Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

SON HABERLER

Gelin Birazda Gübre ve Gübrelemeyi Konuşalım

Gübre tohumla birlikte bitkisel üretimin en önemli girdilerinin başında gelmektedir. Birim alandan alınacak en yüksek verim için, asla ihmal edilmemesi gereken bir girdidir. Üretim maliyetleri içindeki payı, her ne kadar % 15-20 düzeyinde olsa da, bilinçli gübre kullanıldığında % 50’den fazla verim artışı sağlayabilmektedir. Ülkemizde yıllara göre biraz değişiklik göstermekle beraber, 6-7 milyon ton fiziki gübre kullanılmaktadır. 2017 yılında tüketilen fiziki gübre miktarı 7.484.213 tondur.

 
Biz terminoloji olarak gübre dediğimiz zaman, hem kimyevi gübreleri, hem de hayvansal ve bitkisel kökenli organik gübreleri ifade ediyoruz. Avrupalı kimyasal gübreye “Fertilizer” diye tek bir isim vermiş, hayvansal gübreleri ayrı bir kelime olarak “Mennure” diye ifade etmiştir. Biz kimyevi gübreye kimyasal gübre, suni gübre, ticaret gübreleri gibi eş anlamlı kelimeler kullanıyoruz. Bazen birbirimizi anlamakta sıkıntı bile çekiyoruz.
 
Ülkemiz topraklarının % 85’i, % 1-1,5 (bazen % 1’in de altında ) gibi düşük düzeyde organik madde ihtiva etmektedir. Dolayısıyla toprak verimliliği açısından hayvansal gübrelerin çok büyük önemi vardır. Ancak bizim dekara 3-4 ton hayvan gübresi vererek bitkinin bütün ihtiyacını karşılayacağını söylersek bu doğru değildir. Biz usulüne göre muhafaza edilmiş çiftlik gübresi ile verimi artırabiliriz, toprağımızı iyileştirebiliriz ama hedeflediğimiz verime ulaşamayız. Örnek vermek gerekirse yeni nesil ıslah edilmiş sapı sağlam, boyu kısa ve dane verimi çok yüksek buğday çeşitlerinin gübre tüketimi de fazladır. Diğer taraftan çiftlik gübresinin yanmış olmasına da dikkat etmeliyiz. Yoksa tarlada fazla miktarda yabancı ot çıkışına neden olabilir.
 
  1. GÜBRE NEDEN GÜNCEL?
 
Türkiye için serin iklim tahıllarından buğday ve arpa stratejik üründür. Halkımızın temel beslenme alışkanlığında ekmek önde gelir. Dünyada buğday, asırlarca istikrarın ve kendine güvenin temeli olmuş, savaşlar genelde kıtlık yıllarından sonra çıkmıştır. Ekmek bizim milletimizin kültüründe “nimet”tir. Yere düşmüş bir ekmek parçasına asla ayağımızla basmayız, alır yüksek bir yere koyarız. Ülkemizde bölgelere göre Eylül ortalarından Aralık ortalarına kadar sonbahar ayları hububat ekim mevsimidir. Hububatta ekim gübresi olarak tercih edilen fosforlu gübrelerin başında Di-Amonyum Fosfat (% 18-46) kısaca DAP gübresi gelmektedir. Geçen yıl ekim mevsiminde fiyatı ton başına 1.600 TL iken, dolardaki kur artışı sebebiyle fiyatı katlanmış halen tonu 2.900 – 3.100 TL’ye satılmaktadır. Hububat tarımı yapan çiftçilerimiz fiyatların artmasından etkilenmiş, ekim gübresinin kullanılması zihinleri karıştırmıştır. Gübre sektörü zaten dünyadaki konjonktürel gelişmelerden çok etkilenen bir sektördür. Arz-talep dengesi dünya fiyatlarını çok etkilemektedir. Zaten ülkemiz kimyasal gübreler açısından ister mamul olsun, ister ham madde açısından dışa bağımlıdır. Bu gerçeği üzülerek de olsa kabul etmek zorundayız. Öyle ise hububat üretimimize zarar vermeden ne yapalım?
 
  1. YAPACAKLARIMIZ VAR…
 
  • Gübre kullanmaktan vazgeçersek verimimizi düşürürüz.
  • Sonbahar ekim gübrelemesi ağırlıklı olarak fosforlu gübreye dayanır. Di-Amonyum Fosfat gübresi % 18 oranında azot % 46 oranında fosfor ihtiva eder. Azotun devamını ilkbaharda tamamlayabiliriz. Azot elementi toprakta hızlı fakat fosfor ise yavaş hareket eden bir makro elementtir. Kullanılan fosforlu gübrenin etkisi azalarak 3 yıla kadar devam eder. Bu nedenle, toprakta bir yıl önceden kalmış bitkinin yararlanacağı (kabili istifade) fosfor olabilir. Bunu ancak toprak analizi ile anlayabiliriz. Ekim öncesi toprağımızı tahlil ettirmeliyiz. Hangi gübre çeşidini ne miktarda kullanacağımıza karar vermeliyiz. Özellikle sulu alanlarda yazlık olarak ekilmiş pamuk, mısır, ayçiçeği, şeker pancarı, patates ve sebzeler gibi kültür bitkilerinin üretiminden tarlamızda geriye kalmış fosfor olabilir. Kullanacağımız DAP gübresinden belki yarı yarıya keserek gübreleme yapabiliriz. Bu uygulama bizi gübrede tasarrufa götürür. Belki de pahalı DAP gübresi yerine fosfor tenörü daha düşük, fiyatı DAP’tan daha ucuz 20-20-0 gübresi ile taban gübrelemesini yapabiliriz. (DAP gübresi fiyatı: tonu 2.900-3.100 TL. 20-20-0 gübresi fiyatı: tonu 1.900-2.100 TL’dir.) Yapılan araştırmalara göre buğday bitkisi 100 kg dane verimi için 2.7 kg/dekar saf azot, 2 kg/dekar saf fosfor kullanmaktadır. Genelde kuru şartlarda yetiştirilen hububat için önerilen saf fosfor (P2O5) miktarı 7-9 kg/dekardır. Sulu şartlar için de 9-11 kg/dekar saf fosfor karşılığı (P2O5) gübresi verilmesi uygundur.
  • Bitkilerin beslenmesi açısından şu husus unutulmamalıdır. Bitkilerin topraktan beslenmesi esastır. Yapraktan yapılacak gübrelemeler, noksan elementlerin (Örnek: çinko) gibi telafisi başta olmak üzere, hem makro ve hem de mikro elementlerin eksikliğinin kısmen giderilmesi ile verim artışına yönelik uygulamalardır. Yapraktan verilecek organik, organomineral ve kimyasal gübrelerle bitkinin ihtiyacının karşılanacağını düşünme fikri, doğru değildir. Bu ticari anlamda söylenmiş spekülatif ve eksik bilgilerdir.
  • Gübreler için halen dekar başına yapılan destekleme 4 TL’dir. Bu destekle 1 kilo 290 gram DAP gübresi veya 2 kg 20-20-0 gübresi satın alınabilir. Bir yılda katlanan gübre fiyatları karşısında desteklemeler yetersiz kalmıştır. Devletimizin imkanları ölçüsünde gübre desteklerinin artırılması ve basın yoluyla çiftçilere duyurulması önemli olacaktır.
  • Gerek gübreler ve gerekse gübreleme konusunda söyleyecek çok sözümüz var! Son söz olarak sözümüzü şöyle tamamlayalım:
 
Ülkemiz topraklarının çoğunlukla killi yapıda olması, kireç fazlalığı, organik maddenin düşük olması, yağış azlığı, bilinçli ve dengeli gübre kullanımındaki noksanlıklar, bitki besleme sorunlarımızın temelini oluşturmaktadır. Gübre işi öyle yabana atılacak ve ihmal edilecek bir konu değil, ne kadar konuşsak, ne kadar söylesek azdır.
 
Fahri Harmanşah
Gübre İthalatçıları Derneği
 Onursal Başkanı
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
18.10.2018
Devamı

Küçükbaş Hayvanlarda Yaş Uygulamasında Değişiklik

 Hayvancılık desteklemeleri uygulama tebliğ bugün resmi gazetede yayımlandı. Bu tebliğe göre küçükbaş hayvanlarda yaş problemi çözülmüş oldu.
MADDE 1 – 8/5/2018 tarihli ve 30415 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hayvancılık Desteklemeleri Uygulama Tebliği (Tebliğ No: 2018/21)’nin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “15-90 ay” ibaresi “15-120 ay” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 2 – Aynı Tebliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “15-90 ay (15-90 ay)” ibaresi “15-120 ay (15-120 ay)” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 3 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 4 – Bu Tebliğ hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.
 
 
17.10.2018
Devamı

Çeltik Üreticisi Kan Ağlıyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu, “Çeltik Üreticileri Kan Ağlıyor! TMO Piyasalara Müdahale Etmeli!” çağrısında bulundu.
Gaytancıoğlu, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, kişi başına 7-8 kilogram pirinç tüketildiğini, Türkiye'nin çeltikte kendine yetmediğini, ithalat yaptığını, tüketimin yaklaşık yüzde 30'unun ithal ürünlerden oluştuğunu belirtti.
Edirne'nin, Türkiye çeltik üretiminin yüzde 60'ını tek başına karşıladığına işaret eden Gaytancıoğlu, Ergene Nehri'nin kirliliği nedeniyle bölgede çeltik ekiminin azaldığını, bunun ithalatın artması anlamına geldiğini anlattı.
Gaytancıoğlu, TMO'nun, çeltikteki düşük fiyatlar karşısında piyasaya müdahale etmesi gerektiğini vurguladı.
Çeltik üretiminin zorluğuna değinen Gaytancıoğlu, bunun yanı sıra pirinç haline gelene kadar ciddi anlamda girdi; akaryakıt, gübre, iş gücü kullanıldığını kaydetti.
Gaytancıoğlu, “Maliyeti 2 bin 200 olan bir üründe neden üreticinin alın terinin karşılığı görünmek istenmez? Temel gıda maddelerinde neden böyle yapıyorsunuz, neden sürekli ithalatçı ülke konumuna geliyoruz, neden Türkiye'nin üretim potansiyelini harekete geçirmiyorsunuz?” diye sordu.
AKP'nin tüm ürünlerde sınıfta kaldığını, mısır, arpa, buğday, tütün, soya, yağlı tohum bitkilerinin ithal edildiğini vurgulayan Gaytancıoğlu, “Neden çiftçiye daha fazla destek vermeyi düşünmez? Çeltikte 10 kuruş destekleme var. Neden bu 40 kuruşa çıkartılmıyor? Tarımsal kredilerde niye yapılandırma söz konusu değil? Çiftçinin bankalara borcunu yapılandırmayı düşünüyor musunuz? Bankalara borçlarının faizini silmeyi düşünüyor musunuz?” diye konuştu.
Her ürün için nitelikli ve tutarlı tarım politikası izlenmemesi halinde Türkiye'yi kıtlık beklediğini belirten Gaytancıoğlu, Türkiye'de yetişmesi mümkün olan bütün tarım ürünlerinde ithalatın durdurulması gerektiğini sözlerine ekledi. 
 
CHP’li Gaytancıoğlu, TBMM’de düzenlediği basın toplantısının ardından genel kurulda söz alarak çeltik üreticilerinin mağduriyetini dile getirdi. Okan Gaytancıoğlu konuşmasında şunları kaydetti:
 
“Bugünlerde bütün bölgelerde çeltik hasadı yapılıyor. Ancak fiyat o kadar düştü ki Türkiye'nin ithal ettiği bir üründe, ortalama 570 dolara ithal ettiği bir üründe çeltik fiyatının en az 3,5 lira olması gerekirken üreticiler 2 liralara çeltik satıyorlar ve çok zor durumlarda kalıyorlar. Üreticiler borçlarını ödemekte güçlük çekiyorlar; gübre fiyatları son derece arttı, akaryakıt fiyatları son derece arttı. Burada madem çiftçinin kara gün dostu olan bir kurum var, bu kurumun devreye girmesini istiyoruz, bu kurumun piyasaya müdahale etmesini istiyoruz. Yoksa önümüzdeki sene gerçekten Türkiye bir kıtlıkla karşı karşıya kalacak. Her şeyi ithal etmekle çözüm bulamayız. Madem yerliysek madem millîysek çiftçimizi desteklemek, üretenin alın terinin karşılığını ödemek zorundayız.” Dedi.
 
 
 
17.10.2018
Devamı

TARIMDA MİLLİ OLMAK

  Bu yıl gerçekten çok farklı başladı. Her gün yeni bir gündem, her gün yeni bir  olayla karşılaşıyoruz. İnanın, yarın ne olacak acaba? Demeye çalışmak gereksiz. Mutlaka değişik bir durum, değişik bir bilgiyle uyanıyoruz her sabah. Konu üstüne konular, hiç bitmiyor ! Bu coğrafya her şeyin çok çabuk değiştiği, hızla başkalaştığı bir yer. Türk insanının bunlar karşısında gösterdiği tepki de inanılmaz hani. Adaptasyon, sabır, sebat gerçekten takdire değer, gerçekten şahane. Düşünün bir kere dün cebinizde 100 TL para var, sabah uyanıyorsunuz; Dolar, Euro, altın fiyatları uçmuş. Bir gecede paranızın alım gücü yüzde yirmi, yüzde otuz azalmış. Başka bir ülkede olsa, neler olur neler. Sokağa çıkmaz, hayata küser insanlar. Ama, bizler dirençliyiz. Belki kahroluyorsunuz, bin bir beddua ediyorsunuz içinizden. Bir anda bu hale nasıl geldik diyorsunuz?. Sonra rahmetli Erbakan’ın sözleri aklınıza takılıyor “SİZİ GİDİ RANTİYECİLER SİZİ !” diyorsunuz siz de. Rahmetli, bu replikle  çatardı onlara ve haykırırdı içindekileri dış güçlere, vatanı satan pervasızlara. Ama sonuçta hızla birileri zengin, birileri de fakir olurdu. Yine, döndük dolandık aynı yere mi geldik, aynı mı olduk diyoruz sanki ?

            Şimdi neden böyle bir giriş yaptım, bilmem. Ama içimden geçenler, eminim çiftçinin, memurun, işçinin, kısaca halkın da içinden geçenleri yansıtıyor sanırım. Zor günlerden geçiyoruz vesselam. Bu durumda devleti yönetmek de hakikaten zor. Yöneticilerimize Allah kolaylık versin. Bizleri bu sıkıntıdan, bu darlıktan bir an evvel çıkarsınlar diye hep birlikte dua edelim. Yalnız, bunu söylerken onlardan hep  bir çare ummak, hep tek taraflı beklenti içine girmek de doğru değil. Bizlere de çok iş düşüyor. Ülke, toprak, gelecek ve umutlarımız söz konusu çünkü. Herkes biliyor ki, bu kıtada, bu bölgede yaşam oldukça zor. Ve bizlerin ayakta kalması gerekiyor. Aksini düşünmek bile istemiyorum. 15 Temmuzda yaşadığımız üzücü hadise karşısında sergilediğimiz birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var yani. Bunun için el ele vermeli, tek yürek olmalıyız ki, bu çalkantılar bir an evvel sona ersin. Ama az önce dediğim gibi “Bizim yapmamız gerekenler var, mutlaka memlekete katkımız olmalı”. Ülkedeki bütün bireylerin karınca misali beraberlik bilinci içinde hareket etmesi çok önemli. “Ben ne yapabilirim ki, bir kişiden ne ola ki” asla dememeli.
 
            Öncelikle;  kendi kendimize aynada bir bakıp, bir silkinip, şu tembellik hastalığından bir kurtulmalıyız. Beleşçiliği bırakmalıyız yani. Hemen valiliklere, kaymakamlıklara gidip dilekçe vererek kolay yoldan para- pul istemek yerine, oturduğumuz yerde “DEVLET VERSİN” demek yerine, gücü yeten herkesin bir iş bulup çalışması gerekiyor artık. Fabrikatörler, işverenler eleman bulamıyorum, çalışacak kimse yok sözünü söylememeli veya söyletmemeliyiz. Eğer şehirde yaşıyorsak, Sosyal Yardımlaşma kurum ve kuruluşlarının peşini bırakmalıyız. Asgari ücretli dahi olsa fabrikalarda ve iş yerlerinde çalışmak için koşmalıyız. Bir anlamda üretici olmalıyız. Ne kadara mal olursa olsun, ne pahasına gelirse gelsin, kendi ürünümüzü kendimiz elde etmeliyiz ki, global güçlerle cenk edelim, mücadele edelim ve kazanalım. Bir düşünün bu rahat ve hayta yaşamın devlete bedelini. Milyarlarca lira değerinde değil mi? Bırakın gerçek fakirler, gerçek ihtitaç sahipleri alsın onları. Biz üretken olalım ki devletimiz, milletimiz kazansın. Köyde, kasabada yaşayan insanlara sesleniyorum. Sizler de boş durmayın. Elinizden geldiği kadar üretip satmaya bakın. Yerli ve milli ürünler piyasada ne kadar çok olursa, ithalat o oranda düşecektir, azalacaktır. Fiyatlar ister istemez aşağı yönelecektir. Bu gün et, süt, yumurta gibi, patates, soğan gibi temel ihtiyaç ürünlerini pahalı yiyorsak, bunun altında yatan gerçek, yerli üretimin talebi karşılayamayacak düzeyde olmasıdır. Yetersizdir yani. Böyle olunca ithalat kaçınılmaz oluyor, dış ülkelerdeki maliyetler bizdekine göre daha uygun olduğundan, birilerinin iştahı kabarıyor, tonlarca mal ülkeye giriyor, içerideki fiyatlar yerlerde geziyor. Sonuçta ne oluyor, yerli üreticinin malı para etmiyor ya da ziyan oluyor. Arkasından çiftçi, üretici tarıma küsüyor. Üretimi bırakıyor. Malını mülkünü üç kuruşa satıp, şehrin yolunu tutuyor. Bunun üzerine, devlet yetkilileri küskünleri barıştırmak için, proje üstüne projeler yapıyor. Teşvik üstüne teşvik veriyor. Yeniden ahırlar , ağıllar ve binalar yapılıyor. Bir umut, bir heyecan başlıyor. Satış ağı tam oturmamış, yeterli ve doğru planlama yapılmamış bir üretim yeniden şahlanıyor. Ama, kar bir türlü istenen düzeye getirilemiyor. Daha sonra işletmeler elden ele dolaşıyor.  O da  olmuyor, maalesef kapanıyor.  Biz sanıyoruz ki, devlet teşvikleriyle işletme kurarsak, alacağımız destekler bizi ihya edecek. Bize köşe döndürecek. Yok öyle bir  şey. Asla bundan medet ummayın. Hayvancılığı gerçekten profesyonelce yapan işletmelere bir bakarsanız ne kadar dikkatli, ne kadar hassas olduklarını göreceksiniz. Bir yatırım yapmadan önce adam akıllı hesaplar, projeksiyonlar ve teknik verilere bakarak yola çıkıyorlar. En başta yemi, suyu, elektriği,  yetişmiş elemanı nereden bulacağını sorguluyorlar. Her şeyi iğneden ipliğe hesaplayıp, işe öyle giriyor ve başarılı oluyorlar. Yani; "bahçem var, tarlam var hatta bir de ahırım var, hemen yatırım yapayım" demiyorlar. Öyleyse herkes profesyonel hayvancılık yapamaz, yapmamalı anlamı çıkıyor buradan. Sermayesi, gücü, kısaca imkanı olan yapmalı ki, kazanabilsin. Köylerimizde sürdürülen daha küçük çaplı tarım ve hayvancılık işletmelerine gelince; asla boş vermemeli, devamlı desteklenmelidir. Destekler, para vermek dışında teknik imkanları arttırmaya yönelik olmalı. Gerek devlet, gerek özel sektörde çalışan mühendis ve veteriner hekimlerin teknik bilgi ve uygulama kapasiteleri artırılmalı. Köylüye hizmet çok çabuk götürülmelidir. Sahada profesyonel, konusunda uzman veteriner hekimlerle, ziraat, su ürünleri ve gıda mühendisleri olmalı. Bu personeli çok iyi yetiştirip Operasyon Timleri kurmalıyız. Bir salgın, bir felaket ya da savaş halinde olaya hızla müdahale edecek, acil planları yönetecek profesyonel kişilere ihtiyaç var. Biz , kuş gribi, domuz gribi, şap, şarbon gibi pek çok salgın hastalık geçirmiş ülkeyiz. Bu tür tecrübeler bize uzman ekiplerin ne kadar gerekli olduğunu, mutlaka oluşturulması gerektiğini göstermiştir. Doktoralı veya yüksek lisanslı meslektaşların öne çıkarılmasının zamanı geldi de geçiyor bile. Artık Enstitülerde sadece laboratuvarda gönderilen numuneyi değerlendirecek uzman hekim ve mühendisler olmamalı. Onları destekleyecek, problemi yerinde çözecek arazide ziraatın her alanında olduğu gibi, veteriner sahada da klinik bilimlerde doktora yapmış dahiliyeci, doğumcu ve de cerrahlar olmalı ki, hastalık çıkan bölge veya yer çabucak karantinaya alınsın ve kontrol sağlansın. Bu manada hizmet vermek için ambulans uçak ve helikopterler bile olmalı. Üniversitelerin veteriner klinik ve hastaneleriyle sıkı bağlar kurulmalı. Bahsettiğim uzmanları yavaşlatacak, onların hızını kesecek prosedür ve bürokratik işlemler ortadan kaldırılmalı ki, en ufak problem ivedilikle çözülsün, bitirilsin. Yoksa hiç bir işimiz rast gitmez, hastalıklarla edilen mücadelede başarılı olamayız. Kısır döngü içinde döner dururuz.  Söylediğim şeylerin yabana atılmamasını yetkililerin bu hususa eğilmesini önemle rica ediyorum. Teknik kadroların yeni bir anlayış, yeni bir ruhla çalıştırılması şart. Tıpta olduğu gibi uzmanlar bizzat ihtiyaç olan yerlerde çalıştırılmalı. Yabancı belgesellerde evlere veya yerleşim alanlarına giren vahşi hayvanların, ayıların,  yılanların bertaraf edilmesi için profesyonel Veteriner Timler görev alıyor. Bizde neden hala, belediye işçilerinin, zabıtaların veya alakasız kimselerin gayretiyle yapılmaya çalışılıyor anlamıyorum. Artık bunları terk etmeliyiz. Bizler daha iyisini daha güzelini hak ediyoruz. Bunu havacılık sektöründe, savunma sanayisinde uyguladık ve başardık. Neden tarım ve hayvancılıkta da yapmayalım ki. İyi bir modernizasyon, sağlayamazsak kimseyi razı edip köyüne döndüremeyiz. Hayvancılığı istenen ölçüde, istenen kalitede yapamaz, yaptıramayız. Şehirlerde işsizlik, vasıfsız eleman sayısı gittikçe artar. Artık emeklinin ya da yaşlı nüfusun yapacağı iş değil tarım. Kırsalda genç insanlara ihtiyaç var. Kimse dolgun ücretle bile  çobanlık etmez oldu köylerde. Teşvik için Tarım ve Orman Bakanlığı destek oluyor ama, köylere gençler dönmüyor, gitmek istemiyor. Dolayısıyla genç nüfusu olan bir ülkeyiz bunu avantaja çevirmeli ve çok etkin kullanmalıyız. Devletimizin her sektörüne iyi yetişmiş, donanımlı gençleri koymalı, geleceğimizi kurtarmalıyız. Artık kendi yağımızla kavrulmalıyız. Son olarak; stokçuluğa ve stokçulara karşı durmalıyız. İhtiyacımız olmayan gereksiz ürün ve mallardan vebadan kaçar gibi kaçmalıyız. Her türlü alışverişi kendi paramızla yapmalı, yerli ürünleri almaya, kullanmaya gayret etmeliyiz. Ayrıca sosyal medyada çıkan haberlerin doğruluğunu teyit etmeden boş sözlere, yalan haberlere kanmamalı, onları paylaşarak başka insanları tedirgin etmemeliyiz. Bu vatanı kurtaran atalarımız ve büyüklerimiz gibi milli ve manevi değerlere sahip çıkmalıyız.
 
Dr. Öğr. Üyesi Hakan KEÇECİ
Bingöl Üniversitesi Veteriner Fakültesi
İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı
 
 
 
17.10.2018
Devamı

Damızlıklar Kesime Gidiyor Kimse Kulak Asmıyor

Topyekûn ülke olarak döviz baskısından ve içinde bulunduğumuz sıkıntılardan kurtulabilmek adına omuz omuza, birlik beraberliğimizi korumaya ve kucaklaşmaya her zamankinden çok daha fazlasına ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Sanayici, üretici, yetiştirici, tüketici ve toplumun her kesimi içinde hissettiği bu krizi açmaya ve krizden daha nasıl az etkilenirim noktasında bunun muhasebesini yapıyoruz.
Devlet olarak Enflasyonla topyekûn mücadelesi gerçekleştirerek birçok ürüne yüzde 10 indirim geldi. Bu yapılanların ve yapılacak olanları hepsi güzel şeyler. Gel gelelim toplumun hemen hemen her kesimin alım gücü yok. Tüketicinin almaya, sanayicinin üretmeye, üreticinin ise üretmeye dermanı yok. Kısaca bıçak boynumuza dayandı. Anadolu bir söz vardır. “Ağzını bıçak açmıyor.” Diye Tamda toplum olarak bunu yaşıyoruz.
Yetiştirici açısından baktığımızda eldeki damızlıklara bakamaz oldu. Yüksek girdi maliyetleri ve üstüne döviz kuru baskısı nedeni ile girdiler iki katına çıktı. Sanıyorum bu ateş sönmeyecek gibi.
Yetiştirici bakamadığı hayvanlarını kesmek istiyor. Edindiğimiz bilgilere göre Anadolu’da birçok yetiştirici artan girdi maliyetleri ve sütün para etmemesi nedeni ile hayvanlarını kesime götürüyor. Gerçi ortada hayvanları kesen bir taraf ta yok. Yani kestirmek isteyen var. Kesmek isteyen yok.
Bundan sonraki süreçte yapılması gereken şey tarım ve hayvancılık ’ta bugüne kadar yapılan yanlışlardan dönülmesidir. Bu yanlışları herkes görüyor da ilgililer neden görmezden geliyor.
Tarımla direk ya da dolaylı uğraşan her kesim iflasın eşiğindedir. Kimse bunu artık görmezden gelmesin. Bir ülkenin kalkınabilmesi için üretim şarttır. Tarım ve Hayvancılık ise ülkenin olmazsa olmazlarındandır. Yarın geç olmadan sektörü ayağa kaldırıp şahlandırmak bizim elimizde ise doğru politikalara yönlenip kırsaldaki Mehmet ağanın sesini dinlemeliyiz. Onun söylediklerini kulak arkası etmeden aslımıza dönmemiz gerek. 
Muhammet Oluklu Keleminden
 
 
16.10.2018
Devamı

Tarım ve Ormanda Genel Müdür Yardımcıları Atamaları

Tarım ve Orman Bakanlığında, genel müdür yardımcılıklarına atamalar yapılmaya başlandı. Orman Genel Müdürlüğü ile Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nde, genel müdür yardımcıları tamamen değişirken, TAGEM, Tarım Reformu ve Hayvancılık Genel Müdürlüğü'ne yeni genel müdür yardımcıları atandı. ÇEM'de de Daire Başkanı Özlem Yavuz Genel Müdür Yardımcısı oldu.
Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM)'e üç yeni genel müdür yardımcısı atandı. Kahramanmaraş'ta 6 yıl Tarım ve Orman İl Müdürlüğü yapan ve bu görevinden geçtiğimiz Mayıs ayında ayrılan İhsan Emiralioğlu, Trabzon Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. İlhan Aydın ve Sivas eski Tarım ve Orman İl Müdürü İhsan Aslan TAGEM Genel Müdür Yardımcısı oldu.
Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdür Yardımcılığını vekâleten yürüten Mesut Akdamar, Tarım Reformu Genel Müdür Yardımcılığına atandı.
Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Burhan Demirok BÜGEM'e kaydırılırken yerine Ankara Gıda Kontrol Laboratuvar Müdürü Erol Bulut, getirildi
Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdür Yardımcıları Etem Boz, Hayrettin Yıldırım ve Osman Demirel görevden alınarak, yerlerine Bursa Doğa Koruma Milli Parklar Bölge Müdürü Mustafa Bulut, Konya Orman Bölge Müdürü Muhammet Çolak, Antalya Beydağları Milli Park Müdürü Erdem İsmetoğlu ve Orman Genel Müdürlüğü eski Daire Başkanı Hasan Kanca atandı.
Orman Genel Müdür Yardımcıları Mehmet Zeki Temur, Zekeriya Mere ve Yusuf Şahin görevden alınarak yerlerine Kastamonu Orman Bölge Müdürü Hayati Özgür, İzmir Orman Bölge Müdürü Şahin Aybal, Muğla Orman Bölge Müdürü Mehmet Çelik ve Giresun Orman Bölge Müdürü Mustafa Özkaya getirildi.
 
16.10.2018
Devamı

TMO Bugün İtibari İle Mısır Alımını 950 den Gerçekleştirecek

TMO bugünden itibaren mısırı 950 TL'ye almaya başlıyor. Elazığ'da üzüm festivaline katılan Tarım ve Orman Bakan Bekir Pakdemirli, mısır üreticilerine yönelik yaptığı açıklamanın ardından  mısırda 950TL alımlar bugün gerçekleşecek. Pakdemirli,  Üzüm festivalinde şunları kaydetti:
 
"Toprak Mahsulleri Ofisi'miz (TMO) mısır piyasalarını yakından takip etmekte ve piyasaların seyrine göre uygulamaya konulacak politikaları şekillendirmektedir.
Mısır fiyatlarında son günlerde yaşanan fiyatlardaki dalgalanma nedeniyle çiftçilerimizin olumsuz etkilenmemesi için;
Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğümüz, 15 Ekim 2018 Pazartesi gününden itibaren geçerli olmak üzere 'Mısır Alımlarına' başlayacaktır:
2017 yılında ton başına 760 TL olarak açıklanan mısır alım fiyatı; 2018 yılında %25 artışla ton başına 950 TL olarak belirlenmiştir.
Üreticilerimiz, Çifti Kayıt Sisteminde kayıtlı olan tüm ürününü Toprak Mahsulleri Ofisi'ne satabileceklerdir. Ürün bedelleri 10 gün içerisinde üreticimizin hesaplarına aktarılacaktır.
TMO tarafından yapılacak olan 2018 yılı mısır alımlarının ülkemize ve mısır üreticilerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum"
 
 
15.10.2018
Devamı

Rusya'dan Tarım Ürünleri İthalatında Fatura Onay Zorunluluğu Kaldırıldı

20. Altın Sonbahar Tarım Fuarı için Moskova'da bulunan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Rus mevkidaşı Dmitriy Patruşev ile bir araya geldi.
Görüşmenin ardından Rus tarafından yapılan açıklamada, "Eylül ayında Türkiye, buğday, ayçiçeği yağı, mısır, bezelye ve pirinç dahil bir dizi tarım ürününün tedarikinde faturaların konsolosluk birimleri tarafından onaylanması zorunluluğunu kaldırdı. Bakan Patruşev'e göre bu adım, Rusya'dan tedariklerin belgelendirilmesini kolaylaştıracak ve prosedürlerin sürelerini önemli ölçüde azaltacak" dendi.
“Tarım Ürünleri Ticareti 3 katına çıktı.”
Bu arada açıklamada sözlerine yer verilen Bakan Patruşev, Ocak-Eylül 2018'de iki ülke arasındaki tarım ürünleri ticareti hacminin geçen yılın aynı dönemine kıyasla 3 kat arttığını ve 2.1 milyar dolar olarak gerçekleştiğini belirtti.
Patruşev, "Rusya'nın ihracatı geçen seneye göre yüzde 25 artarak 1.3 milyar dolara yükseldi. Ülkemiz Türk pazarına tahıl, ayçiçek yağı ve baklagiller ihraç ediyor" diye konuştu.
Bakan, Türk pazarına sığır, hindi ve tavuk eti tedarikiyle ilgili bazı konuları Pakdemirli'nin dikkatine sunduğunu da ifade etti.
Türkiye, Ekim 2017'de Rusya menşeli ürünlerin ithalatında Ticaret Ataşeliği onaylı fatura aranması koşulu getirmişti.
Ekonomi Bakanlığı, 9 Ekim'den önce yüklenmiş veya sevk işlemleri başlatılmış uygulama konusu eşyanın ithalatında, bu durumu belgeleyen yükleme kağıtlarının (konşimento, CMR, vs) ibrazı halinde onay şartının aranmaması gerektiğini de vurgulamıştı. Söz konusu uygulamanın kapsamına 7 ürün alındığı kaydedilmişti: Adi buğday, ham ayçiçek yağı, mısır, kuru bezelye, çeltik, ayçiçeği küspesi ve makarnalık buğday.
 
 
12.10.2018
Devamı

Elli Yıllık Süt ve Süt Ürünleri Firması'da Konkordato

Elli yılı aşkın süredir süt ve süt ürünleri sektöründe faaliyet gösteren Yörsan Gıda konkordato istedi. Dava dilekçesinde, şirketin mali güçlük içinde olduğu kaydedildi. Dilekçede, konkordato kararı verilmesi halinde Yörsan’ın yeniden etkin bir biçimde faaliyetlerini sürdürebileceği kaydedildi.
Hürriyet Gazetesinden Dinçer Gökçenin haberine göre Yörsan Gıda Mamülleri San. Ve Tic. AŞ için konkordato başvurusu önceki gün Susurluk Asliye Hukuk Mahkemesine yapıldı. Dava başvurusunda, şirketin mali güçlük içinde olduğu kaydedildi. Ekonomide yaşanan genel sıkıntıların şirketin mali yapısını olumsuz etkilediği öne sürüldü.
Konuya yakın bir kaynak, zincir marketlere satılan ürünlerin kâr marjındaki düşüş, akaryakıt nedeni ile artan lojistik giderleri ve kredi maliyetlerindeki yükselişin, şirketin mali dengesini bozduğunu kaydetti. Konkordato talep eden Yörsan Gıda’ya yönelik bazı alacaklıların ise icra takibine geçtiği öğrenildi. Şirkete süt veren bir alacaklı 400 bin liralık alacağı nedeni ile Yörsan’a yönelik ihtiyati haciz kararı aldı. Konuya ilişkin, şirket yetkililerinden ise herhangi bir dönüş olmadı.
1984 yılında Türkiye’nin ilk beyaz peynir fabrikasını kuran Yörsan 4 yıl önce özel sermaye fonu Dubai merkezli Abraaj Group’a satıldı. Ocak 2018 tarihli ticaret sicil gazetesine göre Yörsan’ın yüzde 96 hissesi Abraaj Grubu’nun kontrolündeki Dairy Fresh Süt Ürünleri Ve Gıda Yatırımları San. Ve Tic. AŞ’ye, kalan hisseise Yörsan’ın üç kurucu kurucusundan biri olan Şerafettin Yörük’e ait. 
Şerafettin Yörük ile Abraaj’ın davalık oldukları gündeme gelmişti. Bloomberg’in 3 ay önceki haberine göre Yörük, ‘adil olmayan sermaye artırımlarıyla şirketteki hisselerinin yüzde 20’den yüzde 3’e inmesine neden olunduğu’ gerekçesi ile yargı yoluna gitmişti.
 
 
12.10.2018
Devamı

Muş'ta Şeker Pancarı Eylemi

Muş Şeker Üretim Sanayi A.Ş.’de oluşan pancar kuyruğu çiftçileri çileden çıkardı. Özelleştikten sonra randevulu sisteme geçen fabrikada, işlerin yavaş ilerlediğini öne süren çiftçiler, şirket yönetimine tepki gösterdi.

 Çiftçi Fabrika bahçesindeki yolları kapattı 

Kendilerine randevu verilmesine rağmen günlerdir beklediklerini belirten çiftçiler, pancar yüklü traktör ve kamyonlarla fabrika bahçesindeki yolları trafiğe kapattı. Uzun kuyrukların oluştuğu fabrika bahçesine toplanan çiftçiler, şirket yönetimine tepki gösterdi. Çiftçilerden Ceyhan Danış, “Onların istediği şartlarda getirdiğimiz halde, 48 saattir burada bekliyoruz. Yukarıdaki bantlar boş durduğu halde çalışma yapmıyorlar. Eğer bu sistemle devam ederse, çiftçinin pancarı tarlada kalacak. Pancarlarda en ufak bir çamur olduğu zaman teslim almıyorlar.
Yarın yağmur yağdığı zaman pancarların tamamı çamurlu olacak ve hiçbirimizin mahsulünü teslim almayacaklar. Eğer özelleşmişse ve randevulu sisteme geçilmişse, bizi zamanında göndersinler. Bu şekilde çalışamıyoruz, biz mağdur oluyoruz. 210 dönüm alanda pancar ekmişim, bana daha randevu verilmemiş. Memleketin hava şartları ortada. 11’inci aydan sonra pancar sökümü yapılmaz. Çiftçinin pancarı tarlada kaldığı zaman ne yapacağız” diye konuştu.
Daha önce böyle bir sorun yaşamadıklarını belirten Ekrem Erikli ise “Ben şu ana kadar böyle bir sistem görmedim. Milleti perişan ettiler. Çavuşlara söylüyoruz, yetkililere söylüyoruz ama bir sonuç alamıyoruz. 4 bine yakın çiftçimiz var bu çiftçilerimiz mağdur durumda. Geçen yıl burada 4 bant çalışırken, bu yıl tek bant çalışıyor. Dünden beri burada bekliyoruz, aç susuz bekliyoruz” dedi.
 
12.10.2018
Devamı

Dergimiz hakkında en güncel bilgilere sahip olmak için lütfen e-Bülten listemize kaydolun

KURUMSAL

10 yılı aşkın süredir Türk tarımının ve Türk çiftçisinin sesi olan dergimiz, yayın hayatına başladığı günden beri Türk Tarım sektörünün öncüsü olmuştur. 

“Türk Tarımının Sesi” sloganıyla yola çıkan Anadolu İzlenimleri, 81 ilden on binlerce okuyucusuna ulaşarak, çiftçinin sorunlarına eğilmiş ve gündemi belirleyen bir pozisyonda yer almıştır.
Dergimiz, Atatürk’ün “Kılıç ve saban, bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup olmuştur.” sözünü kendine