın artırılmasının da amaçlandığı vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:
 
"Son yılların dikkat çeken tarımsal faaliyetlerinden çilek üretimi konusunda, Büyükşehir Belediyesinin yaptığı desteklemeler çiftçinin yüzünü güldürdü. Yapılan desteklemelerle küçük tarım işletmelerinde fındık haricinde alternatif ürün olarak çilek yetiştiriciliği teşvik edildi. Uygulanan modern tarım teknikleri ve fide destekleri sayesinde ilk hasattan itibaren ortalama 750-1200 kilogram ürün elde eden çiftçiler, il içi ve dışı toplu, perakende ürün satışı yaparak ekonomiye katkı sağladı. Çilek yetiştirilen alanlarda çalışan kişi sayısı da artarak istihdama ilave katkı sağlanmış oldu."
 
Açıklamada, 2015 yılında 60 dekar alan için 420 bin fide ve 2016 yılında 35 dekar alana 200 bin fide dağıtımının yapıldığına işaret edilerek, bu sene dağıtılan 240 bin fide ile üç yılda dağıtılan fide sayısının toplam 860 bine ulaştığına işaret edildi.
 
Açıklamada, destek kapsamında kurulan çilek bahçelerinde verimin beklenen düzeyde gerçekleştiği ve hava şartlarına bağlı olarak kasım ayına kadar ürün alınabildiği aktarıldı.
 

Genç Çiftçilere Hibe Tavsiyeleri

Genç Çiftçi Hibe Desteği Projesi başvuru süreci işlemeye devam ediyor. Bu kapsamda başvuru yapacak olan gençlerin dikkat etmesi gereken konular öne çıkıyor.
 
Türkiye genelinde Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü yetkilileri düzenledikleri programlarla, başvuru sürecinin işleyişine yönelik çeşitli bilgiler veriyor.
 
Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlükleri, tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması, gelir düzeyinin yükseltilmesi, alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması, kırsalda genç nüfusun istihdamına katkı sağlayacak girişimci, güvenilir, güçlü, gönüllü gençlerin desteklenmesini amaç edinen, kırsal alanda yaşayan genç çiftçilerin mahallinde uygulayacağı bitkisel, hayvansal, yöresel tarım ürünleri tıbbi ve hoş kokulu bitki üretimi, işlenmesi, depolanması ve paketlenmesine yönelik 30 bin TL ye kadar hibe ödemesi programı konusunda, çiftçilerin bilincini arttırmak için çeşitli yollarla genç çiftçilere ulaşmaya devam ediyor.
 
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın öncülük ettiği ‘Genç Çiftçi Hibe Projesi’ geçmiş yıllara oranla daha fazla çiftçinin bu fırsattan yararlanması hedefleniyor. Türkiye genelinde tüm bölgelere fırsat eşitliğinin sunulması konusunda bu yıl daha planlı bir hibe programı sürdürülüyor.
 
Bu fırsattan yararlanmak isteyen genç çiftçilerin kayıt ve takip işlemlerini zamanında yaparak süreci takip etmeleri, konuya ilişkin önem arz ediyor.

 
Muhtarların ve birlik başkanlarının bu konuda sürece dâhil olup genç çiftçilere yol göstermeleri de Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüklerince teşvik ediliyor. Bilgilendirme toplantılarına katılan çiftçilerin yetkililerle istişare etmelerine imkân tanıyan programlar çiftçiler açısından olumlu karşılanıyor.
 
Sanayileşmesi az olan bölgelerimizde en büyük geçim kaynağının tarım ve hayvancılık olması, bilhassa bu bölgelerde üretimin bilinçli yapılması üretimde verimin artmasına işaret ediyor. Bu durumun bilincinde olan Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlükleri bölgeler bazında yıllık üretimin teşviki konusunda başarılarını ortaya koyuyor ve parmakla gösterilen bölgeler olarak çiftçiler tarafından takdir ediliyor.  

Haber: Ali Suzi Doğan

Yerli Domates mi Melez(Hibrid) Domates mi?


Anayurdu Orta ve Güney Amerika olan domates, patlıcangiller ailesinden yoğun olarak yetiştirilen bir yenidünya bitki türüdür.
 
16. yüzyılın ilk yarısında Meksika'dan Avrupa'ya yayılmış olduğu varsayılan domatesin zamanla farklı türden kültürlenerek yüzlerce türü ortaya konulmuştur. Kaç çeşit kültürlendiği tam olarak bilinmeyen domates, günümüzde önemli bir tüketim meyvesi olarak sofralarımızdaki yerini almıştır.
 
Dünyada hemen hemen her kültürde yerini alan domatesin en büyük üreticisi İtalya’dır. Türkiye’de de farklı türlerin gelişlimi kültürlenerek geliştirilip arttırılmaktadır. Türkiye’de yaygın olarak yetiştirilen ve ‘yerel domates’ olarak adlandırılan bazı türler; ticari amacına, yetiştirilme şekline ve lezzetine ilişkin belirli isimler almıştır.
 
Yerli domates çeşitleri:
 
Sırık Domates; Pazarda satılmak üzere, ömrü uzun ve pazar tezgâhlarına dayanıklı olan domates türüdür. Kendi içinde farklı tohum türleri vardır. Bu türler, Elif 190 F1, Gökçe 191 F1, Gülle F1, Target F1, Opera F1, Polaris F1, Astone F1, Mog F1'dir. 
 
Yer Sofralık Domates; Bitki yapısı bakımından oldukça güçlüdür. Bu gücü sayesinde meyveyi tamamen örterek güneşe karşı korur. Ortalama 210- 230 gr ağırlığında, kırmızı, yuvarlak yassı meyveli domateslerdir. Türleri arasında Sadık F1, Elegro F1 sayılabilir. 
 
Sanayi tipi Domates; Salça yapımında kullanılan domates türüdür. Güçlü bitki yapısına sahiptir.  Meyveleri tam yuvarlak olmaz. Nakliyeye dayanıklıdırlar. Rio Grande türü domatesler sanayi tipi, salçalık domates türleridir.   
 
Hibrid (melez) domates çeşitleri:
 
Adonis F1; Sıcak iklim isteyen orta güçte bir domates türüdür. Meyvelerinin ağırlığı 180-200 gram civarındadır. Bu türde meyveler sapları ile birlikte toplanabilmektedir. Az ya da çok tüylü yaprakları keskin kokuludur. Domates yetiştiriciliğinin yapıldığı her iklim ve bölgede yüksek performans göstererek bol ürün verir

Süper Red F1; Orta erkenci hibrid domates çeşididir. Orta erkenci diğer domates çeşitlerine göre daha büyük ve serttir. Yatay gelişen bir bitki türü olup yaprakları meyvelerini örter.  Domates yetiştiriciliğinin yapılabildiği yer alanda rahatça yetiştirilebilir. Nakliyeye uygun domates türlerinden biridir. 
 
Oturak Domates; Egemen F1; Çalı tipi domates türlerindendir. Yoğun yaprak oluşumu olan bu türde salkımda 3 ila 5 domates bulunur. Çatlamaya dirençli bir türdür. Meyveleri hafif yuvarlak ve parlak renklidir. 
 
Cevahir F1Örtü altı yetiştiriciliğine uygun, raf ömrü uzun, pazara yönelik domates türüdür. Bahar dönemi yetiştiriciliği daha verimli olur. Salkımında 3-4 meyvesi olur.Yoğun yaprak örtüsü olan bir türdür. Diğer tüm domates türlerinde olduğu gibi önce sıcak yastıklarda üretilir. Sonra asıl fide yerlerine geçirilerek şaşırtılır. Yüksek verimli bir domates çeşididir. 250-350 gram ağırlığında, meyveleri hafif yuvarlak, dilimli, şekli düzgün ve parlak kırmızı renklidir. 
 
Beton F1; Sonbahar yetiştiriciliğine uygun domates türüdür.. Orta güçlü bir bitki olan beton F1 türü domateslerde örtü altı yetiştiriciliği yapılır. Salkımında 5-7 meyve bulunur. Erkenci bir türdür. Ortalama meyve ağırlığı 160-170 gram kadardır. Sarı yaprak virüsüne karşı dayanıklıdır. 
 
Yeşim F1; Güz, bahar ve bahar sezonu boyunca yetiştirilebilir. Ortalama meyve ağırlığı 250-350 gram kadardır. Nakliyeye uygun, raf ömrü uzun bir domates çeşididir. Salkımında 3-5 meyve bulunur. Salkımları oluşturan çiçekleri 2 cm çapında ve sarı renklidir. Toprak açısından çok seçici değildir. Keskin bir kokusu ve tadı vardır. Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde üretimi yaygındır. 



Haber: Ali Suzi Doğan

Çiftçi Borçlarına Yapılandırma 'Torba Teklif' e Girdi

TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen, vergisini düzenli ödeyen mükellefe yüzde 5 indirim yapılması, Esnaf Ahilik Fonu kurulmasına ilişkin Kanun Teklifi çiftçi borçlarına yapılandırmayı da içeriyor.

Vergisini düzenli ödeyen mükellefe yüzde 5 indirim yapılması, Esnaf Ahilik Fonu kurulmasına ilişkin Kanun Teklifi TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi. Teklifin görüşmeleri sırasında verilen önergelerle 11 yeni madde teklife eklenirken, çiftçinin Ziraat Bankasına ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları yüzde 5 faiz ile yeniden yapılandırıldı. Ayrıca, TEDAŞ’a olan sulama borçları yeniden yapılandırma kapsamına alındı. Yasa teklifinin gelecek hafta kanunlaştırılması bekleniyor.

Komisyonda kabul edilen teklife göre, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından çiftçiye kullandırılan ve 31 Aralık 2016 tarihi itibariyle takibe düşen borçlar için çiftçi kanunun yürürlüğe girdiği üçüncü ayın sonuna kadar başvuracak. Yapılandırılan tutara yapılandırmaya konu kredi borcunun vadesini takip eden tarihten, yapılandırma tarihine kadar yıllık yüzde 11 oranındaki basit usulde yürütülecek faiz uygulanacak. Bunun yüzde 6’sı Hazine, yüzde 5’i çiftçi tarafından karşılanacak.

Yapılandırmaya konu kredi borcunun vadesini takip eden tarihten yapılandırma tarihine kadar yıllık yüzde 5 faiz uygulanacak. Yapılandırmaya esas tutarın, defaten veya taksitlendirilmesi halinde ilk taksiti, 2017 Ekim sonuna kadar, izleyen taksitleri 2018’in Ekim ayından başlamak üzere her yıl tekabül ettiği ayda toplam beş taksitte ödenecek. Komisyonda verilen bilgiye göre, bütün borçluların yapılandırmaya başvurması durumunda Hazineye maliyeti 825 milyon lira olacak. 120 bin kişinin düzenlemeden yararlanması bekleniyor.

TEDAŞ’ın 2.2 milyar liralık alacağı yapılandırılacak

Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin (TEDAŞ) elektrik tüketiminden kaynaklanan alacaklarından vadesi 15 Şubat 2017 tarihi itibarıyla geldiği halde maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödenmemiş olanlar yeniden yapılandırılacak. TEDAŞ’ın tarımsal sulamada kullanılan elektrik tüketiminden kaynaklanan alacakları da yine aynı kapsamda yeniden yapılandırılacak. Komisyona bilgi veren TEDAŞ yetkilileri, 13 bin resmi abonenin 780 milyon lira, tarımsal sulamada 40 bin abonenin 1 milyar 360 milyon lira borcu bulunduğu, düzenlemenin 2.2 milyar lira tutarındaki bir alacağın yapılandırılmasını kapsadığını açıkladılar. Yapılandırma kapsamındaki tarımsal sulamadan kaynaklanan elektrik borçlarının 1 milyar TL’si Dicle Bölgesi’ne ait bulunuyor.

 

Teklife eklenen diğer bir maddeye göre, Geliştirme ve Destekleme Fonu’ndan kullandırılan Irak Programı kredilerinden takip edilen alacaklar için yapılandırma hükümlerinden yararlanamayan borçlulara yeni bir yapılandırma imkanı getirildi.

Teklifte yer alan düzenlemeler satır başlarıyla şöyle:

- Bankacılık, finans ve sigortacılık sektörleri dışında vergisini düzenli ödeyen mükelleflere yüzde 5 indirim yapılacak. Hesaplanan indirim tutarı 1 milyon liradan fazla olamayacak.

- İşyerini kapatan esnafa maaş ödemesi yapılması için Esnaf Ahilik Sandığı kurulacak. Primini ödemiş olanlardan son 3 yıl içinde 600 gün faaliyetini sürdürenlere 180 gün, 900 gün faaliyetini sürdürenlere 240 gün, 1080 gün faaliyetini sürdürenlere de 300 gün süreyle Esnaf Ahilik Sandığı ödeneği verilecek. Sandık primi, prime esas günlük kazançlarından, yüzde 2 sigortalı ve yüzde 1 devlet payı olarak alınacak.

- Türkiye’de ikamet eden Türk vatandaşlarının Türk soylu olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden ana, baba, eş ve çocukları ile bunların bakmakla yükümlü oldukları ana, baba, eş ve çocukları, talep etmeleri halinde, ikamet şartı aranmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılacak. 

- Genel Sağlık Sigortası prim borçları yeniden yapılandırılıyor. Genel Sağlık Sigortası tescili yapılıp ancak gelir testine hiç başvurmayanlara yönelik düzenleme getiriliyor. Bu kişiler, 12 ay içinde gelir testine başvurursa, Genel Sağlık Sigortası primleri, yapılan gelir testi sonucuna göre tescil başlangıç tarihinden itibaren alınacak.

- İşyeri ve konutu dövizle satın alan, Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancılar, KDV’den muaf tutulacak.