Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

SON HABERLER

Arıcılara Verilen Destek Yeterli Değil

 

Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği (TAB) Genel Başkanı Ziya Şahin “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından birliklere üye arıcılara 2017 yılı için planlanan destekleme ödemelerine başlandı" dedi. 4 yıldır arı üreticilerine kovan başı 10 TL destek ödemesi yapıldığına vurgu yapan Şahin 67 bin aile arıcısı için bu desteğin yeterli olmadığını söyledi.

 
 “ Geçtiğimiz yılda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Ahmet Eşref Fakıbaba Dünya ulusal kongremize katılarak en fazla desteği arıcıların hak ettiğini vurgulamıştı. Geçen hafta Cuma gününden bu tarafa üretici hesaplarına yatırılan kovan başı 10 TL lik destek bizleri mutlu etmedi. Bizler arıcılar olarak umudumuzu kesmedik Sayın bakanımızdan bu desteği artıracğını bekliyoruz. Türkiyenin arıcılık alanaında en kapsamlı birliği olan (TAB) 80 ilde 69bin üreticimizi temsil etmekteyiz.  Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı üretici hesaplarına totalde 67 milyon 654 bin 210 TL yatırılacak”dedi.
 
 
 
 
22.1.2018
Devamı

Tarımsal Nüfus Gençleşiyor Projesi

"Tarımsal Nüfus Gençleşiyor" projesi kapsamında Biga'da düzenlenen kurslarda başarılı olan 166 kursiyere, sertifikaları törenle verildi.
İŞKUR Çanakkale İl Müdürlüğü, İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Ziraat Odası Başkanlığı ile Biga Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğünce Göktepe, Kayapınar, Gündoğdu, Yolindi köyleri ile Karabiga beldesinde açılan süt sığırı yetiştiriciliği kurslarını tamamlayan 166 kursiyere sertifikaları düzenlenen törenle dağıtıldı.
Biga Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonunda düzenlenen sertifika törenine, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Türkiye Ziraat Odaları Yönetim Kurulu Üyesi ve İpsala Ziraat Odası Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Darcan, Biga Kaymakamı Mustafa Can İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Erdem Karadağ, İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Vasfi Karaca, Biga Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Müdürü Ali Hikmet Cevher, İŞKUR İlçe Müdürü Yasin Sezgin, Ziraat Odası Başkanı Beytullah Elmacı, İl Genel Meclis üyeleri ve kursiyerler katıldı.
İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Erdem Karadağ, kadınların yaptığı özverili çalışmalarla birçok alanda sorunların aşılacağını söyledi.
Konuşmanın ardından kursiyerlere, sertifikaları verildi ve yelek hediye edildi.
 
 
22.1.2018
Devamı

Fakıbaba: Tarımda Büyük Gelişme Var

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba "Kim ne derse desin tarımda büyük gelişmeler var. Yıllara baktığımız zaman tarımda geldiğimiz çok önemli noktalar var. Yeterli mi? Yeterli değil. Gece gündüz demeden ben ve arkadaşlarımız ekip olarak, hükümet olarak ciddi bir şekilde çalışıyoruz" dedi.
Bakan Fakıbaba, 9. Tarım ve İnsan Fotoğraf Yarışması ödül törenine katıldı. Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Basın Kültür ve Sanat Merkezi'nde düzenlenen törende konuşan Fakıbaba, tarımın sadece bir avuç buğday veya boynu bükük bir ayçiçeğinden ibaret olmadığını belirterek, tarımın toprağa düşen bir damla suyun tohumla buluşmasıyla başlayan ve tüm canlılara ulaşan serginin adı olduğunu söyledi. Tarımın sanatında mahir olan insanın elleriyle tabiatın bir şekilde işlenmesi olduğunu dile getiren Fakıbaba, bu yüzden tarım ve insanın hayatın ta kendisi olduğunu kaydetti.
 "Kim ne derse desin tarımda büyük gelişmeler var"
Bakan Fakıbaba, her gittiği yerde mutlaka tarımın iyi örneklerini görmek istediğini anlatarak, "Oraya gittiğim zaman sadece Tarım Bakanı olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir evladı olarak derim ki ne kadar güzel insanlar var, tarım o kadar ilerliyor ki, tarım o kadar güzel ellerde ki. Kim ne derse desin tarımda büyük gelişmeler var. Yıllara baktığımız zaman tarımda geldiğimiz çok önemli noktalar var. Yeterli mi? Yeterli değil. Gece gündüz demeden ben ve arkadaşlarımız ekip olarak, hükümet olarak ciddi bir şekilde çalışıyoruz. Fotoğraf sanatının bütün Türkiye'de tarım alanlarında yayılacağını görür gibiyim. Her biri ayrı bir hayat, ayrı bir hikaye, hepsi çok güzel çekilmiş fotoğraflar. Anı çok güzel yakalamışsınız. Sizleri, sanatçı arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Bu heyecanınızdan vazgeçmeyin ve fotoğraf makinenizi yanınızdan ayırmayın" diye konuştu.
"Keşke ben de fotoğrafçı olsaydım ve gittiğim her güzellikleri çekebilseydim" diyen Fakıbaba, "Dün Gaziantep'teydik. O kadar güzel bir çiftlik gezme imkanım oldu ki hayran kaldım. O çiftliğin sahibi beni gezdirirken o kadar mutluydu ki bunun izahı yok. Bu bir sevgi, bu bir aşk. Para kazanmak falan değil. Sadece ve sadece ürettikleri ürünleri, hayvanları gösteriyor ve ona o kadar büyük mutluluk veriyor ki, bana göre ondan daha fazla mutlu olabileceği bir şey yok. Ben o mutluluğu gözlerinde hissediyorum" ifadelerini kullandı.
"Herkesin et yemesini sağladınız"
Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Mehmet Akarca ise dün fotoğrafların panolara yerleştirilmesi sırasında fotoğrafları görme fırsatı yakaladığını belirterek, "Hakikaten uluslararası hangi yarışmaya girerse girsin ödül alacak çok fotoğraf var burada. Bu sergimiz, fotoğrafçılık alanında yepyeni bir nefes, yepyeni bir soluk getirdi. Sergiyi çok beğendim. Buraya kadar olan konuşmamı genel müdür olarak yaptım. Şimdi bir vatandaş olarak konuşuyorum. Az gelirli, orta gelirli insanları etle buluşturdunuz, herkesin et yemesini sağladınız. Bundan dolayı size müteşekkir olduğumu söylemek istiyorum" dedi.
Yarışmada dereceye giren fotoğrafçılara ödüllerini veren Bakan Fakıbaba, daha sonra dereceye giren fotoğrafların yer aldığı sergiyi gezdi.
 
 
19.1.2018
Devamı

Gıda Fiyatlarını Bu kez Kuraklık mı Etkileyecek

Bu günlerde "2018 ürün yılında üretim az olacak" beklentisi ile bazı ürünlerde stok yapılıyor. Özellikle Türkiye'nin geleneksek tarım ürünleri ihracatında önemli bir yer tutan fındık, kuru kayısı ve kuru üzümde ise fiyatlar artmaya başladı. Konuştuğumuz ihracatçılar, kuru üzümün kilogram fiyatının son 20 günde 4 liradan 5.5 liraya kadar çıktığını, kuru kayısının kilosunun ise 7 liradan 12 liraya çıktığını söylüyor. Bu yıl hasat döneminde fiyatı düştüğü için TMO tarafından müdahale alımları yapılan fındıkta da ihracat fiyatı artıyor. İç fındığın toptan kilosu 20 liradan 23 liraya yükseldi.
KURAKLIK TARIMSAL SULAMAYI OLUMSUZ ETKİLEYECEK
Meteroloji Genel Müdürlüğünün verilerine göre, Türkiye 2017 yılında son 44 yılın en düşük yağışını aldı. 2017 Kasım-Aralık ve 2018'in ilk günlerinde beklenen yağışların olmaması üreticiyi endişelendiriyor. Özellikle kar yağışının birçok bölgede olmaması, yağmurun ise azalması 2018'in kurak geçeceği endişesini doğuruyor. Uzmanlara göre, yağışların azalması ile ortaya çıkacak su sorunu tarımsal üretimi olumsuz etkileyecek.
Mevsimsel değişiklik nedeniyle bazı ürünler için don riski de artıyor. Aralık-Ocak döneminde olmayan kar yağışının Şubat-Mart dönemine kayması ve bu dönemde hava sıcaklığının sıfırın altına düşmesi durumunda kayısı, badem ve diğer bazı ürünlerin çiçeklenme döneminde donması nedeniyle üretimin azalma riski var. Kuraklık ve don riski nedeniyle ürününün az olacağı beklentisi içinde olanlar stok yapıyor. Ya da elindeki ürünleri bekletiyor. Bu nedenle ürün fiyatları artıyor.
FİYAT ARTIŞINA RAMAZAN ETKİSİ
Gıda tüketiminin hem iç piyasada hem de dışarıda artış gösterdiği Ramazan ayının bir çok tarım ürününde hasat öncesine yani hazirana denk gelmesi de gıda fiyatlarının artmasında önemli bir faktör olarak gösteriliyor.
Konuştuğumuz uzmanlar, ihracat için Şubat ve Mart'ta, Ramazan ayına yönelik tedarik ve satışların yapılacağını belirterek: "Ramazan ayı bu yıl hazirana denk geliyor. Ramazanda gıda ürünleri tüketiminde ciddi artış oluyor. Bu artışı karşılamak için şimdiden piyasadan mal almanız ve ihraç etmeniz gerekiyor. Ramazanın ayı tarım ürünleri hasadının yapıldığı döneme denk geldiği yıllar daha ucuza ürün temin ediliyor. Fakat, Haziran ayı, Türkiye açısından hasadın henüz başlamadığı ve ürünün en az olduğu dönem. Bu nedenle artan talep fiyat artışına neden olacak. Gıda fiyatlarındaki artışta Ramazan ayı etkisi de mutlaka dikkate alınmalı" görüşünü dile getiriyor.
FİYAT ARTIŞININ ÜRETİCİYE YARARI YOK
Gıda fiyatlarındaki artışın çiftçiye bir yararı yok. Genel olarak çiftçiler ürününü hasat ettikten sonra satarak borçlarını kapatır. Gelecek yılın üretimi için hazırlık yapar. Çiftçiler hasat döneminde ürünü hızlı bir biçimde piyasaya sunduğu için fiyat düşük olur. Ürün çiftçinin elinden çıktıktan sonra ürün arzı kontrollü olduğu için fiyat yükselir. Bu dönemdeki fiyat artışının çiftçiye bir yararı yok.
2018 ZOR YIL OLACAK
Kuraklık ve don riski, tarımsal üretimin azalacağı beklentisi 2018'de gıda fiyatlarında önemli artışa yol açması bekleniyor. Dövizdeki artışa bağlı olarak ithalatta ucuz olmayacak. Kaldı ki, fındık, kayısı, kuru üzüm gibi ürünlerde dünyada lider konumda olan Türkiye'nin bu ürünleri ithal etmesi de mümkün değil. Bu nedenle gıda fiyatları açısından 2018 zor bir yıl olacak.
ÜZÜM, GÜNEY YARIMKÜRE ÜRETENE KADAR DEĞER KAZANACAK
Kuru üzüm fiyatı sezon başında düşük olduğu için TMO devreye girerek kilosu 4 liradan kuru üzüm aldı. Dünya kuru üzüm üretiminde ve ihracatında lider durumda olan Türkiye, sezon başında yüksek rekolte nedeniyle düşük fiyat sorunu yaşarken, bu günlerde fiyat artmaya başladı. Fiyat artışında Türkiye'nin rakibi olan üretici ülkelerdeki üretim önemli rol oynuyor. ABD'nin su sorunu nedeniyle bağ alanlarını sökerek yerine badem dikimine yönelmesi bu ülkede üretimi azalttı. Avusturalya 'da da üretim düştü. İran, ambargo nedeniyle ürün satamıyor. Şili, Güney Afrika gibi Güney Yarımküre'de olan ülkelerde ise üzüm sezonu bitti. Bu ülkelerde Mart ayından sonra yeni ürün çıkacak. Kanada başta olmak üzere alıcı ülkeler için Türkiye'den başka kuru üzüm alacakları pazar yok. Bu talep artışı fiyatların artmasında etkili oldu. Sezon başında kilosu 4 lira civarında olan kuru üzümün fiyatı bugünlerde 5.5 liraya kadar yükseldi. İhracatçılara göre bu sezon başında en ucuz üzüm olan Türk üzümü bu yeni fiyat artışı ile gerçek değerine kavuştu. Ancak fiyat artışının Güney Yarımküre üzümünün piyasaya girmesine kadar devam etmesi bekleniyor.
KAYISIDA SATIŞLAR DÜŞTÜ FİYAT FIRLADI
Kuraklık ve don riski beklentisiyle fiyatı en çok artan ürünlerden birisi kuru kayısı. Bir ay öncesine kadar kilosu toptan 7-8 liradan satılan kuru kayısının fiyatı 12 liraya kadar çıktı. İhracatçılara göre, piyasada yeterince ürün olmasına rağmen kuraklık ve don riski nedeniyle kayısı satışı yapılmıyor. Talep olmasına rağmen satış az olunca fiyat yükseldi. Türkiye'de bademle birlikte en erken çiçek açan meyvelerden biri olan kayısıda çiçeklenme dönemine kadar fiyat artışının devam etmesi bekleniyor. Hava koşullarının olumlu olması ve çiçeklenmenin iyi olması ile fiyatlar gevşeyebilir. Fakat, genel beklenti 6-7 ay sonra çıkacak yeni ürüne kadar fiyat yükselmesinin devam edeceği yönünde.
FINDIKTA ÜRETİM DÜŞERSE PİYASAYI TMO BELİRLEYECEK
Sezon başında kabuklu fındığın kilosu 10 liranın altına düşmesi nedeniyle, TMO devlet adına fındık alımına başlayarak fiyatı 10 lirada tutmayı başardı. TMO'nun aldığı kabuklu fındık miktarı 140 bin tonun üzerinde. Bu yıl emanete fındık alımı çok az olması nedeniyle ağırlıklı olarak banka kredisi ve öz sermaye ile fındık alan tüccarın maliyeti yükseldi. Tüccar bu maliyeti düşürmek için fındık fiyatını artırıyor. Bu nedenle iç fındığın kilosu toptan 20 liradan 23 liraya çıktı. İki yıl üst üste fındık üretiminin yüksek olduğunda üçüncü yıl üretimde düşüş yaşanıyor. Bu nedenle 2018 yılında üretimin düşeceği beklentisi ile fiyatın artması bekleniyor. Üretim düşerse TMO'nun elindeki fındık çok önem kazanacak ve piyasayı belirleyecek.


 
 
19.1.2018
Devamı

Rusya'nın Tarım İhracatı 20 Milyar Dolara Ulaştı

Rusya Tarım Bakanı Aleksandr Tkaçev, Rusya’nın tarım ihracatının 2017 yılında yüzde 15 artarak 20 milyar dolara dayandığını belirtti.
Federasyon Konseyinde ”Hükümet saati” çerçevesinde konuşan Bakan Tkaçev, ”Genel anlamda geçen yıl içinde tarım ve gıda ürünleri ihracatı yüzde 15 yükselerek 20 milyar dolara ulaştı” dedi. Öte yandan tahıl müdahalelerinin zararlı olduğun dile getiren Tkaçev, “Tahıl müdahaleleri fiyatların dengelenmesinde zararlı. Niçin mi? Tahıl üretimi zaten fazla ve tahıl ambarlarında fazla tahıl bulunuyor” diye konuştu.
 
19.1.2018
Devamı

Şeker Kotaları Belli Oldu

Şeker Kurumu kapatılarak görevlerinin devredildiği Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, daha önce Şeker Kurulu tarafından açıklanan şeker kotalarını belirledi. 2017-2018 pazarlama yılı için belirlenen 2 milyon 670 bin ton A Kotası Şeker, 2 milyon 403 bin tonu pancar şekeri üreten şirketlere, kanunun öngördüğü yüzde 10 sınırı olan 267 bin tonu ise nişasta bazlı şeker üreten şirketlere tahsis edildi.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, 24 Aralık 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Şeker Kurumu kapatılarak, tüm görevlerinin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na devredildiğinin altı çizildi.
Açıklamada, devirle, ham maddesi tarımsal faaliyet sonucunda elde edilen, mamul maddesi ise gıda olarak kullanılan şeker sektöründe, üretimden tüketime kadar olan sürecin tamamında sorumlu ve yetkili kılınan Bakanlık tarafından, kararnamenin yayımlanmasını takiben her türlü tedbirin geciktirilmeden alındığı vurgulandı.
Bu kapsamda ilk olarak, pancar üreticileri ile vatandaşların ve sektörde yer alan tüm şeker üreticilerinin hak ve sorumluluklarını koruyacak çalışmaların başlatıldığına işaret edilen açıklamada, bu doğrultuda sektörün beklediği bir konu olan ve 4634 Sayılı Şeker Kanunu hükümlerince daha önce Şeker Kurulu tarafından tespit edilen şeker kotalarının, yeni düzenleme çerçevesinde Bakanlıkça belirlendiği kaydedildi.
2017-2018 pazarlama yılı şeker kotası
Şeker üretiminde ve arzında istikrarı sağlamak üzere 2017-2018 pazarlama yılına ait şeker kotasının 2 milyon 670 bin ton olarak tespit edildiği ve şeker üreten şirketlere tahsisinin yapıldığı bildirilen açıklamada, şirketlerin şeker kotalarının, geçmiş yıllara ait üretim, satış ve stok durumları ile mevcut piyasa verileri ve pazarlama yılına ait öngörüler dikkate alınarak belirlendiği ifade edildi.
Bakanlık açıklamasında, şöyle denildi:
“2017-2018 pazarlama yılı için belirlenen 2 milyon 670 bin ton ‘A Kotası Şeker’, 2 milyon 403 bin tonu pancar şekeri üreten şirketlere, kanunun öngördüğü yüzde 10 sınırı olan 267 bin tonu ise nişasta bazlı şeker üreten şirketlere tahsis edilmiştir. Ayrıca güvenlik payı için bulundurulmak üzere yüzde 5 oranında 120 bin ton şeker ‘B Kotası’ olarak tespit edilmiştir.
Gelecek dönemi kapsayan 2018-2019 pazarlama yılına ait şeker kotaları da en kısa sürede tespit edilerek kamuoyu ile paylaşılacaktır.”
 
 
19.1.2018
Devamı

Nişasta Bazlı Şeker Kansere mi Neden Oluyor

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Şeker Kurumunun kapatılmasının, şeker pancarının ve şeker fabrikalarının sonu olacağını belirterek, nişasta bazlı şekerin tehlikelerine vurgu yaptı.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Ğürer’in sözlü soru önergelerine Meclis Genel Kurulu’nda yanıt verdi. Ömer Fethi Gürer’in, Şeker üreten şirketlerin denetimi, Şeker Enstitüsü bütçesi ve yeniden yapılandırılmasına yönelik çalışmalar, Şeker Kurumunun idari giderleri,  Şeker fabrikalarının personel ihtiyacı ve üretim maliyetinin düşürülmesine yönelik çalışmalarıyla ilgili sorularını yanıtlayan Bakan Faruk Özlü, Şeker Kurumunun, Bakanlar Kurulunca, 24/12/2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanan 696 sayılı KHK'yle kapatıldığını hatırlattı.
KOTALARIN TESPİTİNİ TARIM BAKANLIĞI YAPACAK
Şeker Kurumuna ve Şeker Kuruluna yapılmış olan atıfların Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına yapılmış sayıldığını belirten Bakan Faruk Özlü, “ Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bundan böyle kotaların tespiti, denetim, iç fiyat, arz-talep dengesi ve spekülatif etkileri dikkate alarak şeker ticaretine ilişkin kuralları belirleyecek. Dolayısıyla Bakanlığımızın, Şeker Kurumuyla herhangi bir ilişkisi kalmamıştır” dedi. 
YÜKSEK YOĞUNLUKLU TATLANDIRICILARI ŞEKER KURUMU DENETLEDİ
C şekerini Kurul kararı dışında iç piyasada satan veya bedelsiz devredenler hakkında birinci fıkrada öngörülen cezalar uygulanır." hükmüne istinaden gerekli idari para cezalarının uygulandığını kaydeden Bakan Faruk Özlü, “Ancak, Kabahatler Kanunu'na göre, idari para cezalarının tahsil edilebilmesi için bunların kesinleşmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların nihai tüketiciye ulaşmalarına kadarki süreç, mülga Şeker Kurumunca yakinen takip edilerek ithalatla ilgili uygunluk belgeleri de yine bu minvalde verilmiştir” şeklinde konuştu. 
ŞEKER ÜRETEN ŞİRKETLERİN KOTA DIŞI SATIŞI
Bakan Faruk Özlü, “Bu arada, şeker üreten şirketlerin kota dışı satış veya başka ürün adıyla satış yapıp yapmadıkları ve ilgili mevzuata göre pancar temin edip etmediklerinin denetimi, mülga Şeker Kurumu bünyesinde oluşturulan İzleme Ve Denetleme Grup Başkanlığınca yürütülmüştür. Bahse konu denetim faaliyetlerinde Şeker Kurumu personelinin -ki bunlar 52 kişidir- neredeyse tamamı görev almıştır” açıklamasında bulundu. 
NİŞASTA BAZLI ŞEKER KOTASI
AB ülkelerinde yüzde 5 olan nişasta bazlı şeker kotasının ülkemizde Bakanlar Kurulu kararıyla neden artırıldığı yönündeki soruya da yanıt veren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, “Esasen ülkelerarası karşılaştırma yapılırken verilerin aynı temelde olması önemlidir. Avrupa Birliği nişasta bazlı şeker türlerinin toplamı için değil sadece nişasta bazlı şekerin bir türü olan izoglikoz için kuru madde bazında kota tahsis etmektedir. Türkiye'de ise glikoz, izoglikoz ve kristal fruktoz dâhil tüm nişasta bazlı şeker türleri için kota tahsis edilmektedir.
Ayrıca, mülga 4634 sayılı Şeker Kanunu bu şeker türlerini kanun kapsamına dâhil ederek ülke toplam kotasından alacağı payı belirli bir seviyede sınırlamıştır. Kanunla yeni nişasta bazlı şeker fabrikası kurulması için Şeker Kurumundan kota temini zorunluluğu getirilmiştir. Ancak Şeker Kurumu görüşünün icrai bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bakanlar Kurulunun yasal artırım oranı ile kurum görüşü arasında farklılıklar olabilmektedir. Zaten Bakanlar Kurulumuz nişasta bazlı şeker kotalarına her yıl ihtiyaçlar çerçevesinde değişen oranlarda artırmasına karşın nişasta bazlı şekerin pazar payı yükselmemiş tam tersine azalmıştır” dedi. 
GÜRER: ŞEKER KURUMUNUN ORTADAN KALDIRILMASI BÜYÜK RİSK
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise Bakan Faruk Özlü’nün yanıtlarının tatmin edici olmadığını belirtti. Şeker Kurumunun ortadan kaldırılmasının büyük bir risk olduğunu anlatan Ömer Fethi Gürer, “OHAL kapsamında kanun hükmünde kararnameyle Şeker Kurumu kaldırıldı. 2004 yılında çıkarılan bir yasayla bu kurumda düzenleme yapılıyordu ancak Anayasa Mahkemesi ve Danıştay bunu iptal etmişti çünkü Şeker Kurumu piyasa düzenleyicisiydi” dedi. 
Şeker Kurumunun ortadan kalktığı için Bakanlığın ne kadar konuyu denetleyeceği ve takip edeceğinin şüpheli olduğuna değinen Ömer Fethi Gürer, “Nişasta bazlı şekerin ülkemizde yaygınlaşmasının önünü açan, aynı zamanda yoğun tatlandırıcıların da ülkemize girmesine neden olacak bu uygulamadan vazgeçilmesinin gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu şeker pancarının ve şeker fabrikalarının sonu olur” diye konuştu.
ÖZELLEŞTİRME KAPSAMINDAKİ FABRİKALAR DÖKÜLÜYOR
Şeker fabrikalarında çalışan mevsimlik işçilerin kadroya alınmadığını, fabrikalara hiç bakım yapılmadığını ifade eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Özelleştirme kapsamında olan fabrikalar dökülüyor. Bu anlamda, şeker fabrikaları fabrika üreten fabrikalardı. Hükûmetin şeker fabrikalarını bir an önce revizyona yapıp, bakımlarını yapıp verimli kılmasını da öneriyorum çünkü çok arıza yapıyor, büyük risk var. Bu anlamda yapılacak çalışmaların Hükûmet tarafından gerçekleştirilmesi gerekiyor. Şeker pancarı çiftçisinin korunması, şeker fabrikasında çalışan işçilerin de kadroya alınmasını ayrıca talep ediyorum” şeklinde konuştu. 
NİŞASTA BAZLI ŞEKER KANSERE NEDEN OLUYOR
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, üye atanmadığı için 2 yıldır Şeker Kurumu’nun faaliyetlerine devam edemediğini ve bu nedenle nişasta bazlı şekerin Türkiye pazarındaki payının yüzde 17 oranında arttığını belirterek, “Nişasta bazlı şeker ve yoğun tatlandırıcıların kansere neden olduğu  yönünde bilim adamlarının iddiaları var. Bu konu ciddi olarak incelenmelidir” dedi.
​ 
 
 
18.1.2018
Devamı

Domuz Katkılı Gıdamı Yediriliyor?

Gazeteci Yazar Soner Yalçın, son kitabı “Saklı Seçilmişler”i Nil Soysal'a anlattı. Kitabında 'hangi yiyeceklerde domuz katkısı olduğunu' vurgulayan ve ayrıntılarıyla açıklayan Yalçın, “Yoğurtlara kıvam artırması ve su tutması için jelatin ekleniyor. Jelatinin çoğunlukla domuz derisinden elde edildiğini kaç kişi biliyor? Hangi yiyeceklere domuz katkı maddesi konduğunu ayrıntılı yazdım, insanımız bilsin” dedi. 
Sözcü gazetesinden Nil Soysal'a konuşan Yalçın "Yıllardır Yamyam Tavuk Yiyoruz!” haberini hatırladınız mı? Geçen sene imza attığım bu haberi uzun süre takip etmiştim. Tavuk diye aslında civciv yediğimizi, bu hayvancıkların kendi artıklarıyla beslendiğini filan yazmıştım. Tüm ısrarlarıma rağmen konuyla ilgili ne Sağlık Bakanlığı'ndan, ne de Tarım Bakanlığı'ndan bir yetkiliye ulaşıp, görüş alamamıştım! Mesele şimdi anlaşıldı!" ifadesini kullandı. 
Sağlığımızı yakından ilgilendiren konuları anlatırken birden karşımıza meselenin politik sebeplerini çıkarıyorsunuz. Özellikle de büyük şirketler tarafından fonlanan derneklerin-vakıfların yaptıklarına şaşırıp kalıyorsunuz…
“Gıda teröristlerini” pazara sokan perde arkasındaki baronların amaçlarını yazıyorsanız bunun ideolojisini anlatmak zorundasınız. Şu tesadüf olabilir mi:
Buğdayın genetiğiyle kim oynadı: Rockefeller!
Mısırın genetiğiyle kim oynadı: Rockefeller!
Pirincin genetiğiyle kim oynadı: Rockefeller!

Tavuğun genetiğiyle kim oynadı: Rockefeller!

Liste uzun… GDO'nun öncüsü kim: Rockefeller!

Hepsini ayrıntılarıyla yazdım. Rockefeller Vakfı'nın dünyanın dört yanında hangi iktidarla, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerle neler yaptığını ortaya çıkardım. Rockefeler'ın destekçisi kim; yolundan giden kim; Bill Gates! Gıda/beslenme konusuna kimse böyle bakmamış ne yazık ki! Uluslararası 22 bilim insanı GDO'yu 2009 Şubat'ında protesto etti. “Siz Nazi doktorlarının yaptığı çalışmaları yaparak, II. Dünya Savaşı sonrası Nazileri yargılayan Nürnberg Mahkemesi kararlarını ihlal ediyorsunuz” dediler. Seslerini kim duydu? “Nazi laboratuvarları” hâlâ faaliyette! Sağlıksız ceninleri ayırıp, sağlıklı ceninler yetiştirmenin yollarını arayan toplumsal akımın adı “öjeni” idi. Bu sosyal-darwinist akımın tarihini çalıştım. Gördüm ki, başı yine Rockefeller çekiyor! Yeni de değil. İlk kısırlaştırmaların Naziler döneminde Rockefeller desteğiyle yapılması tesadüf mü?
Bu “seçilim” sadece insana da yapılmıyor
Anladım kitaptaki civcivlerden bahsediyorsunuz. Evet o da soykırım; böyle bir katliam olamaz. Bu sebeple, dünyada kayıt altına alınmış olan bin 273 tavuk ırkından bugüne çok azı kaldı. Rockefeller'in “tek tip tavuk” projesi kazandı. Onun pilicini-tavuğunu yiyoruz. Niye çok piliç tüketir olduk? 1990'da 2.87 kilo olan yıllık kişi başı tüketimimiz 2016'da 21.94 kiloya yükseldi.
İnsanlar ne yediklerini bilmiyor ama ne yapsın yoksullar ve başka ucuz ne yiyebilirler? Buna sadece Türkiye'de değil milyonlarca insanı mecbur ettiler.
Sağlığımız perişan
Şaşkınlıkla aynı soruyu sormak istiyorum. İnsanı uçurumun kenarına sürükleyen bu sağlıksız gıdalar bizlere niye yediriliyor? Niye yasaklanmıyor? Devletimiz, hükümetimiz bizi niye korumuyor? Sahiden nerde bu devlet?
Adı konulmamış bir savaşın içindeyiz. Bu savaş zenginler ile yoksullar arasında. Kapitalizm her yönüyle insan vücudu için yararlı olmadı. Küresel şirketler insanların arzuları ve cehaletiyle beslendi. Yanıltıcı kampanyalar düzenleyerek beslenme alışkanlıklarıyla oynandı. İnsanlar medya aracılığıyla, film endüstrisiyle bilinçli olarak aptallaştırıldı. Ne yazık ki akademi dünyası buna alet edildi. Teknoloji insanoğlunun vücudunu yoldan çıkardı! İnsanoğlu sağlıklı olmak için evrilmedi; vücudunuzu ancak siz koruyabilirsiniz. İnsanoğlunun yakın akrabası neandertel, kültürel beslenme uyumu sağlayamadığı için yok oldu. Şimdi sıra homo sapiens'in yoksulları-ezilmişlerinde. Söyledim; dünyanın efendileri bunu sadece para için yapmıyorlar. Nüfusu kırmak istiyorlar. ANAP'tan AKP'ye siyasal iktidarların bu güç karşısında hiçbir şey yapamadıklarını tek tek yazdım. Bize tez zamanda halkını düşünen bir iktidar lazım. Halimiz, sağlığımız perişan.
Lösemi riski yüzde 700 
En sarsıcı bilgilerden biri de kırmızı etin başına gelenler…
AKP insanlara domuz yediriyor! Helal kesimden geçtik; domuzdan alınan kök hücreyle kırmızı et yapıyorlar artık. İthal karkas etler kanları akmış olduğu için hormon testine cevap vermiyor. Ne yediğimizi bilmiyoruz. Ete yapılan kimyasal işlemleri kaç kişi biliyor? Türkiye'de kullanım izni olmamasına rağmen “bradmix” adlı kimyevi maddenin etlerin hacmini yüzde 25-30 artırmak amacıyla kullanıldığını biliyor musunuz? Bu madde; kırmızı etlere kaybedilen su oranını yüzde 5-8 yeniden kazandırmak ve terbiye esnasında daha canlı, parlak ve aromalı bir görünüş sağlamak amacıyla şırıngayla enjekte ediliyor. Sadece bu değil… Fosfatlar, şekerler, asitlendiriciler, tuz (NaCl, KC1) neler var. Raf ömrünün uzaması yani renk değişimi olmaması için özellikle şarküteri gibi işlenmiş ete, (E250 koduyla) nitrat ve nitritin sodyum konuluyor. Mide kanserinin sebeplerinden biri budur. Bozulmayı önleyici sodyum sülfat (E221) pankreas kanserini yüzde 67, lösemi riskini yüzde 700 oranında artırıyor.
“İnsanlar ne yediklerini bilmiyorlar"
Yalçın, “İnsanımız medya aracılığıyla aptallaştırıldı, ne yediğini bilmiyor. Bize tez zamanda halkını düşünen bir iktidar lazım” dedi.
"Mehmetçiğe GDO'lu prinç yedirdiler"
“Domuz Gribi” gibi “Deli Dana Hastalığı” ve “Kuş Gribi” meselesinin perde arkası da çok çarpıcı!
Sadece tek örnek vereyim: ABD Savunma Bakanı Donald Rums-feld, bir dönem küresel ilaç devi Gilead Sciences'in başkanlığını yaptı. Ortaktı. Kuş gribi sırasında bakanlığı, Pentagon'a ilaç şirketinden 1 milyar dolarlık “tamiflu” satın aldırdı! O yalan rüzgarında Türkiye de sadece aşı ithalatına 350 milyon dolar harcadı! Dünya ilaç devi Baxter kuş gribi virüsünü laboratuvarda üretip yanlışlıkla dünyaya yaymıştı! Yerseniz. Bill Gates aşılarına girelim mi?
“Trakya'yı kim zehirledi”
Bill Gates pirincine de girelim, öğrensin insanlar…
Rockefeller da bu aşı meselesinin finansörlerindendir; dünyanın en zenginlerinden Warren E. Buffett gibi… Henüz Türkçe'ye çevrilmeyen gazeteci Daniel Taylor'ın kitabı var: “Dünyayı Aşılamak: Gates, Rockefeller Küresel Nüfusu Azaltma Peşinde” Keşke biri çevirse… Gelelim pirince… Bugün kişi başı ortalama 9.3 kilo pirinç tüketiyoruz; 1980 yılında ise sadece 3.2 kilo idi. Ki yediğimizin şimdilik yarısı ithal! Bak arkadaş! 2006 yılında Türkiye'nin bir kilo pirinç ithaline ihtiyacı yoktu. ABD dayattı. Erdoğan dönemin Tarım Bakanı Sami Güçlü'yü gönderdi. Mehdi Eker ithalat önündeki engelleri kaldırıverdi. Sadece pirinç mi? 2016 yılında kamu ve özel sektör deposunda tüketime hazır 498 bin 858 ton şeker varken, AKP sıfır gümrük vergisiyle şeker ithal etti.
Bunlar işin siyasi yönü. Bunları da yazdım. Meselenin sağlık yönünü de yazdım. “Glisemik indeks” kavramını kaç kişi duydu? Pirinç gibi “glisemik indeksi” yüksek ürünler, kan şekerini hızla yükseltip sonra hızla düşürür. Ardından gelsin kilolar, hastalıklar! En kutsalımız Mehmetçik'e bile GDO'lu pirinç yedirdiler. Bu insanlığın hem politik hem de insani olarak yıkımıdır. Meselenin hangi boyutunu araştırsanız şoke olursunuz: Türkiye toplam pirincin yüzde 55'ini, ayçiçeğinin yüzde 75'ini, buğdayın yüzde 10'unu yetiştiren Trakya'yı, bir uçtan diğer uca 280 km. kat eden Ergene Nehri'ni kimler zehirledi? Trakya'yı hangi yabancı tröstler ele geçiriyor, ne yetiştiriyorlar? ANAP ve AKP bu işin suç ortağı, biz ise daimi seyirci… Topraksu Genel Müdürlüğü'nü Özal'a, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nü Erdoğan'a kapattırdılar. Atatürk'ün kurdurduğu tüm tarım işletmelerini yok ettiler. Yani mesele sadece Atatürk Orman Çiftliği'ne yaptıkları saray ile sınırlı değil; çok vahimleri var.
‘Saklı Seçilmişler'den
– Kimi… Yoğurdun kıvamını artırmak için kullanılan jelatinde DOMUZ derisi var.

– Kimi… Una ve hamura DOMUZ kılı saçından yapılan E920 konuluyor.

– Kimi… İthal hayvan yeminde DOMUZ kemiği – DOMUZ kanı var.

– Kimi… İthal salam ve sucuklardaki beyaz noktalarDOMUZ yağıdır.

– Kimi… Kek ve pastalarda ucuz olduğu içinDOMUZ içyağı kullanılıyor.

– Kimi… Et suyu tabletler, hazır köfte harçları, hamburger, hazır çorbalar, kuruyemiş, sakız, cipsler, dondurmalar, renkli yoğurtlar, salata sosu, cips, çiğköfte ve benzeri birçok üründe bulunan “Çin tuzunda”DOMUZ var.

– Kimi… İthal donmuş yağlarda DOMUZ var.

– DOMUZun kök hücresinden laboratuvarda kırmızı et yapılıyor.
Tarihini bilmeyen bir nesil iktidarda
İçim şişti!
“Çin tuzu” adını duymuşsunuzdur. ABD dahil yaklaşık 50 ülkede kullanımı sınırlandırıldı. Türkiye'de ise kullanımı serbest! Ne söyleyeyim daha… “Annemin köftesi” gibi tanıtılan köftelerin tamamı soya katkılı. Şirin gözükmesi için de “mix kıyma”, “soya proteini” vs. gibi farklı isimleri koyuyorlar ambalaj üzerine! Ara da eti bulasın! Balığa ne yaptıklarını anlatayım mı? Kansere neden olduğu için 1976 yılında ABD'de yasaklanan “PCBs” adlı kimyasal madde bulunduran kültür balıklarına kimse ses çıkarmıyor. Kültür balıkçılığı 1980 yılında dünya balıkçılığının yüzde 9'unu kapsarken, bugün yüzde 50 sınırını aştı! Zehirleniyoruz. Aklıma geldi; Hijazi Ailesi'ni kim biliyor? Oysa bilmek şart! Kod adı “Pilot” olan AKP'li Bakan kim? Oysa bilmek şart! Kimyasal yoğurtlara kıvam artırması ve su tutması için jelatin ekleniyor. Jelatinin çoğunlukla domuz derisinden elde edildiğini kaç kişi biliyor. Hangi yiyeceklere domuz katkı maddesi konduğunu ayrıntılı yazdım, insanlarımız bilsin. Ki oy verdiği iktidarın ne olduğunu görsün. Gıda emniyeti yok ülkemizde maalesef…
Bu kitap gösteriyor ki; Türkiye'nin tarımsal politikaları büyük Atatürk'ün yaptıklarına geri dönmelidir.
Atatürk'e hayranlığım her geçen gün okudukça, araştırdıkça daha da artıyor. Biz çocuklarımıza Atatürk'ü hiç anlatamamışız. Tarım dahil tüm toplumsal yaşamın geriliğini Atatürk'ün hangi fedakarlıklarla aşmaya çalıştığını öğretmemişiz. Yüzyıllardır karasabanla tarım yapan köylüye, (bütçesinde üç kuruş yokken, Osmanlı'nın borcunu ödemeye çalışırken) pulluk dağıtıyor. Mibzer vs. dağıtıyor. Köylüyü köleleştiren öşür vergisini kaldırdığı yetmedi; traktör, motorlu pulluk, biçer-döver, kamyon ve kamyonet sahiplerine tarımda harcadıkları akaryakıt için “mevadd-ı müşteile rüsumu tazminat” ile vergi iadesi kanunu çıkardı.Tarım kredi kooperatifleriyle köylüyü milletin efendisi yapmaya çalıştı. Ne yazık ki; kırsal kesimde küçük üreticilere büyük yarar sağlayan tarım satış kooperatifleri Özal'dan Erdoğan'a uzanan neoliberal politikalar sonucu tasfiye edildi. Çayı tanımazlarken Rize'yi çay üretiminin merkezi yapan Atatürk'ün heykelini kaldıran bir zihniyet var ülkemizde. Tarihini bilmeyen bir nesil iktidarda maalesef. Çayı koruyamayanlar Türkiye'de neden filtre kahvenin moda yapıldığını nasıl analiz edecekler. Umarım okur kitaptan öğrenirler!
 
 
18.1.2018
Devamı

Hayvancılık Yatırımları Artıyor

Hayvancılık yatırımları geçen yıl yüzde 164 arttı. Fiyatları aşağı çekmek amacıyla başlatılan ucuz et ithalatı caydırıcı olmaya devam etmekle birlikte girişimciler, kalıcı çözüm olarak hayvancılık yatırımlarını artırıyor. Tarım sektörüne yatırımlar geçen yıl yüzde 150.4 artış gösterdi. Toplamda 2 milyar lirayı aştı. Bu yatırımların 1.3 milyar lirası hayvancılık konusunda. Ekonomi Bakanlığı’nın teşvik verilerine göre 100 hayvancılık projesi belge aldı. Bunların ağırlığını büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yatırımları oluşturuyor. 2015 yılında bu alana yatırımlar 350 milyon lirada kalmıştı. 2016’da kıpırdadı ve 487 milyon liraya çıktı. Geçen yıl yüzde 164 artışla 1 milyar 300 milyon liraya ulaştı.
Sektöre en büyük yatırımlardan birini Şimşek Bisküvi yapıyor. Bu şirket 4 bin 500 adet / dönem kapasitede yatırım gerçekleştirecek. Bu yatırımın değeri 41 milyon lirayı geçiyor. Aytar Tarım 40 milyon liralık yatırımla 4 bin 200 adet/ dönem kapasitede yatırım yapacak. Yine Ekur Et Entegre 2 bin 978 adet/dönem kapasite yatırım yapacak. Yatırımların büyük çoğunluğu damızlık konusunda, ikinci büyük ağırlık et yönlü besicilikte. Süt ile ilgili  yatırımlar ise daha az gözüküyor.
 
 
 
18.1.2018
Devamı

Çiftçiye Ucuz Elektrik

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) tarafından Antalya'ya 2,82 megavat gücünde güneş enerjisi santrali inşa edilecek. Santralden elde edilecek enerji, tarımsal sulamada kullanılmak şartıyla çiftçilere ücretsiz olarak verilecek. Büyükşehir Belediyesinin Döşemealtı ilçesi Dağbeli Mahallesi Mellidağ mevkisine kurmak için projesini gerçekleştirip BAKA'nın destek verdiği 'Antalya Tarımsal Sulama Amaçlı Fotovoltaik Güneş Enerjisi Santrali Kurumu Projesi'nin protokolü imzalandı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel protokolle birlikte çiftçilerin enerji yükünün azalacağını söyledi. Türel, "Santralimizin maliyetinin 9 milyon 375 bin lirası BAKA, 3 milyon 124 bin lirası ise belediye bütçesinden karşılanacak. Böylece belediyemizin güneş santrallerinden üretilen elektrik yıllık 6 milyon 760 kilovat/saate çıkacak. Bu elektriği sulama kooperatifleri kanalıyla 7 bin 429 çiftçi ailesine sulama desteği olarak kullandıracağız" diye konuştu.

 BAKA Yönetim Kurulu Başkanı ve Burdur Valisi Şerif Yılmaz da "Üreticilerimize, kooperatifler üzerinden kar ve fiyat farkı koymadan verilen desteğin üretici ve tüketiciye yansıtılacağı bir süreci başlatıyoruz. Verilecek olan bu destek çok geniş bir kitleyi kapsıyor" dedi.
 
18.1.2018
Devamı

Dergimiz hakkında en güncel bilgilere sahip olmak için lütfen e-Bülten listemize kaydolun

KURUMSAL

10 yılı aşkın süredir Türk tarımının ve Türk çiftçisinin sesi olan dergimiz, yayın hayatına başladığı günden beri Türk Tarım sektörünün öncüsü olmuştur. 

“Türk Tarımının Sesi” sloganıyla yola çıkan Anadolu İzlenimleri, 81 ilden on binlerce okuyucusuna ulaşarak, çiftçinin sorunlarına eğilmiş ve gündemi belirleyen bir pozisyonda yer almıştır.
Dergimiz, Atatürk’ün “Kılıç ve saban, bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup olmuştur.” sözünü kendine