Arazi kullanımındaki değişiklikler, Orman alanlarının tahrip edilmesi, Su kaynaklarının aşırı ve yanlış kullanımı, Sanayinin gelişmesiyle birlikte kullanılan yakıtların çevreye verdiği kirlilik gibi insan ve diğer canlıların karşı karşıya geldiği küresel sorunlar İklim Değişikliği tanımını gündemimize taşımıştır.
Hükümetler arası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu’na göre sanayi devrimi öncesi dönemden günümüze, küresel sıcaklıkların 1,1 °C civarında artış gösterdiği, mevcut süreçlerle devam edildiği takdirde ise küresel ısınmanın 2100 yılında 3°C civarında artış gerçekleşeceği belirtilmektedir.
İklim ve afet riskleri dünya genelinde giderek artmakta olup, son 50 yılda iklimle bağlantılı afetlerin şiddeti ve sayısında önemli bir artış görülmektedir.
IPCC raporlarına göre iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri Türkiye’nin de bulunduğu Akdeniz Havzasıdır. Türkiye, bulunduğu konum itibari ile iklim değişikliği kaynaklı kuraklık, sel, aşırı hava olayları gibi afetlerden hali hazırda etkilenmekte olup gelecekte de bu afetlere karşı Türkiye’nin kırılganlığının artacağı öngörülmektedir.
Türkiye’de 10 yıllık sürede 8.500 civarında meteorolojik afet yaşanmıştır. Bu dönemde en çok meydana gelen meteorolojik afetler, fırtınalar, kuraklıklar, şiddetli yağışlar, seller ve dolu olmuştur. Ayrıca son yıllarda sıklıkla aşırı sıcaklık olayları da görülmüştür. Bununla birlikte değişik nedenlerle orman yangınlarının da gittikçe arttığı görülmektedir. Bu afetlerde çok yüksek oranda maddi kayıplar ve can kayıpları yaşanmıştır. Türkiye’de yaşanan kuraklık nedeniyle ortaya çıkan zarar GSYH’nın %1,2’si olarak hesaplanmıştır.
Ülkemizde her geçen yılda iklim değişikliğinden kaynaklanan afetlerin artmasıyla birlikte insanımızın sosyal ve ekonomik açıdan hayatını tehlikeye sokan, hatta gelecek nesiller için tehdit unsuru olan iklim değişikliği ile ilgili ciddi tedbirlerin alınması bence TC Devletinin öncelikleri arasında olmalıdır. Sera gazı emisyonlarının azaltılması ile iklim değişikliğine uyum sağlanmasının ve iklim değişikliği ile mücadele kapsamında uluslararası iş birliğinin oluşması önem arz etmektedir.
Ülkemizde; 2021 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kurulmuş ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) aracılığı ile yürütülmekte olan ve Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen “Türkiye’de İklim Değişikliğine Uyum Eyleminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında başlatılmıştır.
Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasına yönelik küresel çabalara kendi özel şartları ve imkânları çerçevesinde katkıda bulunmak amacıyla Güncellenmiş Birinci Ulusal Katkı Beyanı’nı ve bu kapsamda 2030 iklim hedeflerini sunmuştur. Türkiye bu bildirim ile 2015 yılında sunulan beyandaki referans senaryoya kıyasla, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonunu %41 azaltacağını açıklamıştır. Türkiye iklim değişikliğine uyum ile ilgili çalışmalara atfettiği öneme binaen Güncellenmiş Birinci Ulusal Katkı Beyanında uyuma ayrı bir başlık olarak yer vermiştir.
2053 Net Sıfır Emisyon Hedefimizin açıklanmasını müteakip, ülkemizin iklim değişikliğine yönelik uzun dönemli yol haritasının yapıtaşlarını tüm paydaşlarla belirlemek amacıyla Türkiye'nin ilk İklim Şurası 21-25 Şubat 2022 tarihleri arasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmiştir.
Şura kararları arasında yer alan “İklim değişikliği etki, etkilenebilirlik ve risk analizleri yapılarak ulusal, bölgesel ve yerel ölçekte sektörlerin uyum eylemleri belirlenmeli, uygulanmalı ve izlenmelidir.” kararı kapsamında 2030 yılı İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı’nın hazırlık çalışmalarına başlanmıştır.
İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı, 11 ana sektör ve yatay kesen konulara yönelik hazırlanan 40 stratejik hedef ve 132 eylemden oluşmaktadır.
Buna göre eylem planının stratejik hedefleri şunlardır;
* Sel ve taşkın riskli kentsel alanların ve yapıların tespit edilerek dönüştürülmesi,
* Arıtılmış atıksu miktarının artırılması, arıtılmış atık suların yeniden kullanım oranının 2030 yılına kadar %15 seviyesine çıkarılması,
* Tarım politikalarının; iklim değişikliğine dirençli ve teknolojiyi etkin kullanan, havzanın ürün desenini ve su bütçesini dikkate alacak şekilde güncellenmesi,
* Denizel ve karasal korunan alan oranının küresel düzeyde %30’a çıkarılması çabalarına katkı sağlanması,
* Türkiye İklim ve Sağlık Profili ’ne dayanan göstergeler listesi ve sağlık etki zincirlerinin geliştirilmesi için sistem kurulması,
* Enerji sektöründe iklim değişikliği kaynaklı risklerin belirlenerek iklim değişikliğine uyumu sağlamak için üretim, iletim-dağıtım ve depolama altyapısı güçlendirilmesi,
* Taşınır ve taşınmaz kültürel miras öğeleri ve alanlarına yönelik iklim risklerinin tespiti ve yönetimine yönelik yol gösterici rehberler hazırlanması,
* Büyük endüstriyel kaza riski altındaki tesislerin tespit edilmesi ve öncelikli uyum eylemleri geliştirilmesi,
* Kentlerdeki taşıt, bisiklet ve yaya yolları ile tüm toplu taşıma altyapılarının iklim değişikliği kaynaklı risklere karşı dirençli hale getirilmesi,
* 2053 uzun dönemli iklim değişikliği stratejisine sosyal kalkınma unsurlarının dahil edilmesi,
* Kritik sektörlerde, iklim değişikliği kaynaklı afetlere karşı dirençlilik oluşturmak için yatırımların önceliklendirilmesi,
* 81 ilde Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları hazırlanması yer almaktadır.
Küresel İklim Değişikliğinde nasıl önlemler alınmalıdır?
Küresel iklim değişikliğinin önüne geçmek için sadece hükümetlerin politikalar oluşturması yeterli değil, Toplumun küresel ısınma konusunda bilinçlendirilmesi de önemlidir. Uzmanlar, bireysel olarak atılacak küçük adımların bile ortalama sıcaklıklarda gözlenen artışı azaltma konusunda oldukça etkili olacağını belirtmişlerdir.
Küresel iklim değişikliği etkilerini azaltmak için sürdürülebilir politikalar üretilmeli, bu konuda baskı oluşturulmalı, çevre odaklı etkili kararlar alınmalı, Yenilenebilir enerji kaynakları teşvik edilmeli ve fosil kaynaklardan enerji üretilmesi sınırlandırılmalıdır.
Toplu taşımalarda yakın mesafeler için uçak yerine tren gibi daha çevreci seçenekler kullanılmalı, araç satın alırken hibrit ya da elektrikli araç gibi seçeneklere yönelmeli, Kısa mesafeler için araç kullanma yerine yürüyüş ve bisiklet gibi seçenekler değerlendirilmelidir.
Karbon salınımını azaltmak için elektrik, su ve doğalgaz kullanımında nasıl tasarruf edileceğini öğrenerek ve tasarruf yöntemlerini uygulayarak bu sürece katı sağlanmalıdır.
Şehir içinde yer alan park ve bahçeler, kentlerin aşırı ısınmasının önüne geçerek sıcaklığı önemli ölçüde dengelemektedir. Çevremizdeki atıl alanların yeşillendirilmesi için belediyeler harekete geçirilmeli, ağaçlandırma ve yeşillendirme çalışmalarına destek verilmelidir.
İnsanlar giyecek ve yiyecek gibi ihtiyaçlarını daha az tüketerek daha az çöp çıkarmaya çalışmalı, daha uzun kullanacağı giyeceklere yönelmeli, ihtiyacı kadar yiyecek alıp, israf etmemelidir.
İklim değişikliği etkilerini azaltmak için daha fazla insanı bir şeyleri değiştirmeye ikna etmeli, insanlarla konuşarak ve onlara küresel ısınma konusunda neler yapabileceklerini anlatarak onların da yaşam stillerini değiştirmeleri sağlanmalıdır.
Fosil yakıt kullanımını finanse eden fonlar yerine yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir tarım gibi uygulamaları destekleyen fonlara yönelerek temiz enerjiye yatırım yapmak için yatırım fonlarından yararlanılmalıdır.
2021 yılında tüm Dünya'nın olduğu gibi ülkemizin de büyük orman yangınlarına maruz kalması üzerine, sürdürülebilir orman yönetiminde tehdit oluşturan yangınların önlenmesi, mücadele faaliyetlerinde uygulama, araştırma ve kolaylaştırıcı tedbirler belirleme, yangınlar hakkında toplumu doğru bilgilendirme ve yangın sonrası yeniden ormanlaştırma çalışmaları gibi temel konuları içeren "İklim Değişikliği Sürecinde Orman Yangınları çalıştayı” 13-15 Ekim 2021 tarihinde Ankara/Kızılcahamam ilçesinde yapılmıştır.
Kamu kuruluşları, Üniversiteler ve Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcilerinin katıldığı çalıştayda elde edilen sonuç raporunun ilgili birimlerce takip edilerek uygulamaya geçilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak;
Su kısıtı olan Ülkemizde kullanılan 60 milyar m3 suyun yaklaşık %70’i tarımsal sulamada kullanılmakta. Bunun da büyük bir kısmı salma sulama (vahşi sulama) yöntemiyle sulanmaktadır. % 60’a varan oranlarda su tasarrufu sağlayan basınçlı sulama sistemlerinin daha fazla desteklenerek yaygınlaştırılması ve arazilerin tamamının basınçlı sulama sistemlerine kavuşturulması sağlanmalıdır. Hatta Radikal bir kararla bütün desteklerin geçici bir süreyle aktarılmasıyla tamamen basınçlı sulamaya geçilmesi ve hem toprağın yapısını bozarak erozyona ve çoraklaşmaya sebep olan, hem de su israfına neden olan salma (vahşi) sulamanın yasaklanması gerekir.
Ayrıca orman ve yeşil alanlarımızın artırılması, Orman yangınlarının en aza indirilmesi, sanayide ve konutlardaki su kullanımında azami tasarruf sağlayacak tedbirlerin alınması, çevreyi özellikle havayı kirletecek uygulamaların önlenmesi, bu bilincin seferberlik anlayışıyla yediden yetmişe her ferde aşılanarak benimsetilmesi gerekmektedir.
Unutmayalım “Bu ülke, bize atalarımızdan gelen miras değil, çocuklarımızdan aldığımız bir emanettir!”
Hoşça kalın…