Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Bir Yılda Olgunlaşması Gereken Zeytinler Sofraya Hemen Geliyor

Zeytinde yapılan hileler pes dedirtti. İnsan sağlığını tehlikeye atan yöntemlerle 1 yılda olgunlaşması gereken zeytinler 1 ayda sofralara geliyor. Zeytinin çabuk kararması için havuzlara metal çubuk atılmasının yanı sıra kostik denen madde ile de acılığı alınmakta. İşte akla zarar yöntemlerle hazırlanan zeytinler...

Edremit Ticaret Odası Başkanı Mehmet Semerci, zeytin üretiminde ticari kaygılarla sağlıklı olmayan yöntemler kullanıldığını söyledi. Semerci, “Zeytinin karartılması için havuzlara metal parçalar atılıyor. Çabuk olması için de kostik kullanılıyor. Sağlıklı zeytin vaktinde olgunlaşmalı ve doğal olmalı” dedi. Mehmet Semerci ayrıca 'zeytinin acılığını almak için kullanılan Sodyum hidroksit insan sağlığına zararlı ama ne yazık ki kullanılmakta ve bu işlemler yasal' diyerek uyardı.

 
Doğal siyah zeytin hazırlamanın farklı yöntemleri olduğunu söyleyen Edremitli zeytin üreticisi ve Edremit Ticaret Odası Başkanı Mehmet Semerci sözlerine şöyle devam etti: 
Havuz zeytini 7 ay, çevirme zeytini de 5 ay gibi bir sürede olmakta. Ne yazık ki ticari kaygılarla bu zeytinlerin yapılışında insan sağlığı için risk oluşturabilecek birtakım uygulamalar yapılmaktadır.

Havuz zeytinine kostik atılabiliyor. Sodyum hidroksit insan sağlığına zararlı ama ne yazık ki kullanılmakta. Bu uygulama bizim gıda odeksimize ‘İspanyol tipi yapım’ diye girmiş ve yasal. Bu tür zeytinleri özellikle çocuklarımıza tükettirmemeliyiz. (Zeytin üretiminde kostik kullanımı yasal olarak yapılmaması gereken bir uygulama değil. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 28.03.2014 tarihinde Resmi Gazete'de (29097 sayılı) yayınlanan "Türk Gıda Kodeksi Sofralık Zeytin Tebliği (Tebliğ no: 2014/33)" ne göre de işlem görmüş salamura yeşil ve siyah zeytinler için kullanılabileceği belirtiliyor.)


   Yeşil zeytinin ilk zamanlarında, siyah zeytinin de dalında karardıktan sonra yapıldığını belirten Semerci, "Bölgeye ve toprağına göre daha kahverengi de olabilir. Bunda bir sakınca yok. Fakat ticari kaygılarla, zeytinin rengini gidermek, daha çabuk siyahlaşmasını sağlamak için bir takım ilkel yöntemler kullanılıyor. 
   Bir anlamda zeytinin sahtekarca üretildiği yerler de var. Bunlar ilk önce zeytin havuzlarına metal parçalar atarak başladılar. Daha sonra ferro alaşımlarla siyah rengine dönüştürmeye başladılar. Bunları, genelde kostikli zeytinlerde kullanılıyor.
Allahın bir lütfu olan zeytini, ticari kaygılarla para kazanmak adına lekeleyemeyiz, zedeleyemeyiz. Buna hakkımız yok, insanları zehirlemeye de hakkımız yok. Her ne kadar denetimler yapılsa da gördüklerimiz bizi dehşete düşürüyor. Para hırsı insanlardaki birçok duygunun önün geçmiş halde. Tüketiciler sağlıkları için natürel zeytin tercih etsin” diye konuştu.
Tüketicilerin sağlıklı zeytini renginin siyahlığından anladığını ancak bunun da doğru olmadığını kaydeden Edremit Ticaret Odası Başkanı Mehmet Semerci, sağlıklı zeytinin ölçülerini şöyle anlattı:
 

"Biraz kahverengi olsun, tam siyah olmasın. Bunlar önemli değil. Sağlıklı zeytin tüketmek istiyorsanız muhakkak natürel olsun. Vaktinde olsun. Bir ayda değil, altı yedi ayda, bir sene de olsun. Bırakın renginin simsiyah olmasın.
Yeşil zeytinde mutlaka çizik olmalı. Çizik olmayan yeşil zeytini, natürel yollarla yapmak mümkün değil. İlk aşamada yeşil zeytinin çizilerek tatlandırılması, natürel yapılacağı anlamına gelir. Çizilmeyen yeşil zeytin natürel olmaz. 
Çünkü acısını verebileceği bir açıklık kalmaz zeytinin üzerinde. Siz eğer çizmeden yaparsanız, kostikle yapmış olursunuz ki, bu da her ne kadar temizlenirse bana göre sağlıksız ve insan vücuduna da önemli zararlar verebileceğini düşündüğüm bir zeytin yapım şeklidir. 
   Bizim Kazdağları’nın bakıyorsunuz pembeli, pembede yeşile doğru giden, müthiş bir zeytini vardır. Biz ‘al yanak’ deriz. Bunu ‘olmaya başlayan yeşil zeytin’ diye düşünürüz.
Muhakkak yemyeşil, çağla yeşili olmaz. Salamuradan sonra rengi bir parça değişir. Bizim tüketicilerimizin de bu bilinci kazanıp, biraz pembeye kaçan, kırmızıya doğru kaçan yeşil zeytini de çizik olduktan sonra kullanmalılar.”
 
24.02.2021
Devamı

Yaş Pastadaki Sentetik Gıda Boyasına Dikkat!

Kimyasal ürünler kullanılarak üretilen sentetik gıda boyalarından elde edilen resim baskılı ve süslemeli yaş pastalar hiperaktivite bozukluğu, astım, kanser gibi rahatsızlıklara yol açabiliyor.
Doğum günü ve özel günler için farklı renklerde hazırlanan aile fotoğraflarıyla, animasyon film karakterleriyle süslenen yaş pastalarda kullanılan sentetik gıda boyaları toplum sağlığını tehdit ediyor.

Çarşı, pazar ve marketlerde kolaylıkla satın alınabilen gıda boyalarında, kimyasal sentez yoluyla elde edilen renklendiricilerin fazla kullanımı ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor.

Sentetik gıda boyası tehlikesi
Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu, gıda boyalarının son zamanlarda çocukların, yetişkinlerin bilerek ya da bilmeden tükettiği bir ürün haline geldiği söyledi:

"Gıda boyaları doğal ve sentetik olarak ikiye ayrılabilir. Doğal gıda boyaları bitkisel veya hayvansal ürünlerin renk pigmentleri alınarak elde edilir. Bunun yanı sıra kimyasal ürünler kullanılarak üretilen sentetik gıda boyaları var. Doğal gıda boyalarının insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri tespit edilememiş.
Sentetik gıda boyalarının ise özellikle çocuklarda hiperaktivite bozukluğu, bağışıklığı güçlü olmayan kişilerde deri dökülmesi, astım, kansere gidecek kadar etkileri olduğu kanıtlandı. Tüketici bilerek ya da bilmeden birçok gıda boyalı ürünü tüketiyor."

Dünya sağlık örgütünün belirlediği sınıra uyulmalı
Manavoğlu, doğum günü kutlamalarında tercih edilen yaş pasta süslemesinde kullanılan gıda boyasının organik olmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.
"Özellikle çocuğunuz için doğum günü pastası yaptırdığınızda, sevdiği film karakteri süslemeleri ya da bir resim baskısı pasta üzerine oluşturuluyor. Burada dikkat edilmesi gereken, şeker hamuru üzerine kullanılan gıda boyasının doğal mı, sentetik mi olduğudur.
Dünya Sağlık Örgütü sentetik gıda boyalarının kullanımında sınırları belirlemekte. Belli bir miktardan fazla tüketilmesi insan sağlığını olumsuz etkileyeceğinden limit belirleniyor. "

üketici aldığı ürünü incelemeli
Tüketicinin bilinçli olması gerektiğini vurgulayan Manavoğlu, satın alınan ürünün neden yapıldığını, ne tür gıda boyası kullanıldığının işletmecilere mutlaka sorulması gerektiğini söyledi.

Etiketli, ambalajlı ürünlerin içeriğinin okunmasını öneren Manavoğlu, gıda boyasının dondurma, fırın ürünleri, meşrubat üretiminde yoğun kullanıldığına değindi. Manavoğlu, bu ürünlerin imalat yerlerinin ilgili kurumlar tarafından sık sık denetlenmesi ve kullanılan gıda boyası limitinin incelenmesi, ihlal durumunda da gerekli yaptırımların uygulanması çağrısı yaptı.
Düşük maliyete pasta imal eden ruhsatsız işletmeler hijyen kurallarına uymayıp sentetik gıda boyalarının ucuz olması ve fazla renk vermesi nedeniyle tercih ediyor.
 
 
 
24.02.2021
Devamı

Gıda Fiyatlarındaki Artış Durdurulamıyor

Birleşik Kamu İş'in yaptırdığı araştırmaya göre, şubatta gıda fiyatları bir önceki aya göre yüzde 2,8 arttı, açlık sınırı 3 bin 313 liraya çıktı. En yoksul kesimin harcamalarının en az üçte birini ayırmak zorunda kaldığı gıda fiyat harcamaları bu yılın ilk iki ayında yüzde 6,5, son bir yılda ise yüzde 29,7 artış gösterdi.
Enflasyona karşı en korumasız durumdaki yoksul kesimin aile bütçesinin en az üçte birini ayırmak zorunda bulunduğu gıda fiyatlarında son aylarda yaşanan hızlı artış trendi şubat ayında da devam etti.

Şubatta gıda fiyatları bir önceki aya göre yüzde 2,8 oranında artarken, son bir yılda ise yüzde 30 oranında artış yaşandı.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonun Ar-Ge birimi KAMUAR'ın, fiyatlarını Ankara'daki pazar ve marketlerden her ay düzenli olarak derlediği ve halkın en fazla tükettiği 76 gıda maddesinden oluşan bir sepeti esas alarak yaptığı “halkın enflasyonu” araştırmasının 2021 Şubat ayı sonuçları açıklandı.
Araştırmayla, gelirinin büyük bölümünü gıdaya ayırmak zorunda olan ve enflasyona karşı herhangi bir koruması bulunmayan, sabit gelirlilerin,ücretlilerin ve yoksulların yaşadığı gerçek enflasyonun boyutunun ortaya konulması amaçlanıyor.

Şubatta, ekmek, un, bulgur, pirinç, makarna fiyatları bir önceki aya göre değişmezken,et-balık harcamaları yükselişini sürdürdü ve yüzde 2,7 oranında arttı.
Süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında, özellikle süt, yoğurt ve tereyağı fiyatlarında yüzde 7,5oranında artış kaydedilen şubat ayında, önceki aylarda oldukça yüksek oranlı fiyat artışları yaşanan sıvı yağ fiyatlarında ise yüzde 2,2 oranında bir azalma yaşandı.

Meyve fiyatlarının yüzde 4,3 oranında arttığı şubat ayında sebze fiyatlarında ise bir önceki aya göre yüzde 2,7 oranında yükseliş yaşandı. Bakliyat fiyatlarının yüzde 2,7 oranında azaldığı şubat ayında, salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri gıda maddelerinden oluşan diğer işlenmiş gıda fiyatları yüzde 1,9 oranında arttı.

Böylece, mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 76 gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetinin toplam tutarında şubatta bu yıl ocak ayına göre yüzde 2,8 oranında yükseliş yaşandı.

İKİ AYLIK DEĞİŞİM
Gıda fiyatlarında bu yılın ilk iki aylık dönemin ise yüzde 6,5 oranında artış yaşandı. İlk iki ayda, ekmek, bulgur, un makarna fiyatlarında yüzde 5,5, et ve balık fiyatlarında yüzde 5,  süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatlarında yüzde 16,5 oranında artış  gözlenirken, 2020 yılının son aylarında hızla yükselen yağ fiyatlarında ise yüzde 2,2 oranında düşüş yaşandı.

Ocak-şubat döneminde meyve  fiyatlarında ortalama yüzde 4,6, sebze fiyatlarında yüzde 5,8 oranında artış, bakliyat fiyatlarında yüzde 2,4 oranında azalış yaşandı. Diğer  işlenmiş gıda fiyatlarında ise yüzde  2,8 oranında artış oldu.

YILLIK DEĞİŞİM
Gıda fiyatlarında yıllık olarak ise (Şubat 2020'ye göre) yüzde 29,7 oranında artış kaydedildi.Bu yıl şubatta geçen yılın şubat ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 24,3, et-balık fiyatlarında 15,4, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 35,4 oranında artış yaşandı.
Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 31,6 oranında arttı. Meyve fiyatları yüzde 32,8 oranında, sebze fiyatları ise yüzde 55,8 oranında artış gösterdi. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 17,4, diğer gıda fiyatları ise yüzde 11,5 oranında zamlandı.

YILLIK ORTALAMA
Sepete dâhil edilen ürünlerin son 12 aylık ortalama fiyatlarının bir önceki 12 aylık dönemdeki ortalama fiyatlarıyla karşılaştırılarak hesaplanan 12 aylık ortalamalara göre de gıda fiyatlarında son yılda yüzde 29,4 oranında artış yaşandı.

Yıllık ortalamalara göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 12,6, et ve balık fiyatları yüzde 19,9 süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 23,5, yağ fiyatları yüzde 28,8, meyve fiyatları yüzde 53,6, sebze fiyatları yüzde 58,5, bakliyat fiyatları yüzde 26,1, diğer gıda maddelerinin fiyatları da yüzde 12,6 oranında artış kaydetti.
 
 
24.02.2021
Devamı

Denizbank Çiftçiyi Kurtardı mı? Batırdı mı?

2019 Temmuz ayında hisseleri  Birleşik Arap Emirlikleri  – Dubai’de merkezi bulunan EMİRATES NBD BANK PJSC bünyesine geçen DENİZBANK, 2020 yıl sonu mali verileri ve Faaliyet Raporlarını açıkladı.
Para Analizden Erol Taşdelen’in haberine göre Banka Varlıklarını % 27, Mevduatını % 23, Kredilerini % 27, Net Karlılığını % 34 büyütürken; Ücret ve Komisyon Gelirlerinin % 24 düştüğü görüldü. Banka ile ilgili büyük soru işareti ise Çiftçi kredileri. Çiftçi Kredilerine yüksek faiz uygulandığı, TCMB’nin belirlediği faiz oranlarının dolaylı yollar kullanılarak aşıldığı yönünde iddialar ve şikayetler artmış durumda.
Bilanço büyüdü
Toplam Varlıklarında 2019 sonun 156 milyar TL düzeyde kapatan banka 2020 yılında % 27,3 büyüyerek 199,2 milyar TL hacme ulaştı. Toplam Varlıkların içinde 34,2 milyar TL olan Finansal Varlıklar ise % 27,1 büyüyerek 42,5 milyar TL düzeyine ulaştı.
Krediler büyümeye devam etti
2019 sonunu 105,8 milyar TL Nakdi Kredi ile kapatan banka 2020 yılında % 27,6 büyüyerek 135 milyar TL düzeyine ulaştı. Banka Gayri nakdi kredilerini de 34,1 milyar TL’den 42,7 milyar TL düzeyine çıkardı. Kredilerdeki bu büyümeye karşılık banka Beklenen Zarar Karşılıkları ise 8,8 milyar TL’den %5 9,5 artarak 14,1 milyar TL düzeyine ulaştı. Karşılıklardaki ciddi artışta; Banka Genel Müdürü Hakan ATEŞ’in 2020 Şubat ortasında “Zombi firmaları taşımayalım” çıkışının DENİZBANK’ta uyguladığı anlaşılıyor. Banka’nın nakdi kredilerinin % 37’si ilk 100 müşteride yoğunlaşırken; Gayri Nakdi kredilerde ilk 100 müşterinin payı %51 düzeyde.
Mevduat arttı
2019 sonunu 100,2 milyar TL Mevduat ile kapatan bankanın 2020 yılında % 23’lük artış ile mevduatını 123,3 milyar TL düzeyine çıkardığı görüldü. Özkaynaklar da 177 milyar TL’den 22,8 milyar TL düzeyine çıktı.
Net Ücret ve Komisyon gelirleri eridi
Bankanın bilançosundaki ciddi büyüme performansına rağmen Net Ücret ve Komisyonlardaki Gelirin ciddi şekilde eridiği görüldü. Zira, 2019 Yılında 3,6 milyar TL Net Ücret ve Komisyon Geliri elde eden banka 2020 yılında büyümeye rağmen % 23,8’lik kayıp ile 2,7 milyar TL’ye geriledi. Banka Net Faiz Gelirini ise 6,4 milyar TL’den % 40’lık   artış ile 9 milyar TL düzeyine çıkardı.
Karlılık arttı
2019 sonunu 9,9 milyar TL Brüt Kar ile kapatan banka 2020 yılını 12,5 milyar TL ile kapatırken; Net Kar artışı da 1,3 milyar TL’den 1,8 milyar TL düzeyine çıkardı.
21 GMY ile rekoru elde tutuyor
Bir zamanlar 24 GMY ile en yüksek GMY sayısına sahip olan banka GMY sayısını 21’e indirmesine rağmen bankalar arasında en fazla GMY sayısına sahip olan banka unvanını koruyor. Banka Üst Yönetime 2019 yılında 88,6 milyon TL öderken bu tutar 2020 yılında 83,6 milyon TL’ye düşmesine rağmen QNB Finansbank’tan sonra Üst Yöneticilerine en fazla ödeme yapan banka oldu. 2020 yılında bankanın Personel Giderleri ise % 12,7 arttı.
12 Şube ve 347 personel azaldı
Yurt içinde 2019 sonunu 707 şube ağı ile kapatan banka şube ağını 12 azaltarak 395’e düşürdü; 2019 sonunda 12.273 olan personel sayısı da 347 azalarak 11.926 çalışana geriledi.
Kredi Kartlarında ÇİFTÇİ mağdur mu ediliyor
Bilmeyenler için hatırlatalım Ziraat Bankası’ndan sonra Çiftçiye en fazla kredi imkanı sağlayan banka DENİZBANK oldu. Özel Bankalar içinde Çiftçiye en fazla kaynak ayıran banka aynı zamanda. Bu Tarıma Destek ve “Çiftçi Dostu” banka imajı yaratması açısında kulağa hoş gelse de gelen şikayetler, mahkemeye yansıyan davalar madalyonun arka tarafında ciddi sorunlar olduğunu gösteriyor. Bunlardan biri de Kredi Kartları. Bankaya bir çiftçi kredi başvurusu yapmak üzere gittiğinde Kredi Kartı ve Kredi kart limitlerine bağlı taksitli kredisi olmaz ise olmaz nerede ise.
Çiftçi bankaya girdiğinde;
  • Cari Hesap,
  • Cari hesaba bağlı KURTARAN HESAP – KMH
  • Üretici Kredi Kart
  • Üretici Kredi Kartına bağlı 1-2 Taksitli Kredi almış oluyor. ( Genelde yılda 1 ödemeli )
Sorun da bu noktada noktaya çıkıyor. Kredi Kartı ve Kredili Mevduat Hesabı ( KMH ) Akdi ve Temerrüt faiz oranlarını TCMB her 3 ayda bir yayınladığı duyuru ile ilan ediyor. Bankalar TCMB’nin yayınladığı Kredi Kart ve KMH faiz oranlarını aşamıyor. Açıklanan oranların altında faiz uygulayabilirler. Ama pratikte pek uygulayan banka yok. Kısaca TCMB’nin Kredi Kartı ve KMH Kredilerde belirlediği faiz oranını bankalar aşamıyor. Bu temel kural her banka için geçerli. Fakat DENİZBANK Çiftçi Kredi Kart limitlerinden bir bölümünü Ticari Taksitli hale getiriyor. Sorun da bu noktada başlıyor. Uzmanlar TCMB’nin temek faiz kuralının aşıldığını iddia ediyor. Limit Kredi kartının, aslında Kredi Kartına bağlı taksitli yaptığınızda da TCMB’nin belirlediği maksimum faiz oranına uymanız gerekiyor ama DENİZBANK’ın bu faiz oranlarında aşım yaparak kredi kartına bağlı taksitli kredilerde yüksek faiz uyguladığı yönünde şikayetler artmış durumda.
 
 
24.02.2021
Devamı

TÜDKIYEB Başkanı Çelik Nüfus başına bir küçükbaş hedefine 7 yılda ulaşılır

Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik, Türkiye’nin, 2009-2020 döneminde koyun sayısını yıllık ortalama yüzde 6,2, keçi sayısını ise yıllık ortalama yüzde 8 oranında artırarak 54,1 milyon küçükbaş hayvan sayısına ulaştığını bildirerek, “bu hızla gidersek, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bize belirlediği hedefi,her nüfus başına bir küçükbaş hayvan sayısını 7 yılda, 2028 yılında tuttururuz” dedi.
            Çelik, yaptığı açıklamada, son nüfus sayımına göre ülke nüfusunun 31 Aralık 2020 tarihi itibarıyla 83,6 milyona çıktığını, bu hızla devam etmesi halinde 2028 yılında Türkiye nüfusunun 87,4 milyon civarına yükseleceğini belirtti.

            Mevcut artış hızıyla, 2020 yılında Türkiye’de 42,1 milyonu koyun, 12 milyonu keçi olmak üzere 54,1 milyona ulaşan küçükbaş hayvan sayısının, Cumhuriyetin 100. yılında (2023), 65 milyonu, 2025’te 75 milyonu, 2028 yılında 90 milyonu aşacağını vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:
            “Yetiştiricimiz hayvan varlığını artırıyor. 2020 yılında yaşanan pandemiye rağmen koyun sayısı yüzde 13, keçi sayısı yüzde 7 arttı. Özellikle koyun sayısında yaşanan çift haneli artış yetiştiricimiz açısından takdir edilesi bir durumdur. Yetiştiricimiz aldığı desteğin karşılığını fazlasıyla veriyor. Ekonomiye büyük katkı sağlıyor.
            Türkiye hızla, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef koyduğu her nüfus başına bir küçükbaş hayvan sayısı olan 90 milyon başa yaklaşıyor.
            Toplam küçükbaş hayvan sayısında da yüzde 11,6’lık, çift haneli bir artış görüldü.”
 
“İşini aksatmadan sürdüren yetiştiricimiz 7 yılda hedeflerin üzerine çıkacaktır”
 
            Çiftçinin, yetiştiricinin verilen desteği boşa çıkarmadığını, koronavirüse (Covid-19) rağmen sektörün ayakta kaldığını, üretimine devam ettiğini bildiren Çelik, “bunun en iyi göstergelerinden biri de hayvan sayısındaki artıştır. Gecesini gündüzüne katan, yağmur, çamur, kar, kış, sıcak, soğuk demeden ve işini aksatmadan sürdüren çiftçimiz, yetiştiricimiz kısa sürede, 7 yılda hedeflerin üzerine çıkacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın” dedi.
            Bu sürecin en az hasarla atlatılması ve sektörün ayakta kalmasında Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin yerinde ve zamanında yaptığı müdahalelerin büyük etkisi olduğunu belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’ye sektöre verdikleri destekler için teşekkür etti.
            Çelik, sektörün hedefe daha kısa sürede ulaşması için desteklerin artarak sürmesi, başta yem maliyetleri olmak üzere girdi maliyetlerinin düşürülmesi, sektörün en büyük sorunlarından olan çoban sorununun çözülmesi, en ucuz yem kaynağı mera ve çayırların alanının ve verimliliğinin artırılması gerektiğini belirtti.
 
 
 
24.02.2021
Devamı

“PATATES ÜRETİCİSİNİ KADERİNE TERK ETMEYİN”

Patates yetiştiricisi  aynı zamanda TSÜAB Yönetim kurulu üyesi Ökkeş Yıldırım, Türkiye’de en çok üretilen ürünler arasında yer alan ve özellikle Kapadokya Bölgesinde depolarda bekleyen patateslerin depo ömrünü tamamlamak üzere olduğunu belirtti.
Ökkeş Yıldırım yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Depolarda yaklaşık olarak 1.5 milyon ton patates var. Bunun 950 bin tonu tüketimin azalmasından ve üretim fazlalığından kaynaklanan miktar olup ihracat dışında tüketim şansı yoktur. Üreticilerin kendi ambarlarında depoladıkları patatesler ay sonuna kadar, kayadan oyma doğal soğuk hava depolarında bekleyenler de en fazla bir iki ay daha fazla dayanır.



Son iki yılda patates üretimimiz artarken, pandemi dolayısıyla zincir restoranlar, otel ve hazır yiyecek birimlerinin kapalı veya kısıtlı olması da patates tüketimini düşürdü. Pandemi öncesi aylık patates tüketimi 300 bin ton dolaylarında iken pandemi sürecinde aylık tüketim 225 bin tonun da altına geriledi. Özellikle Kapadokya bölgesindeki depolarda bulunan fazla patates yakın zamanda hasat yapacak olan diğer bölgelerimize de olumsuz olarak yansıyacak. Patatesin kilogram maliyeti 1 TL’yi buluyor. Şu an fiyatlar 0,50-0,60 kuruş arasında ancak üreticilerin kazanması için depo çıkış fiyatı en az 1,5 TL olmalıdır.
Bu gidişle ürünü pazarlayamadığı için deposunda çürüten üretici önümüzdeki sene üretim yapmaktan kaçacak. Peki o zaman patates fiyatları ne olacak? Ben söyleyeyim; 10 TL’ye patates bulamayacağız.

Depolardaki ihtiyaç fazlası ürünün yurt dışına pazarlanması için gerekli adımların hızla atılması, Sertifikalı patates tohumluğu kullanımına verilen desteğin artırılması, nişasta, cips ve parmak patates sanayicilerinin desteklenmesi ile üreticilerin kredi borçlarının yapılandırılmasının sektörün acil beklentileridir. Yetkililerden beklentimiz; Patates sektörünü kaderine terk etmemeleridir.”
 
23.02.2021
Devamı

Türk Tarımı ve Sürdürülebilir Gerçeklik

Türkiye'nin tarım politika ve uygulamalarını, birçok eksiklik ve hatalara rağmen, genel olarak olumlu değerlendiriyorum. Ancak bu aşamada şu değerlendirmeyi yaparken bile, karşı karşıya kaldığımız zorluklar var. Maalesef Türkiye'de tarım ve gıda sektörü aşırı düzeyde siyaset ve ideolojiye alet ediliyor.
Bu anlamda çok ciddi bir bilgi kirliliği söz konusu. Dolayısıyla popülizm ve ajitasyon penceresinden bakıldığında asla sağlıklı bir analiz ve değerlendirme yapmanız mümkün olamıyor. Oysa Türk tarım sektörü bütün yapısal ve konjonktürel sorunlarına rağmen son dönemde büyük bir dönüşüm geçirdi ve hâlâ bu süreç tamamlanmış değil, devam ediyor.

Bunu çok geniş anlamda, 'buğday' ekonomisinden 'süt' ekonomisine geçiş yapıyor diye adlandırabiliriz. Bunu yaparken, buğday gibi çok stratejik ve önemli bir ürünümüzü küçümsediğim anlaşılmamalı. Ama bir dönem Türkiye'nin en değerli tarım ürünü buğday iken, artık en değerli ürün süt haline geldi. Bu aslında dünyada da böyle. Artık tarım ve gıdada, teknolojiye dayalı mekanizasyonun da desteğiyle, yüksek katma değerli ürünler stratejik hedef konumunda ele alınıyor. Öyle de olmalı zaten...

POTANSİYEL ÇOK BÜYÜK
 
Diğer ülkelerden ayrışma konusuna gelince; Türkiye tarımsal hasıla itibarıyla dünyada ilk 10 ülke arasında. Yukarıda sadece başlığını verdiğim, "Yapısal ve konjonktürel sorunlar" açısından konuya girilirse, ciddi sıkıntılarla yüz yüze olduğumuz bir gerçektir. Ancak Türkiye'nin dünya tarım liginde bulunduğu yer de aslında büyük bir başarı olarak görülmeli.
 
Çünkü tarım ve gıda sektörü performansı bakımından, Türkiye'nin önünde olan ülkelerin hemen hepsi hem yüzölçüm hem de ekilebilir tarım alanları ve nüfus yönünden Türkiye'den çok daha fazla. Türkiye'nin buna rağmen ortaya koyduğu performansı takdir etmemek mümkün değil. Çok özetle, Türkiye'nin özellikle komşu ülkelerden farkı çok güçlü bir üretim potansiyeline sahip olmasıdır. Anadolu coğrafyasının 300 milyon insanı besleyecek bir üretim yapısı ve çeşitliliğini içermesi de bilinen bir ekonomik olgudur.

GIDA SANAYİ
 
Gıda güvenliği yönünden Türkiye'nin güçlü yanı, giderek etkinliğini ve üretim kapasitesini yeni teknolojiler ile birlikte artıran gıda sanayiidir. Bir yandan yeterli ham madde avantajı ve diğer yönden hızlı modernleşmenin yanı sıra ihracat performansını giderek yükselten Türk gıda sektörü bir güvence oluşturuyor. Ancak asıl avantaj tabii Türkiye'nin büyük tarımsal üretim gücüdür.
 
Gıda güvenliğinin zayıf yönleri ise, tarım sektöründe kayıt dışılığın hâlâ ciddi oranda varlığını koruyor olması, son dönemde önemi daha iyi anlaşılan ambalajlı gıda ürünlerinin tüketimi konusunda yeterli tüketici bilincinin olmaması ve gıda imalat sanayiinde faaliyet gösteren işletmelerin büyük çoğunluğunun çok küçük ölçekli olmaları şeklinde sayılabilir.

KENDİNE YETERLİ OLMA
Bir ülkenin tarım ve gıdada kendine yeterli olup olmaması çok tartışmalı bir konudur. Bir yönüyle bakarsanız, dünyada kendine yeterli ülke yoktur, olması da beklenemez. Söz gelimi dünyada en tarım ve gıda ürünü ihraç eden ilk 2 ülke olarak ABD ve Hollanda aynı zamanda çok ciddi miktarda ithalat yapan ülkelerdir. Fakat diğer yandan bunlar, yukarıda da altını çizdiğim üzere, fazlasıyla siyasi ve ideolojik açıdan istismar edilir olmaya başladı. Bizim esas ihtiyacımız tarım ekonomisini tartışmak olmalı. Ekonomik akıl ve analiz ile birlikte güncel rakam ve istatistiklere dayalı değerlendirmelere ihtiyacımız çok fazla. Ama biz özellikle sosyal medya ve kamuoyunda tarım ve gıda alanında bilgiye dayalı fikirler ile tartışmak yerine ısrarla içi boş sözler söylemeye devam ediyoruz. Başka bir ifadeyle tarım ve gıdada akıl almaz bir bilgi kirliliği ile karşı karşıyayız.
 
Şimdi son soru ile birleştirerek değerlendirmek istiyorum; Türkiye'nin tarımsal hasıla itibarıyla zaten dünyada ilk 10'da olması bize bu hususta çok net bir resim çiziyor. Yani Türkiye 193 ülkeye 1827 çeşit tarım ve gıda maddesi ihraç eden bir ülke. 
 
Bu elbette çok önemli ve sevindirici. Ancak halihazırda 20 milyar dolara ulaşan ihracat rakamı da sahip olunan potansiyelin çok altında kalan bir performans şeklinde kabul edilmeli. Türkiye bu rakam ile daha fazla devam edemez. Tarım ve gıda ihracatı tam anlamıyla bir politika tercihi olarak sadece Tarım ve Orman Bakanlığının değil Hükümet gündeminde ele alınarak bir yol haritası hazırlanmalıdır. Daha önce 2023 yılı için belirlenen 40 milyar dolarlık hedefe ulaşılması mümkün görünmüyor. Öyleyse yeni ve gerçekçi hedef ne olmalıdır? Bu mutlaka ve hemen tartışılarak karara bağlanmalı diye düşünüyorum.

SORUNLARDA GERÇEKÇİ OLMAK
 
Diğer yandan şahsen, tarım sektörü için "Sürdürülebilir gerçeklik" biçiminde tanımladığım bir kavram var. Türkiye, kamuoyunda genel kabul görmüş fikirlerin aksine, tarım ve gıdada kendine yeterli bir ülkedir. Ayrıntıya girmiyorum ama rakamlar apaçık ortada. Bitkisel ve hayvansal üretim sürekli artıyor.
 
Bu çerçevede, "Sürdürülebilir gerçeklik" de çok kısaca şu anlama geliyor; artık bu sektörde, 'üretimi artıralım', 'tarımı destekleyelim' ve/veya benzeri söylemler yerine Türk tarımının mevcut yapısını olduğu gibi kabul etmek ve "Sürdürülebilir gelişme ve dönüşüm"ü bu kabul üzerine inşa etmek gerekiyor. Bu konunun uzun bir ayrıntısı var, ben çok somut bir örnek vererek tamamlamak istiyorum.
 
Türk tarımı milyonlarca küçük çiftçi ailesinin varlığına dayanıyor. Burada stratejik önemi olan husus, küçük çiftçileri tek tek desteklemek değil, "Küçük çiftçilik sistemi"ni bir bütün olarak ele almak ve "Sürdürülebilir gerçeklik" anlayışı esasıyla makro tarımsal politikalar geliştirmek ve uygulamaktır.

TARIM SAYIMI
 
Son olarak, Tarım Sayımı konusu üzerinde de durmak isterim. En son 2001 yılında yapılmış olan Tarım Sayımının bir an önce gerçekleştirilmesinde büyük fayda olacaktır. Tarım ve gıda sektörünün yenilenmiş ve güncelleştirilmiş veriler üzerinden ele alınması, yakın ve uzun vade için ulusal ekonomi açısından da önemli sonuçlar doğuracaktır.

MUTLAKA İHRACAT
 
Türkiye tarım ve gıda ihracatına özel bir önem vermeli, Ar-Ge ve yüksek teknolojiye dayalı tarım ve gıda sanayii ihracatında hayli avantajlı ve rekabetçi bir ülke olma gücümüzün çok fazla olduğu gerçeği mutlaka göz önüne alınmalıdır...

BÜYÜK HEDEF 'AKILLI TARIM ÜLKESİ' OLABİLMEK
 
Son tahlilde, Türkiye'nin asıl vizyonu, "Akıllı Tarım Ülkesi" (Smart Ag-Country) hedefine ulaşmak olmalıdır.
 
Bence dünyada bugüne kadar sadece iki ülke, ortaya koydukları politika öncelikleri, seçenekleri ve uzun vadeli planlamalar ile "Akıllı Tarım Ülkesi" konumuna erişmeyi başarabilmişlerdir. Bunlar Hollanda ve Yeni Zelanda'dır. Üçüncü ülke neden Türkiye olmasın? Bunu mutlaka tartışmalıyız...

İsmail UĞURAL
Tarım Gazetecileri ve Yazarları
Derneği Başkanı

 
 
23.02.2021
Devamı

Tokatta 1 Milyon 196 Bin Hayvan Aşılandı

Tokat İl Tarım ve Orman Müdürü Orhan Şahin, sorumluluğunda bulunan bin 283 yerleşim biriminde toplam 32 bin hayvancılık işletmesinde koruyucu hekimlik faaliyetleri kapsamında bu güne kadar 1 milyon 196 bin 461 hayvan aşılanmıştır" dedi

2021 yılı hayvan hastalıkları ile mücadele ve hayvanların tanımlanması tescili ve izlenmesi kapsamında aşılama ve kimliklendirme faaliyetlerine başlandı. Konu hakkında bilgi veren Tokat İl Tarım ve Orman Müdürü Orhan Şahin, Güvenli Gıda temininin ancak sağlıklı hayvan ve bu hayvanlardan elde edilen sağlıklı hayvansal gıda ile mümkün olabileceğini söyledi.

BİN 283 YERLEŞİM YERİNDE AŞILAMA SÜRÜYOR
Tarım ve Orman Tokat İl Müdürü Orhan Şahin, "Zoonoz hayvan hastalıkları (Brusella, Tüberküloz , Kuduz vb.) ve önemli hayvan hastalıklarından Şap Hastalığı ile mücadelemiz yoğun bir şekilde devam etmektedir. İl Müdürlüğümüz sorumluluğunda bulunan bin 283 yerleşim biriminde toplam 32 bin hayvancılık işletmesinde 2020 yılında 1 milyon 196 bin 461 hayvana koruyucu aşılama yapılmıştır. Bu kapsamda Hayvanlardan insanlara geçen hastalıklardan 11 hayvan hastalığına karşı koruyucu aşılama çalışması yürütülmektedir. İl ve İlçe Müdürlüklerimizde görevli 110 Veteriner Hekim ve Yardımcı Sağlık Personeli mesai mefhumu gözetmeksizin çalışmalarını sürdürmektedir" dedi.
 
 
23.02.2021
Devamı

Islah Dairesinde Deprem


(TAGEM) Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne bağlı Hayvancılık ve su ürünleri Daire Başkanı Dr. Ali AYAR sessiz sedasız görevinden alındı.
2015 yılından beri Halk elinde ıslah projesi gibi önemli projelerde yer alan Ayar;  sessiz ve sedasız görevden alınması gözleri TAGEM’e çevirdi.

27 Koyun ırkı 7 keçi ırkında 60 ilde toplamda 180 projeyle Halk elinde ıslah projesinde başarıları ile isim yapmış Ayar’ın neden görevden alındığı henüz bilinmiyor.



2015 yılın beri Hayvancılık ve Su Ürünleri Daire Başkanlığını yürüten Ayar 18 ilde Anadolu Mandasının yürütüldüğü projenin başındaki önemli isimlerden biriydi. Aynı zamanda 1 milyon 200bin anaç koyun keçi ıslah programını da yürütüyordu.


 
 
 
 
 
 
 




 
22.02.2021
Devamı

Hangi Renk Balı Tercih Etmeliyiz?

Arı ürünlerini kıymetli yapan bileşenler esasında içermiş oldukları vitamin, mineral madde, organik asit düzeyleri ve en önemlisi enzim düzeyleri olması nedeniyle daha kolay sindirilebilir ve besleyici olmasının yanı sıra hastalıklara karşı koruma, bağışıklık ve tedavi edici özelliklerinden dolayı tercih edilen gıdalardandır (Özmen ve ark, 2006). Arıların üretmiş oldukları en önemli ürün olan balın yanı sıra diğer arı ürünlerinin de insan sağlığının korunması üzerine olumlu etkilerinin bilinmesi arı ürünlerine olan talebi her geçen gün daha da artırmaktadır (Çelik ve ark, 2014).

Türk Gıda Kodeksinin 2000/39 sayılı tebliğine göre "bal arılarının çiçek nektarlarını, bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü maddeler karıştırarak değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı madde" şeklinde tanımlanmaktadır. TSE bal standardına göre ise “bitkilerin çiçeklerinde bulunan nektarların veya bitkilerin canlı kısımlarından yararlanarak bazı eş kanatlı böceklerin salgıladığı tali maddelerin bal arıları (Apismellifera) tarafından toplanması vücutlarında bileşimlerinin değiştirilip petek gözlerine depo edilmesi ve buralarda olgunlaşması sonucunda meydana gelen tatlı bir ürün” olarak tanımlanmaktadır (Anonim 2012).

Balın rengi Pfund skalasına göre ölçüm yapılabilir. Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği’ne göre su beyazından koyu amber renge kadar değişiklik gösterebilir. Balın kaynağı olan nektarın ve polenlerin renkleri, baldaki şeker reaksiyonları ve balın alındığı peteğin eski ya da yeni olması da balın rengini etkiler. Bal akıcı, viskoz, yoğun ve bulunduğu ortamın sıcaklığında kısmen veya tamamen kristalize olabilir. Bir önceki yazımızda kristalize balı detaylı olarak ele almıştık. Esasen balın rengi konusuna değinmek gerekir.
Bal tüketicileri,
Hangi renk balı tercih ediyor?
Balın rengi, bal tercihinde önemli midir?
Balın rengi bir kalite kriteri midir?

Bal tüketicileri, haklı olarak bu soruların cevaplarını düşünmekte ve hatta sormaktadır. Aslında cevap çok basit. Doğada rengarenk çiçek varlığı mevcuttur. Bal arıları, çiçek balının kaynağı olan çiçeklerden topladığı nektar ile balı oluştururlar. Bu anlamda nektarın rengi çiçek renkleri ile ilişkili ve en önemli parametredir. Tabi temel etken nektar kaynağının yanında, arı ırkının da bu anlamda direk ya da dolaylı etkisi vardır. Örneğin, Karniyol ırkı arıların propolis toplama eğilimleri az olduğu için, daha açık renkte petek ördükleri bildirilmektedir. (Ghisalberti 1979).  Yine dil uzunlukları farklı arı ırkları her çiçekten nektar toplayamadıkları için, dolaylı olarak balın rengi üzerinde etkili olacaktır. Tüm bu durumlar doğal kaynaklardır ve olması beklenen durumlardır. Ancak bu doğal olaylar dışında dışardan müdahaleler de balın rengini değiştirebilir. Farklı muhafaza koşullarında balın rengi değişebilir. Bal uzun süre kaldıkça, ortam sıcaklığına ve saklama koşullarına göre, renk daha koyulaşacaktır. Ancak her koyu bal uzun süre saklanmış sayılmayacağı unutulmamalıdır.

Bal renginin, kimyasal kalite anlamında değerlendirilmesi oldukça yanlış bir yaklaşım olacaktır. Kalite kriteri olarak balın rengi baz alınmaz. Farklı renklerdeki balların kalitesi farklı olabilir. Ancak kalite parametreleri birden fazla olduğu için, koyu ballarda yüksek olan değerlere karşın bazı değerler de açık renkli ballarda yüksek çıkabilir. Balın rengi bu anlamda kalite kriteri olarak değerlendirilemez. Bazı tüketiciler tarafından, balın rengi tercih sebebi olabilir ve bu gayet olağan bir durumdur. Sadece kalite kriteri olarak gösterilmesi yanlış olur.
Tüketicilere önerim, balın rengine aldanmamaları, markalı ve kristalize bal tercih etmeleridir.

Ümit Saylak
Ziraat Yüksek Mühendisi
Beyçeri Arcılık Üretim Müdürü
 
 

KAYNAKLAR
Anonim, 2012. Tük Gıda Kodeksi, Bal Tebliği (2012/58). Başbakanlık Basımevi, Ankara.
Çelik, Y., Turhan, İ., 2014. Konya İlinde Arıcılık İşletmelerinin Yapısal Özellikleri. Uludağ Arıcılık Dergisi. 14(1):15-25.
Ghisalberti, E.L. 1979. Propolis: a Review. Bee World 60, 59–84.
Özmen, N., Alkın, E., 2006. Balın Anti Mikrobiyel Özellikleri ve İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri. Uludağ Arıcılık Dergisi-Kasım 2006, Bursa.
 
22.02.2021
Devamı

Tarıma Dayalı OSB'lere 51 Milyon Kredi Tahsis Edilecek

Tarımsal kalkınma hamlesi başlatan hükümet, ihtisas OSB’leri ile 50 bin kişiye istihdam imkanı sağlayacak. OSB’lere 51 milyon TL kredi tahsis edilecek.
Tarım ve Orman Bakanlığı, ülkenin dört bir yanında besicilik ve sera alanında Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (TDİOSB) kuracak. Bu yıl 50 bin kişinin istihdam edilmesinin beklendiği OSB'lere, 51 milyon lira da kredi tahsis edilecek.

Hükümetin tarım alanında üretime katma değer sağlayacak yeni projesi olan TDİOSB kapsamında bu yıl tarımsal alanda 50 bin kişiye iş imkânı sağlanacak.
Bitkisel ve hayvansal üretim faaliyetleri için 16 ilde kurulmaya başlanan TDİOSB'lar bünyesinde besi ve süt sığırcılığı, koyun ve keçi yetiştiriciliği, manda yetiştiriciliği, su ürünleri yetiştiriciliği ile seracılık, meyvecilik, fide ve fidancılık, çiçekçilik, tohumculuk faaliyetleri yürütülecek.

Projeye tüm üreticiler başvurabilirken, başvurular valiliklere yapılıyor. Proje ile orta ve büyük ölçekli modern tarımsal işletmelerin sayısal olarak artırılmasına katkı sağlamak amaçlanırken markalaşma ile yetiştirici gelirlerinin de artırılması hedefleniyor..

Proje kapsamında Ankara-Çubuk, Amasya-Suluova, Gaziantep-Oğuzeli, Eskişehir-Beylikova, Hatay-Altınözü-Enek, Kars, Diyarbakır, Elazığ, Şanlıurfa ve Batman'da besicilik faaliyetinde bulunacak OSB'lerin kurulumları tamamlanacak..


 
22.02.2021
Devamı

Ağrıda 750 Bin Koyun Projesi Meyvelerini Vermeye Başladı

Ağrı’da, "5 yılda 750 Bin Koyun" projesi kapsamında çiftçilere verilen koyunlar kuzulamaya başladı.
Ağrı Valiliği öncülüğünde Ağrı Belediyesi, Ziraat Bankası ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından bölgede hayvancılığın gelişmesi amcayla hayata geçirilen “5 Yılda 750 bin Koyun” projesi meyvelerini vermeye başladı. Çiftçilerin proje kapsamında aldığı koyunlar kuzulayarak vatandaşlara çifte mutluluk yaşattı.

"İlimizde tarım ve hayvancılık alanında uyanış sağlıyoruz"

“5 yılda 750 Bin Koyun” projesi ile mevcut hayvan potansiyelinin katma değerinini yükseltmeyi amaçladıklarını söyleyen Ağrı Valisi Dr. Osman Varol, proje ile çiftçilere faizsiz ve ipoteksiz uygun şartlarda kredi imkanı sunulduğunu söyleyerek, "5 Yılda 750 Bin Koyun Projesi” kapsamında şunları belirtti:
”Çalışma alanlarımızın başında tarım ve hayvancılık sektörü geliyor. Bu önemli proje ile mevcut hayvan potansiyelimizin katma değerini yükseltmeyi ve geniş meralara sahip ilimizde hayvan sayımızı arttırmayı hedefliyoruz. Tarih boyunca tarım ve hayvancılıkla uğraşmış, kuşaktan kuşağa kıymetli bilgilerini aktarmış hemşehrilerimizin desteği ile ilimizde tarım ve hayvancılık alanında uyanış sağlıyoruz. Projemiz ile çiftçilerimize ipoteksiz ve faizsiz uygun şartlarda kredi imkanı sunuyor, ucuz yem temin ediyor, eğitim ve danışmanlık hizmeti sağlıyoruz. Çiftçilerimize sağlanan bu imkanların yanı sıra meralarımızın ıslahı için çalışıyor, ruhsatlı kesim yerleri ile et pazarlama ağlarının kurulması, mandıralar ve süt işletme tesisleri ile koyun sütüne katma değer kazandırılması, organik koyunculuğun mevcut potansiyelinin ortaya çıkarılması yönündeki proje çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz.”

"Projeye çok yoğun bir başvuru var"

Proje kapsamında 4 bin 800 adet koyunun çiftçilere dağıtıldığını söyleyen İl Tarım ve Orman Müdürü Kenan Engin, projeye yoğun ilgi olduğunu vurgulayarak, “5 yılda 750 Bin Koyun Projesi sayın valimizin öncülüğünde, belediye başkanımız, Tarım İl Müdürlüğü ve Ziraat Bankası aracılığı ile başladı. Bugün itibari ile 4 bin 800 adet koyunu çiftçilerimize dağıtmış olduk. Yaklaşık 50 tane çiftçimiz bu projeden istifade etti. Tabi bu 5 yıllık bir proje. 2021 yılında inşallah hedefimiz 150 bin adet koyunu vatandaşa dağıtmak. İlimiz koyunculuk noktasında çok önemli bir il. Hayvan varlığı noktasında çok önemli bir il. Şu an mevcutta 1 milyon 386 bin küçükbaş hayvan mevcudumuz var. Bölgede ikinci, türkiye genelinde 10’uncu sıradayız. Dolayısıyla bölgemiz hayvan varlığı açısından bu kadar önemli bir il iken bizlerde koyun varlığımızı arttırmak adına mera varlığımızın çok fazla olması sebebiyle böyle bir proje başlatmış olduk. Projeye çok yoğun bir başvuru var. Şu an 3 bin 300 civarında çiftçimiz projeye başvuru yaptı. 5 yılın sonunda hedefimiz sadece bu proje kapsamında 7 bin tane çiftçimize koyun dağıtmak. Mevsim itibari ile kuzulama dönemimiz. Çiftçilerimiz hem koyunlarını almış oldu hem de kuzulama dönemi olduğu için çifte sevinç yaşıyor. Dağıttığımız koyunlar şimdi kuzulamaya başladı” dedi.

Ağrı’nın Taşlıçay ilçesine bağlı Dilekyazı köyünde yaşayan ve projeden faydalanan Çiftçi Fesih Taşdemir, proje ile aldığı destek sayesinde 106 olan koyun sayısını 206’ya çıkardığını belirterek, “Öncelikle bize bu desteği veren tüm yetkililere teşekkür ederim. Dedelerimiz yüzyıllarca bu işi yaptı. Ben de 1977 yılından beri bu işi yapıyorum. Çiftçilikle uğraşıyorum. Devlet bize bu projeyi sundu, bizde ona göre başvuru yaptık. 106 tane koyunum vardı 100 tane koyun da devlet bize destek verdi. 206 tane koyunum var şimdi. 70 tane koyunum doğurdu. Biz çok seviniyoruz. Torunlarım gelip bu koyunların içinde oynuyor. Allah izin verirse ben 2 yıl içerisinde bu borcu bitiririm. Ben herkesi bu projeye davet ediyorum. Herkes başvuru yapıp alsın” şeklinde konuştu.
 
21.02.2021
Devamı

5 Ton Tavuk Eti İmha Edildi

Siir'te Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından ihbar üzerine denetim yapılan bir işletmede son kullanım tarihi geçmiş 4 ton 720 kilo tavuk eti ele geçirildi. İşletmeye idari para cezası uygulanırken ekipler son kullanım tarihi geçen tavuk etlerini imha etti.

Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen gıda denetiminde bir işletmeye yapılan denetimler sonucunda son kullanma tarihi geçmiş 4 ton 700 kilo tavuk eti ele geçirildi. İşletmeden alınan tavuk etleri ekipler tarafından imha edildi. Siirt’te gıda denetimi yapan ekiplerin, bir işletmede ele geçirdiği son kullanma tarihi geçmiş 4 ton 720 kilo tavuk eti imha edildi. İşletmeye 27 bin 306 TL ceza kesildi. Siirt valiliği tarafından yapılan açıklamalarda 155 Polis İmdat hattına yapılan bir ihbar üzerine Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri adresi verilen bir işletmeye denetime gitti. Yapılan denetimler sonucunda ekipler işletme içerisinde bulunan son kullanım tarihi geçen 4 ton 720 kilo tavuk etine el koydu. Son kullanım tarihi geçen tavukların ele geçirildiği işletmeye insan sağlığı için risk teşkil edildiği için tam 27 bin 30 TL para cezası kesildi.




 
21.02.2021
Devamı

TKDK'dan Birliklerin Hayvancılık Projelerine Hibe Destek

 Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) hayvancılık alanlarında proje yapan üretici birliklerine yüzde 70'e varan hibe desteği sağlayacağı bildirildi.
TKDK Muş İl Koordinatörlüğünde düzenlenen IPARD II 10. Başvuru Çağrısı Tanıtım Toplantısında konuşan İl Koordinatörü Mehmet Emin Turan, 125 milyon avro bütçeli çağrıda üretici birliklerinin önemli bir hibe avantajı bulunduğunu kaydetti.

Çağrı kapsamında iki ana başlık altında yer alan 9 farklı sektörün destekleneceğini ifade eden Turan, şöyle konuştu:

"15 Şubat'ta proje başvuru ve kabul işlemleri başlayan çağrımızda, büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık alanlarında et ve süt besiciliği yatırımlarını destekleyeceğiz. 120 süt inekçiliği, 250 baş sığır, 500 küçükbaş kapasiteli hayvancılık projelerini bu çağrı döneminde bekliyoruz. Ayrıca ilimizde potansiyeli yüksek olan kaz üretimi ve hindi üretimine yönelik çiftlik projelerini de bu dönemde alacağız."

Turan, süt toplama yatırımlarına da hibe desteği ve KDV muafiyeti uygulanacağını belirterek, kesimhane, meyve ve sebze işleme, su ürünleri işleme ve Pazarlama yatırımlarına ilişkin uygun projelere hibe destekleri sunulacağını dile getirdi.
 
 
21.02.2021
Devamı

Toprağın Hekimleri'ne Basın Ödülü

Tarım Haftası 2021 yılı etkinlikleri kapsamında 2020 Yılı TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü’nün sahibi Köy TV’de yapmış olduğu “Toprağın Hekimleri” programı ile araştırmacı- gazeteci Harun Göksel oldu.
Ziraat Mühendisleri Odası’nın genel merkezinde düzenlenen törende Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi  Suiçmez, Göksel’e hediyesini takdim etti. Takdim esnasında Suiçmez Türk tarımına ve ziraat mühendisliği mesleğine yaptığı değerli katkılardan dolayı Harun Göksel’e teşekkür etti.

Takdimde konuşan Harun Göksel konuşmasına şu cümlelerle başladı.
“Her üretimde olduğu gibi tarımda da liyakat çok önemlidir. Pandemi ile önemi bir kez daha anlaşılan, halkın gündeminde olan Tarımın en önemli paydaşlarından olan Ziraat Mühendislerine gereken önemin verilmesi gerekmektedir. “
Göksel konuşmasına İnsanın hekimleri doktordur, hayvanın ise veterinerlerdir. İnsanlığımızın  tarımda sağlıklı üretimlerle beslenmesini üstlenen  Ziraat Mühendisleri  hekimdir. Üretimin ilk aşamasından son aşamasına kadar sağlıklı gıdanın üretiminde rol oynayan Ziraat mühendislerinin sahip oldukları görev ve misyon gereği “Toprağın Hekimleri” ismini hak etmişerdir ile devam etti.

İyi bir eğitimin altını çizen Göksel tarımdaki ileri teknojilerin uygulanmasının Ziraat Mühendisleriyle gerçekleşmesini gerektiğini vurguladı. Bugün canla başla çalışan, pandemiye rağmen sağlıklı gıdayı üreten çiftçimize ve ziraat mühendislerine ne kadar teşekkür etsek azdır, diyen Göksel Basın Ödülüne layık görülmesi  vesilesiyle Ziraat Mühendisleri Odası’na ve Başkanı Baki Remzi Suiçmez’e teşekkürlerini sundu.
 
21.02.2021
Devamı

Sarıbal : “Tarlada izi olmayanların sorunu çözme kabiliyeti yok”

CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, gübre desteğinin arttırılmasına ilişkin alınan kararı “Ülke çiftçisi yılda 15-20 milyar liralık gübre kullanıyor. Yapılan artışa rağmen çiftçinin gübre maliyeti hafiflemiş değil. Tarlada izi olmayanın harmanda söylediklerinin bir kıymeti yok” dedi.
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son kabine toplantısından sonra “müjde” olarak açıkladığı gübre desteğindeki artışın kaynağının da belli olmadığını belirten Sarıbal, “2019 yılında 840 milyon lira gübre desteği ayrılmıştı. 2021 yılında bu rakam 788 milyona düşürüldü. Yani 52 milyon lira daha az destek ayrıldı. Şimdi %100 arttırdıklarını söylüyorlar. Bu artışı bütçeye yeni kaynak aktararak mı yapacaklar yoksa diğer destek kalemlerinden kesip gübre desteği için mi kullanacaklar belli değil” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Tarım Politikalarından Sorumlu Başdanışmanı Orhan Sarıbal’ın konuya ilişkin açıklaması söyle;

Verilen destek kullanılan gübrenin %10’u
“AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada gübre desteğini %100 arttırdıklarını söyledi.
Gübre tarımsal üretimin en önemli girdilerinden biri. Türkiye’de çiftçilerimiz yılda 6-6,5 milyon ton gübre kullanıyor.
Recep Tayyip Erdoğan, aynı açıklamada buğday, arpa, çavdar ve yulafta dönüm başına 8 lira olan desteği 16 liraya, diğer organik gübrelerde de dönüm başı destekleme miktarı 10 liradan 20 liraya çıktı. Oysa bugün, en az gübre kullanılan bir üründe, bir dönüm gübre maliyeti 200 lira civarında. Türkiye’nin kullandığı gübrenin toplam maliyeti 15 ile 20 milyar lira arasındadır. Yapılacak destek 1,5 milyar lira civarında bir paradır. Yani çiftçinin kullandığı gübrenin %10’u kadar bir destekleme yapacaklar.

Peki, bu desteklemeyi nereden yapacaklar?

2021 yılı bütçesinde 22 milyar lira destekleme parası ayrıldı. Bu ayrılan desteğe 788 milyon daha ilave edilerek mi bu destek sağlanacak yoksa ayrılan destekler içinde kalemleri mi değiştirecekler?

Son bir yılda gübre fiyatları %60 oranında arttı ve her gün artmaya devam ediyor.
Üre gübresinin tonu Ocak 2020 tarihinde 1785 lira iken Ocak 2021 tarihinde 2865 liraya çıktı. Aynı şekilde DAP gübresinin tonu Ocak 2020’de 2247 lira iken Ocak 2021 tarihinde 3382 liraya satıldı.

Kaldı ki 2021 yılının uygulama tebliği yok. Belli ki 2020 yılının uygulama tebliğine göre yapacaklar.
Çiftçi bu rakamları kendileriyle alay edildiğini düşünmekte. Tarlaya uğramayan, tarlada hiçbir çalışma yapmayan, traktöre binmeyen, çiftçinin neler yaşadığını görmeyen bir iktidar, bir anlayış, çiftçinin derdini de çözebilme kabiliyetine sahip değildir.
Ne yazık ki tarlada izi olmadığı için harman ile ilgili konuştuklarının, söylediklerinin hiçbir karşılığı yoktur.”
 
 
19.02.2021
Devamı

Türkiye, Rusya'dan Tarım Ürünleri İthalatını Artırdı

 Rusya Tarım Bakanlığı, Türkiye’nin Rus tarım ürünleri ithalatını en az yüzde 50 oranında artırdığını belirtti.
Rusya Tarım Bakanlığı Federal Tarım Ürünleri İhracatını Geliştirme Merkezi’nin raporuna göre, Rusya’nın tarım ürünleri ihracatı ocak ayı başından bu yana 3 milyar 291 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yani geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 52.8’lik artış meydana geldi.

Rusya’nın tahıl ihracatı 2.4 kat artarak 1 milyar 525 milyon dolar, balık ve deniz ürünleri ihracatı yüzde 26.7 azalarak 296 milyon dolar, yağ ürünleri ihracatı yüzde 12 artarak 603 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Gıda sanayi ürünlerinin ihracatının yüzde 8.3’lük gerilemeyle 242 milyon dolar olarak gerçekleştiği ifade edilirken et ve süt ürünleri ihracatında yüzde 36’lik artış gözlemlendi. Rusya, söz konusu dönem içinde 102 milyon dolar değerinde et ve süt ürünleri ihraç etmiş oldu.

Rus tarım ürünlerinin en büyük alıcısı Çin oldu. Çin, 1 Ocak -14 Şubat döneminde Rusya’dan tarım ürünleri ithalatını yüzde 63.3 oranında artırarak 650 milyon dolara çıkardı. Çin’in, Rusya’nın toplam tarım ürünleri ihracatındaki payı yüzde 19.8.

İkinci sırada yüzde 15.4’lük payla Türkiye geliyor. Türkiye söz konusu dönem içinde ithalatını yüzde 52.7 oranında artırarak 507 milyon dolara çıkardı.
Ardından Mısır geliyor. Bu ülke, Rusya’dan 358 milyon dolarlık tarım ürünleri alarak ithalatını yüzde 76.3 artırdı ve payını yüzde 10.9’a çıkardı.
Rusya’dan Avrupa Birliği ülkelerine tarım ürünleri ihracatı yüzde 9 artarark 327 milyon dolar olarak gerçekleşti.
İlk 10’da ayrıca Güney Kore, Azerbaycan, Pakistan, Ukrayna, Özbekistan ve Moğolistan yer alıyor.
 
 
 
19.02.2021
Devamı

Yenimahalle Belediyesi'nden Tohum,Toprak, Tarım Toplantısı

Yenimahalle Belediyesi ile Yenimahalle Kent Konseyi iş birliğinde düzenlenen ‘Tohum, Toprak, Tarım’ konulu toplantıda, sanayinin de tarıma desteği istendi. Toplantıdan satır başları özetle şöyle:

 Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar: Köyler boşaldı. Üretimden, tüketim toplumuna geçtik. Bir an evvel herkes elini taşın altına koymalı ve tarım üretimi teşvik edilmeli. Yenimahalle’mizde köy zaten kalmadı. Burada ekim yapılabilen Yuva, Memlik, Karacakaya ve Susuz bölgemiz var. Buralarda yaşayan ve tarımsal üretim yapmak isteyen vatandaşımız olursa elimizden gelen desteği vermeye hazırız.

 Yenimahalle Kent Konseyi Başkanı Atilla Çınar: Toplum olarak tarım, toprak ve gıdanın önemini pandemi sürecinde çok daha iyi anladık. Üretme kabiliyetini kaybeden milletler geleceğini kaybeder.

 OSTİM OSB Başkanı Orhan Aydın: Üzerimize düşen desteği tarımsal üretim için de vermeye hazırız. Bunun için gerekli donanıma da iş gücüne de sahibiz.
 Yenimahalle Muhtarlar Derneği Başkanı Ahmet Şimşek: En azından dağlık, eski bağ dediğimiz alanlarda ağaç yetiştirmek, dikili tarım yapmak yaygınlaşırsa, buna destek verilirse, doğru bir adım atılmış olacaktır.”

 OSİAD Başkanı Süleyman Ekinci: Üretimin geliştirilmesi için bir an evvel söylemden eyleme geçilmelidir.
 
 
 
19.02.2021
Devamı

Sahipli Kedi ve Köpek İçin Kimliklendirme Yapılacak

Tarım ve Orman Bakanlığı, Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü ile Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) arasında kedi, köpek ve gelinciklerin hareketlerinin takibi ve başta kuduz hastalığı olmak üzere hayvan hastalıkları ile daha etkin mücadele etmek amacıyla bu hayvanların kimliklendirilerek, elektronik ortamda kayıt altına alınması amacıyla protokol imzalandı.

Gıda Kontrol Genel Müdürü Harun Seçkin ve TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu’nun imzaladığı protokol çerçevesinde sahipli köpeklerin bu yıldan itibaren, sahipli kedi ve gelinciklerin ise 2022 yılından itibaren bireysel olarak kimliklendirilerek kayıt altına alınması zorunlu olacak.

Kedi ve gelinciklerin bu yıldan itibaren gönüllü olarak kayıt altına alınabileceği uygulama kapsamında, Bakanlığımızdan üretim izni almış ev ve süs hayvanları üretim merkezlerindeki kedi, köpek ve gelincikler de kayıt altına alınacak. Uygulama T.B.M.M. gündeminde olan Hayvan Hakları Yasası’nın uygulanmasına temel teşkil edeceği gibi sokağa terk edilen veya kaybolan hayvanların sahiplerine kolaylıkla ulaşılabilmesini sağlayacak.
Uygulama ile;
 Yeni doğan ev hayvanının sahibi, doğum tarihinden itibaren en geç 3 ay içinde Bakanlığın il veya ilçe müdürlüğüne başvuracak.
 
  Mikroçip takılarak pasaport düzenlenen ev hayvanları 15 gün içinde, ev hayvanlarına yapılan aşılar ve sahip değişikliği gibi bilgileri en geç 15 gün içinde kaydedilecek.

  Sahipsiz hayvanların, hayvan barınakları tarafından gerçek veya tüzel kişiliklere verilerek sahiplendirilmesi durumunda, hayvanın sağlık karnesiyle sahiplendirme tarihinden itibaren en geç 60 gün içinde il veya ilçe müdürlüklerine başvurulacak.

 
  Resmi veteriner hekim tarafından hayvan için yeni pasaport düzenlenecek ve veri tabanına kaydedilecek.

 
  Kayıtlı ev hayvanlarının ölümü ya da kaybolması halinde en geç 60 gün içinde ev hayvanı sahibi, durumu il veya ilçe müdürlüğüne bildirecek. Terk edilmiş hayvanı bulan kişiler, bu hayvanları sahiplenmek isterse başvurularını il/ilçe müdürlüklerine yapacak.

  Kedi, köpek ve gelinciklere derialtı mikroçip uygulanacak, el terminali aracılığı ile okunabilecek, bundan böyle sokağa terkedilmiş kedi ve köpeğin kime ait olduğu el terminali ile okunarak sahibi tespit edilebilecek.
 
  Kuduz aşısı başta olmak üzere hayvanın geçmişine ait tüm hastalıkları kayıt altına alınacak.

  Mikroçip uygulaması Bakanlığımız bünyesinde çalışan veteriner hekimler veya onların gözetiminde veteriner sağlık teknikeri/teknisyenleri marifetiyle yapılabileceği gibi, imzalanan protokol kapsamında serbest veteriner hekimler tarafından da yapılabilecek.​
 
 
19.02.2021
Devamı

Türk Dünyası Meteoroloji Forumu Türkiye'de Yapılacak

Tarım ve Orman Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 19 Şubat 2021 Cuma günü 84. kuruluş yıldönümünü, Türk Dünyası Meteoroloji servislerini “Çevrimiçi Türk Dünyası Meteoroloji Forumu” etkinliği altında, bir araya getirerek kutlayacak.

Forum, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Azerbaycan Başbakanı Ali Esedov’unda katılması bekleniyor. Tarım ve Orman Bakanı  Dr. Bekir Pakdemirli’nin koordinesinde, Ankara’da gerçekleşecek. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımlarıyla ilk defa düzenlenecek.
İklim değişikliği etkilerinin giderek daha fazla hissedildiği ve meteorolojik afetlerin arttığı bir zamanda yapılacak forum ile Türk Dünyası Meteoroloji Servislerinin uluslararası platformlarda birlikte daha etkin hareket etmesi amaçlanıyor ve bu bağlamda forum sonunda Türk Dünyası Meteoroloji Birliği’nin kurulması hedefleniyor.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, formada yapacağı konuşmada Türk Dünyasına çağrıda bulunacak, Türk Dünyası Meteoroloji Birliği’nin kurulmasının önemine vurgu yapacak.

Covid-19 salgını tedbirleri nedeniyle zoom platformundan gerçekleştirilecek Türk Dünyası Meteoroloji Formuna; Türkiye’nin yanı sıra Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan Meteoroloji Genel Müdürleri, Meteoroloji’den sorumlu Bakanlar, Dünya Meteoroloji Örgütü Başkanı Prof. Gerhard Adrıan, ve o ülkelerde bulunan Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçileri katılacak.
 
 
18.02.2021
Devamı

Elbistan'da Yoğun Kar Yağışında 20 Koyun Telef Oldu

Kahramanmaraş’ın Elbistan İlçesinde Ahmet çay isimli üreticinin işletmesi bölgede yağan yoğun kar nedeni ile 20 koyunu telef oldu.

Bölgede incelemelerde bulunan Elbistan İlçe Tarım ve Orman Müdürü Nuri Gönen ve Kahramanmaraş Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Vakkas Kuzu karın altında çökmüş işletme sahibini ziyaret etti. Gerekli incelemelerinin ardından üretici Ahmet Çay’a gereken yardımın en kısa sürede yapılacağını söyleyen başkan Vakkas Kuzu şunları söyledi.

“ Gece gündüz demeden üretim yapan er zor zamanlarda bile yetiştirmeye devam eden yetiştiricimizin her zaman yanındayız.  Bu vesile ile üreticimizin ihtiyaçlarını tespiti amaçlı bugün ilçe Tarım ve Orman Müdürümüz ile buradayız. En kısa sürede ihtiyaçlarını karşılamaya söz veriyoruz. Üreticimizin yoğun kar nedeni ile 20 koyunu telef oldu. Biz onların zor gününde de her zaman yanındayız.” dedi.


 
18.02.2021
Devamı

Sözleşmeli Tarımda Reform

Tarımsal üretim ve gıda güvenliğinin sağlanması noktasında pandemi döneminde öne çıkan sözleşmeli üretim modeline yeni yasa geliyor. Hukuki altyapının eksik olması nedeniyle özellikle üretici aleyhine yaşanan sorunların ortadan kaldırılmasını öngören taslak çalışmaya göre, sözleşmeler Tarım Bakanlığı’nın gözetiminde yapılacak, üç nüsha olarak düzenlenecek sözleşmenin bir nüshası Bakanlıkta kalacak, Tarım Bakanlığının denetim yetkisi olacak.
Üretici ve alıcı arasında yaşanan fiyat anlaşmazlıkları Tarım ve Orman, Adalet, Ticaret Bakanlıkları ile ziraat odalarının bulunduğu 7 üyeli Üretici Hakem Heyetlerinde çözülecek. Tarım Orman Bakanlığı, Türk Şeker, Tarım Kredi Kooperatifleri ile sektörün önde gelen sivil toplum kuruluşları ile yürütülen çalışmanın önümüzdeki günlerde yasa teklifi olarak Meclise sunulması bekleniyor.

Sürdürülebilir-planlanabilir bir mevzuata ihtiyaç var
TBMM Tarım Komisyonu Başkanı Yunus Kılıç, Türkiye’de sözleşmeli üretimle ilgili oturmuş bir mevzuatın olmadığını ama sahada sözleşmeli üretim modelinin uygulandığını fakat sözleşmenin üretenin ve ürettirenin karlı olduğu sürece yürüdüğü belirterek, “Saha şartları birinin aleyhine şekillendiği zaman sıkıntı çıkıyor. Kim kendisini daha haksızlığa uğramış düşünüyorsa o sözleşmeden çok kolaylıkla hiçbir müeyyidesi olmadan diğerini yüzüstü bırakarak alanı terk edebiliyor. Geçtiğimiz yıl bu durum domateste yaşandı, domates fiyatları düşünce alıcı taraf şartlarına uymadı, üretici de mevzuat olmadığı için mağduriyet yaşadı. Birçok alanda sözleşmeli üretim var ama üreticinin ve alıcının önünü görebilmesi, sürdürülebilir ve planlanabilir bir tarımsal üretim için bir mevzuata ihtiyacı var” dedi.

“Üretici, alıcının marabası haline gelebilir” uyarısı
Yapılacak yasal düzenleme üzerinde çalışmaların sürdüğünü belirten Kılıç, “Sözleşmeli üretimi iyi organize edemez ve denetimini yapamazsanız üretici tarafını mağdur edersiniz. Çünkü güç burada daha çok alıcı tarafındadır, üretici tarafını koruyacak şartları sözleşmeye koyamazsanız dünyadaki kötü örnekleri gibi olabilir. Yani üreticiyi alıcının marabası haline getirirsiniz” dedi.

İnsanların tarımda kalmasını sağlayacak bir formül
Sözleşmeli üretim sistemine dahil olan üreticilerin verilen tarımsal destekleri almaya devam edeceklerini belirten Kılıç, “Sözleşmeli üretimin tarımsal planlama yapma imkanı getirecek, ne kadar üretim sözleşmeye bağlandı, ne kadar üretim yapılacak, ihtiyaç ne kadar, dışardan bağlantı yapmaya gerek var ya da dışarıya satış yapılabilir mi? şeklinde planlı üretimin de yolu açılacak. Üretici uzun süreli üretim yapacak, malının alıcısı olduğunu bilirse yaşamını köyünde idame ettirmeye devam edecek ve insanların tarımda kalması sağlanacak” dedi.

Türkşeker Genel Müdürü Alkan: Ürün, değerinden alınacak
Türkşeker Genel Müdürü Mücahit Alkan, 10 Ağustos 2020’de DÜNYA’da yayınlanan Ankara Sohbetleri’nde, sözleşmeli tarım ile gerek arz gerekse fiyatların öngörülebilir olacağı için spekülasyonların da önlenebileceğini söylemişti. Türkşeker olarak çiftçi, sanayici ve tüketicilerin kazanacağı bir sistem kurmayı öngördüklerini belirten Alkan, “Sözleşmeli üretim modelimizde girdileri biz temin edeceğimiz için; tohum, gübre, ilaç, mazot ve elektrik, tarla hazırlığı, hasat, nakliye gibi temel girdilerin maliyetleri azalacak. Türkşeker finansman maliyetini üstlenecek, böylece çiftçimiz yüksek finansman maliyetine katlanmak zorunda kalmayacak. Çiftçimizin ürününü değerinden alacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Piyasayı regüle ederken, makul ölçülerde gelir sağlamanın yanı sıra, sanayiciyi, çiftçiyi ve tüketiciyi memnun edecek modeli hayata geçirmeye hazırlandıklarını söyleyen Alkan, “Aynı zamanda piyasada kabul edilebilir kar marjıyla ticaret yapan kişiler de kazanacak. Örneğin fırıncı için un fiyatları, un sanayicisi için buğday fiyatı öngörülebilir olacak. Piyasada ciddi spekülasyon olduğunda, insanlar gidip stok yapmak zorunda kalıyor” şeklinde konuşmuştu.

Satır başlarıyla yeni modelin ana hatları
Tarım Komisyonu Başkanı Yunus Kılıç, sözleşmelerin Bakanlık gözetiminde yapılacağını belirterek satır başlarıyla çalışmaya ilişkin olarak şu değerlendirmeyi yaptı: Tarım Bakanlığı’nın hazırladığı ve gözetiminde sözleşmelerin yapıldığı bir model üzerinde çalışıyoruz. Çıkabilecek sıkıntıları Tüketici Hakem Heyetinde olduğu gibi oluşturulacak Üretici Hakem Heyetlerinde çözülecek. Üretici Hakem Heyetleri, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, valilik, ziraat odalarının yer aldığı 7 üyeden oluşacak ve kim haklı, kim haksız karar verecek. Üretici Hakem Heyetleri 81 ilde ve çok küçük olmayan ilçeler dışında bütün ilçelerde oluşturulacak.

AB direktifleri dikkate alınacak
Dünyadaki örneklerinde şu görülmüş; piyasada fiyatlar birden yükselince üretici tarafı malı vermiyor, fiyatlar düştüğünde de bu kez alıcı piyasadan ucuz mal alıp üreticiyi mağdur ediyor. Buradaki en önemli konu sözleşme. En mağdur olan taraf sermaye yeterliliği az olan üretici taraf olduğu için üreticiyi koruyacak maddeleri, AB direktiflerini de inceleyerek sözleşme metnine koyacağız. Bir nüshası üreticide, bir nüshası alıcıda, bir nüshası da Tarım ve Orman Bakanlığı’nda bulunacak. Tarım Bakanlığı denetleme yetkisine sahip olacak ve sekretaryasını yürütecek.
Belirli marjlar konacak
Burada belirli marjlar koyacağız, ‘Şu kadar büyüklüğe kadar olan sözleşmeler Üretici Hakem Heyetinin yetki alanına girer’ diyeceğiz, çok büyük sözleşmelerde ise yine mahkeme süreci işleyecek. AB’nin direktifleri var. Bunu daha netleştirmedik, diyelim ki piyasada fiyatlarda yüzde 20-30’a kadar dalgalanma oldu, buralarda kim ne kadar sorumlu olacak, bununla ilgili maddeler sözleşmede olacak. Çünkü fiyatlar yükselirse üretici tarafı cayıyor, düşerse alıcı tarafı cayıyor, bunu ortadan kaldırmak için belirli marjlar koymak gerekiyor. Mesela, piyasada fiyatlarda yüzde 20’ye kadar bir oynaklık olduğunda bunu alıcı ve satıcı taraf kabullenecek ama piyasada diyelim ki yüzde 70-80 oynaklık olursa bunu iki taraf da kabullenemez, çünkü batarlar. O zaman Üretici Hakem Heyeti piyasa şartlarına göre bir rakamı belirleyecek.

Reklam, raf, zaiyat masrafı
Genellikle alıcılar reklam, raf, zaiyat masraflarını, lojistik, depolama gibi birçok giderlerini üreticiye yansıtma gayreti içine girerler, ürünü fiyatı birden düştü kesinti yapıyorum diyemeyecekler. Sözleşmede 10-15 madde olarak “bunları yapamazsınız” diye yazacağız.

Ödemeler 30 gün içerisinde yapılacak
Ödemeler için bir takvim konulacak ve 30 gün içinde yapılacak. Alıcı ne kadar avans verebilecek buna da sınır konulacak. Avansla üreticiyi tamamen kendine mahkum edemeyecek. Çalışma grubu tarafından buna belirli oranlarda sınırlama getirilmesi düşünülüyor.

12 başlıkta sözleşmeli tarımı teşvik etmek için yapılması gerekenler
Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru sözleşmeli tarımla ilgili yapılacak düzenlemede ele alınması gereken en önemli konunun ‘cayma’ olduğunu belirterek, “Hem çiftçi tarafından, hem sözleşme yapılan sanayici ya da tüccar arasında fiyatlar değiştiği zaman cayma nasıl önlenecek? Bu konuda bir cezai düzenleme yapmak gerekiyor” dedi. Doğru, sözleşmeli tarımı teşvik etmek için yapılması gerekenleri 12 başlıkta sıraladı:

1- Sözleşmeli tarımın tarafları çiftçi ve ürünü alarak işleyen sanayici olmalıdır, ürünlerin ticaretini yapanlar sözleşmeli tarım kapsamına alınmamalıdır.
2- Sözleşmeli tarımı teşvik etmek için alıcı taraftaki sanayiciye, çiftçiyle yapacağı sözleşme ibrazıyla kamu bankaları aracılığıyla hazine destekli Sözleşmeli Tarım Ürünü Alım Kredisi kullandırılmalıdır.
3- Sözleşmede belirtilen ürünün tohum veya fidesi ile üretimde kullanılacak gübre alıcı tarafından piyasadaki peşin fiyattan çiftçiye sağlanmalı ve hasat sonu ürün bedelinden faizsiz olarak mahsup edilmelidir.
4- TARSİM sigortasındaki yüzde 50 devlet desteği; Tarım ve Orman Bakanlığının kurduğu DİTAP’a kayıt olan ve sözleşmeli tarım yapan çiftçiler için yüzde 75’e çıkarılmalıdır.
5- Primlerinin alıcı ve satıcı tarafından ödenmesi şartıyla fiyat düşme ve yükselmesine karşı TARSİM tarafından sözleşmeli tarım yapanlara Fiyat Garantisi Sigortası yapılmalıdır.
6- Sözleşme hükümlerine aykırı davranan taraflar için verilen tüm devlet destekleri cezasıyla geri tahsil edilmelidir.
7- Sözleşmeli tarıma finansman sağlayan kamu bankalarını teşvik etmek için her iki tarafın da bu bankada hesap açması, her türlü sigortacılık ve ödeme işlemlerinin bu bankalar tarafından yapılması şartı sözleşmede yer almalıdır.
8- Sözleşmeli tarım yapan çiftçi, borsa tescil ücretinden ve stopaj vergisinden muaf olmalıdır.
9- Finansmanı sağlayan bankanın da taraf olduğu sözleşmeler borsa tescili ile hukuksal bir akit haline getirilmeli ve her iki taraf için de bağlayıcı cezai şartlar içermelidir.
10- Sözleşmeye konu olan her tarımsal ürün için ürün kalite tanımları yapılmalı ve anlaşmazlıklar halinde geçerli olacak analiz laboratuvarları belirlenmelidir.
11- Yaş meyve ve sebzelerin sözleşmeli tarımında, kalıntı miktarları için Tarım ve Orman Bakanlığının limitleri ve zirai ilaç kullanım talimatnamesi baz alınmalıdır.
12- Sözleşmeli tarımda çiftçi ekimden hasada kadar olan her faaliyetini kayıt altına alarak, yaprak gübresi, zirai mücadele ilacı gibi kullandığı tüm girdilerin içerik ve dozajlarını, suyunun analizini alıcı tarafa ibraz etmelidir.
 
 
18.02.2021
Devamı

Köylerde Tarım ve Hayvancılık Yaşlılara Kaldı

Denizli Hay-Koop Birliği Başkanı Mehmet Varol üreticilerin yaş ortalamasının giderek yükseldiğini bir süre sonra köylerde çalışacak kimse kalmayacağını söyledi. Tarım ve hayvancılıkta girdi maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle zarar eden üreticinin şehre göç ettiğini söyleyen Varol, “Görülmeyen bir tehlike daha var. Köylerde üretecek adam kalmadı. Genç nesil yok. Şu anda tarımda üretenlerin yaş ortalaması 65'in üzerinde” diye konuştu.
TARIM ARAZİLERİNİN 4'TE 1'İ TERK EDİLDİ
Tarım ve hayvancılıkta 30-40 yaş grubunun azınlıkta olduğunu söyleyen Varol, “Türkiye'de tarım arazilerinin 4'te biri terk edilmiş durumda. Girdi maliyetleri o kadar yüksek ki, insanlar tarlalarını ekemiyor. Çiftçi kayıt sisteminde ne kadar arazinin ekildiği belli. Türkiye'de 5 milyon hektara yakın alan ekilmiyor. Çünkü ürettiklerini satamıyorlar. Devletin alım garantisi yok.  Toprak Mahsulleri Ofisi taban fiyat belirliyor ama alım yapmıyor. Doğasıyla üretici tüccarın eline düşüyor. O da gelin taban fiyatın da altından alım yapıyor. Üretici tarlasını ekmeyince de ithalat yapıyorlar. İnsanlar kazanamıyor. Mazot başta olmak üzere her türlü girdisi pahalı. Bir çuval gübre 190 lira. İnsanlar ürettiklerini satamayıp zarar edince de köyünü terk ediyor. Gençler tarımdan umudu kesti. Köylerde genç bulamazsınız” ifadelerini kullandı.
Türkiye'de devletin sağlıklı bir tarım politikası ve ürün planlaması olmadığını söyleyen Varol; “Geçen yıl yaşadık. Soğan patates 9-10 liraya satıldı. Şu anda 50 kuruşa alıp satan yok. Nedeni planlama olmayışıydı. Geçen sene tüketici mahvoldu şimdi de üretici aynı durumda. Ürün kendi maliyetini bile karşılamıyor. Bu durum her ürün için geçerli, hayvancılık için de geçerli. 1 litre sütün üreticiye maliyeti 3 liranın üzerinde. Şu anda üreticinin eline geçen para ise litre başına 2 lira 70 kuruş. Köylü para kazanamadığı halde devam ettiriyor. Çünkü tarım ve hayvancılıkta terk etmek çok basit ama yeniden kurmak çok zor” diye konuştu.

KÖYLÜ BATMIŞ DURUMDA, GENÇLER TARIMI TERK EDİYOR
Köylünün yapacak başka bir işi olmadığını işlerin düzeleceği umuduyla tarım ve hayvancılığı sürdürdüğünü söyleyen Varol; “Köylü borç ödemek için kredi alıyor. Kredi geri ödenmeyince borcu da katlıyor. Sonra da tarlası, traktörü, hayvanları haciz ediliyor. Kefililin de malları haciz ediliyor.  Büyük bir sıkıntı var. Bu bir iki değil. Her köyde var. Köylerde genç kalmadı. Bunların köyrde tutulması için adam gibi bir tarım politikası lazım. Bu insanlar asgari ücretli iş bulma sigortalı olma isteğiyle köyü bırakıyor. Karnım doymasa param artmasa da en azından sigortam olur, hastalıkta başım ağrımaz düşüncesi ile köyü terk ediyor. Bu insanları teşvik etmek lazım. Sigortasını devlet bir süreliğine karşılayabilir. Uzun vadeli düşük kredilerle destek olabilir. Alım garantisi verebilir. Bir neden de kadınların çocukları için köyde yaşamak istememesi. 5 yaşındaki çocuk taşıma sistemle ilçeye kreşe gidiyor. Kadınlar bunu istemiyor. Çocukları iyi bir okulda okusun istiyor. Kadın köyde kalmak istemezse kocası mecburen kalmıyor” dedi.

TERSE GÖÇ YOK, GELEN SORUN ÇIKARIYOR
Köye geri dönüş olduğu, terse göç yaşandığı yönündeki görüşün dayanaksız olduğunu da söyleyen Varol, “Hani bunların ‘Haydi gel köyümüze geri dönelim' projesi vardı. 300 koyun vereceklerdi. Öyle projelerle olmaz. Bugün kırsal kalkınma adı altında verilen çok ciddi destekler var. Bir tane alan çiftçi var mı gidin bakın. Hepsi sanayici. Yatırım, üreten insana yapılmalı. Köye dönenler gelsinler tarım ve hayvancılık yapsınlar. Şu anda dönenler şehrin kahrını çekmektense köyde oturmayı tercih edenler. Bir de gelip köyün huzurunu bozuyorlar. Belediyeye sürekli telefon açıp kokudan, sinekten şikâyet ediyorlar. Köylü hayvanlarını suya götürürken yolu batırıyor, benim evimin önünü batırıyorlar diye şikayet ediyor. Bunların adı köylü ama binler köylü filan değil. Eskiden köy tüzel kişilikleri vardı. Bu tür konular orada çözülürdü. Şimdi mahalle olduk ya artık her şey belediyeye şikayet ediliyor” diye konuştu.
 
 
18.02.2021
Devamı

Başkan Erdoğan: Gübre Desteğini Yüz Yüz Artışla İki Katına Çıkarıyoruz

Kritik öneme sahip Bakanlar Kurulu (Kabine) Toplantısı sona erdi. Kabine Toplantısı'nın ardından kameralar karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ulusa sesleniş konuşmasını gerçekleştirdi. Bilindiği gibi, Kabine Toplantısı'nın ana gündem maddelerini kısıtlamaların gevşetilmesi oluşturuyordu. Öyle ki, restoranların açılmasından yüz yüze eğitime, hafta içi ve hafta sonu sokağa çıkma yasağından bölgesel tedbirlere kadar birçok konu masada yer alıyordu. Başkan Erdoğan’ın kabine sonrası şunları kaydetti.

 “Aşı çalışmaları hızla sürüyor. 5,5 milyonun üzerinde aşılama yaptık. Yerli aşı çalışmalarını da yakından takip etmeyi sürdürüyoruz. Mart aşılamada yüksek rakamları yakalayacağımız bir dönem olacak. İllerimizi, Bakanlığımızın belirlediği kriterlere göre 4 gruba ayırarak mart başı itibarıyla kademeli normalleşme sürecini başlatıyoruz.

Sokağa çıkma yasağını da vaka ve aşılama gibi faktörlerle kademeli olarak kaldıracağız. Halen uzaktan eğitimle faaliyetlerine devam eden öğrencilerimizin durumu, illerimizdeki vaka sayısına göre değerlendirilecektir. Restoran, kafe, kıraathane ve benzeri esnafımızı rahatlatacak adımların yol haritası önümüzdeki günlerde açıklanacaktır.” Dedi. Erdoğan gübre desteklerine de değinerek şunları kaydetti.

“Gübre desteklerini yüzde 100 artışla iki katına çıkarıyoruz. Hububatta dekara 8 lira olan gübre desteğini 16 liraya yükseltiyoruz. Dekara 10 lira olan organik gübre desteğini 20 liraya yükseltiyoruz. Bu destekler ilkbahar döneminde çiftçiye hesaplara yatırılacak.” Dedi.
 
17.02.2021
Devamı

Ülke Hayvancılığı Can Çekişiyor

CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, hayvancılık sektörünün artan yem fiyatları karşısında hayvancılığın sürdürülemez hale geldiğini belirterek, “Hayvancılık girdilerinin %70’ni yem oluşturmaktadır. Yem fiyatları son bir yılda %60 arttı. Bunun karşısında et ve süt fiyatları %18 ile %20 arasında arttı. Bu tabloda hayvancılık sürdürülemez” dedi.

Tarımın her alanında ciddi sorunlar yaşandığını kaydedene Sarıbal, tarımsal üretimin önem kazandığı pandemi sürecinde bile çiftçilerin içinde bulunduğu sorunların katlanarak devam ettiğini söyledi.

Sorun yaşayan kesimlerin başında hayvancılık sektörünün geldiğini ifade eden Sarıbal, şöyle devam etti:
“Bugün besici ürettiği etten, süt üreticisi de sattığı sütten para kazanamıyor. Bunun en büyük nedeni hayvancılık girdilerinin %70’ini oluşturan yem girdilerinin artmasıdır. Et ve Süt Kurumu (ESK) verilerine göre, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen tek adam vesayet sistemine geçilmeden önce yani 2018 Şubat ayında bir besici 1 kilo et karşılığında 26 kg yem alabiliyordu. 2018 yılından itibaren her yıl biraz daha azalarak, bugün bu miktar 18 kg yeme düşmüş durumda.

Son 3 yılda kesim fiyatları %47 artarken, yem fiyatları 2 katından fazla %106 arttı.
Yine tek adam keyfi yönetiminden önce 2018 Şubat ayında süt yem paritesi yani bir litre süt ile 1 kilo 430 gram yem alıyordu. Bugün ise 1 litre süt ile 1 kilo 180 gram yem alabiliyor. Bu parite çiğ süt fiyatı 2 lira 80 kuruş olduğu durumda geçerli ancak üretici sütünü bugün 2 lira 50 kuruştan ancak satabiliyor. Yani aslında 1 litre süt ile ancak 1 kilo 50 gram yem alabiliyor.

Bugün süt üreticisi de besi üreticisi de zarar etmektedir. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Sektörün para kazanabilmesi için, örneğin, süt/yem paritesinin en az 1.50 yani 1 litre ile 1 kilo 500 gram yem alabilmesi gerekir. Aksi takdirde üreticiliği sürdürmesi mümkün değildir.”

130 milyon ton yem hammaddesine ithalata 58 milyar ödendi
Meraların hayvancılık sektörü için büyük bir öneme sahip olduğunu ancak mera ıslahının bir türlü yapılmadığını kaydeden Sarıbal, “AKP hükümetleri döneminde mera ıslahı istenilen seviyede yapılmadı. TÜİK verilerine göre 2001 yılında 14,6 milyon hektar olan mera alanı bugün de aynı miktar. Mera ıslahı yapılmadığı için üretici hazır yeme mecbur kaldı” dedi. Sarıbal, AKP hükümetlerinin yem hammaddelerinin üretilmesi için gereken desteği vermek yerine ithalatı seçtiğine dikkati çekerek, “2003-2020 yılları arasında 130 milyon ton yem hammaddesi ithal edildi. Karşılığında 58 milyar dolardan fazla para ödendi. Sadece 2020 yılında ithal edilen 12,4 milyon ton yem hammaddesine 5 milyar dolardan fazla para ödendi. 2019 yılında 13 milyon ton yem hammaddesi ithalatıyla miktar olarak, 2020 yılında ithalata ödenen 5 milyar dolarlık para ile Cumhuriyet dönemi rekoru kırıldı” diye konuştu.

Süt hayvanlar kesime gidiyor
CHP’li Sarıbal, hayvancılıkla uğraşan çiftçilerin her gün biraz daha zarar ettiğini bu nedenle süt hayvanlarının kesime gittiğini belirtti. Bu durumun önüne geçilmezse süt hayvanlarının kesime gideceğini kaydeden Sarıbal, “Süt hayvanları kesime giderse sektör iki koldan zarar görecek ve hayvancılığımız ciddi bir krize girecek. Süt fiyatları yeniden belirlenmeli ve süt/yem paritesi 1.5 seviyesine getirilmelidir. Besiciler kestirdiği 1 kilo et karşılığında en az 30 kilo besi yemi alacak şekilde kesim fiyatları belirlenmeli, gerekirse ESK devreye girerek müdahale etmelidir. Yem destekleri arttırılmalı. Özellikle küçük aile çiftçileri desteklenmelidir. Hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde ulusal mera ıslah programı derhal devreye girmeli. Meralar üreticilerin hizmetine sokulmalıdır” diye konuştu.

Kırsal Mahalle
2014’te yürürlüğe giren Büyükşehir Kanunu bilinen kanunu ile 30 ilde 16 bin 220 köyü mahalleye dönüştürüldüğünü hatırlatan Sarıbal, bu kararla tarımsal üretimin ciddi zarar gördüğünü belirtti. Sarıbal, kararın hatalı olduğunun şimdi AKP tarafından da kabul edildiğini ve 16 Ekim 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan “Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7254 Sayılı Kanun” ile mahalleye dönüşen köy ve beldelerin yeniden kırsal mahalleye dönüştürülmesi kararı alındığını aktardı. Sarıbal, şöyle devam etti:
Köyler belli, bürokratik engel çıkarmayın
“Düzenlemeye göre, Büyükşehir Yasası ile mahalleye dönüştürülen köylerin eski statüsüne kavuşması için önce bağlı oldukları belde belediyesine başvurması, belde belediyesinin de bağlı olduğu Büyükşehir Belediyesine talebi iletmesi, Büyükşehir Belediye Meclisinin 90 gün içinde talebi değerlendirmesi koşulu getiriyor. Buna göre Büyükşehir Belediye Meclisi başvuran mahallenin kırsal yerleşim özelliği taşıdığını tespit etmesi halinde, “kırsal mahalle” yani köy olarak kabul edilecek.

Yeni düzenlemeye göre Büyükşehir Belediyesi isterse yeniden eski statüsüne kavuşmak isteyen yerleşim yerlerinin teklifini kabul etmeyebilecek.
Bu doğru bir yaklaşım değildir. Büyükşehir yasası ile birçok çiftçi tarlasını sattı, tarımdan uzaklaştı. Çok ciddi tarımsal üretim kaybı yaşandı. Düzenleme ile bu kayıpların telafi edilmesi çok zor. Buna rağmen eski statüsüne kavuşmak isteyen kırsal yerleşim alanlarında yaşayanların önüne yeni engeller çıkarılıyor. Bu kırsal köyler ve beldeler mahalleye dönüştürülürken kimseye danışılmadı. Şimdi ise “isteyenler başvursun, belediyeler değerlendirsin, kabul edilirse eski statüsünü verelim” deniliyor. Yani yeniden eski statüsüne kavuşmaları için yeni yeni bürokratik engeller çıkarılıyor. Oysa tarım yapılan yani eskiden köy özelliği taşıyan yerleşim yerleri bellidir. Hiçbir şarta bağlı olmadan bunların yeniden bu statüsü verilmelidir.”
 
 
17.02.2021
Devamı

Üretici'den Gezen Tavuk Yumurtası Uyarısı

Hatay’da bölgenin en büyük tavuk ve yumurta üretim tesisi işletmecisi Necmettin Çalışkan, Türkiye’de son yıllarda 'gezen tavuk yumurtası' diye satılan yumurtaların normal yumurtalardan farklı olmadığını söyledi.

Gezen tavukların geniş alanda doğal olarak beslenmesi gerektiğini ancak Türkiye'deki tesislerde sürekli aynı yemle beslendiğini kaydeden Çalışkan, "Ülkemizde, ‘gezen tavuk yumurtası’ gibi isimlerle ürünler pazarlanmaktadır. Doğrusunu isterseniz, bu noktada ‘gezen tavuk’ tanımına yeterli derecede uyan üretim yapılmamaktadır. Şöyle ki, bu gezen tavuk yumurtasında, belki hayvan biraz daha fazla alana sahiptir ama aynı yem tüketilmekte ve aynı yem tüketildiği sürece aynı ürün ortaya çıkar. Bu noktada İngiltere’de de olduğu üzere, dünyanın pek çok ülkesinde yerel standart şudur, bir alanın beş kilometrekare yarıçapı içerisinde tarımsal hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Bugün ülkemizde, 5 kilometre alanın tamamının koruma altına alındığı, hiçbir tarımsal ilacın kullanılmadığı bir alan olduğunu iddia etmek gerçekten güçtür, mümkün değildir” dedi.

"YUMURTALARIN RENKLERİ, IRKLARIYLA İLGİLİDİR"
Beyaz yumurtaların kırmızı yumurtaya oranla maliyetinin az olduğunu anlatan Çalışkan, "Yumurtaların renklerinin farklı oluşu tavukların ırklarıyla ilgilidir, bir de üretim aşamalarıyla ilgilidir. Bugün beyaz kabuklu yumurtayı üreten tavuklar, üreticiler açısında daha caziptir, hayvanlar daha dayanıklıdır, daha az maliyetlerle beyaz yumurta üretilmektedir. Kırmızı ise, biraz daha maliyeti yüksek ürünlerdir. Aslında tüketici açısından özel tercih olmadığı sürece, her ikisi de yumurtadır. Ülkemizde, yumurtanın yüzde 85’i beyaz, yüzde 15 civarında kırmızı tüketilmektedir. Ülkemizde, batı illerinde kırmızı renkli yumurtlar, doğu da ise daha çok beyaz tüketilmektedir. Beyaz ile kırmızı arasındaki kalite farkı ise, beyaz yumurtaların gramajı biraz daha düşüktür, kabuk kalitesi daha incedir, kırılma riski yüksektir. Ancak tüketimdeki hassasiyet tamamen tüketicinin damak zevkine kalmaktadır” diye konuştu.
Yumurta alırken tüketicilerin seçici davranmaya gayret göstermeleri gerektiğini belirten Çalışkan, şöyle konuştu:

"Bilindik markaları, bilinen yerlerden alma gayreti içerisinde olunmalıdır. Bugün, yumurtaların üzerinde üretim ve son kullanma tarihleri çoğunlukla bulunmaktadır. Bir de özellikle, satış yapılan yerlerde, birden fazla çok çeşitli ürünler, süt ürünleri, peynir, tereyağı gibi yan yana gelmemesi gereken ürünler, yan yana bulunursa bu noktada aralarındaki uyuşmazlık nedeniyle tüketici açısından sıkıntı bulunabilir. Doğrusu ürünler bizzat, mümkünse üreticisinden alınma yolunda gayret göstermelidir. Bugünlerde sorun olmasa da özellikle yaz günlerinde açıkta satılan yumurtalar sorun teşkil etmektedir, kışın da özellikle çok soğuğa maruz kalan bölgelerde donma riskiyle karşı karşıya kalan ürünlerden de uzak durmak gerekir.”
 
17.02.2021
Devamı

Pandemi En Çok Patates ve Soğanı Vurdu

Kuru soğan ve patateste geçtiğimiz hafta yüksek seyreden hava sıcaklıkları ürünlerin depo ömrünü azalttığı gibi fire oranlarını da artırdı.
            Üreticilerimizin bekleyecek gücü de zamanı da kalmamıştır.
Artan fireler de üreticinin cebinden çıkmaktadır.
Önümüzdeki günlerde artacak olan hava sıcaklıkları ile birlikte soğan ve patateste yeni mahsul ürünün hasat tarihlerinin öne gelebileceği de dikkate alındığında, eldeki patates ve soğanın acilen pazarlanması gerekmektedir.
            Bu ürünlerle ilgili üreticilerimizin yaşadığı pazarlama sorunlarını Sayın Cumhurbaşkanımıza, ilgili Bakanlarımıza,  vali, belediye başkanları ve illerin milletvekillerine pazarlama sorunlarının başladığı günlerde iletmiştik.
            Bu sorunlarla ilgili yaptığımız açıklamalar yazılı basında ve televizyonlarda geniş bir şekilde yer aldı.
            Üreticilerimizin karşılaştıkları pazarlama sorununun çözümlenmesi için Belediyelerin alıma başlaması memnuniyet vericidir. Belediyelerimize teşekkür ediyoruz.
 Ancak beklentimiz, daha fazla belediyenin alım yapmasıdır. Belediyelerin soğan alımına da girmesini bekliyoruz. Belediyelerin alımlara girmesi, Milli Savunma Bakanlığı, ceza evleri, huzur evleri, hastanelerin yemek menülerinde bu ürünlere daha fazla yer vermeleri, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Türkşeker gibi kuruluşların alım yapmaları üreticilerimizi rahatlatacağı gibi, gıda israfının da önüne geçilmiş olunacaktır.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Tarım ve Orman Bakanlığı gıda kaybı ve israfı konularını kamuoyunun farkındalığını arttırmak ve gıda tedarik zincirindeki tüm aktörleri harekete geçirmek için “Gıdanı Koru” ulusal kampanyasını başlatmıştır. Bu noktadan hareketle üreticilerimizin bin bir emekle gecesini gündüzüne katarak ürettiği ürünlerin zayi olması da bir israftır. Bu ürünlerimizin değerlendirilmesi bu bakımdan da son derece önem arz etmektedir.
            Pandemi nedeniyle, karantina tedbirleri kapsamında otel ve lokantaların tam kapasite çalışmaması, okulların uzaktan eğitim yapması, esnek çalışma saatleri ve hafta sonu kısıtlamaları nedeniyle patates ve kuru soğanda talepte daralma yaşandı. Bu nedenle, pandemi en çok patates ve soğanı vurdu.
Bu duruma rekoltenin geçen yıla göre patateste yüzde 4,4, kuru soğanda yüzde 3,6 artması da eklenince üreticilerimiz ciddi pazarlama sorunları ile karşı karşıya kaldı.  Nitekim bugün yaklaşık 1 milyon 700 bin ton patates, 220 bin ton kuru soğan depoda beklemektedir. Üreticimiz oluşan fire nedeniyle kilogramı 1 liranın üzerine çıkan ürününü maliyetin altında bir fiyatla kilogramı 60 kuruşa satmaktadır.
            Üretimde meydana gelen dalgalanmalar fiyat istikrarsızlığını da beraberinde getirmektedir.
            Patates ve soğan fiyatlarının arttığı dönemde tüketiciler, fiyatların düştüğü dönemde de üreticilerimiz mağdur olmaktadır.
            Ürünlerin ihracat imkanlarının artırılması da pazarlama sorunlarının çözümüne katkı sağlayacaktır.
Özellikle Azerbaycan gibi bazı ülkelerin kendi üreticilerini korumak ve kendi üretimlerini artırmak üzere başta yüksek gümrük vergileri olmak üzere aldıkları tedbirler ihracatı zorlaştırmaktadır.
 İkili görüşmelerle üreticilerimiz adına kazanımlar elde edilmesi ve ihracat teşviklerinin verilmesi ürünün zayi olmadan değerlendirilmesini sağlayacaktır.
            Pandemi nedeniyle yaşanan süreç, gıdanın ve gıdaya erişimin ne denli önemli olduğunu bir kez daha göz önüne sermiştir.
            Üreticilerimiz istikrarlı bir gelir elde edip ürünlerini sorunsuz bir şekilde pazarlayabilmeli, tüketicimiz de makul ve istikrarlı bir fiyatla ürün tüketebilmelidir. Aksi takdirde üreticimiz patates ve soğan üretiminden kaçarsa seneye bu ürünleri çok pahalı tüketiriz.
            Planlı ve sürdürülebilir bir üretimin gerçekleşmesi, üreticilerimizin en büyük beklentisidir.
Bu nedenledir ki, soğan ve patates gibi üretimde dalgalanmaların çok sık yaşandığı ürünlerde, üretim planlaması yapılarak, üreticilerimiz nerede, ne kadar ürün yetiştireceğini bilmeli, üretim Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre belirlenmeli, üretimde, fiyatlarda ve üretici gelirlerinde istikrar sağlanmalıdır.
            Son dönemde artan gübre fiyatlarının kura bağlı olarak düşmesini bekliyoruz.
            Yüksek gübre fiyatları çiftçilerimizin gübre tüketimini azaltacak, bu durum üretimi olumsuz etkileyecektir.
            Bu nedenle acilen gübre fiyatları düşürülmelidir.
            Aksi takdirde, üretici üretime küsmekte, milli servet israf edilmekte, gıda fiyatları da artmaktadır.
 
17.02.2021
Devamı

FAO Tartışıyor; Tarım ve İnovasyon

FAO’nun gıda ve tarım sektöründen önemli isimlerle sektörün geleceği ve sorunlarını tartışacağı “FAO Tartışıyor” etkinliklerinin ilkinde gündem ‘inovasyondu’. Katılımcılar, tarım ve gıda sektöründe geleceğin, inovasyon ve akıllı tarım uygulamalarında olduğunun altını çizdi.
17 Şubat 2021; Ankara, Türkiye -  Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 16 Şubat 2021 Salı günü tarım sektörünün önde gelen isimlerinin katıldığı “FAO Tartışıyor” etkinlik serisinin ilkini gerçekleştirdi.

Katılımcılar FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık’ın moderatörlüğünde tarım ve inovasyondaki son gelişmeleri konuştu.
Çevirimiçi gerçekleşen etkinlik Ayşegül Selışık’ın açılış konuşması ile başladı. Selışık konuşmasında “FAO için tarım ve inovasyon ilişkisi aynı zamanda tarım ve gıdayı bir gıda sistemi bütünlüğünde ele almayı da gerektiriyor. Tarımsal inovasyon hem kişilerin hem kurumların etkinliği, rekabet edebilirliği, çevresel sürdürülebilirliğinin güçlendirilmesi ve böylelikle gıda güvenliği, beslenme, kalkınma ve sürdürülebilir kaynak yönetimine katkı sağlamakla ilgili. O yüzden hayatımızda olan bu konunun daha fazla konuşulması gerekiyor. İnovasyon bizim için teknolojiden daha fazlası. Aynı zamanda aile çiftçileri için de inovasyon çok önemli.” dedi.

Etkinlik, İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli konuşması ile devam etti. Işınsu Kestelli konuşmasında günümüzde tarımın bambaşka bir yere doğru gittiğini, dronelar ile hastalık kontrolü ve ilaçlama yapıldığını, hava koşulları değişimlerinin cep telefonu ile takip edildiğini, ekimden hasada her şeyin insansız makinelerle sağlandığını anlattı. “Belirli bir yaşın üstündeki çiftçilerin gelişen teknolojiye hâkim olabilmesi çok kolay değil” diyen Kestelli “Akıllı tarımı uygulayabilmek için genç nesillere her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Bu nedenle gençlerin köyde kalıp toprağına sahip çıkmasını teşvik etmeliyiz” şeklinde konuştu. Ayrıca Kestelli, konuşmasında İzmir Ticaret Borsası olarak tarım sektöründe yapılan yeni nesil ve teknolojiyle entegrasyonu sağlayacak çalışmalar konusunda bilgi verdi.

Sohbet Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü Genel Müdürü Nevzat Birişik’in konuşması ile devam etti. Birişik sözlerinde şunları ifade etti. “Bakanlığımız tarımın geleceğini ARGE ve inovasyonla ilişkilendiriyor. Türkiye’de tarımı büyütmek için destekler veya altyapı kadar ARGE ve inovasyon yapmalıyız. Bilgi ve teknoloji üretmeliyiz. Tarımda kullandığımız birçok teknoloji tarım için geliştirilmemiştir. Eğer sorunu iyi tarif eder ve resmi doğru okuyabilirsek hali hazırda çevremizde çok sayıda teknoloji olduğunu ve bunların tarıma entegre edilebileceğini düşünüyoruz.” Birişik, gençleri tarım sektöründe istihdama katmanın öneminin de altını çizdi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Borsalar Müdürü Yiğit Ateş, konuşmasında uluslararası rekabet ve ticaretin en önemli argümanlarından bir tanesinin tarım olduğunu belirtti. Öte yandan Türkiye’nin, tarımsal gücünün yüksek olmasından dolayı, pandemi döneminde bile kıtlık çekilmediğini ve vatandaşların gıdaya erişimimin mümkün olduğunu ifade etti. Tarım ve inovasyonun birbirinden ayrılmaz bir ikili olduğu yönünde yaptığı genel değerlendirme ile özellikle su tüketimi konusun önemle ele alınması gereken ve verimliliğin bir an önce artırılmasının icap ettiği bir alan olduğunu söyledi.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Ufuk Türker de bir çiftçinin zaman ilerledikçe daha fazla kişiyi beslemek için üretim yapmaya başladığını ifade etti. Doğru veri ve analizin en önemli unsur olduğunu belirten Türker, bu iki konunun düzgün çalışmaması durumunda doğru sonuçların alınamayacağını belirtti. Türker, konuşmasını tarımdaki çeşitli inovatif uygulamalardan örnekler vererek tamamladı.
Sohbet, katılımcılardan alınan soruların cevaplanmasıyla sona erdi.
 
 
 
17.02.2021
Devamı

Gürer'den Çiftçi Borçlarının Ertelemesi İçin Kanun Teklifi

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Meclis Başkanlığına çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatiflerine ve bankalara olan borçlarının beş yıl süreyle ertelenmesi, borç faizlerinin silinmesi ve icraların durdurulmasını öngören kanun teklifi verdi.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çiftçilerin artan borçlarına ilişkin TBMM Başkanlığı'na kanun teklif verdi. Gürer'in kanun teklifinde; T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından üreticilere kullandırılan ve sorunlu hale gelen tarımsal kredilerin yeniden yapılandırılması, vadesi gelmemiş ya da takip hesaplarında kayıtlı bulunan tarımsal kredilere tahakkuk ettirilmiş faizlerin silinmesi, ilk taksitin Ocak 2026’da ödenmesi gibi hususlar yer aldı.

“ÇİFTÇİ HEM ALACAKLI HEM BORÇLU”
Çiftçilerin AKP iktidarından 210 Milyar TL alacaklı olduğunu belirten Gürer, “2006 yılında çıkarılan 5488 sayılı Tarım Kanuna göre milli gelirin her yıl en az yüzde 1'i oranında çiftçiye destek verilmesi gerekiyor. Fakat ne yazık ki bu destek kanunda belirtildiği oranda hiçbir zaman verilmedi. 2006 yılından bu yana verilmesi gereken destek hesaplandığında çiftçinin 210 milyar TL AKP iktidarından alacağı olduğu görülüyor. Ne tezattır ki devletten alacağı olan çiftçilerimiz aynı zamanda bankalara borçlu veya icralıktır” sözlerini kullandı.

Çiftçinin emeğinin karşılığını almakta güçlük çektiğini ve borcundan daha az miktarda kazanç elde ettiğine vurgu yapan Gürer, “Tarımsal üretimde kullanılan ilaç, mazot, tohum, gübre ve elektrik gibi maliyet unsurlarının her geçen gün fiyatının artması üreticinin zarar etmesine sebebiyet vermektedir. Kısır döngü içerisine giren üretici borç faizleriyle baş edemezken, üretimi doğrudan etkileyen tarımda kullandığı araçların ve tarım alanlarının haciz edilmesi ile birlikte tam anlamıyla bir çıkmaza sürüklenmektedir” şeklinde konuştu.

Tarımın sürdürülebilirliği için genç nüfusun önemine de değinen Gürer, “Gençlerin üretici olarak köylerde kalmalarının sağlanması devamlılık açısından büyük önem arz etmektedir. Ancak çiftçilerin yaşadığı sorunlar gençlerin sektöre bakışını da olumsuz etkilemektedir.” dedi.

GÜRER'İN KANUN TEKLİFİ
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından üreticilere kullandırılan ve sorunlu hale gelen tarımsal kredilerin yeniden yapılandırılmasına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin ayrıntıları şöyle:
MADDE 1– 6/6/2003 tarihli ve 4S76 sayılı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatifleri Tarafından Üreticilere Kullandırılan ve Sorunlu Hale Gelen Tarımsal Kredilerin Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir;

GEÇİCİ MADDE 1- T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatifleri (TKK) tarafından kullandırılan ve bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımı tarihi itibarıyla vadesi gelmemiş ya da takip hesaplarında kayıtlı bulunan tarımsal kredilere tahakkuk ettirilmiş faizleri silinerek, ilk taksiti Ocak 2026’da ödenecek şekilde ertelenir.
Bu madde kapsamındaki tarımsal krediler hakkında başlatılmış bulunan idari veya kanunî takibat işlemleri, hangi aşamada olursa olsun kendiliğinden durur.
 
 
 
17.02.2021
Devamı

Tarım Kredi'de 1 Milyon TL'lik Hayali Satış!

Adana merkezli 3 ilde nitelikli zimmet ve dolandırıcılık yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan 25 şüpheliden 5'i tutuklandı. Tarım kredi kooperatifinden sahte belgelerle kredi çekip, haksız kazanç elde ettiği iddia edilen ve 12 Şubat’ta polisin operasyonuyla çökertilen şebekenin, hesaplardaki açığı kapatmak için kooperatif üyelerine hayali ürün satışı yapıp, dolandırdıkları ortaya çıktı.

Adana’da,  2018 yılının mayıs ayında yaklaşık 1 milyon liralık açık veren kooperatifin müdürü Gürkan Bahar’ın, kooperatif üyesi Cengiz Akyol’u 933 bin TL tutarındaki tarımsal ürünleri almış gibi göstererek, kooperatife borçlandırdığı belirlendi. Operasyonda 25 şüpheli gözaltına alındı.

Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, 2018 yılı mayıs ayında Karayusuflu Tarım Kredi Kooperatifi üyesinin, dönemin müdürü Gürkan Bahar ile yardımcısı İlhan Yalçın’ın, kendisini 300 bin TL dolandırıp, zimmetine para geçirdiği yönündeki şikayet üzerine soruşturma başlattı. Kooperatifte haksız kazanç elde edildiğini belirleyen İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü’ne bağlı Mali Büro Amirliği ekipleri, 6 kooperatif çalışanı, 18 kooperatif üyesi ve bir tarım firması sahibinin birlikte hareket ederek, kredi çekip, zimmetlerine para geçirdiğini tespit etti. Bu bilgiler üzerine şüphelileri teknik ve fiziki takibe alan polis, 25 kişi hakkında savcılığın yakalama kararı çıkartmasının ardından 12 Şubat sabahı Adana merkezli Mersin ve Düzce’de operasyon düzenledi. Belirlenen adreslere eş zamanlı baskın yapan ekipler, 8’i kadın, 25 kişiyi gözaltına aldı. Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda, 9 bin TL, 50 bin TL’lik çek, tarım kredi kooperatifiyle ilgili çok sayıda belge ve dijital materyal ele geçirildi. Şüpheliler, Adana Adli Tıp Birimi’ndeki sağlık kontrolünün ardından emniyete götürüldü. Gözaltına alınan 8’i kadın 25 kişiden 5’i tutuklandı, 2’si adli kontrol, 18’i ise ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.

933 BİN TL’LİK HAYALİ SATIŞ İŞLEMİ
Operasyonun ardından şebekeye ilişkin yeni detaylar ortaya çıktı. Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerinin görevlendirdiği müfettişler, 2018 yılı mayıs ayında Karayusuflu Tarım Kredi Kooperatifini denetlemek için kente geldi. Müfettişler, kooperatifte yaptıkları çalışmalarda, kayıtlarda 1 milyon TL’lik açık olduğunu tespit etti. Kooperatif müdürü Gürkan Bahar’ın, söz konusu açığı kapatmak için üyelerinden Cengiz Akyol’u yanına çağırdığı, “Müfettişler kooperatifi denetime geldi. Açık verdim. Sana ürün satmış gibi evrak düzenleyelim. Bu açığı senin üzerinden kapatalım. Daha sonra kendi aramızda anlaşırız” dediği öne sürüldü. Cengiz Akyol’un ise bu teklifi kabul ettiği ve 933 bin TL tutarındaki tohum, gübre ve sulama borusu gibi ürünleri satın almış gibi gösterilerek, kooperatife borçlandırıldığı belirlendi. Bu yöntemle açığın kapanması üzerine müfettişler, kentten ayrıldı.

Söz konusu tarımsal ürünleri hiç almayan Cengiz Akyol’un, borcun taksitlerini bir süre ödedikten sonra kooperatife gittiği, kooperatif müdürü Gürkan Bahar’a, “Ben senin borcunu üstlendim. Paramı geri ver” dediği ancak parasını alamadığı öğrenildi. Bunun üzerine Bahar ile Akyol’un arasında toplam 933 bin TL’lik bono ve senet imzalandığı belirlendi. Öte yandan taraflar arasında resmi karşılığı olmayan “Borcu yoktur” yazılı bir evrak düzenlendiği, Akyol’un da boş kağıda imza attığı tespit edildi.

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Gürkan Bahar, İlhan Yalçın, Sami Can, Sait Sarı ile Cengiz Akyol, çıkarıldığı mahkemece tutuklanırken, Ercüment D. ve Mutlu İlker S. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
 
 
 
17.02.2021
Devamı

Türkiye'den Hollanda'ya Levrek İtalya'ya Çipura

Türkiye kültür balıkçılığı ihracatını artırdı, levrek ve çipura satışında dünya lideri oldu. 2020'de en fazla levreği Hollanda'ya satarken en çok çipurayı İtalya'ya ihraç etti.
Ege İhracatçı Birlikleri verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye 2019'da 1 milyar 11 milyon dolar olan su ürünleri ihracatını, 2020'de 1 milyar 53 milyon dolara taşıyarak rekor kırdı. 

Türkiye, üretiminde dünya lideri olduğu levrekten, bir önceki yıla göre yüzde 7'lik artışla 355,6 milyon dolar gelir elde etti. 

Türkiye'den en fazla levrek ithal eden ülke, 85 milyon 186 bin dolarla Hollanda oldu. Bu ülkeyi 58 milyon dolarla Birleşik Krallık ve 52 milyon dolarla İtalya izledi. 

Çipura ihracatı ise 2020'de 311 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. 
Çipura ihracatında ilk sırada 56 milyon 586 bin dolarla İtalya yer aldı. İkinci sıradaki Yunanistan'a Türkiye, 42 milyon 180 bin dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Çipura ihracatında Hollanda ise 41 milyon 590 bin dolarla üçüncü sırada yer aldı. 
Türkiye, su ürünleri ihracatını, 2021'in ilk ayında geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 12 artırarak 100 milyon 809 bin dolara yükseltti. 

Bu yıl ocak ayında levrekten 31 milyon 677 bin dolar kazanıldı. Çipura ihracatı ise 25 milyon 469 bin dolar olarak kayıtlara geçti. İç sularda yetişen alabalık ihracatı 10 milyon 58 bin dolar olarak gerçekleşti. Orkinos ihracatından ise ocak ayında 10 milyon 21 bin dolar döviz girdisi sağlandı. 
"LEVREK VE ÇİPURADA DÜNYA LİDERİYİZ"

Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Ufuk Atakan Demir, yeni tip corona virüs salgınına rağmen rekorla kapattıkları 2020'den sonra yeni yıla da hızlı giriş yaptıklarını söyledi. 
Geçen yılın son çeyreğinde ihracattaki artışın yeni yılda da devam ettiğini belirten Demir, ihracatta ağırlık olarak Avrupa ülkelerinin başı çektiğini dile getirdi.

Türkiye'de yetiştirilen balıkların yoğun talep gördüğünü vurgulayan Demir, "Balığımız çok ciddi bir protein kaynağı. Avrupa'daki süpermarketlerde Türk balığının payı oldukça yüksek. Bundaki etken, balığın sağlıklı ve kontrollü olarak üretilmesi" dedi. 

İhracattaki artışın devam edeceğine dair beklentilerinin yüksek olduğunu aktaran Demir, "Geçtiğimiz yıllarda Yunanistan kültür balıkçılığında bizden öndeydi ancak son 5 yılda Yunanistan'ı geride bıraktık.
Bu fark kapanacak gibi değil. Levrek ve çipurada dünya lideriyiz" değerlendirmesinde bulundu. 

SU ÜRÜNLERİNDE PARLAYAN YILDIZ TÜRK SOMONU

Demir, Türk somonu ihracatının geçen yıl yüzde 96'lık artışla 56,8 milyon dolara yükseldiğini belirterek, levrek ve çipuradaki başarının ardından Türk somonunda da büyük başarı kazanılacağını ve bu türe yatırımın artacağını söyledi.
 
 
 
16.02.2021
Devamı

Yoğun Kar Yağışında Kırk Hayvan Telef Oldu

 Çanakkale'de yoğun kar yağışı sebebiyle çöken ahırda 40 hayvan telef oldu. Gece ahırı kontrol etmek için dışarı çıkan çiftçi, telef olan küçükbaş hayvanlarını görünce hayatının şokunu yaşadı.
Lapseki ilçesinde yoğun kar hayatı olumsuz etkiledi. Gece başlayan yağışın etkili olduğu Çavuşköy köyünde Mehmet Ali Sınmaz'a ait ahır, çatısında biriken kar kütlesini kaldıramayarak çöktü.

AA'da yer alan habere göre; Sınmaz, ahırı kontrol etmek için geldiğinde yaklaşık 40 hayvanın telef olduğunu gördü.
Jandarma, AFAD, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerince olay yerinde inceleme başlatıldı.
Gazetecilere açıklamalarda bulunan İlçe Tarım ve Orman Müdürü Ali Kaçan, "Hayvanlar sigortalıymış. Üzücü bir durum. Vatandaşımıza geçmiş olsun." dedi.
Sınmaz da saat 03.00 sularında kontrol ettiği ahırında herhangi bir olumsuzluk bulunmadığını anlattı.
Sabah yeniden geldiğinde ise bu olayla karşılaştığını belirten Sınmaz, "Bir kısmını krediyle almıştım. Ne yapalım, hayırlısı." diye konuştu.
 
 
 
16.02.2021
Devamı

Çiftçiye Haciz Gelince Kalp Krizine Yenik Düştü

Yozgat'ın Küçük Nefes Köyü'nde bir süre önce vefat eden Osman Yılmaz'ın, traktörüne haciz gelmesine dayanamayarak ertesi gün kalp krizi geçirdiği belirtildi.
Yozgat'ın Yerköy ilçesinde çiftçilik yapan Osman Yılmaz, traktörüne haciz gelmesinin ertesi gününde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.
Yerköy Küçük Nefes Köyü'nde yaşayan Osman Yılmaz'ın kendisi gibi çiftçi olan oğlu Ali İhsan Yılmaz, yaşananları şöyle anlattı:

Pancar tarlada kalınca, tefeciden babamın aldığı 25 bin lirayı ödeyemedik. Geçen yıl ağustos ayının içinde traktöre yakalama kararı verilmiş, haberimiz olmadı. Babam, bu borca karşılık tefeciye pancar söküm makinesini vermiş, senedi almadığı için işlem başlatılmış. Borç ödenmesine karşılık traktörün üzerinde yakalama kararını görünce şaşırdı, mahkemeye başvuruda bulundu. İtiraz dilekçesini verdikten bir gün sonra ise kalp krizi geçirip, vefat etti.
 
 
16.02.2021
Devamı

1 Milyon Metrekareye Dikey Tarım Fabrikası Kuruluyor

Pimtaş'ın kuruluşlarından HGT Tarım, artan taze ve organik gıda talebini karşılamak amacıyla 1 milyon metrekarelik dikey tarım fabrikası kuruyor. PİMARGE ve Gebze Teknik Üniversitesi ile ortak yürütülen dikey tarım projesi için gerekli çalışmalara başlandı.
 
Artan şehirleşme ve sanayileşmeyle birlikte, yaşanan iklim değişiklikleri ve tarım arazilerinin yeteri kadar sulanamaması nedeniyle insanların taze gıda talebini karşılamak her geçen yıl daha zor hale geliyor.
Bir yandan yaşanan bu olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yönelik yürütülen çalışmalara katkı sunmak, bir yandan da insanların artan taze gıdaya ulaşma talebine cevap vermek amacıyla Pimtaş'ın kuruluşu HGT Tarım, 1 milyon metrekarelik dikey tarım fabrikası oluşturuyor. PİMARGE ve Gebze Teknik Üniversitesi ortaklığında kurulacak dikey tarım fabrikası için gerekli tüm çalışmalar başlatıldı.

1 milyon metrekare alana kurulacak dikey tarım farbikası ile ilgili bilgi veren Pimtaş Yönetim Kurulu Başkanı Şamil Tahmaz, dikey tarım uygulamasının başlıca geleneksel metotlardan farklı olarak topraksız tarım yapabilmenin bir yöntemi olduğunu söyledi.
Hiçbir toprak kullanılmadan tamamen su ile tarım yapılabildiğini anlatan Tahmaz, "Dikey tarım sistemi sayesinde tarım arazisine ihtiyaç duyulmuyor. Suyun ise devir daim sistemiyle sürekli kullanılması sağlanıyor. Daha az su kullanımı ile daha çok verim elde etmemizi sağlıyor. Yetineceğimiz mineral ihtiyaçlarını suda karşılayan ürünler, hiçbir gübreleme ilacı kullanılmadan, özel LED ile ışıklandırılarak verimli hale getirilecek. Yaptığımız son çalışmalarımızda bir marul toprakta 60 günde 1 mahsul verirken, akıllı tarım sistemiyle bu süre 15 günde 1’e iniyor. Sürekli çalışan, özel yazılımlı otomasyonlarla kontrol edilen ürünler yüzde 100 organik olmaları dışında uygun fiyata taze ürün almak isteyen müşteriler için vazgeçilmez oluyor." şeklinde konuştu.

Geleneksel çiftçiliğin ekilebilir arazi gereksinimleri, gelecek nesiller için sürdürülebilir kalamayacak kadar büyük ve istilacıdır" diyen Şamil Tahmaz, ekilebilir arazinin 2050'de 1970'e göre yaklaşık yüzde 66 oranında düşmesinin beklendiğini kaydetti. Dikey tarımda geleneksel yöntemlere göre dönüm başına 10 katından fazla verim elde edildiğine dikkat çeken Tahmaz, tropikal olmayan alanlarda yıl boyunca mahsul elde edildiğini aktardı.
Sistemde kullanılacak olan tüm ürünlerin tamamen geri dönüşümlü olduğunu belirten Şamil Tahmaz, "Dikey tarımla çevre sorunları tarım endüstrisi için daha az tehlikeli hale geliyor. Çiftçiler böcek ilacı gibi kimyasallar kullanmıyor. Bu nedenle tüm süreç çevre dostu çalışır. Dikey tarımın sürdürülebilir çevre üzerinde önemli bir rolü var. Ayrıca zirai bilgiye ihtiyaç duyulmadan taze ve sağlıklı ürünler yetiştirmesine ve 365 gün üretim yapılmasına imkan sağlıyor. Yüzde 100 yerli ve milli imkanlarla hayata geçireceğimiz dikey tarım fabrikası sayesinde bir yandan ülkemizin doğal kaynaklarını korurken diğer yandan insanların en çok ihtiyaç duyduğu gıda ürünlerine istedikleri zaman ulaşabilmelerine katkı sunacağız." dedi.

 
 
16.02.2021
Devamı

Hindistan'da Yeni Tarım Yasası Eylemleri Devam Ediyor

Hindistan’da önde gelen çiftçi birliklerinden Bharatiya Kisan Birliği, talepleri yerine getirilmezse protestocu çiftçilerin tarım reformuna karşı gösterilerinin süresiz devam edeceğini belirtti.

Hindistan basınında yer alan haberlere göre, Bharatiya Kisan Birliği'nin lideri ve sözcüsü Rakesh Tikait yaptığı açıklamada, "Hükümet bizi ve taleplerimizi dinleyene kadar buradan hiçbir yere hareket etmiyoruz. Soğuktan, tazyikli sulardan, coplardan geçtik ve hatta çiftçi kardeşlerimizin ölümüne şahit olduk ama bu savaş, hükümet yasaları kaldırana kadar bitmeyecek." ifadelerini kullandı.

Tikait, çiftçilerin sorununun Parlamentoda gündeme getirilip tartışılmasının olumlu bir gelişme olduğunu söyledi. Hükümetin ülkedeki çiftçilerin bu kadar uzun süredir protesto düzenlemelerinin gerçek nedenini anlaması gerektiğini vurgulayan Tikait, "Bütün ulusun çiftçileri sokaklarda protesto ediyor, bunun bir sebebi olmalı. Eğer bu tarım yasalarının muhatabı olan çiftçiler bunları kabul etmiyorsa bu kadar diretmenin anlamı nedir?" diye sordu.

Tikait, gösterilerinin süresiz devam edeceği yönündeki açıklamasının, Samyukt Kisan Morcha çiftçi birliğinin lideri Gurnam Singh Charni'nin "çiftçilerin protestosunun ekime kadar devam edeceği" şeklindeki sözlerine yanıt olduğunu dile getirdi.

Yeni tarım yasaları ve çiftçi protestoları

Hindistan hükümeti, Eylül 2020'de tarım sektörüne serbestleşme getiren, taban fiyat ve destekleme alımı politikalarını sona erdiren 3 düzenlemeyi yasalaştırmıştı. Çiftçiler, yeni tarım yasalarının kazançlarını azaltacağını, aracı şirketlere daha fazla yetki tanıyacağını ve sonunda kendilerini topraksız bırakacağını ileri sürüyor.

Başbakan Narendra Modi hükümeti ise yeni yasaların çiftçilere ürünlerini pazarlama özgürlüğü tanıyarak özel yatırımla tarımsal büyümeyi teşvik edeceğini savunuyor.
Yasanın kabul edilmesinin ardından Pencap ve Haryana'dan başkente doğru harekete geçen çiftçiler, protesto eylemlerini başkent Yeni Delhi'ye taşımıştı. Protestolar kapsamında polis ile çiftçiler arasında zaman zaman arbede yaşanıyor.
 
 
 
 
 
15.02.2021
Devamı

Tarımsal Sulamada ‘su tasarrufu’ Teşvik Edilecek

Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ), tarımda ihtiyaçtan fazla su kullanımının önüne geçmek amacıyla, Türkiye’nin değişik yerlerinde seçilen bazı pilot sulama projelerinde ‘Kademeli Su Kullanım Hizmet Bedeli’ uygulaması konusunda çalışma başlattı.

Küresel iklim değişikliğiyle birlikte son yıllarda yaşanan kurak sezonlar, su tasarrufunun önemini bir kez daha gösterdi. Suyu en çok tüketen sektör olarak tarım sektöründe yapılacak az bir tasarruf dahi büyük önem taşıyor. Suyun büyük kısmı tarla içerisinde kaybolduğundan tarla içi sulama yöntemlerinin su tasarrufu sağlanacak şekilde uygulanması gerekiyor.

Bu amaçla DSİ tarafından inşa edilerek işletmeye açılan sulama tesislerinde % 62 yüzeysel, % 21 yağmurlama, % 17 damla sulama yöntemi kullanılıyor. Ancak damla ve yağmurlama sulama yöntemi uygulandığında bile ihtiyacın çok üzerinde su kullanılabiliyor.

Bu sebeple, suyun ihtiyaçtan daha fazla kullanımının önüne geçmek amacıyla sulama yönetiminin finansmanı için temel kavram olan ve tesisin işletme, bakım, onarım ve yönetim giderlerinin karşılığı olarak ödenen “Su Kullanım Hizmet Bedeli” kullanılan su miktarına veya hacime göre alınacak.

Mevcut durumda bazı projelerde uygulanmakta olan “hacime göre ücretlendirme” de, her bir metreküp suyun ücreti sabit iken, yeni pilot uygulamayla birlikte, bu ücret sabit olmayacak. Kullanılan her birim su artışında veya azalışında ücret artarak veya azalarak uygulanacak.

Böylece su kullanım hizmet bedeli, az su kullanıldığında artarak ödüllendiren veya çok su kullanıldığında artarak cezalandıran bir yaklaşımla uygulanacak, bitkinin ihtiyacı kadar su kullanımını teşvik edilecek.

Uygulamayla, su kullanıcıları birim alanda daha az su tüketmek için modern sulama yöntemlerine geçiş yaparak su tasarrufu sağlayacaklardır.

Bunun yanında işletme ve bakım maliyetleri düşürülecek, su ve toprak kaynakları korunmuş olacak, az su kullanılacağından özellikle pompaj sulamalarda enerji maliyetleri düşürülerek, çiftçinin sulama hizmetinden daha da ucuza yararlanması sağlanacak.

Bu kapsamda DSİ’ye bağlı Bölge Müdürlükleri ilk aşamada belirlenen;

Bursa, Eskişehir, Karaman, Çorum, Mersin, Tokat, Malatya, Diyarbakır, Kayseri, Antalya, Şanlıurfa, Burdur, Afyon, Sivas, Gaziantep, Muğla ve Çanakkale illerinde, 29 adet sulamada, 115.349 ha alanda pilot çalışma yapılması için hazırlıklara başladı.

Pilot uygulamanın; su kullanım verimine, işletme, bakım, onarım ve yönetim sürecine etkileri ortaya konularak, alt yapısı uygun olan her sulama projesi özelinde uygun olan “Kademeli Su Kullanım Hizmet Bedeli” modelleri yaygınlaştırılacak.​

15.02.2021
Devamı

Göçerlerin Yaşadığı Sorunlar Meclis Gündeminde

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, göçer toplulukların sorunlarını açıklayarak, rekabet nedeniyle yayla kiralarının fiyatlarının arttığına dikkat çekti. Tanrıkulu, “ Kiraladıkları yayla ile ilgili standart bir ücret olmadığından rekabetin de etkisiyle değerinin çok üzerinde yaylayı kiralamaktadırlar” dedi. Tanrıkulu, göçerlerin çok acil olmadığı sürece doktora gidemediği, göçer kadınların doğum yapana kadar hiçbir kontrolden geçemediği ifade etti.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, TBMM’ye verdiği araştırma önergesinde, göçer hayvancılık faaliyeti yürüten göçebe toplulukların sorunlarının çözümüne ilişkin bilimsel araştırma yapılmasını istedi. Tanrıkulu önergesinde, göçer toplulukların ülke ekonomisine önemli katkıları olduğunu belirterek, “Göçer hayvancı aşiretler ile görüşülerek onların yaşadıkları problemler dikkate alınarak tedbirler alınmalıdır. Aksi takdirde hem ülke ekonomisine olan katkısı hem de halk kültürü açısından da değerlendirildiğinde, göçer hayvancılık kültürü yok olacaktır” dedi.

“Mardin ili Nusaybin ilçesinde, Van ili Tatvan ilçesinde, Siirt ilinde, Şırnak ili Beytüşşebap ilçesinde yıl boyunca sadece 45 gün evlerinde kalan vatandaşlar bu 45 günü de göç esnasında gidip eşyalarını alıp bırakarak ve bazı ihtiyaçlarını karşılayarak geçirmektedir. Tam göçerlik yapan aileler hala geleneksel hayvancılık ile geçim sağlamaktadır Aileler doğada yalnız başlarına ve şehirden çok uzakta yaşamaktadırlar. Birçok imkandan mahrum olup, hayatlarını hayvancılık ile idame ettirmektedirler.”

‘DEĞERİNİN ÜZERİNDE YAYLA KİRASI’
“Tam göçer hayvancılık faaliyetiyle ilgilenen aşiretler için hazine topraklarında çiftlik kurularak, bu çiftlikler göçerlere hayvan başı bir fiyat belirlenerek kiralanabilir. Göçerler, iklime bağlı yaşamaktadır. Yaz döneminde ortalama 4 ay Van, Hakkari, Erzurum, Bitlis ve Muş illerine bağlı yaylalarda hayvanlarından elde ettikleri sütü peynir yapıp mandıracılar aracılığıyla satmaktadırlar. 2 - 3 ay dağlar arasında düzensiz bir şekilde göç eden göçerler kış aylarını ise Güneydoğu bölgesinde Mardin’e bağlı Nusaybin ve Midyat ilçelerine bağlı yaylalarda kalarak hayvanlarının bakımını bölgede kurdukları kom şeklindeki çadırlarda ve çobanlar eşliğinde dağlara göndererek yapmaktadırlar. Göçerler, çobana 6 - 8, hatta 9 bin civarında aylık maaş vermektedir. Kiraladıkları yayla ile ilgili standart bir ücret olmadığından rekabetin de etkisiyle değerinin çok üzerinde yaylayı kiralamaktadırlar.”

‘ÇOCUKLARI EĞİTİM GÖREMİYOR’
“Göçerler, şehir ve köylere uzak mesafede yaylalarda kalmakta ve bu sebeple çocukları eğitim-öğretim ortamından uzak büyümektedir. Göçerlerin yaklaşık yüzde ellisinin okuma - yazma bilmediği, göçerlerin çok acil olmadığı sürece doktora gidemediği, göçer kadınların doğum yapana kadar hiçbir kontrolden geçemediği ifade edilmektedir. Ayrıca göçerlerin okul hayatının olmaması sosyal hayatlarını olumsuz etkilemektedir. Akraba evliliği sebebiyle göçer aşiretlerin yaklaşık son yirmi yılda doğan çocuklarının yüzde 30’u-40’ı engelli doğmaktadır. Bu engelli çocuklar kendileri için önem arz eden okul ve kurumlara gidememektedir.”

YAPILMASI GEREKENLERİ AÇIKLADI
Tanrıkulu, devletin göçerle için yapması gerekenleri şöyle sıraladı:

-Devletin tam göçer hayatı yaşayan Alikan, Düderan ve Soran Aşiretleri için Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da çiftlik kurması ve bu çiftliklerde okul, sağlık ocağı gibi resmi kurumlar yapması akabinde göçer çocuklar okulun yakın olmasından okula rahatlıkla gidebilir ve böylelikle kız çocuklarının da okula devamı sağlanabilir.

-Sağlık konusunda en ufak bir rahatsızlık söz konusu olduğunda sağlık ocağına gidebileceklerdir. Aksi takdirde yaylalar çok uzak olduğundan devletin sunduğu taşıma okul hizmeti sadece kağıt üstünde kalmaktadır.

- Devlet hazinesindeki toprakların, standart fiyattan koyun başı ücretlendirilerek kiralanması ya da göçebe toplulukların gittikleri bölgelerde şahsi olan toprak sahiplerinin sabit bir fiyat ile kiralanmasını sağlayacak bir uygulama ile bu topluluklara karşı keyfi bir muamele yapılmasının önüne geçecektir. İklime göre hareket eden göçebe vatandaşlar mevsimsel göç esnasında can kaybı yaşayabilmektedir.

-Göçer hayvancı topluluklarda özellikle kış aylarında hayvanların beslenmesi ve muhafazası ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığının yem istihsali ve hayvan beslenmesi konusunda önemli oranda ödenek ayırması elzemdir.

-Hayvancılığın verimli bir endüstri halinde gelişmesi için devletin göçer hayvancı topluluklar için istikrarlı bir hayvancılık politikası düzenlenmesi gerekirken, hayvan ve hayvan ürünlerinin alışverişlerinde aracılar ortadan kaldırılarak bir hayvan ürünleri kurumu kurulmalıdır ve bu kurum aracılığıyla standart bir fiyat belirlenip ürünler alınmalıdır.

-Hayvancılığın gelişmesi için alınan tedbirler arasında hayvan hastalıklarıyla mücadele de önemli bir yer tutmaktadır. Yaylalarda yaşayan göçer topluluklar hayvanlarının sağlık kontrolünü kendileri yapmaktadır. Hayvanların alanında uzman kişilerce belirli tarihler arasında Tarım ve Orman Bakanlığının kontrolünde sağlık kontrolleri yapılmalı ve ödenek ayırılmalıdır. Böylece hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların da önüne geçilecektir.

-Göçebe toplumlarda kesin mülkiyet değil geçici konaklama ve göç etme hakkı vardır. Bahar ve güz dönemi olmak üzere iki kez göç eden göçebe topluluklar bu yaşam tarzları sebebiyle eğitim ve sağlık imkanlarından azami surette yararlanmaktadır. Göçebe toplumlarda hayvancılık bir yaşam biçimidir, bir kültürdür ve bu kültürel yaşam eğitim ile sürdürülmelidir.
 
 
 
13.02.2021
Devamı

Hediye Civcivle Başladı 221 Hayvana Ulaştı

Denizli’nin Tavas ilçesi Solmaz Mahallesinde yaşayan 14 yaşındaki İzzet Han Cabbar, dedesinin hediye olarak aldığı civcivleri besleyerek hayvancılık serüvenine başladı. İzzet Han bir süre sonra çiftçiliğini ailesi ile birlikte geliştirerek bugün 200 adet tavuk, 15 küçükbaş ve 6 büyükbaş hayvan olmak üzere toplamda 221 hayvan ile ilgileniyor.


Hayvanları çok sevdiğini anlatan İzzet Han, kazandığı para ile kurbanlık kuzu ve oğlak alımı gerçekleştiriyor. Daha sonraki dönemde yumurta ve kurbanlık satışından elde ettiği kazançlarla büyükbaş hayvan alımı gerçekleştirdiğini belirtti. İşletmedeki hayvan sayısını kendi gayreti ve ailesinin desteği ile birlikte her geçen gün artırarak büyütmeye devam ediyor.
 
13.02.2021
Devamı

BANÜ TTO IPARD 10. BAŞVURU ÇAĞRI DÖNEMİ DESTEKLERİ SEMİNERİ 17 ŞUBATTA

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi (BANÜ TTO), Bandırma Ticaret Odası, Bandırma Ticaret Borsası, Bandırma Ziraat Odası ve TKDK Balıkesir İl Koordinatörlüğü’nün destekleri ile yeni açıklanan IPARD 10. Başvuru Çağrı Dönemi destekleri hakkında bir seminer programı düzenlemiştir.

TKDK Balıkesir İl Koordinatörlüğü Kıdemli Uzmanı Gülşah Gürbüzoğlu’nun vereceği seminer 17 Şubat 2021 Çarşamba günü saat 14.00’de BANÜ TTO’nun Cisco Webex Meetings sistemi üzerinden çevrimiçi olarak başlayacak, 15.30’a kadar sürecektir.
Gerçek ve tüzel kişilerin, üreticilerin seminere katılım  için BANÜ TTO’nun   https://tto.bandirma.edu.tr/tr/tto/Etkinlik/Liste/TKDK-10-Cagri-Donemi-Bilgilendirme-Toplantisi-673?k=-1 sitesinden ilgili linki tıklayarak kayıt olması yeterlidir. İlgili katılım linki etkinlik günü kayıt olurken bildirilmiş olan e-posta adresine gönderilecektir. Seminer ayrıca BANÜ TTO’nun https://www.youtube.com/watch?v=y-Vd_ZMuUkc&feature=youtu.be kanalından etkinlik günü canlı olarak yayınlanacaktır.
Cengiz DOĞAN /BALIKESİR
 
13.02.2021
Devamı

BAKAN PAKDEMİRLİ: YAKLAŞIK 1 MİLYAR 262 MİLYON LİRALIK DESTEK ÖDEMELERİNE BUGÜN BAŞLADIK

Tarım ve Orman Bakanı  Dr. Bekir Pakdemirli, yaklaşık 1 milyar 262 milyon liralık destek ödemelerinin bugün hesaplara yatmaya başladığını söyledi.

Konu ile ilgili bir açıklama yapan Bakan Pakdemirli’ şunları kaydetti.
“Hububat (buğday) desteği çerçevesinde, 155.179 çiftçimize yaklaşık 762 milyon 500 bin TL,
Yem Bitkileri Desteği kapsamında, 226.070 çiftçimize yaklaşık 500 milyon TL,
bugün (12 Şubat) itibarıyla hesaplara yatırılmaya başlandı.
Tüm bu ödemeler kapsamında çiftçilerimize yaklaşık 1 milyar 262 milyon TL ödeme yapılacaktır.
Tüm çiftçilerimize hayırlı olsun”​
 
 
12.02.2021
Devamı

Tarım Alanları Yapılaşmaya Açılmamalı

ZMO Mersin Şube Başkanı Necmi Birim, “Tarım arazileri her ne şart altında olursa olsun kesinlikle yapılaşmaya açılmamalıdır” dedi. 
 
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Mersin İl Koordinasyon Kurulu (İKK), Mezitli ilçesine bağlı Davultepe Mahallesi’nde yapılmak istenen Küçük Sanayi Sitesi alanına ilişkin açıklama yaptı. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Mersin Şubesi’nde yapılan açıklamaya TMMOB Mersin İKK üyeleri katıldı.
‘YAPILAŞMAYA AÇILMAMALI’
ZMO Mersin Şube Başkanı Necmi Birim, Davultepe Mahallesi’nde narenciye alanına ilişkin bir rapor hazırladıklarını belirtti. Birim, imar planlarının temel şehircilik ilkeleri esas alınmadan yapılmasının kente fayda sağlamayacağını söyledi. Birim, “Kentimiz bir tarım kentidir ve bir santimetre kalınlığında toprağın oluşumu yüzyılları alabiliyorsa üzerinde tarımsal faaliyet yapılan 1. Sınıf ve 2. Sınıf mutlak tarım arazileri her ne şart altında olursa olsun kesinlikle yapılaşmaya açılmamalıdır” dedi. 
‘HAZIRLANMALI’
Kentsel servis alanları, küçük sanayi siteleri ve sanayi alanlarının yer seçimi kuramları belli her faaliyetin kendi içerisinde yer seçim kriterleri bulunduğunu dikkati çeken Birim, “Bu tarz alanların yer seçimi yapılır iken sadece mülkiyet ve kente yakınlık özelliklerine göre değil çevresel etkenler, maliyet denge analizi, ulaşım bağlantıları açısından değerlendirilmeli ve altyapısı sağlam olacak şekilde kentimizde yer seçimi tamamlanmalıdır. Kentimizde şu anki mevcut planlarda yer alan ve üzerinde 1. sınıf dikili tarım alanlarının bulunduğu lojistik bölgeler, depolama alanları ve küçük sanayi siteleri ve hatta kent merkezinde kalan ve gelecekte kentsel kullanım alanları içerisinde yer alan hurdacılar sitesi, eski sanayi sitesi ve benzer alanların kent dışarısında ulaşım bağlantıları güçlü ve alanlara taşınmasının zemini hazırlanmalıdır” diye konuştu. 
‘BÖLGENİN PLANLANMASI GEREK’
Davultepe bölgesinde 2017 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı Toprak Reformu Genel Müdürlüğü tarafından tarım dışı kullanım kararı ile tarımsal bütünlüğün bozulduğunun altını çizen Birim, “Söz konusu bölge gerek otoyol ulaşım bağlantısı ile gerek toprak yapısı ile hem otoyol hem de 151. cadde ile bağlantılı konumda olan alanlara kentimizin büyük alan kullanımı gerektiren ve sanayi faaliyetlerinin kent ve çevre sağlığını koruyarak, çağdaş düzeyde yapılabileceği sanayi siteleri, lojistik bölgeler ve kısmen depolama alanlarının bu bölgede planlanması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
 
 
 
12.02.2021
Devamı

Sarıbal: İthalat Sınır Tanımıyor

CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, AKP iktidarında her yıl artan tarımsal ürün ithalatının ‘tek adam keyfi yönetimi’ olarak adlandırdığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde sınır tanımaz hale geldiğini söyledi. AKP’nin, iktidarı boyunca üreticinin ürün fiyatlarını baskılamak ve ithalat lobilerini zengin etmek için ithalatı temel politika olarak benimsediği kaydeden Sarıbal, “AKP döneminde yani son 18 yılda, bu ülkede üretilebilecek ürünlerin ithalatına 114 milyar dolar. 2020 yılında ise tarım ve hayvancılık ürünleri ithalatına tam 9,5 milyar dolar ödendi” dedi.

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında 2020 yılı tarım ithalatı rakamlarını değerlendiren Sarıbal, 2020 yılında çok sayıda üründe ithalat rekorları kırıldığını söyledi. Çiftçiyi terbiye etmek için kullanılan ithalat sopasının, dışarıda artan fiyatlar nedeniyle şimdi iktidarı dövdüğünü belirten Sarıbal, “Artan fiyatlara rağmen 2020 yılında birçok üründe ithalat rekoru kırıldı. Borç batağındaki çiftçimize verilmeyen destekler yabancı şirketlere ithalat nedeniyle aktarıldı” dedi. Sarıbal şöyle devam etti:

Rekorlar
“AKP döneminde yani son 18 yılda, bu ülkede üretilebilecek ürünlerin ithalatına 114 milyar dolar para ödendi. Bu ithalat Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube tek adam yönetimi döneminde de artarak devam etti. 2018 yılında 9 milyar doları aşan ithalat, yeni Tarım Bakanı ile her yıl daha da arttı. 2020 yılında 9 milyar 500 milyon doları aşan bir seviyeye geldi. Bu Cumhuriyet döneminin ithalat rekorudur.
Toplam ithalatta kırılan Cumhuriyet dönemi rekorları, birçok üründe de ayrı ayrı kırıldı. 2020 yılında Cumhuriyet dönemi rekoru kırılan ürünler ve verilen para miktarı ise şöyle:

Ayçiçeği ve türevleri: 3 milyon ton ithal edilerek 1 milyar 488 milyon dolar ödendi.

Badem: 30 bin ton ithal edilerek, 121 milyon dolar ödendi.

Bakla: 5 bin 700 ton ithalata 2 milyon 656 bin dolar ödendi.

Çay: 22 bin 500 ton ithal edilerek, 45 milyon 636 bin dolar ödendi.

Kırmızı mercimek: 506 bin ton ithal edilerek, 241 milyon 556 bin dolar ödendi.

Yeşil mercimek: 32 bin ton ithal edilerek, 15 milyon 398 bin dolar ödendi.

Kuru Sarımsak: 19 bin ton ithal edilerek 19 milyon 542 bin dolar ödendi.

Taze Sarımsak: 852 ton ithal edilerek 1 milyon 282 bin dolar ödendi.

Pamuk: 1 milyon 81 bin ton ithal edilerek, 1 milyar 664 milyon dolar ödendi.
Soya: 3 milyon ton ithal edilerek, 1 milyar 158 milyon dolar ödendi.

Susam: 205 bin ton ithal edilerek, 271 milyon dolar ödendi.
Tütün: 90 bin ton ithal edilerek, 419 milyon dolar para ödendi.”

Seçime gidin, ülkenin önünü açın
Türkiye’nin tarım başta olmak üzere bütün sorunlarının çözülebileceğini aktaran Sarıbal, “Ancak bu AKP ile mümkün değil. AKP, diğer sosyal ve ekonomik alanlarda olduğu gibi tarım alanında da çözüm üretecek bir anlayışa sahip değil. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var ama AKP ile yoğurt bizi yemeye başladı. Sorunların çözümü için ilk önce AKP’nin yönetimden gitmesi gerekiyor. O yüzden derhal erken seçime gidilmeli ve ülkenin önü açılmalıdır” dedi.
 
 
12.02.2021
Devamı

Bakan Pakdemirli :Küçükbaş Hayvan Eti Tüketimi Artmalı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, AK Parti Balıkesir 7’nci Olağan İl Kongresi’nin ardından Balıkesir Tarım ve Orman İl Müdürlüğü'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Projesi Küçükbaş Hayvan Dağıtım Programı'na katıldı. Programda, koyun yetiştiriciliği eğitimi alarak sertifikalandırılmış 25 kadın girişimciye, 15'er baş Karacabey merinos koyun ve birer koç için çekleri takdim edildi.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli burada yaptığı konuşmada suyun daha az olduğu bir döneme girileceği uyarısını yaptı. Su odaklı üretim yapılması gerektiğini vurgulayan Bakan Pakdemirli, "Türkiye’de bugün maalesef yediğimiz etin yüzde 10’u küçükbaş, yüzde 90’ı büyükbaştan geliyor. Dünyadaki bütün hesap mekanizmaları şunu söylüyor bize. Büyükbaş hayvanla ilgili üretim yaparsan yüzde 70 dünyadaki su kaynaklarını tüketirsin. Biz 2019’da tarım orman şuramızı yaptık. Burada su odaklı üretim yapılması tavsiye edildi. İşte bu sene su az. Allah’a şükür şu an Balıkesir biraz daha iyi gidiyor.

Geçen seneye göre yüzde 10-15 daha fazla yağış almış durumda ama birçok ilimizde bu rakamlar tam tersi. Yani suyun daha az olduğu bir döneme gireceğiz. Özellikle 2035 sonrasında su odaklı üretim yapmamız lazım. Su odaklı üretim, sadece tarımsal ürünlerde olmuyor. Aynı zamanda hayvancılık alanında da suyu daha az tüketen, coğrafyanızın üretime daha müsait olduğu alanlarda üretim yapmanız lazım. Bir yandan tüketimi doğru yere yönlendirmek gerekiyor. Küçükbaşın eti daha lezzetli, kaliteli ve sağlıklı. O yüzden bu coğrafyanın alışkınlığı olan küçükbaş et tüketimine, tüketici seviyesinde teşvik etmemiz, alıştırmamız ve bu üretimi de artırmamız lazım” dedi.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, ayrıca hayvancılık anlamında kıvırcık ve karacabey merinosunu soy kütüğü desteği kapsamına alındığını açıkladı. Soy kütüğü kaydı tutulan işletmelere hayvan başı 100 lira verileceğini açıklayan Bakan Pakdemirli ayrıca bu işletmelerden koç veya teke alanlara da 500 lira destekleme verileceği kaydetti.

KÜÇÜKBAŞ HAYVAN ETİ TÜKETİMİ ARTMALI
Proje hakkında bilgi veren Birleşmiş Milletler Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, "Orta Asya’da bölgesel olarak uyguladığımız bir projenin Türkiye’deki ayağının açılışını yaptık. Sera gazı salınımlarının azaltılması için küçükbaş hayvan verimliliğinin arttırılmasının desteklenmesi projesi. İklim değişikliği giderek etkisini arttırıyor. Özellikle büyükbaş hayvan üretiminin sera gazına olumsuz etkisi var. O nedenle de Türkiye’de küçükbaş hayvan üretiminin daha fazla yaygınlaştırılmasıyla ilgili Tarım ve Orman Bakanlığımızın büyük bir desteği var. Bakanlık ile beraber,  Balıkesir gibi küçükbaş hayvancılığın yapıldığı bir ilde bu modeli özellikle kadınların da aktif olarak hayvansal üretime katılımını destekleyen bu projeyle Orta Asya’daki kadınlarla da Türkiye’deki kadınlarımızı bir araya getirmiş olacağız. Tabi asıl amacımız, küçükbaş hayvancılık üretimini en etkili metotlarla yapılarak, verimliliğin arttırılması. Bu arada da iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması” dedi.

Bakan Pakdemirli, daha sonra ‘Söz Sizde Tarım Orman Buluşmaları’ kapsamında Tarım İl Müdürlüğünde değerlendirmelerde bulundu. Son 18 yılda Balıkesir'e 14,3 milyar lira yatırım ve destek yaptıklarını belirten Bakan Pakdemirli, "2020'de buğdayda yüzde 22, arpada yüzde 16, çeltikte de yüzde 18 fark vererek fiyatlardan büyük bir memnuniyet aldık. Hibe programlarımız kapsamında, 468 projeye 260 milyon lira hibe verdik. Balıkesir'de son üç yılda ormancılık faaliyetleri kapsamında, dile kolay 70 milyon ağaç diktik. Bu, belki bize değil ama geleceğimiz, çocuklarımız için son derece önemli. Bu yıl Karadağ ve Kazdağları bal ormanları kurulacak. Arıcılar bu sayede 6 milyon lira ek gelir sağlamış olacak" diye konuştu. 

Programa Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürü Zekeriyya Erdurmuş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, Balıkesir Valisi Hasan Şıldak, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık ve AK Parti milletvekilleri katıldı.
 
 
12.02.2021
Devamı

Uygulamalı Çiftçi Okulu Hizmete Girdi

Kilis'te, küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ve hastalıkları konusunda uygulamalı eğitimlerin verildiği "Uygulamalı Çiftçi Okulu" hizmete girdi.
AB'nin finansal desteği, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) uzmanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının iş birliğinde hayata geçirilen proje kapsamındaki "Uygulamalı Çiftçi Okulu" hizmete girdi.

Düzenlenen programa, İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Nuri Kökçüoğlu, FAO Türkiye Program Sorumlusu Sheikh Ahaduzzaman, FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halit Kanca, Kilis Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Cırnavuk ve yetiştirici ve çiftçiler katıldı.

Kilis'te AB'nin finansal desteği, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) uzmanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının iş birliğinde hayata geçirilen proje kapsamındaki "Uygulamalı Çiftçi Okulu" hizmete girdi.
Okulun açılış programında konuşan İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Nuri Kökçüoğlu, Tarım ve Orman Bakanlığının desteğiyle kentteki hayvan sayısında artış olduğunu söyledi.

Kökçüoğlu, "Bakanlığımızın uyguladığı desteklemeler ve üreticilerimizin gayretiyle İlimizde küçükbaş hayvan, özellikle Kilis Keçisi sayımızda büyük artış meydana gelmiş olup, FAO tarafından desteklenen eğitim projeleri ile de verim ve kalitenin arttırılması hedeflenmektedir" dedi.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halit Kanca, Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ve hastalıkları konusunda yetiştiricilere bilgi verdikten sonra, yetiştiricilerin konu ile ilgili sorularını cevaplandırdı.

Öte yandan FAO Türkiye Program Sorumlusu Sheikh Ahaduzzaman ve FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık, eğitim gören kursiyerlerin istihdam edildiği işletmeleri ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğünü ziyaret etti.
 
 
12.02.2021
Devamı

Bodrum'da Tarım Kampı Kuruluyor

Bodrum Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü tarafından gençlere yönelik tarım kampı açılacak. Üreticileri bilgilendirme toplantısı yapan Başkan Yardımcısı Tayfun Yılmaz Karaova bölgesine yatırımların devam edeceğini söyleyerek Gençler için tarım kampı açacaklarının müjdesini verdi.
Bodrum Belediyesi'nin Bahçeyakası Mahallesi'nde bulunan Tarım ARGE ve Yerel Tohum Merkezi'nde gerçekleşen toplantıya bölge muhtarları ve belediye meclis üyeleri, TARKO (Tarımsal Kalkınma Kooperatifi) başkanı Cesur Öncel, Bodrum Ziraat Odası Başkanı Mehmet Melengeç, Bodrum İlçe Tarım Müdürlüğü ile Mumcular Tarım Kredi Kooperatifi yetkilileri ile üreticiler katıldı. Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü'nden sorumlu Bodrum Belediye Başkan Yardımcısı Tayfun Yılmaz, 16 ayda tarıma yönelik hayata geçirilen projeler ve hedefleri hakkında katılımcılara bilgi verdiği konuşmasında üretimin önemine dikkat çekti. "Tarımsal Üretimde Kümelenme Modeli" projesi için özellikle Kavaklı Darboğaz Mevkii'nde arazileri bulunan vatandaşlardan destek isteyen Yılmaz, belediyenin imkanları doğrultusunda üreticilere her türlü desteğin verileceğini belirtti. Yılmaz'ın ardından TARKO Başkanı Cesur Öncel, Belediye Meclis Üyesi Aşkın Parmak, Bodrum Ziraat Odası Başkanı Mehmet Melengeç ve Kavaklı Darboğaz Mevkii'nde üreticilik yapan Sabri Güngör de konuya ilişkin konuşmalar gerçekleştirdi.

Üretici teşvik edilecek

Toplantı sonunda bir açıklama yapan Bodrum Belediye Başkan Yardımcısı Tayfun Yılmaz şunları söyledi; "Bugün burada tarımın tüm paydaşlarıyla üreticilerimiz, kooperatifimiz, ziraat odamız, İlçe Tarım Müdürlüğü'nün temsilcileriyle birlikte üretici vatandaşlarımızla bir araya gelip önümüzdeki 1 Mart itibariyle başlayacağımız ekimdikim faaliyetleriyle ilgili olarak hem bilgilendirme hem de projelerimizin vücut bulması için onları üretime teşvik etmek adına yapacağımız işlerden bahsettik.
Bahsedilen konular sonucunda, üretime teşvik anlamında ciddi destekler alacağımızı düşünüyoruz."

Satın alma garantili fide hibesi
Tarımsal Üretimde Kümelenme Modeli projesi çalışmalarının sürdüğünü sözlerine ekleyen Yılmaz, "Bu kümelenme modelinde yer alan Kavaklı Darboğaz mevkiinde yaklaşık bin 500 dönümlük arazinin elektrik ve su konularını çözdük. Ve buna istinaden burada üreticilere satın alma garantili fide hibesi gerçekleştirerek onları üretime teşvik ederek Bodrum ekonomisine katkı sunmak istiyoruz." dedi.
Gençler tarım kampında bir arya gelecek.

Türkiye'de bir ilk olacak tarım kampı hakkında bilgi vererek sözlerini sonlandıran Yılmaz açıklamasını şöyle tamamladı; "Diğer önemli konumuz ise Etrim bölgesinde gerçekleştireceğimiz tarım kampı. Hem gençlerimizin ilgisini tarıma çekmek hem de tarımın turizmle entegrasyonu anlamında ciddi rotalar oluşturacağız. Bu bölgede yapacağımız iş Mayıs 15 itibariyle başlayacak ve 6 dönemden oluşan birer haftalık, 30'ar kişiyi kapsayan toplamda 180 genci barındıracağımız ve sadece tarımsal faaliyetler yapacağımız bir kamp planlıyoruz. Mart 15 itibariyle başvuruları almaya başlayacağız ve Mayıs 15 itibariyle de bunun 3 dönemini Bodrum'un gençlerine, 3 dönemini de Türkiye genelindeki gençlere tahsisini gerçekleştirerek Türkiye'de ilk olan bir faaliyeti hayata geçirmeyi planlıyoruz"
 
11.02.2021
Devamı

Lisasnlı Depoculuk Gıda Fiyatlarındaki İstikrara Katkı Sağlayacak

Tarım Ürünleri Lisanslı Depo ve Yetkili Sınıflandırıcı Şirketleri Derneği (LİDASDER) Başkanı Serdar Genç, lisanslı depoculuk sisteminin gıda fiyatlarının dengelenmesinde büyük önem taşıdığını belirterek, "Lisanslı depodaki ürünler elektronik ortamda Türkiye Ürün İhtisas Borsası platformu ve Ticaret Bakanlığının kontrol ve denetiminde alınıp satılarak fiyat istikrarı sağlanıyor, spekülatif harekette bulunan kişiler anında tespit edilebiliyor." dedi.
 
Gıda Komitesi, kalıcı fiyat istikrarının sağlanması için alınacak yapısal tedbirler kapsamında lisanslı depoculuk sisteminin geliştirilmesinin önemine işaret etti.
LİDASDER Başkanı Genç de AA muhabirine, lisanslı depoculuk sisteminin tarım sektörü ve ekonomiye yönelik katkılar sağladığını söyledi.
Sistemin nakliye giderlerini azalttığına dikkati çeken Genç, ürünün lisanslı depoya teslim edilerek oluşturulan elektronik ürün senedi aracılığıyla Türkiye Ürün İhtisas Borsasında birçok alıcıya ulaşılabildiğini ve elektronik ortamda kolaylıkla satılabildiğini bildirdi.

Genç, ürünün birçok kez taşınarak satılması yerine lisanslı depoya teslim edilerek, elektronik ortamda satılması nedeniyle nakliyeden kaynaklı miktar kayıplarının azaldığını dile getirerek, şöyle konuştu:

"Ürünün modern ve kontrollü depolarda tutulması nedeniyle depolama sürecindeki miktar kayıpları en aza indirilmektedir. Standartlara uygun olmayan iptidai depolarda ürünün korunması aşamasında oluşan kalite kayıpları lisanslı depolar aracılığıyla azaltılmaktadır. Lisanslı depoda stoklanan ürünün bağımsız laboratuvarlarda analiz ve sınıflandırılması yapılarak, sınıfına ve kalitesine göre korunması sağlanmaktadır. Buna bağlı olarak gıda sektörü istediği sınıf ve kalitedeki ürüne kolayca ulaşabilmektedir."
Sağlanan destekler aracılığıyla ürün fiyatının düştüğünü vurgulayan Genç, "Normal şartlarda üreticinin ödediği stopaj vergisi ve tüccarların ödediği gelir vergisi, lisanslı depoculuk sisteminde vergi muafiyetleri kapsamında devlet tarafından karşılandığından ürün fiyatlarını düşürebilmektedir." ifadesini kullandı.
"ÜRÜN DEĞERİNDE SATILIYOR"
Genç, lisanslı depoya ürün bırakan üreticilerin hasat döneminde arz yoğunluğuna bağlı fiyat düşüşlerinden etkilenmeden, hasat sonrasında ürünlerini değerinden satabildiğine dikkati çekerek, lisanslı depolardaki ürünlerin tüm risklere karşı sigortalı ve devlet garantisi altında olduğu bilgisini verdi.
Sistemle üreticiler ve ürün sahiplerinin muhtemel zararlarının karşılandığını belirten Genç, şunları kaydetti:
"Lisanslı depodaki ürünler elektronik ortamda Türkiye Ürün İhtisas Borsası platformunda ve Ticaret Bakanlığının kontrol ve denetiminde alınıp satılarak fiyat istikrarı sağlanıyor, spekülatif harekette bulunan kişiler anında tespit edilebiliyor. Lisanslı depoculuk sistemi stratejik öneme sahip tahıl, bakliyat ve yağlı tohumlar gibi uzun süre depolanabilir tarımsal ürünlerde önemli faydalar sağlıyor. Bu sistem, ürün arzının sürdürülmesi ve fiyat istikrarının sağlanması yönünden ülkemiz tarım ve ekonomisine sağladığı katkılar göz önünde bulundurulduğunda orta ve uzun vadede tarım sektörünün vazgeçilmezi olmaya devam edecek. Bu nedenle lisanslı depoculuk sistemi paydaşı olan çiftçi, tüccar, sanayici ve lisanslı depo yatırımcılarının dünyada olduğu gibi ülkemizde de desteklenmeye devam edilmesi gerekmektedir."
 
 
 
11.02.2021
Devamı

Edirne'de Hayvancılığın Canlanması İçin faizsiz 100 Bin lira Kredi

Edirne Valiliği ve Ziraat Bankası arasında imzalanan protokol kapsamında hayvancılığa hareketlilik kazandırılması amacıyla başlatılan “Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var Projesi” kapsamında üreticilere 100 bin lira faizsiz kredi desteği verilecek. 

Tarım ve hayvancılık alanında hayata geçirilen birçok proje üreticileri desteklerken, köyden kente göçün durdurulmasını da amaçlıyor. 
İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, projenin 2. etap başvurularının başladığı, başvuru bitiş tarihinin ise 8 Mart olduğu belirtildi.
Başvuruların müdürlüğe şahsen yapılması gerektiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Proje kendi adına küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapan veya daha önce yapmış olanlardan, işletmesinde 6-24 aylık dişi hayvan sayısının asgari 100 adete tamamlanması gerekmekte olup, kredi süresince (azami 7 yıl) işletmesinde dişi küçükbaş (6-24 ay dişi ) hayvan sayısı 100 başın altına düşmeyecektir. 
Orta Anadolu, Anadolu ve Karacabey Merinosu ile Kıvırcık ırkları küçükbaş hayvan yetiştirecek üreticilere destek sağlanıyor.  Ziraat Bankası tarafından proje kapsamında hayvan ve yem alımı için üretici başına kullandırılabilecek yatırım ve işletme kredisi toplamı 150 bin lira olup, yatırım kredilerinde 100 bin liraya kadar sıfır faiz, 1 yıl ödemesiz dönem ve azami 7 yıl vade, işletme kredilerinde 18 ay vade ve düşük faiz uygulanacaktır.”

Başvuru sahibinden aranacak şartlar ve istenecek belgelerle ilgili bilgilere “edirne.tarimorman.gov.tr” adresinden ulaşılabileceği kaydedildi.
Projenin ilk etap başvuruları için geçen yıl 12 Ekim’de Edirne Valisi Ekrem Canalp ile Ziraat Bankası Edirne Bölge Yöneticisi Necati Sacıhan arasında protokol imzalanmıştı.
 
 
10.02.2021
Devamı

Belediyeler Üretici ve Üretici Örgütlerinden Patates Alımına Başladı

Tarım ve Orman Bakanlığının koordinasyonunda, patateste yaşanan talep düşüklüğünden üreticilerin olumsuz etkilenmemesine yönelik olarak Belediye Başkanlıkları doğrudan üretici ve üretici örgütlerinden patates alımlarına başladı. İlk alımlar ise patates üretiminin yoğun olarak yapıldığı ve doğal olarak depolandığı Niğde ve Nevşehir’de başladı.

Dünyanın önemli patates üreticisi ülkelerinden biri olan ve kendi ihtiyacının üzerinde patates üreten Türkiye’de, 2019 yılında 4.979.824 ton olan patates üretimi, 2020 yılında % 4,4 artış ile 5.200.000 tona yükseldi.

Yeterlilik oranı %100’ün üzerinde olan ve 2020 yılında 124 bin ton patates ihraç eden ülkemizde, pandemi süreci sebebiyle otel, lokanta vb. toplu tüketim yerlerinde yaşanan talep daralması nedeniyle yurtiçi ve yurtdışı piyasalarda patates satışları gerilemiştir.

Üretimin geçen yıla göre artmasına karşılık yaşanan talep düşüklüğü ülkemizdeki stok miktarını yükseltmiştir. Bu durumun çiftçileri olumsuz etkilememesi için Tarım ve Orman Bakanlığı yönlendirmesiyle Belediyelerce doğrudan üreticilerden ve üretici örgütlerinden alım yapılmaya başlandı.

Belediyelerin yaptığı alımlar, patates üretiminin büyük ölçüde yapıldığı ve doğal şekilde depolandığı Niğde ve Nevşehir illerinde başlatıldı.
Ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığınca, yurtiçi ve yurtdışı patates piyasaları yakından takip edilerek ihracatı artıracak çalışmalar yürütülecek.​
 
 
10.02.2021
Devamı

Kahramanmaraşlı Çiftçi'den Ünal'a Yanıt

Kahramanmaraşlı çiftçi Yakup Konan, AK Partili Mahir Ünal'ın sözlerine ''Üreticinin telefonuyla siyaset olmaz'' diyerek yanıt verdi.
AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, katıldığı bir TV programında “Kahramanmaraşlı bir çiftçi gördüm ‘bizi bitirdiniz’ dedi. Ama cebinde iPhone6 vardı” demişti. Maraşlı üreticilerin sesi olmak için geçen yıl traktörüyle Ankara’ya gitme girişiminde bulunan çiftçi Yakup Konan ''Üreticinin telefonuyla siyaset olmaz'' diyerek yanıt verdi. Konan RS FM’de Atilla Güner’le Akşam Postası’na şunları söyledi.

 “Mahir Bey’in bahsettiği kişi kim bilmiyoruz. Bugün herkes onu arıyordu. Gazeteciler de aradılar ama kim bilemiyoruz. Ben daha önce üreticinin sorunlarını dile getirmek için Ankara’ya gitmek istedim ancak izin çıkmadı. Vatandaş olarak, üretici olarak hem kendi hakkımızı hem de tüketicilerin hakkını sesini duyurmak isteyecektim. Mahir Ünal’ın dediği şu: Üreticinin iPhone telefonu var. Kazanıyorlar ama yalan söylüyorlar demeye getiriyor. Özür dilemesini beklerim ben. Türkiye hangi devirde yaşıyor ki akıllı telefon kullanmasın? Üretici 24 ay taksitle akıllı telefon alamaz mı? Kendilerinin telefonu acaba kaç liralık.. Üreticinin telefonuyla siyaset olmaz. Burada üreticinin üzerine bir algı oluşturuluyor.”
 
 
10.02.2021
Devamı

Almanya'da Çiftçi Hükûmetin Tarım Politikaları Protesto Edildi

Berlin'e traktörleriyle gelen onlarca çiftçi, Almanya Başbakanlık ve Federal Meclis binası önünde toplanarak hükümetin tarım politikasını protesto etti.
Almanya'da çiftçiler Berlin'de bir araya gelerek hükümetin tarım politikalarını protesto etti.
Almanya'da çeşitli eyaletlerden başkent Berlin'e traktörleriyle gelen onlarca çiftçi, Almanya Başbakanlık ve Federal Meclis binası önünde toplanarak hükümetin tarım politikasını protesto etti.
Çiftçiler, traktörleriyle bina önündeki caddeyi araç trafiğine kapattı. protestolarını gerçekleştirdi. Polis ekipleri bölgede geniş güvenlik önlemi aldı.
 
10.02.2021
Devamı

Tarım Kredi 3.7 Milyarlık Ürün Alımı Yapacak

Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri (Tarım Kredi) Genel Müdürü Fahrettin Poyraz, geçen yıl 2,4 milyar liralık ürün alımı gerçekleştirdiklerini belirterek, "Alımlarımız artarak sürecek, bu rakamı 2021 yılında 1,5 milyar lirası sözleşmeli üretim olmak üzere toplam 3,7 milyar liraya taşıyacağız." dedi.
Poyraz, AA muhabirine, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinin, tarımsal üretim ve gıda arzının ne kadar stratejik öneme sahip olduğunu bir kez daha gösterdiğini söyledi.

Tarladan sofraya gıda arzı zincirinin ülkeler için giderek daha önemli hale geldiğini belirten Poyraz, vatandaşların güvenli gıdaya ulaşmasını sağlama ve sürdürülebilir kılmanın yolunun tarımda millileşmeden geçtiğini ifade etti.

Poyraz, son yıllarda yerli tohum ve traktör ile yeni sulama projeleri gibi atılan adımların bu çerçevede sevindirici gelişmeler olduğunu dile getirdi.
Tarımsal üretimin bu denli hayati bir önemi bulunduğu bir dönemde kurum olarak konuyu ulusal güvenlik meselesi şeklinde gördüklerini vurgulayan Poyraz, tohumdan başlayarak tüm tarımsal girdi süreçlerinde buna göre adımlar attıklarını kaydetti.

Poyraz, gıda arz güvenliğinin Tarım Kredi'nin 2023 tarım politikası içinde öncelikli konularından birisi olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:
"Gıda arzının yeterli düzeyde sağlanabilmesi, güvenli gıdalar üretilmesi, üretilen gıdanın en uygun maliyetlerle tüketiciye ulaştırılması gibi hususlar gıda arzı güvenliğinin en temel konularıdır. Geçmiş yıllarda yaşandığı gibi belli ürünlerde arz fazlası ya da noksanlığı yaşanmaması, fiyat konusunda da dalgalanmaların önüne geçilmesi için üretimde planlamanın yapılması zorunlu hale gelmiştir. Bu konuyu bir süredir dile getiriyor ve çalışmalarımızı da bu yönde planlıyoruz."
Poyraz, Türkiye'nin öncelikli ihtiyaçları doğrultusunda bir makro planlamanın yapılması gerektiğine dikkati çekerek, "Tohumdan sofraya kadar bütün değerler zincirinin entegre olarak, birbirinden kopmaksızın uyumlu bir şekilde çalışıyor olması lazım. Bizim bunu yapma noktasında bir hedefimiz, gayretimiz var. Türkiye'nin en büyük çiftçi kuruluşu olarak kendimizi bu önemli konuda sorumlu hissediyoruz. Bu bilinçle ürün değerlendirme faaliyetlerini artırmak ve sözleşmeli üretim modelini yaygınlaştırmak için çalışıyoruz." ifadelerini kullandı.

Tarım Kredi yaklaşık 300 çeşit ürün aldı
Sözleşmeli üretim kapsamında 2020'de 400 bin ton ürünü, 9 bin 645 çiftçiden, 1 milyar lira bedelle aldıkları bilgisini veren Poyraz, yıl sonu itibarıyla sözleşmeli üretim hedeflerini yakaladıklarını söyledi.
Poyraz, geçen yıl en az 300 çeşit ürünün kooperatifler tarafından alındığını ifade ederek, 365 milyon lira karşılığı 280 bin ton arpa, 415 milyon lira bedelle 210 bin ton yaş meyve sebze, 270 milyon lirayla 71 bin ton ayçiçeği, 285 milyon lira bedelle 180 bin ton dane mısır başta olarak üzere toplam 1 milyon 116 bin ton ürün alımı yapıldığını aktardı.

Ürün alımlarını hızlandırdıklarını vurgulayan Poyraz, şunları kaydetti:
"Ürünlerin çiftçilerden direkt satın alınıp pazara ulaştırılmasında önemli çalışmalar yapıyoruz. Üretici ile tüketici arasında köprü vazifesi görmek için adımlar atıyoruz. 2017 yılında 453 milyon liralık ürün alımı gerçekleşti. 2018 yılında 800 milyon liralık, 2019 yılında 1 milyar 250 milyon liralık satın alım yapılırken, 2020 yılı için 2,4 milyar liralık ürün alım rakamını yakaladık, alımlarımız artarak sürecek. Bu rakamı 2021 yılında, 1,5 milyar lirası sözleşmeli üretim olmak üzere, toplam 3,7 milyar liraya taşıyacağız." Dedi.
 
 
 
 
 
10.02.2021
Devamı

Üreticinin İneği Çift Başlı Buzağı Dünyaya Getirdi

Kars Kağızman’a bağlı Camuşlu köyünde hayvancılık yapan Baki Öztürk’ün ineği çift başlı bir buzağı dünyaya getirdi. Yıllardır hayvancılık yapmasına rağmen ilk defa böyle bir durum ile karşılaştığının altını çizen Öztürk, buzağının sağlık durumu için veteriner çağırdı. Veteriner hekimin incelemelerinde 2 ağız, 2 baş ve 4 gözü olan buzağının sağlıklı olduğu belirtildi.



 
7.02.2021
Devamı

Turizm ve Tarım Kentinde Santral Tepkisi

İzmir’in Foça’da mera alanına yapılmak istenen Biyokütle Atık İşleme Tesisi için bilirkişi heyeti bölgede incelemeler yaptı. Proje alanında toplanan siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsileri projeye karşı açıklama yaptı. Açıklamada, ilçenin turizm ve tarım kenti olduğuna dikkat çekildi.

Belediye olarak projenin uygulama ve nazım imar planlarına dava açtıklarını hatırlatan Foça Belediye Başkan vekili Kenan Gülay, Foça gibi bir turizm merkezine giden ana arter üzerinde hem de tarım ve hayvancılık alanlarının yanına planlanan tesisin büyük zararlar vereceğini biliyoruz” dedi.

Aynı alanda daha öncede Biyogaz Enerji Tesisi kurulmak istendiğini, açılan davalarla bunun engellendiğini hatırlatan Foça Çevre ve Kültür Platformu Sözcüsü Bahadır Doğutürk ise şöyle konuştu: İzmir’in kuzey ormanları olan Foça ormanlarına bir hançer gibi saplanan cüruf alanının kaldırılmasını beklerken böyle yeni tehlikeli girişimle karşı karşıyayız.”dedi.
 
7.02.2021
Devamı

CoronaVac Aşısının Yan Etkisi Yok

“Sağlık çalışanlarında inaktive Covid-19 aşılanması sonrasında antikor yanıtı ve etkinlik takibi” isimli araştırmanın ilk etabı tamamlandı.
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi sağlık çalışanları tarafından yürütülen ‘Sağlık çalışanlarında inaktive Covid-19 aşılanması sonrasında antikor yanıtı ve etkinlik takibi’ isimli CoronaVac aşısının güvenlik ve koruyuculuğunun izlenmesi konusundaki bilimsel araştırmada katılımcıların sadece %1,5’inin sağlık kurumlarına başvurduğu ve hiçbirinin ciddi bir yan etki göstermediği tespit edildi.

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı, Tıbbi Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyeleri tarafından yönetilen “Sağlık çalışanlarında inaktive Covid-19 aşılanması sonrasında antikor yanıtı ve etkinlik takibi” isimli CoronaVac aşısının güvenlik ve koruyuculuğunun izlenmesi konusundaki bilimsel araştırmanın ilk etabı tamamlandı.

Çalışmada; Dr. Öğr. Gör Şebnem Şenol, Prof. Dr. Erhan Eser, Prof. Dr. Sinem Akçalı, Prof. Dr. Beyhan C. Özyurt, Prof. Dr. Pınar E. Dündar, Prof. Dr. Talat Ecemiş, Dr. Öğr. Gör Deniz Özer, Dr. Merve Gezginci, Dr. Gülizar Deniz, Dr. Yunus Özkaya ve Ferya Karadağ yer aldı.
791 kişiden geri bildirim alındı!

İlk etapta CoronaVac aşısının birinci doz uygulaması sonrası ilk 7 günlük sürede katılımcılar yan etkiler açısından sorgulanarak 1800’e yakın aşılanan sağlık personelinin 791’inden geri bildirim alındı.
Aşı sonrası görülen bölgesel (aşının yapıldığı yer) ve genel (tüm vücutta görülebilen) yan etkiler olmak üzere tablolarla açıklandı. Tablo bilgilerine göre katılımcıların yaş dağılım aralığı 19-65, yaş ortalaması 34.4 olarak açıklandı. Yan etki görülenlerin %61.9’unun kadın, %38.1’inin ise erkek olduğu bildirildi.
Aşı uygulaması sonrasında katılımcıların %27,3’ünde hafif bölgesel ya da genel yan etki bildirildi. Ancak bu yan etkiler nedeniyle katılımcıların sadece %1.5’inin bir sağlık kuruluşuna ayaktan baş vurduğu ve tümünün taburcu edildiği açıklandı. Geri bildirimde bulunanlarda hiçbir ciddi yan etki görülmediği açıklanan çalışmada, yan etkiler nedeniyle sağlık kurumuna en sık başvuru 19-29.9 yaş grubunda %0,9, genel yan etki nedeniyle sağlık kurumuna başvuru oranı kadınlarda %1 erkeklerde %0.3 olduğu kaydedildi.
 
En sık görülen aşı bölgesine sınırlı yan etki %18 ile aşı bölgesinde ağrı olurken, bunu %1,8 ile kolda kas güçsüzlüğü izledi. Bölgesel yan etkilerin yarısından fazlası ilk iki saatte; %80’inin ilk 6 saatte gözlendiği kaydedildi.
En sık görülen genel (tüm vücudu etkileyen) yan etki ise %11,9 ile baş ağrısı olurken, bunu %9,5 ile kas-eklem ağrısı, %3.7 ile boğaz ağrısı izledi. Genel yan etkilerin dörtte biri ilk iki saatte; %55’ i ilk 6 saatte; %87’ si ise 24 saatte gözlemlendiği bildirildi.
Açıklanan çalışmada aşılama yapılan 1800 kişiden 791’inden geri dönüş alındığı kaydedilirken 791 kişi içinden 575’inin hiçbir yan etki göstermediği 216’sının ise hafif yan etki gösterdiği kaydedildi. Bölgesel yan etki gösteren 6 kişi ve genel yan etki gösteren 8 kişinin sağlık kurumlarına başvurduğu ve ayakta tedavi ile taburcu edildikleri açıklandı. Toplam 12 kişinin sağlık kuruluşuna yan etki nedeniyle başvurmasının yan etki gösterenler arasında sadece %1,5’lik bir oranı temsil ettiği kaydedildi.
Görülen yan etkilerinden en fazla baş ağrısı, kas-eklem ağrısı, boğaz ağrısı, üşüme titreme, baş dönmesi gibi etkiler olduğu tespit edildi.
 
 
 
 
7.02.2021
Devamı

Barajlar Çiftçileri Sevindirdi!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından video konferans ile 23 Ocak'ta açılışları yapılan Ergani ve Başlar barajlarının suyu, Diyarbakır'ın verimli topraklarıyla buluştu. 29 milyon metreküp depolama hacmine sahip Başlar Barajı'yla 38 bin 200 dekar, 15 milyon metreküp su depolama hacmine sahip Ergani Barajı'yla da 18 bin 660 dekar arazi sulanacak. Bu iki barajla 43 milyon liranın üzerinde ilave gelir artışı ve 7 bin 500 kişiye de istihdam sağlanacak. Tamamlanan ve tarım arazilerini suyla buluşturan barajlar, geçen yıl kuraklık tehlikesi yaşayan çiftçinin yüzünü güldürdü.

 

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu üyesi ve Diyarbakır Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Mehmet Cevat Delil, eskiden kuru hububattan sadece buğday, arpa ve mercimek üretebildiklerini belirterek, arazilerin suyla buluşmasıyla sulu buğday, pamuk, mısır, soya fasulyesi ile sebzecilik ve meyveciliğin artacağını söyledi.

 

'TERSİNE GÖÇ YAŞANACAK'

Çiftçilerin gelirinin 4'e katlanacağına vurgu yapan Mehmet Cevat Delil, şunları söyledi:

"Ergani ve Başlar Barajı, Silvan Barajı'nın bir kolu. Az bir alan değil, yaklaşık 60 bin dönümlük alanımız suyla buluştu. Eskiden verim ortalaması olarak kuru tarımda 200-250 kilo verim alırken, şu anda 600 kilo civarında bir verim alıyoruz. Bu durum pamukta da öyle. Pamuk, çok iş gücü olan bir ürünümüz ve böylelikle bölgemiz kalkınacak. Özellikle çiftçilerimizin refah seviyeleri de yükselecek. Silvan Projesi'nin tamamlanmasıyla 2 milyon 400 bin dönüm alan sulanmış olacak. Tersine göç yaşanacak ve 500 bin insana iş imkanı sağlanacak. Üretim katbekat artacak. Bu durum bizi de çok mutlu ediyor, heyecanlandırıyor. Diyarbakır'ın çılgın projesi bu gerçekten. Arazilerimiz suyla buluşacak. Herkes 300 bin diyor ama ben 500 bin insana iş imkanı sağlanacak diyorum. Çünkü gelirlerimiz artacak, insanlarımız eskiden buradan batıya göç edip oralarda çalışıyordu. Artık Diyarbakır'da, Bismil'de, Silvan'da, Batman'da, Sur'da çalışacaklar. Kendi illerinde ikamet ederken iş sahibi olacaklar ve para kazanacaklar. Aynı zamanda bu durum beraberinde yatırımları da getirecek. Burada daha fazla fabrika açılacak. Örneğin iplik fabrikaları, salça fabrikaları açılacak. Belki bu işi yapmayanlar bilmezler ama 2 milyon 400 bin hektar alan, çok büyük bir alan. Bugün Diyarbakır'da 7 milyon kullanılabilir tarım alanımız var. Şu anda destekten faydalanan 5 milyon dönümün üzerinde alanda üretim yapıyoruz. Üretim olarak Diyarbakır, buğdayda en fazla üretim yapan 3'üncü ildir. Pamukta, mısırda, kırmızı mercimekte de durum aynı. Üretimimiz katbekat artacak ve ekonomimiz fırlayacak. Biz onun için 'çılgın proje' diyoruz. Üreticilerimiz çok memnun, biz bir an önce diğer barajların da bitmesini bekliyoruz." 

'SULU TARIMDA 3, MEYVE VE SEBZEDE 10 KAT FAZLA GELİR ELDE EDİLECEK'

Tarım ve Orman İl Müdürü Mustafa Ertan Atalar da barajların kent ekonomisine ve çiftçilere çok büyük katkı sağlayacağını belirterek, kıraç arazilerde sadece belirli ürünlerin ekildiğini, sulu tarımla birlikte endüstri, nişasta, şeker ve yağ bitkilerine kadar değişik bitkilerin yetiştirilebileceğini söyledi. Meyve ve sebzeciliğin de gelişmesiyle çiftçilerin gelirlerinin 3 ile 10 kat arasında artacağını vurgulayan Atalar, "Örneğin kıraç tarlada, buğdayda bütün gelirler hesaplandığı zaman dekar başına 300 TL bir kar elde edilirken, bunu meyveciliğe döndürdüğünüz zaman sert çekirdeklilerde bu 10 katına kadar yani dekar başına elde edilen kar 3-4 bin lirayı buluyor. Bunu yumuşak çekirdeklilere ve sebzeye döndürdüğünüz zaman da 10 katına kadar bir gelir elde ediliyor. Çok büyük rakamlar bunlar. Bunun için de su, olmazsa olmaz, en önemli materyal. O yüzden sulanabilir arazilerin sulanması lazım" dedi.

 

'İKLİME DAYALI TARIMDAN KONTROLLÜ TARIMA GEÇİŞ SAĞLANACAK'

Silvan Projesi ve diğer barajların tamamlanmasıyla Diyarbakır'ın ekonomik olarak sulanabilir arazisi olan 4 milyon 200 bin dekarın tamamının sulamaya açılmış olacağını kaydeden Mustafa Ertan Atalar, iklime dayalı tarımdan kontrollü tarıma geçişin sağlanacağını dile getirdi. Atalar, "Silvan Projesi, başta Silvan Barajı olmak üzere 8 barajdan oluşmakta ve 23 sulama şebekesiyle beraber arazilere basınçlı sulama sistemleri tesis edilmektedir. İklime dayalı tarımdan kontrollü tarıma geçişini de sağlayacağı için sadece verim ve elde edilen getirin artmasının yanı sıra elde edilen ürünlerin kalitesinde de çok ciddi yükseliş meydana gelecek. Sudan tasarruf sağlayacağız. Basınçlı sulama sistemleri kurulacak. Bakanlığımızca basınçlı sulama sistemlerini yüzde 50 hibeyle destekliyoruz. Şu ana kadar 250 bin dekarın üzerinde basınçlı sulama sistemi kurduk ve kurmaya da devam ediyoruz" diye konuştu.
5.02.2021
Devamı

Kadın Çiftçi Gözlerine İnanamadı!

Hatay'ın merkez Antakya ilçesine bağlı Üçgedik Mahallesinde çiftçilikle uğraşan Süheyla Özkurt, bahçesine ektiği biberlerin arasında baş tarafı yılana ve cadıya benzeyen bir biber gördü. Bu biberin diğer biberlerden farklı olduğunu gören Özkurt, şaşkınlık içerisinde kaldı. Mevsimin son hasadını gerçekleştiren Özkurt ilk olarak tedirgin olurken, daha sonra biberi inceleyince şaşırdı.


Süheyla Özkurt yıllardır çiftçilikle uğraştığını ve ilk defa bu şekilde bir biber gördüğünü belirterek, "Mevsimin son biber hasadını yapıyordum, bahçeyi temizleyip yeni sezona geçeceğiz. Biberleri toplarken bunları gördüm ve dehşete düştüm.
Biri yılana biri de cadıya benziyor. Belirli aralıklarda gördüm, aynı dalda değildi. Hormon veya kimyasal kesinlikle kullanmıyorum. Evimde yaptığım karışımlarla ben bitkilerimi yetiştiriyorum, yetiştirmeye çalışıyorum.


Ben şok oldum, komşularıma da gösterdiğimde onlarda şok oldu. Allah'ın şekillendirdiği biber. İlk önce şaşırıp, korktum.
Gözü, ağzı, dili var, ben ilk defa böyle bir şeye şahit oluyorum. Doğal bahçemde, doğal ürünlerle, doğal gübrelerle, karışımlarla yaptığım ve atalık tohumundan yetiştirdiğim biberler farklı şekillerde oluştu. Neye yoracağımıza bende bilmiyorum" dedi.
Özkurt, yılana ve cadıya benzeyen biberin kendilerine bereket getirmesini diledi.
5.02.2021
Devamı

Orhan Sarıbal’dan Hamsi Av Yasağına Tepki!

CHP Bursa Milletvekili ve PM üyesi Orhan Sarıbal, hamsi avı yasağının bilimsel temeli olmadığını belirterek, av yasağının derhal kaldırılması gerektiğini söyledi. Sarıbal, “Karadeniz’e komşu ülkelerde yasak yokken sadece Türkiye karasularında av yasağı getirmenin bilimsel hiçbir gerekçesi yok. Bu kararla 83 milyonun ucuz balık yemesi engellenirken, Karadeniz’deki balıkçılar ve esnafı ise mağdur ediliyor” dedi. Sarıbal, balık avı yasağının soğuk depo sahibi 4-5 firmanın para kazanması için getirildiğine ilişkin şüphelerini de dile getirdi.
 
İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu ile birlikte Rize’yi ziyaret eden CHP Genel Başkan Tarım Politikalarından Sorumlu Başdanışmanı Sarıbal, CHP Rize İl Başkanlığında basın toplantısı yaptı.
 
Balıkçı esnafını ziyaret ettiklerini ve 8 Ocak 2021 tarihinde alınan ve 7 Şubat tarihine kadar geçerli olacak olan hamsi balığı avının, Karadeniz balıkçıları ve esnafını mağdur ettiğini söyledi.
 
Tarım ve Orman Bakanlığının hamsi balığının boyunun ve etinin büyümesi gerekçesiyle böyle bir karar aldığını anımsatan Sarıbal, “Bunun çok zamansız, acele, bilimsel gerçeklerden uzak, işin özüne inmeden, yukarıdan sadece birkaç kişinin talimatı ya da isteğiyle alınmış, net yanlış bir karar olduğunu bugün burada yaptığımız çalışmalar sonrası gördük” dedi. Gürcistan, Romanya, Bulgaristan, Ukrayna, Rusya gibi Karadeniz’e sınırı olan ülkelerde uygulanmayan yasağın Türkiye için uygulanmasının, ileri sürülen gerekçeleri boşa çıkardığını söyleyen Sarıbal, şunları söyledi:
 
Gürcistan’da serbest bizde yasak
 
“Türkiye karasularında balığın boyuna ve et miktarına göre avlanması yasak, ama eğer aynı balıkçılar aynı teknelerle Gürcistan’a giderlerse, Gürcistan bölgesinde avlanma yaparlarsa, avlanma serbest. Bu balık bütün ülkelerin sınırlarını geziyor. Siz 1 yılda, 2 yılda, 3 yılda 9 cm’ye gelen bir balığı 1 ay yasaklama ile boyunu uzatmayı, et aldırmayı düşünüyorsanız, buna sadece biz değil, kargalar bile güler. Dolayısıyla bilimden uzak, tamamen yanlış bir karar. Alınan karardan kimsenin haberi yok. Balıkçıların, kooperatiflerin, birliklerin, işin tarafı kimsenin haberi yok. Akşam karar alıyorsunuz sabah uyguluyorsunuz. Yaklaşık 400- 450 tekne. Ortalama 10 bin çalışan insan. Siz bir ay boyunca açlığa yoksulluğa mahkum ediyorsunuz. Bu insanların kredi borcu var. Çalıştırdıkları personele ücret ödüyorlar. Bu insanlar lojistik amaçla kiraladıkları para ödeyecekler. Peki, siz hükümet olarak çalışanlara bir ücret, 1 ay boyunca, yapamadıkları iş için, herhangi bir gelir, herhangi bir destek ödemesi var mı? Yok.”
 
Stokçular kimler?
 
Getirilen av yasağının balık avının en uygun dönemi olan soğuk aylarda alındığını hatırlatan Sarıbal, yasağın bazı stokçulara para kazandırmak amacıyla alınıp alınmadığını sordu. Sarıbal, şunları söyledi:
“Bakan ‘biz balığın geleceğini kurtarmak için, Karadeniz’in geleceğini kurtarmak için, hamsinin geleceğini kurtarmak için bunu yasaklıyoruz çünkü 2 ay stokumuz var’ dedi. Peki, bu 2 aylık stok kimde? Buradan Bakana soruyorum; Sayın Bakan 2 ay Türkiye’ye yetecek hamsiyi kimler stokladı? Bunlar kim? Kaç kişiler?
 
Covid dönemi yaşıyoruz. Geçen yıl bu zamanlar Covid nedeniyle, gıda zincirinde bozulma ihtimaline karşılık hükümet, soğan ve patateste ihracat kısıtı kararı aldı. Ardından limon kısıtı kararı aldı. Ne dedi? ‘Halkımın gıda arzını sağlamak zorundayım’ dedi. Yani ‘pazarlarda patates eksik olmamalı, soğan eksik olmamalı, diğer temel gıdalar eksik olmamalı’ dedi. Bunun için ihracatı yasakladı.
 
Bugün geçen yıl yaptığının tam tersini yaparak, en önemli zamanda ucuz, sağlıklı, doğal balık olan hamsinin üretilmesine, tutulmasına kısıt getiriyor. Peki, bu kimin işine yarıyor? Kısıtlamandan önce bir sepet, yaklaşık 15 kilogramlık balığı, 4-5 büyük şirkete 50 liradan satan balıkçı şu anda stoklamamış, herhangi bir şekilde depoya koyamamış, çaresiz bir şekilde günlük balığa gitmeyi bekliyor. Stokçular 50 liraya aldıkları 1 sepet balığı yani 15 kilosunu 200-250 liraya, tam 4 katına, 5 katına satıyorlar. Sayın Bakan bunlarla ne işiniz var sizin? Gürcistan’da ve diğer ülkelerde balık yakalanırken Rize’nin, Trabzon’un, Hopa’nın, Artvin’in balıkçısının günahı nedir? Bu cezalandırmanın adı nedir?
83 milyon insanın en önemli gıda maddesi olan hamsi balığının yasaklanmasını bu 4 tane şirketin elindeki stokları bitirmek için mi yaptınız?”
 
83 milyon insan cezalandırılıyor
 
Getirilen yasak ile geçimini sağlayamayacak Karadenizli balıkçı esnafı ile birlikte ucuz balık yeme şansı kalmayan 83 milyon insanın cezalandırıldığını aktaran Sarıbal, “Karadeniz’de getirdiğiniz yasak nedeniyle hamsiyle beraber ya da hamsi dışında, yasak içinde olmayan, tutulması gereken diğer balık çeşitlerinin de tutulmasını, avlanmasını yasaklamış oluyorsunuz. Bu yasak; yöntemiyle, zamanlamasıyla, amacıyla, tümüyle yanlıştır. Derhal, hiç zaman kaybetmeden, 7 Şubat’ı beklemeden, Karadeniz’in Türkiye karasularının içindeki avlanma yasağını derhal kaldırın. Bu halka, bu Covid-19 döneminde zulüm etmeyin” dedi.
 
Bekaroğlu: Cumhurbaşkanı biliyor mu?
 
İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu da getirilen av yasağının bilimsel hiçbir temeli olmadığını vurguladı. “Sayın Cumhurbaşkanı bu yasağın gerekçesini biliyor mu?” diye soran Bekaroğlu, “Getirilen yasakta kesinlikle bilimsel bir veri yoktur. Bu balık 1 ayda 7-8 cm olacak, böyle bir şey mümkün değil? Eşyanın tabiatına aykırı” dedi.
5.02.2021
Devamı

TÜDKİYEB, Küçük Çoban Şevkiyi Ödüllendirdi.

TÜDKİYEB, sosyal medya fenomeni küçük çoban Şevki’yi ödüllendirdi. 12 yaşındaki Şevki Savran’a, 5 anaç sakız koyunu, tablet verenTÜDKİYEB Genel Başkanı Çelik, Şevki’nin bir yıllık okul masraflarının dakarşılanacağını bildirdi
TÜDKİYEB Genel Başkanı Çelik:“Şevki evladımız sektörümüz açısından bir simgedir”
“Şevki evladımızın hem okuluna devam etmesi, derslerinden arta kalanzamanda da ailesine yardımcı olabilmek için abisiyle birlikte koyunlarınbakım ve otlatılması işini yapması takdire şayan bir iştir. Herkese deörnek olacak bir davranıştır”
 
Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik, sosyal medya fenomeni küçük çoban Şevki’yi ödüllendirdi. 12 yaşındaki Şevki Savran’a, 5 anaç sakız koyunu, tablet veren TÜDKİYEB Genel Başkanı Çelik, Şevki’nin bir yıllık okul masraflarının da karşılanacağını bildirdi.
Çelik, Balıkesir’in Havran ilçesi Büyükdere mahallesinde Şevki’yi ziyaretinde yaptığı konuşmada, sadece 12 yaşında olmasına rağmen tüm ülkeye örnek olacak bir çobanlık yapan Şevki Savran’ı takdir ettiklerini, gurur duyduklarını, kendisiyle tanışmak, yaptıklarını yerinde görmek için Ankara’dan kalkıp buralara kadar geldiklerini belirterek, “keşke, bütün insanlarımız mesleğini bu şekilde mükemmel olarak yapabilse. Şevki evladımız sektörümüz açısından bir simgedir” dedi.
Nihat Çelik, küçük yaşına rağmen Şevki Savran’ın son derece tercrübeli, işini çok iyi bilen, mükemmel bir şekilde görevini yaptığını vurguladı.


 
“Yoğun çaba içindeyiz”
 
Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği olarak 2006 yılındaki kuruluşumuzdan bu yana, il birlikleriyle uyumlu çalışarak, hükümet ile işbirliği yaparak küçükbaş hayvancılığı daha iyi yerlere getirmek için yoğun çaba içinde olduklarına dikkati çeken Çelik, şunları söyledi:
“Genel Başkan olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Tarım ve Orman Bakanımız Sayın Dr. Bekir Pakdemirli’nin destekleriyle sektörümüzü getirdiğimiz noktadan gurur duyuyorum.
Geldiğimiz seviye çok önemli olsa da bunu yeterli göremeyiz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bize hedef koyduğu her nüfus başına bir küçükbaş hayvan sayısına en kısa zamanda ulaşmak için tüm sektör olarak geceli gündüzlü çalışıyoruz, çalışmaya da devam edeceğiz.
Tabii gelinen bu seviye ve ulaşılacak hedef, kesinlikle sektöre emek veren yetiştiricilerimizin olacaktır. Edirne’den Kars’a kadar boydan boya bu ülkenin her noktasında yetiştiricilerimiz gece gündüz, yağmur çamur, kar kış, sıcak soğuk demeden büyük bir özveriyle çalışmakta, hayvan sayısını, et ve süt verimini artırmaya gayret etmektedir. Bunlardan biri de Balıkesir’in Havran ilçesi Büyükdere mahallesinden yaşayan Şevki Savran evladımızdır.

Bu gayrete bir nebze de olsun destek vermek, sorunların çözülmesini sağlamak, yetiştiricimizin işini kolaylaştırmak, bizim için bir mutluluk kaynağıdır.
Bu çabada en önemli pay hiç kuşkusuz ki çobanlarımızındır. Onlar, çok önemli bir işi yerine getirmektedir. Unutmayalım ki başta Peygamber Efendimiz olmak üzere hemen her peygamber hayatlarının bir devresinde çobanlık yapmıştır.
 
-“Çobanlık Peygamberlerin mesleği”
 
Buhâri, Peygamber Efendimizin ‘Allah hiçbir peygamber göndermedi ki çobanlık yapmamış olsun’ şeklinde buyurduğunu, dinleyenlerin, ‘Sen de mi Ey Allah’ın Resûlü’ diye sormaları üzerine, ‘Evet, ben de bir miktar kırat mukabili Mekke ehline koyun güttüm’ dediğini nakleder. Hz. Musa, Hz. Yakup ve Hz. İshak peygamberlerin asıl meslekleri de çobanlıktır. Her mesleğin bir piri, bir peygamberi vardır ama çobanlık yapmayan peygamber yoktur. Çobanlık, bu topraklarda Cihan imparatorluğuna giden yolda Selçukluyu, Osmanlıyı kuran ecdadımızın mesleğidir.”
Sadece 12 yaşında olmasına rağmen tüm ülkeye örnek olacak bir çobanlık yapan Şevki Savran’ı takdir ettiklerini, kendisiyle gurur duyduklarını belirten Çelik, şöyle devam etti.
“Keşke, bütün insanlarımız mesleğini bu şekilde mükemmel olarak yapabilse. Kendisiyle tanışmak, yaptıklarını yerinde görmek için Ankara’dan kalktık buralara kadar geldik.   
Şevki evladımız, işine olan sevdasını, bilgisini sosyal medyaya yansıtarak örnek bir iş yapmış ve sektörümüze çok önemli bir katkı sağlamıştır. Şevki ile bu görüntülü röportajı yapan arkadaşımıza da çok teşekkür ediyoruz.
Bu aşamadan sonra Şevki evladımız sektörümüz açısından bir simgedir.
Şunu unutmalıyım; çalışmak ibadettir. Şevki evladımızın hem okuluna devam etmesi, derslerinden arta kalan zamanda da ailesine yardımcı olabilmek için abisiyle birlikte koyunların bakım ve otlatılması işini yapması takdire şayan bir iştir. Herkese de örnek olacak bir davranıştır. 
 
-“270 bin yetiştiricimiz adına teşekkür ediyoruz”
 
Kendisine 270 bin yetiştiricimiz adına teşekkür ediyoruz. Yaptıklarından gurur duyuyoruz.
Şevki evladımız ileride kasap olmayı düşündüğünü söylüyor ama benim ona tavsiyem eğitimini de aksatmaması yönünde olacaktır. Hem çobanlık yapıp hem üniversitede okuyan nice gençlerimiz vardır. Nitekim, daha geçen yaz Van’ın Erçiş ilçesinden Muhammet Taş evladımız, dağda, taşta, bayırda, gece gündüz son derece meşakkatli bir şekilde çobanlık yaparken, kıt imkanlarına rağmen aynı zamanda bu ülkenin en parlak öğrencileri arasına girmiş, tıp fakültesini kazanmış ve bizleri gururlandırmıştı. Genel Başkan olarak Muhammet Taş evladımıza da ziyarette bulunarak tebrik etmiştim.

Bu bilgiyle Şevki evladımız rahatlıkla hayvancılık alanında üniversite tahsili yapar, ülkesine hizmet etmeye devam eder.”
Şevki’nin okul hayatında yardımcı olacağına inandığı ve merada koyun otlatırken bile kullanabileceği, internete girip derslerini takip edebileceği 4,5 G uyumlu bir tablet, 5 adet anaç Sakız koyunu hediye ettiklerini bildiren Çelik, “Şevki evladımızın bir yıllık okul masraflarını da karşılayacağımızı buradan ilan ediyorum. Burada şunu da ifade etmek istiyorum ki; Tarım ve Orman Bakanımız Sayın Dr. Bekir Pakdemirli’nin sektörümüze verdiği en önemli desteklerden biri de sürü büyütme ve yenileme desteğidir. Anaç Sakız koyunların Şevki evladımızın sürüsünü büyütmesine, yenilemesine bereket katmasını diliyorum” dedi.

Küçükbaş hayvancılığı daima sahiplenen ve büyük desteklerini gördükleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ile hükümete sektör adına teşekkür eden Çelik, konuşmasını, “Şevki evladımız, tabletini güle güle kullansın, yüzündeki mutlu ifade hiç eksilmesin.
Bu duygu ve düşüncelerle Şevki evladımız ve Şevki gibi tüm kardeşlerimize kapımızın her zaman sonuna kadar açık olduğunu ifade ediyor, yaşıtlarına örnek ve yol gösterici olmasından dolayı tekrar kendisini kutluyor, yanaklarından öpüyorum” sözleriyle tamamladı.
Ziyarete, Marmara ve Ege il birlik başkanları da katıldı.
 
 
4.02.2021
Devamı

Tarım ve Teknolojiyi Bir araya Getiren Proje Örnek Olacak

Karacabey Belediyesi, tarım üzerine hazırladığı yeni proje ile tarım ve hayvancılığa yıllarını vermiş tecrübeli isimleri, genç ve mesleğe yeni başlayan üreticilerle internet ortamında bir araya getirmeye hazırlanıyor.

Ülkemizin en önemli üretim merkezlerinden biri olan Karacabey’de, tarım ve hayvancılığa dair bilgi ve birikimlerin gelecek nesillere aktarılması için önemli bir proje hayata geçiyor. Belediye Başkanı Ali Özkan, geçtiğimiz günlerde ilçede zeytinciliğin de önemine vurgu yapan bir açıklama yapmıştı. O projenin detayları belli oldu.

Karacabey Belediyesi, tarım üzerine hazırladığı yeni proje ile tarım ve hayvancılığa yıllarını vermiş isimleri, genç ve mesleğe yeni başlayan üreticilerle internet ortamında bir araya getirecek.
Karacabey Belediyesi’nin resmî sosyal medya hesaplarından paylaşılmak üzere hazırlanan programın ilk çekimleri önceki gün tamamlandı.

Belediye Başkanı Ali Özkan, proje kapsamında Ziraî Danışman Mehmet İzbak ile bir araya geldi. Başkan Özkan, “Tarım ve teknolojiyi bir araya getirmek için önemli bir adım atıyoruz. Tarımda ve hayvancılıkta en önemli etken tecrübedir. Ve bizler de bu projemizle, sektörün tecrübeli isimlerini genç ve girişken üreticilerimizle buluşturacağız. Bu yayınların ilkini zeytincilik üzerine başlatıyoruz. Mehmet İzbak, ilçede yıllardır çiftçilerimize çeşitli konularda yardımcı olan bir isimdi. Şimdi bu tecrübesini, zeytincilik alanında bu işe meraklı, yeni başlayan ve sorusu olan diğer zeytin üreticileriyle paylaşacak” dedi.

Karacabey Belediyesi sosyal medya hesaplarından da yayınlanacak olan programlar serisinin zeytincilik ile başladığını belirten Başkan Özkan, bunun arıcılık, hayvancılık, organik tarım gibi çeşitli konularda da yayınlaştırılarak devam ettirileceğini söyledi.

Ülkemize örnek olacak

Zeytincilik üzerine hazırlanan programın ilk çekimlerine başladıklarını ve bundan büyük mutluluk duyduklarını belirten İzbak ise, “Günümüz koşullarında zeytin üreticilerimize kendi ayakları üzerinde durabilmesi, ekonomik maliyet ve doğru bilginin ulaştırılabilmesi için yola çıktık. Çağımız teknoloji çağı. Bu bilgi birikimimizi, Karacabey Belediye’miz aracılığıyla Türkiye’nin tüm bölgelerindeki üreticilerle paylaşacağız. Hem ilçemiz hem de ülkemiz tarımı için hayırlı olsun” dedi.
Öte yandan, Karacabey Belediyesi tarafından hazırlanan mini stüdyoda ilk çekimleri tamamlanan programlar serisi, yakında Facebook ve Youtube üzerinden de üreticilerle paylaşılacak.
 
4.02.2021
Devamı

Kılıçdaroğlu : Yabancı Çiftçiye Destek Verene Gayri Milli Derim

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, arpadan mercimeğe kadar tarımın dışarıya bağımlı hale geldiğini söyleyerek, "Kendi çiftçisine değil, yabancı çiftçiye destek veren bir iktidara gayri milli derim. Kimse kusura bakmasın." ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu parti genel merkezinde düzenlenen Çiftçi Buluşması programının açılışında yaptığı konuşmada, tarımın bütün ülkeler için stratejik bir sektör olduğunu, bunun için anayasada da özel maddelerin bulunduğunu söyledi.

Anayasa'nın 45. maddesinde yer alan "Devlet, bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır." ifadesine atıfta bulunan Kılıçdaroğlu, devletin maliyeti düşürmek ve bütün önlemleri almak zorunda olduğunu vurguladı.

Kılıçdaroğlu, yine aynı maddede yer alan "Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır." ifadelerini anımsatarak, çiftçinin eline ürünün gerçek değerinin geçmesi ve devletin maliyeti düşürmesi, ürünü satın alması ya da satılmasına imkan sağlaması gerektiğini kaydetti.
"İktidar sahipleri bu anayasayı bilmiyorlar mı? Bu anayasadan haberleri yok mu?" diye soran Kılıçdaroğlu, "Çiftçi için anayasal güvence var. Siz, anayasanın kurallarını uygulamıyorsunuz, çiftçiyi batıyorsunuz. Hakkınız, hukukunuz teslim edilmiş ama adalet yok, gereği yapılmıyor. Bunun gereğinin yapılması lazım." dedi.

Hala teşviklerin ödenmediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"'Para yok diyorlar, güzel ama köprüden geçerken Hazine garanti vermiş, ister yoldan geç, ister geçme, ister köprüden geç ister geçme, ister havaalanına git ister gitme, dolar bazında, dakikasında ödüyor mu? Ödüyor. Onlara para var. Üstelik dolarla ödüyor, dolar bazında ödüyor. Bize gelince para yok. Niye size gelince para yok? Beşli çeteye var da size niye yok? 1 milyar 900 milyon dolar, 6 milyon dolar para ödenecek 2020-2021'de para ödenecek. Saati gelince tak paralarını ödüyorlar. Size gelince kanun var, ödemiyorlar. Niçin? Çiftçiyi kendi arka bahçeleri olarak görüyorlar. 'Biz parayı ödemesek de bunlar gelir, bize oy verirler.' diyorlar. Asıl sorunumuz bu. Bu siyasi tercihten hükümeti vazgeçirmenin yolu, siyaseten 'Paramı zamanında ödedin ödedin, ödemediysen kusura bakma oy moy yok sana.' diyeceksiniz. O zaman göreceksiniz, hükümet kulağını çevirecek, sizi dinleyecektir. "

"Mazot desteği için 2021 bütçesine 177 milyon  konuldu"
Tarım Kanunu'nun 21. maddesini hatırlatan Kılıçdaroğlu, 2006'dan bu yana burada belirtildiği gibi çiftçiye milli gelirin yüzde 1'i oranında destek verilmediğini anlatarak, Türkiye İstatistik Kurumu verileriyle hesaplandığında Türk çiftçisinin 210 milyar lira alacağı olduğunu öne sürdü.
Çiftçiye verilen destek ödemesinin vergiye tabi tutulduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, mazot desteğinin geçen yıldan 177 milyon lira, gübre desteğinin 52 milyon lira, hayvancılık desteğinin da 558 milyon lira daha az belirlendiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Teşvikten vergi alınır mı? Ama sadece çiftçiden alıyorlar. Onu da söyleyeyim. Diğerlerine milyarlarca lira teşvik veriyorlar, 5 kuruş bile kesilmiyor ama çiftçi olunca 'Vur ensesine ağzından al lokmayı.', nasıl olsa sesi çıkmaz. Sizin buna isyan etmeniz lazım, 'Bu yanlıştır.' demeniz lazım, 'Bizi batırana oy vermeyeceğiz.' demeniz lazım.' Ben sizin hakkınızı sonuna kadar savunurum. Sizin hakkınızı bana oy verin diye değil, adalet için savunuyorum. Adalet olması lazım.

Size verilmiyor, kime veriliyor? Tefecilere veriliyor. Bakın dünyada en yüksek faizle borçlanan ülke Türkiye. Ya dolar gelecek yüksek faiz, borç para istiyorsun, yüksek faiz. Bir anlamda Türkiye, ekonomide bağımsızlığını büyük ölçüde kaybetmiştir. Tefecilere ödenen faiz sadece 2020'de 134 milyar lira. Eski parayla 134 katrilyon lira faiz ödendi bir avuç tefeciye. Size ne verildi? Hakkınız olan bile zamanında verilmedi."

"Dışarıya bağımlı hale getirdiler bizim tarımımızı"
Dışarıda daha ucuz olduğu gerekçesiyle ithalat yapıldığını belirten Kılıçdaroğlu, "Daha ucuz değil, daha pahalı. Dışarıya bağımlı hale getirdiler bizim tarımımızı. Sadece böyle değil ithalat. Arpadan tutun, mercimeğe kadar... Bizim Yozgat'ın kokulu mercimeği bir dünya markası. Onu bile yok ettiler. Dışardan mercimek, canlı hayvan, et getiriyorlar. Neden? Sizinle rekabet etmek için." ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, faizin düşürülmesi gerektiğini belirtti. Türkiye'nin tarım ilacını ve gübresini üretmesi gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, "Bir zam yağmuru var. Önümüzdeki sene ne olacak? 2021'de ne olacak? Bu çok önemli. Gayri milli bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız. Kendi çiftçisine değil, yabancı çiftçiye destek veren bir iktidara gayri milli derim arkadaşlar. Kimse kusura bakmasın." ifadelerini kulladı.
Kılıçdaroğlu, hükümetin, çiftçiyi yanında görmek istiyorsa faizleri silmesi ve hacizleri durdurması gerektiğini sözlerine ekledi.
 
 
4.02.2021
Devamı

Merkez Bankası'ndan Gıda İçin Hamle

Merkez Bankası bünyesinde “Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları Analiz Müdürlüğü” kuruldu. Müdürlük, fiyat istikrarı açısından kritik önem arz eden gıda ve tarım ürünleri fiyatlarına dair verileri inceleyerek, erken uyarı görevi yapacak.

Gıda Komitesi’nde gıda fiyatlarındaki fahiş artışların önüne geçebilmek amacıyla Erken Uyarı Sistemi kurulması kararından sonra, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) ilk adım geldi.

Merkez Bankası İdare Merkezi bünyesinde Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları Analiz Müdürlüğü, Katılım Bankacılığı Müdürlüğü ve Mali Kontrol Müdürlüğü kurulması kararlaştırıldı. TCMB’den yapılan açıklamada, şöyle denildi:

“Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) organizasyon yapısına ilişkin ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak; Yapısal Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğü bünyesinde “Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları Analiz Müdürlüğü”, Bankacılık ve Finansal Kuruluşlar Genel Müdürlüğü bünyesinde “Katılım Bankacılığı Müdürlüğü”,Bütçe ve Finansal Raporlama Genel Müdürlüğü bünyesinde “Mali Kontrol Müdürlüğü” kurulmasına karar verilmiştir.
 
 
 
4.02.2021
Devamı

Yılın İlk Ayı'nın Zam Şampiyonu Mandalina

Yeni yılın ilk ayında enflasyon beklentilerin hafif üzerinde artarak yüzde 1,68 olarak gerçekleşti. Böylece yıllık enflasyon yüzde 14,97 ile son 17 ayın en yüksek seviyesine ulaşmış oldu. Ocak ayında zam şampiyonu yüzde 26.77 ile mandalina oldu.

TÜİK, ocak ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. 
Ocak ayında yıllık enflasyon yüzde 14,97 olarak gerçekleşti.
Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ocakta aylık bazda yüzde 1,68, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 2,66 artış gösterdi.
Verilere göre, ocak ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 12,53, yurt içi üretici fiyatları yüzde 13,64 arttı.
Yıllık en düşük artış %1,35 ile alkollü içecekler ve tütün grubunda gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla, %2,12 ile giyim ve ayakkabı, %6,13 ile eğitim ve %6,32 ile haberleşme oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, %24,53 ile çeşitli mal ve hizmetler, %23,25 ile ev eşyası ve %21,43 ile ulaştırma oldu.
 
 
3.02.2021
Devamı

Yavaş'tan Yüzde 90'ı Hibeli Nohut Tohumu Desteği

Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Başkent’te kırsal kalkınmayı desteklemek ve yerli üretimi artırmak amacıyla çiftçilere yönelik desteklerini sürdürüyor. Pandemi nedeniyle yaşanan mağduriyetleri gidermek için yerli üreticilerden satın alınacak patates ve soğanı ihtiyaç sahibi vatandaşlara dağıtacaklarını açıklayan Başkan Yavaş, “yerli üreticimiz ile ihtiyaç sahibi vatandaşımız arasında köprü oluyoruz” dedi. Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı da 25 ilçede yaklaşık 2 bin çiftçiye yüzde 90’ı hibe, yüzde 10’u çiftçi katkı payı olmak üzere 800 ton “Nohut Tohumu” dağıtımı gerçekleştirecek. Nohut tohumu desteğinden yararlanmak isteyen çiftçilerin talepleri, 3-5 Şubat 2021 tarihleri arasında alınacak.
   
   Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, kırsal kalkınmayı destekleyerek hem kent hem de ülke ekonomisine katkı sağlamak amacıyla Başkentli çiftçilere destek olmayı sürdürüyor. 
   Yerli üretimi artırmak amacıyla üreticiye özellikle pandemi döneminde destek olmaya devam eden Başkan Yavaş, sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı duyuru ile yerli üreticilerden satın alacakları soğan ve patatesi ihtiyaç sahiplerine dağıtacaklarını açıkladı. Yaşanan mağduriyetleri gidermeyi istediklerini belirten Başkan Yavaş, “Yerli üreticimiz ile ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız arasında köprü oluyoruz” dedi.


 
KIRMIZI MERCİMEK TOHUMUNDAN SONRA SIRADA NOHUT TOHUMU DESTEĞİ VAR
   Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı kırmızı mercimek tohumu desteğinden sonra şimdi de Başkentli çiftçilere yüzde 90’ı hibe, yüzde 10’u ise katkı payı olmak üzere nohut tohumu desteği sağlayacak.
   Şereflikoçhisar, Bala ve Haymana ilçelerinde çiftçilere 8 Şubat’tan itibaren ilk kez “Kırmızı Mercimek Tohumu” dağıtımı gerçekleştirecek olan Büyükşehir Belediyesi, “Nohut Tohumu” desteği için de çiftçi başvurularını 3-5 Şubat tarihleri arasında alacak.
 
YAKLAŞIK 2 BİN ÇİFTÇİYE TOPLAM 800 TON NOHUT TOHUMU DAĞITILACAK
   Tarımsal kalkınmayı teşvik ederek üretimi desteklemek, çiftçilerin gelir seviyesini artırmak, ülke ekonomisine katkıda bulunmak ve iklim kaynaklı tarım alanlarından maksimum düzeyde fayda sağlamak amacıyla 25 ilçede yaklaşık 2 bin yerli üreticiye toplam 800 ton “Nohut Tohumu” desteğinde bulunacak.
 
 
3.02.2021
Devamı

Nevşehir'de Islah Çalışmaları İçin Start

Nevşehir’deki hayvancılığın gelişmesi için Nevşehir Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği önemli bir proje hazırladı.
Proje hakkında açıklamada bulunan Nevşehir Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Dönmez, birliğin amacının Nevşehir’de hayvan ıslahını geliştirmek olduğunu söyledi.

“Ülke hayvancılığı için ıslah çalışmasının hastalıkları önlemek süt ve et üretimini artırmak gibi birçok faydasını sayabiliriz. İl genelinde hayvancılıkta suni tohumlama ve ıslahı yaygınlaştırmak amacı ile Nevşehir hayvancılığına çığır açacak yeni bir projenin içerisinde olduğumuzu yetiştiricilerimize bildirmek isteriz.” dedi. Ziraat Bankası ile ortak proje Yetiştiricilerden yüksek fiyatla düve alıp daha uygun fiyata gebe düve satacaklarını vurgulayan Dönmez, şöyle konuştu:

“Birlik olarak Ziraat Bankası ile beraber yetiştiricilerimizden 6-13 ay arası boğa altı düve satın alma işlemlerini başlattık. 01.02.2021 tarihi itibari ile sahaya inen ekiplerimiz hummalı bir çalışma ile yetiştiricilerimizden piyasa fiyatlarının üzerinde bedelle boğa altı düvelerini satın alıp düve yetiştirme çiftliğimizde bakım besleme ve tohumlama işlemlerinin ardından yine yetiştiricilerimize uygun fiyat ve ödeme koşulları ile gebe düve satışlarına başlamayı hedefliyoruz.”dedi.



 
3.02.2021
Devamı

Hamsi Avının Serbest Olduğu Alan Genişletildi!

Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nce daha önce iki defa kısmi olarak durdurulan ticari amaçlı hamsi avcılığı yasağı son olarak, 7 Şubat 2021 tarihine kadar uzatılmıştı.
Yapılan yeni değerlendirmeler neticesinde hamsi avcılığına kapalı olan İstanbul’un doğusu ve Kocaeli sınırları içerisinde kalan alan 7 Şubat 2021 tarihini beklemeksizin avcılığa açılmıştır.
Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğümüzce yapılan gözlem ve denetimler ile araştırma kuruluşları tarafından yürütülen izleme çalışmaları sonucunda, İstanbul Boğazının tamamı ve İstanbul ili Sarıyer İlçesinin Kumköy Aslan Burnu’nun doğusundan Gürcistan sınırına kadar olan alanda hamsi avcılığına 28 Ocak – 7 Şubat 2021 tarihleri arasında kısıtlama getirilmişti.

Ancak bu kısıtlama süreleri içerisinde yapılan yeni değerlendirmelerde; İstanbul ve Kocaeli illeri sınırları içerisinde kalan karasularımızda, avlanılan hamsilerin boy uzunluklarının avlanabilir limitler ölçüsünde ve et verimlerinin normal olduğu, diğer illerimizde yapılan avcılıklarda ise hamsilerin boy uzunluklarının avlanılabilir limitin altında kaldığı ve halen et verimlerinin de düşük olduğu tespit edilmiştir.
Bu tespitler neticesinde;
İstanbul’un doğusu ve Kocaeli sınırları içerisinde kalan alan, 7 Şubat 2021 tarihini beklemeksizin, hamsi avcılığına açılmıştır.
 
Bakanlığımızca denizlerimizde av sırasında, avlanılan su ürünlerinin karaya çıkarıldıkları noktalarda, toptan ve perakende satış yerlerinde gerekli denetimler her zaman olduğu gibi bundan sonra da titizlikle yürütülecek, yasal boy limitinin altındaki balıkların avlanılmasına ve satışına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.
2.02.2021
Devamı

İzmir’de Olağanüstü Yağmur Hayatı Felç Etti!

İzmir'de başlayan sağanak yağış kenti adeta felç etti. Birçok ev ve iş yerini su bastı. Belediye ve itfaiye ekipleri, su tahliye ihbarlarına yetişemeyince vatandaşlar kendi imkanlarını seferber etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, "Kent şu anda afet yaşıyor. Zorunlu olmadıkça evden çıkılmasın" uyarısı yapıldı. Foça Belediye Başkanı Fatih Gürbüz ise Foça’nın 30 yıldır bu yoğunlukta bir yağmur görmedik." dedi. İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger yaptığı açıklamada, kamu çalışanlarının tam gün izinli sayılacağını dile getirdi. Son dakika açıklamasına göre İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger, İzmir'deki selde 1 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nin şiddetli sağanak uyarısı yaptığı İzmir'de dün gece yarısı başlayan yağış hayatı olumsuz etkiliyor. Etkisini şiddetli şekilde sürdüren gök gürültülü sağanak nedeniyle çok sayıda ilçede cadde ve sokaklar sular altında kaldı. Trafik durma noktasına geldi.

Gaziemir, Karabağlar ve Konak ilçelerinde dereler taştı. Bazı derelerin debisi yükseldi. Aliağa-Cuma Ovası arası çalışan banliyö treni saat 07.30'da durdu.

Sağanak etkisini sürdürürken, itfaiye ve belediye ekipleri, su baskınlarının yaşandığı noktalarda tahliye çalışması başlattı.

TUNÇ SOYER: BÜYÜK BİR FELAKET

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, yaptığı yazılı açıklamada, aşırı yağmurun yol açtığı olumsuzlukları gidermek için çalışmaların sürdüğünü belirtti.

İzmir'in son 24 saattir çok büyük bir felaketle karşı karşıya kaldığını aktaran Soyer, "2020'de yıl boyunca yağan yağışın yüzde 18'i bir gecede yağdı. Metrekareye 126 kilogram yağış düştü, bu çok ciddi bir rakam." ifadelerini kullandı.

Taşan derelerin büyük sorun yarattığını vurgulayan Soyer, metronun kesintisiz çalıştığını, İZBAN'da kaya düşmesi nedeniyle yaşanan kesinti giderilmesine rağmen zaman zaman kesintiler olduğunu, otobüs hatlarında da zaman zaman sıkıntı yaşandığını belirtti.

Öğleden sonra da yağış beklendiğine dikkati çeken Soyer, İzmirlileri mümkün olduğu kadar araç kullanmamaya ve evlerinden çıkmamaya çağırdı.

Soyer, İzmir'in 1995 yılında yaşadığı sel felaketinde 4 saat içinde metrekareye yaklaşık 100 kilogram yağış düştüğünü hatırlatarak, şöyle devam etti:

"O vakit 61 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. İzmir'de metrekareye 126 kilogram yağış düştü. Bu çok büyük bir rakam. Rakamın büyüklüğünü gösterebilmek açısından şu örneği verebilirim. Bir yılın toplam yağış miktarı 717 kilogram. Birkaç saatte İzmir'in aldığı yağış miktarı 126 kilogram. Bu olağanüstü büyük bir rakam; büyük bir felaket."

Açıklamada, Güzelyalı'ya 125,6, Karabağlar'a 119, Bayraklı'ya 110,4, Balçova'ya 95,3, Menderes'e 80,6, Bornova'ya 64, Foça'ya 57, Aliağa'ya 55,3, Kınık'a 48,3, Karaburun'a 48,2 ve Buca'ya 47 kilogram yağış düştüğü aktarıldı.

VALİ KÖŞGER'DEN AÇIKLAMA

İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger de CNN TÜRK canlı yayınında şu ifadeleri kullandı:

"İzmir'e sadece 8 saatte bir aylık yağış düştü... Yetkililer sorunları gidermeye çalışıyorlar. 70-75 noktada su baskını ihbarı geldi. 20 bina içi, 13 de araç içi mahsur kalma ihbarı geldi. Yarım gün idari izinli sayılacak kamu çalışanları. Şu anda trafik rahatlamış durumda. Çalışmalar devam ediyor. Uzun yıllar Şubat ortalaması 120 kg, 8 saatte yağdı. Sevindirici tarafı can kaybının olmaması... Zorunlu olmadıkça vatandaşlarımız sokağa çıkmasın çağrısını yineliyorum."

KAMU ÇALIŞANLARI TAM GÜN İZİNLİ SAYILACAK

İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger yaptığı açıklamada, kamu çalışanlarının tam gün izinli sayılacağını dile getirdi.

İZMİR'DE SEL CAN ALDI

İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger, selde Menderes İlçesi'nde 1 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Köşger, İzmir'de 1995'ten bu yana görülen en büyük sel felaketinin yaşandığını söyledi.

İzmir'in şubat yağış ortalamasının metrekareye 102 kilogram olduğuna işaret eden Köşger, şöyle konuştu:
"Gece boyunca 8 saatte yağan yağmur miktarı 120 kilogramdı, bu 130 kilograma ulaşmış durumda ve yağış hala devam ediyor. Yarın sabaha kadar yer yer kuvvetli şekilde devam edecek. Tıkanan yolları, alt geçitleri açmaya çalışıyoruz. Birçok nokta açıldı, açılamayan noktalar var. Karşıyaka'da Turan Deresi taştığı için bir tıkanma vardı. Turan Deresi ile bağlantılı Alsancak ve Basmane tarafında kapalı yerler vardı, oraları da arkadaşlar açmaya çalışıyor."

Köşger, tüm ekiplerin seferberlik içinde çalışmalarına devam ettiğini belirterek, "Selin oluşturduğu olumsuzlukları gidermeye çalışıyoruz. Maalesef selde 1 can kaybımız var. Menderes ilçemizde Yeniköy'de bir vatandaşımızın cesedi bulundu. Henüz kimlik tespiti yapılmadı, çalışıyor arkadaşlar." dedi.

İZMİR'DE SEL VE SU BASKINLARI NEDENİYLE BAZI YOLLAR TRAFİĞE KAPANDI

Konak ilçesinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi önündeki Konak Altgeçidi'ni su bastı. Altgeçide solan su nedeniyle trafik akışı gerçekleştirilemiyor. Konak'tan altgeçidi kullanarak Balçova, Urla, Güzelbahçe ve Çeşme tarafına gitmek isteyen vatandaşlar, yolun kapanması nedeniyle ilerleyemedi.

Türk Kızılay İzmir Bölge Afet Yönetimi Müdürlüğü ekipleri, sel ve su baskınından mağdur olan vatandaşlar için harekete geçti.

Foça, Karabağlar, Karşıyaka, Urla, menderes, Güzelbahçe ilçelerinde selden etkilenen vatandaşlara ikram malzemeleri, gıda ve hijyen kolisi dağıtıldı.

'FOÇA 30 YILDIR BÖYLE YAĞIŞ GÖRMEDİ'

Foça Belediye Başkanı Fatih Gürbüz Foça’nın 30 yıldır bu yoğunlukta bir yağmur görmediğini , gündüz saatlerinde deniz sularının yükselmiş olmasının da etkisiyle yağmur ve sel sularının akış hızının düştüğünü söyledi. Gürbüz, "Foça son 30 yıldır böyle yağış almadı. Dağlardan, tepelerden gelen sel suları, denizin yükselmesi sokaklarımızın suyla dolmasına neden oldu. Terminal bölgesinde kaldıkları yeri su basan 5 vatandaşımızı Foça Devlet Hastanesi’ne yerleştirdik. İtfaiye ve belediye ekiplerimiz gerek yollarda ve gerekse su basan ev ve işyerlerinde çalışmaya devam ediyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden de takviye ekipler istedik" dedi.

'EVDEN ÇIKMAYIN' UYARISI

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, "Kent şu anda afet yaşıyor. Zorunlu olmadıkça evden çıkılmasın" uyarısı yapıldı. 

BELEDİYE BAŞKANI SOYER: TRAFİĞE ÇIKMAYIN

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de Twitter hesabından şu açıklamayı yaptı:

"İzmirimiz gece başlayan ve şiddetini artıran olağanüstü yağışla adeta afete maruz kaldı. İlçelerimizin ardından merkezde de dereler taştı. Ekiplerimiz gece boyu teyakkuzdaydı, şu an da görevinin başında. Zorunlu olmayan hemşehrilerimizin sabah trafiğe çıkmamasını rica ediyoruz.

Çok şiddetli yağmurda Hacı Ahmet, Mehmetçik, Hıfzısıhha, Poligon, Gümüşpala, Yamanlar, Çitlenbik, Doğançay, Yahya derelerinde yer yer taşmalar var. Bu yüzden bazı cadde ve sokaklar olumsuz etkileniyor. Tüm ekiplerimiz görev başında. Zorunlu olmayanlar lütfen trafiğe çıkmasın.

Değerli hemşehrilerimiz, dere taşkınları nedeniyle oluşan su baskınları yüzünden İZBAN, Tramvay ve bazı hatlardaki otobüs seferlerinde aksamalar yaşanmaktadır. Ekiplerimiz toplu taşıma araçlarının güzergahlarını açık tutmak için var gücüyle çalışıyor."

DENİZİN RENGİ KAHVERENGİYE DÖNDÜ

İzmir'de gece saatlerinden bu yana etkili olan sağanak yağış, birçok bölgede derelerin taşmasına ve su baskınlarına neden oldu. Birçok iş yeri ve ev, sular altında kaldı. Kent genelinde trafik ise durma noktasına geldi. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte işe gitmek için evlerinden çıkan vatandaşlar, suyla dolan cadde ve sokaklarda zor anlar yaşadı, toplu taşım araçlarını kullanamadı. Özel araçlarıyla işe gitmeye çalışanlar ise sel sularında mahsur kaldı.

Yağışın etkili olduğu bölgelerden Karşıyaka Bostanlı'da ise sel ve taşkın suları nedeniyle denizin rengi kahverengiye döndü. Alsancak semtindeki Kordonboyu da sular altında kaldı.

2.02.2021
Devamı

2020’de Tarım Sektöründen 20,7 Milyar Dolarlık İhracat

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Dijital Veri Paneli'ne göre, 2020 yılında tarım, gıda ve içecek sektörü 20,7 milyar dolarlık ihracat, 16,1 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi.

TGDF, Türkiye İstatistik Kurumu'nun Dış Ticaret Verileri baz alınarak Agrimetre tarafından hazırlanan TGDF Dijital Veri Paneli güncel raporunu açıkladı.

Buna göre, 2020 yılında tarım, gıda ve içecek sektörü 20,7 milyar dolarlık ihracat, 16,1 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi.

2020 yılında sektörün dış ticaret dengesi, önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 12 artarken, Aralık 2020'de ithalattaki önemli artış dikkati çekti. Verilere göre, ihracat 2020 yılında önceki yıla göre yüzde 5, ithalat yüzde 3,1 arttı.

2020'nin ilk 6 ayında ithalat önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 7,6 artış göstermişti. Sonraki aylarda ithalat yavaşlamış, 2020’nin ilk 11 ayındaki ithalat, önceki yılın aynı ayına oranla yüzde 1 yüksek seviyede kaydedilmişti. Ancak aralık ayında ithalattaki büyük artış, yıl genelindeki verileri önemli düzeyde etkiledi.

Aylık bazda bakıldığında aralık ayında ithalat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 24,9 artışla 1,8 milyar dolara, aylık ihracat ise yüzde 14,6 artışla 2,2 milyar dolara yükseldi.

Sektörün dış ticaret dengesi önceki yıla göre yüzde 12,1 artarak 4,6 milyar dolar olarak gerçekleşti

Kasım ve aralık aylarındaki aylık ithalatta kaydedilen önemli ve yıl ortalamasının üzerine artışlar sırasıyla yüzde 9,4 ve yüzde 24,9 olarak dikkati çekerken, dış ticaret dengesini yılın önceki dönemlerine kıyasla daha düşük bir seviyeye çekti.

2020 yılında sektörün dış ticaret dengesi önceki yıla göre yüzde 12,1 artarak 4,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. Geçen senenin ilk 7 ayında sektörün dış ticaret dengesi önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 11,6 artışla 2,1 milyar dolara yükselmiş, 10'uncu ay itibarıyla önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 26,4'lük önemli bir artışla 3,8 milyar dolara ulaşmıştı.

2020'nin ilk 11 ayında ise önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 16'lık önemli bir artışla 4,26 milyar dolara yükselmişti.

Yaz aylarında artan tarımsal üretimle hızla yükselen dış ticaret dengesinin yıl sonuna doğru azalması dikkati çekerken, ihracat birim değeri 2020 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 3,7'lik artışla 1.019 dolar/ton, ithalat birim değeri yüzde 5,7'lik artışla 498 dolar/ton olarak gerçekleşti.

En çok ithal edilen ürünler ise sırasıyla buğday, soya fasulyesi ve ayçiçeği yağı oldu

2020 yılında ihracatta öne çıkan ürünler sırasıyla fındık içi, un ve makarna olurken bu ürünler toplam ihracatın yaklaşık yüzde 13,6'sını oluşturdu.

En çok ithal edilen ürünler ise sırasıyla buğday, soya fasulyesi ve ayçiçeği yağı olurken, bu üç ürün, toplam ithalatın yaklaşık yüzde 24,2'sini diğer bir ifadeyle neredeyse dörtte birini oluşturdu.

Geçen yılın aralık ayında ise en çok ihraç edilen ürünler mandalina, fındık içi ve buğday unu olarak sıralanırken, en çok ithal edilen ürünler buğday, soya fasulyesi ve ayçiçeği yağı oldu.

Son dönemde fiyat artışları ile sıkça gündeme gelen ayçiçeği yağı, 760 milyon dolarlık ithalat ile yıl genelinde en fazla ithal edilen üçüncü ürün olurken, bu üründen yalnızca Aralık 2020'de 100,4 milyon dolarlık ithalat yapıldı.

Toplam ihracatın yüzde 43,8'i 5 sektör tarafından gerçekleştirildi

2020 yılı dış ticaret verileri sektörlere göre incelendiğinde Sert Kabuklu Meyveler, Yaş Meyve, Şeker ve Şekerli Mamuller, Bitkisel Yağ ve Kuru Meyve/Sebze Sektörleri en fazla ihracat yapan sektörler olarak sıralandı.

Toplam ihracatın yüzde 43,8'i bu 5 sektör tarafından gerçekleştirilirken, Hayvan Yemi, Bitkisel Yağ, Un, Nişasta ve Kakao-Çikolata sektörleri ise aynı dönemde en çok ithalat yapan sektörler oldu. Toplam ithalatın yüzde 64,8'i diğer bir ifadeyle neredeyse üçte ikisi bu 5 sektör tarafından gerçekleştirildi.

Tek başına Hayvan Yemi sektörü, 3,8 milyar dolarlık hacim ile toplam ithalatın yüzde 23,5'ini diğer bir ifadeyle neredeyse dörtte birini oluştururken, Bitkisel Yağ sektörü ise 2,7 milyar dolarlık ithalat ile toplam ithalatın yüzde 17'sini oluşturdu.

Açıklamada yer alan bilgiye göre, küresel piyasalardaki fiyatın Mayıs 2020-Ocak 2021 döneminde neredeyse 2 katına çıkması, ithalata bağlı bu sektörde ülke içi fiyatların artmasıyla sonuçlandı.

Hayvan Ticareti sektörü ithalatında 254 milyon dolarlık gerileme oldu

2020 yılında önceki yıla göre ihracatını değer olarak en fazla artıran sektörler 422 milyon dolar artışla Yaş Meyve ve 353 milyon dolar artışla Bitkisel Yağ sektörleri olurken, bunları 163 milyon dolar artışla Makarna, 128 milyon dolar artışla Baklagil ve 79 milyon dolar artışla Meyve Suyu sektörleri izledi.

Geçtiğimiz yılın 9. ayı itibarıyla önceki yılın aynı dönemine göre 211 milyon dolar artış kaydedilen Sert Kabuklu Meyveler Sektörü ihracatında, ekim ve kasım ayında önemli bir düşüş yaşandı.

Sektörün ihracatı 2020 yılının ilk 11 ayında, geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla 57 milyon dolar, 2020 yılı toplamında ise 82 milyon dolar geriledi.

2020 yılında ihracatın en çok gerilediği sektörler ise Un, Sert Kabuklu Meyveler, Kuru Meyve/Sebze, Hayvan Yemi ve Yumurtacılık sektörleri oldu.

Aynı dönemde önceki yıla göre ithalatı en çok artan sektörler 425 milyon dolar artış ile Bitkisel Yağ, 172 milyon dolar artış ile Un, 164 milyon dolar artış ile Baklagil, 44 milyon dolar artışla Pirinç Değirmenciliği ve 40 milyon dolar artışla Şeker ve Şekerli Mamuller sektörleri oldu.

İthalatın en çok düştüğü sektörler Canlı Hayvan Ticareti, Makarna, Tütün ve Mamulleri, Sebze ve Hayvan Yemi sektörleri olarak açıklandı.

Özellikle Hayvan Ticareti Sektörü ithalatındaki 254 milyon dolarlık gerileme, ülke ekonomisi ve dış ticaret açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi.

3 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 28,6'sını oluşturdu

2020 yılında dış ticaret verileri ülkeler bazında incelendiğinde en çok ihracat yapılan ilk üç ülke 2,9 milyar dolar ile Irak, 1,6 milyar dolar ile Almanya ve 1,4 milyon dolar ile Rusya şeklinde sıralandı.

Bu 3 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 28,6'sını oluştururken, ülkelere göre en çok ihraç edilen ürünler Irak için un, tavuk eti, gofret ve waffle, Almanya için ambalajlı fındık, fındık içi ve kiraz, Rusya içinse mandalina, şeftali ve üzüm oldu.

Ülke bazında ithalat verileri incelendiğinde, 2020 yılında en fazla ithalat yapılan ülkeler 3,2 milyar dolar ile Rusya, 1,4 milyar dolar ile Brezilya ve 1 milyar dolar ile Ukrayna oldu. Rusya, Brezilya ve Ukrayna'dan yapılan ithalat toplam ithalatın yüzde 35,1'ini oluşturdu.

Yılın ilk 7 ayında Ukrayna en çok ithalat yapılan 3'üncü ülkeyken, ağustos-eylül döneminde 4'üncü sıraya gerileyip, yerini ABD'ye kaptırmıştı. Kasım ayında Ukrayna tekrar 3'üncü sıraya yükseldi ve yıl genelinde de bu pozisyonunu korudu.

Rusya'dan yapılan ithalatta öne çıkan ürünler buğday, ayçiçeği yağı ve ayçiçeği olurken, Brezilya'dan soya fasulyesi, kahve, tütün, Ukrayna'dan yapılan ithalatta soya fasulyesi, buğday ve dane mısır ürünleri öne çıktı.
2.02.2021
Devamı

Tarım İşçisi Çocuklar İçin Kanun Teklifi

CHP Milletvekili Mahmut Tanal, mevsimlik tarımda çalışan ailelerin temel eğitim çağındaki çocuklarının, okul hayatından kopmamaları amacıyla kanun teklifi hazırladı.

CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM Çocuk Hakları Alt Komisyonu Üyesi Av. Mahmut Tanal, mevsimlik tarım işçilerinin temel eğitim çağındaki çocuklarının, okuldan uzaklaşmaması için kanun teklifi hazırladı. Tanal’ın Meclis Başkanlığı’na sunduğu teklifin yasalaşması halinde geçici işçi çalıştıran işverenler, istihdam ettikleri işçilerin mecburi eğitim çağındaki çocuklarını ilgili il Milli Eğitim müdürlüklerine bildirecek. Böylece söz konusu çocukların eğitimlerine devam etmeleri sağlanacak.


CHP’li Tanal’ın hazırladığı kanun teklifinin gerekçesinde, zorlu yaşam koşullarına maruz kalan ve yaşadıkları bölgelerde istihdam sorunu yaşayan ailelerin, mevsimlik tarım işçisi olarak göç ettikleri yerlere çocuklarını da götürdükleri hatırlatıldı. Türkiye’de çocuk işçiliğinin en yoğun olduğu sektörün tarım olduğunun anımsatıldığı gerekçede, aileleriyle birlikte mevsimlik tarımda çalışan çocukların, tarım ilaçlarından, hava koşullarından, ağır çalışma koşullarından kaynaklanan birçok sağlık problemi yaşadıkları, gelişimlerinin olumsuz etkilendiği, yine elverişsiz barınma koşullarının birçok soruna kapı araladığı kaydedildi. Gerekçede çocuklara tarlada çalışmalarının yanı sıra çadır temizliği ya da kendinden daha küçük kardeşine bakma sorumluluğunun da yüklendiği vurgulandı.

Eğitim ve öğrenim hakkının Anayasası’nın 42. maddesinde “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz…” şeklinde düzenlendiğinin hatırlatıldığı gerekçede, şöyle devam edildi: “Mevsimlik tarım işçisi çocukların eğitimine yönelik politika ve uygulamalar, pek çok kurumun farklı zamanlarda yayınladığı genelge, yönetmelik ve projeler vasıtasıyla yürütülmektedir. Her ne kadar Adres Kayıt Sistemi ile ilköğretime kaydı olmayan çocukların tespit edilmesi daha sistematik hale getirilmiş olsa da bu durum mevsimlik tarım işçisi çocuklar için mümkün olmamaktadır. Yerel yönetici ve eğitimcilerin bireysel olarak göstermiş oldukları çabaları da bir yere kadar etkili olmaktadır. İş bu kanun teklifimiz ile mevsimlik tarım işçisi çocukların eğitim ve öğretimlerine başlayıp devam edebilmeleri için yasal düzenleme yapılarak işverenlere, mevsimlik tarım işçilerinin ailesindeki okul çağında bulunan çocukları tespit ederek ilgili kuruma bildirim yükümlülüğü getirmek kaydıyla hak kayıplarının önüne geçilmesi ve çocukların eğitimli ve daha sağlıklı bireyler olarak gelişebilmesinin önü açılması hedeflenmektedir.”

2.02.2021
Devamı

Tarım ve Hayvancılık İçin Üç Yeni Uygulama ve Araştırma Merkezi

Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) girişimiyle 'hayvancılık sektöründe dijital teknolojiler', 'gıda arzı güvenliğinde dijital teknolojiler' ve 'jeotermal ileri sera teknolojileri' olmak üzere üç alanda Türkiye'nin ilk ortak araştırma merkezlerini kuracak.

Kırklareli Üniversitesi koordinatörlüğünde, Burdur Mehmet Akif Ersoy ile Tekirdağ Namık Kemal üniversiteleri ortaklığında 'Gıda Arzı Güvenliği ve Dijitalleşme Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezi' adıyla kurulacak olan ortak uygulama ve araştırma merkezinde 'gıda, tarım ve hayvancılık' alanları birbirleriyle bağlantılı olarak ele alınacak. Yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya, fiziksel ve ekonomik bakımdan sürekli erişimi sağlamak amacıyla bilimsel çalışmalar yürütülerek gıda arzı güvenliği konusunda yenilikçi politikalar, yerli ve milli çözümler üretebilmek, tarım, gıda ve hayvancılıkta yeni teknolojilerin kullanılmasını ve gıda alanında kaynakların etkin ve verimli kullanımını sağlamak, kırsal kalkınmayı ve uluslararası piyasalarda rekabet edebilirliğini sağlamak hedefleniyor.

Geçtiğimiz ay, Gazi Üniversitesi koordinatörlüğünde, Ankara ile ve Orta Doğu Teknik üniversitelerinin ortaklığında 'Nörobilim ve Nöroteknoloji Mükemmeliyet Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin (NÖROM) kurulması YÖK tarafından uygun bulunmuş ve alanında öne çıkmış üniversitelerin stratejik konularda yapacakları ortak Ar-Ge çalışmalarıyla kamu kaynaklarının etkin kullanımını amaçlayan Türkiye'deki ilk model gerçekleştirilmişti. Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler sonucunda ülkemizin öncelikli alanlarında faaliyet göstermesi planlanan üç yeni ortak uygulama ve araştırma merkezinin daha kurulması kararlaştırıldı.

PROJELER GIDA VE HAYVANCILIĞA KATKI SAĞLAYACAK
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi koordinatörlüğünde, Hacettepe ile Kırklareli üniversiteleri ortaklığında 'Hayvancılık Sektöründe Dijital Teknolojiler Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezi' adıyla kurulacak olan ortak uygulama ve araştırma merkeziyle, hayvancılık sektöründe yenilikçi yaklaşımlar ve dijitalleşme ile daha fazla üretken bir sektör oluşmasına katkı sağlanacak ve ürün geliştirmeye yönelik Ar-Ge projeleri yapılacak.
 
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi koordinatörlüğünde, Ankara ile Selçuk üniversiteleri ortaklığında 'Jeotermal İleri Sera Teknolojileri ve Üretim Teknikleri Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezi' adıyla kurulacak olan ortak uygulama ve araştırma merkeziyle de ulusal gıda arzı kapasitemizin artırılmasına yönelik ulusal hedef ve politikalar kapsamında öncelikli olarak belirlenen seracılık alanında bilimsel ve teknolojik gelişmeye ileri teknikleri kullanarak katkı sağlayan çalışmalar yürütülecek.
2.02.2021
Devamı

Et ve Tavuk Dönerde Hile ve Tağşişe Dikkat!

Et ve tavuk dönerde hile ya da tağşiş yapan işletmeler tüketicinin sağlığına ve cebine zarar veriyor. Bazı tavuk döner işletmeleri 100 gram fiyatına 50 gram verip, içeriğinde de tavuk derisi kullanıyor. Et dönerde ise hileci işletmeler et dönerin içine kıyma, sakatat hatta tek tırnaklı eti koyabiliyor. Üstelik bunları tadımla anlamak mümkün değil.
 
Et döner üretim tesisinde çalışanların hijyenden uzak görüntülerinin sosyal medyada paylaşılması üzerine gözler et ve tavuk döner satışı yapan restoranlara çevrildi. Dönerin ne kadar hijyenik ortamda üretilip tüketicinin tabağına geldiği kadar hilesiz ve katkısız gelmesi de tartışılan bir başka konu oldu.

100 GRAM FİYATINA 50 GRAM SATIYOR

Et dönere göre tavuk dönerin daha çok tercih edilmesinin sebebi ise fiyatının düşük olması. 100 gram tavuk döner 10-13 lira arasında alınabilirken aynı gramajda et dönerin fiyatı 18 liradan başlıyor. Tavuk ya da et döneri bu fiyatlar altında satan bazı restoranlar ise maliyeti düşürüp daha çok kazanmak adına hileye başvuruyor. Tavuk dönerde bazı restoranlar gramaj hilesini uygulayarak 100 gram fiyatına 50 gram satıyor.

TAVUĞUN YAĞLI KISMINI KOYUYORLAR

50 gramlık tavuk dönerin içine de büyük oranda tavuğun yağlı kısmı olan derisi eklenerek maliyeti düşürüp daha çok kar etmek amaçlanıyor.

"ET DÖNERE TEK TIRNAKLI HAYVANLARIN ETİ KARIŞTIRILIYOR"

Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın gıda işletmelerini sıklıkla denetlediğini belirtti. Denetimlere rağmen bazı işletmelerin hileye başvurduğunu anlatan Manavoğlu, "Et dönerin içerisine kıyma konulabiliyor. Tek tırnaklı ve domuz eti gibi ürünlerin konulduğunu biliyoruz. Bu hileleri tadarak anlamak mümkün değil. Güvenilir firmalardan alışveriş yapmak lazım. Arka planda neler olduğu ise laboratuvar testiyle tespit edildi. Hile açısından et döner daha riskli. Tavuk dönerde en fazla yağ oranı artırılabilir, et dönerde ise farklı ürün ve tek tırnaklı hayvanların eti kullanılabilir. Hangi etin karıştırıldığını tadımla anlayamayacağınız için asıl risk grubu et dönerdir" diye konuştu.

KAREKOD UYGULAMASIYLA ETİN İZİ SÜRÜLÜYOR

Hileli ürün ve tağşişin önüne geçmek ve tüketicinin ne yediğini bilmesi için bazı işletmeler teknolojiden faydalanıyor. Karekod sistemini uygulayan bu işletmeler, dananın yetiştirildiği çiftliği, 100 gram et dönerdeki besin değerlerini, kullanılan yağın ne olduğunu, dananın küpe numarasını, kalite belgelerini, karkas halde dananın etinin hangi koşullarda saklandığına kadar tüm bilgileri sisteme yüklüyor. Restorana giden tüketici, mönüdeki karekodu cep telefonu kamerasıyla tarattığı zaman tüm bu bilgiler karşısına çıkıyor. Böylece tüketici sipariş verdiği et dönerin izini tabaktan çiftliğe sürmüş oluyor.

'YAPRAK GİBİ KESİLEN HER ET DÖNER, YAPRAK DÖNER DEĞİLDİR'

Antalya Organize Sanayi Bölgesi'nde et döner üretimi yapan ve karekod sistemini kullanan tesisin gıda mühendisi Mehmet Erkuş, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın sık sık tesislerini denetlediğini söyledi. Bazı işletmelerin maliyeti düşürmek için hileye başvurduğunu anlatan Erkuş, "Her yaprak şeklinde kesilen döner yaprak döner değildir. Kıyma döneri de yaprak şeklinde kesiyorlar. Hile yapma oranı yüksektir. Yağ oranı artırılabilir ve baharatlarla bu baskılanır. Herkes tadına bakarak anlayamaz. Ben gıda mühendisi olarak tadına baksam ben de anlamam hileli ürünü" dedi. Erkuş, karekod uygulamasının tüketicinin içini rahatlattığını ve güvenle yediği etten keyif almayı sağladığını söyledi.

TAVUK DÖNERDE GRAMAJ VE DERİ HİLESİ

Yalnızca et dönerde değil tavuk dönerde de hileye başvuran işletmeler var. Bu işletmeler tavuk etine herhangi bir karışım yapamasalar da tavuğun yağlı olan derisini kullanıyor. Bazı işletmeler ise 100 gram diye aslında tüketicinin önüne 50 gram tavuk döner getiriyor. 22 yıldır tavuk döner restoranı işleten Ali Demirbilek, "Maalesef tavuk dönerde de hile oluyor. Teraziyle oynuyorlar. 100 gram yerine 50 gram tartıp veriyorlar. Birçok kişi bunu anlamıyor. Tavuğun eti yerine yağlı olan derisini tüketiciye veren işletmeler de var" dedi.

TÜKETİCİ NE DİYOR?

Et döner siparişi veren Dudu Özer, yıllardır aynı yerden et döner yediğini, lezzete, temizliğe çok dikkat ettiğini söyledi. Özer, hile ve hijyenden uzak işletmeleri gördüğünü, ancak bildiği işletmelerden alışveriş yaptığı için içinin rahat olduğunu anlattı.
Fiyatların biraz yüksek olduğunu söyleyen Atilla Bozkurt, döner tarzı ürünlerin fabrikasyon olmasının her zaman risk taşıdığını belirterek, "Butik tesislerin eti kendi mutfaklarında işleyip odun ateşinde pişirmeleri fiyatı etkiliyor ama burayı seviyoruz ve güvenle yiyoruz" dedi.
Tavuk döner siparişi veren Orhan Karadağ, sıklıkla et döner tükettiğini, tavuk döneri de zaman zaman tercih ettiğini söyledi. Restoranda ilk olarak temizliğe dikkat ettiğini belirten Karadağ, "Restoranda fiyatı düşük üründen her zaman şüphelenirim. 5 liraya et ya da tavuk döner yemem" diye konuştu.
2.02.2021
Devamı

Çiftçilerin Kamulaştırmaya İsyanı!

Tarım yaptıkları arazinin Cumhurbaşkanı kararıyla kamulaştırılmasına tepki gösteren çiftçiler Ak Parti Mezitli ilçe binasına yürüdü. 70 yıldır alanda tarım yaptığını belirten çiftçiler değişikliğin rant için yapıldığına dikkat çekti.
Mersin Mezitli’de binlerce narenciye ağacının bulunduğu arazinin sanayi sitesi yapımı için Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile acil kamulaştırılmasına yurttaşlar tepki gösterdi. Arazide narenciye bahçesi bulunan yurttaşlar Ak Parti Mezitli ilçe binasına yürüyerek, “Bu alanın ranta kurban edilmesine izin vermeyeceğiz” dediler.

Mersin’in Mezitli İlçesine bağlı Davultepe Mahallesi’nde kurulacak olan Küçük Sanayi Sitesi için belirlenen alana tepkiler sürüyor. Mezitli’de Çevre Düzeni Planı’na işaretlenen sanayi sitesi 360 dönümlük narenciye bahçelerinin bulunduğu alana kurulmak isteniyor. Bu alanın 7 Ocak’ta yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile acil kamulaştırılması kararı alındı. Karara tepki için Davultepe Mahallesi’nde bir araya gelen bahçe sahipleri, “Buraya sanayi istemiyoruz” sloganı atarak, “Köylü milletin efendisidir sözü nerede kaldı?”, “Biz de insanız biraz vicdan” ve “Rant olunca vatandaş unutuldu” pankartlarını taşıdı.

Arazide 60 bin civarında narenciye ağacının olduğunu belirten yurttaşlar, söz konusu bölgede rant amacıyla değişiklik yapıldığını söyledi. Denize bin 200 metre, anayola 800 metre mesafede olan yerin sanayi sitesi olarak yapılandırılmasının çiftçileri hedef aldığını kaydeden yurttaşlar, tarım arazisinin çorak olarak tanımlandırıldığını kaydetti. Kararın bozulması için yetkililere seslenen yurttaşlar, “1950’den beri burada tarım yapıyoruz. 20 yıllık binlerce ağaç var. Alınan bu karardan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor” dediler.

Kurulacak olan sanayi sitesinin kooperatif başkanı, MHP’li Meclis Üyesi Bünyamin Önel, itiraz eden kişilerin orada işgalci olduklarını belirterek, “Bölgede kullandıkları alan 2 ile 3 dönüm, en fazla 5 dönüm. Buna rağmen 15 dönüm büyük alanda devletin arazilerini işgal ediyorlar” savunmasını yaptı.
1.02.2021
Devamı

Çiftçi Evine Dönerken 4 Genç Cesedi Buldu!

Manisa'da tarlasından evine dönerken, 4 gence ait ceset bulan çiftçi, karşılaştığı korkunç manzarayı hemen jandarma ekiplerine bildirdi.

Manisa'nın Ahmetli ilçesinde tarlasından dönen bir çiftçi, yol kenarında bir aracın yanında 4 ceset buldu. İhbar üzerine olay yerine intikal eden ekipler, yaptıkları incelemede Serkan (23) ve Ümit Zangal (20) ile Muharrem Zengin (22) ve Neşet Dalgın'ın (24) hayatını kaybettiğini belirledi. 

3'Ü AV TÜFEĞİ İLE İNFAZ EDİLDİ

Bu kişilerden 3'ünün av tüfeğiyle başlarından vurulduğu, birinde ateşli silah ya da kesici, delici alet yarası olmadığı, söz konusu tüfeğin ise Muharrem Zengin'in babasına ait olduğu tespit edildi

Cesetler, incelemelerin ardından Turgutlu Devlet Hastanesi'ne götürüldü. 

Bölgeye gelen ölen kişilerin yakınları ise sinir krizi geçirdi. 

Olayın aydınlatılması ve cesetleri bulunan kişilerin kesin ölüm nedeninin belirlenmesine ilişkin başlatılan çalışma sürüyor.
1.02.2021
Devamı

ÜLKEMİZDE TAVUK ISLAH ÇALIŞMALARI

Tavuk eti ve yumurta insanlkarın hayvansal protein ihtiyacını karşılamakta en yararlı ve en ekonomik alternatiftir. Hem dünyada hemde ülkemizde üretim ve tüketim hızla artmaktadır. Hayvancılığın her alanında olduğu gibi tavukçuluk sektöründe kaliteli damızlıklar ve yem girdileri en önemli iki konusudur. Yem konusu başlı başına incelenmesi bir konu olup bu yazıda kısaca damızlık konusu ele alınacaktır.TAGEM tarfından yürütülen çalışmalar anlatılacaktır.
Etçi ve yumurtacı olarak damızlık konusunu ele almakta yarar vardır.
 
Etçi Tavuk:
 
Dünya piliç eti üretimi 2019 yılında 130 milyon ton olarak gerçeklemiştir.Türkiye 2019 yılı piliç eti üretimi ise yaklaşık olarak 2.19 milyon ton olmuştur. Bu üretim ile sektör yaklaşık 16-18 milyar TL’lik ekonomi oluşturmakta ve yaklaşık 600 bin kişiye doğrudan istihdam sağlamaktadır. Aileleriyle birlikte düşünüldüğünde yaklaşık 2.4-2.5 milyon kişi bu sektörden geçimini sağlamaktadır.

Dünya kanatlı eti üretiminin yaklaşık %90’ı piliç eti üretiminden oluşmaktadır. Hindi eti %6, ördek eti %4 civarında bir üretim payına sahiptir.
Dünya kanatlı eti üretiminde: ABD, Çin ve Brezilya ilk 3 sırada yer alırken Türkiye 2.19 milyon ton üretimle 10. sırada yer almaktadır.
Dünya kanatlı eti ihracatında: Brezilya, ABD, Hollanda ilk üç sırada yer alırken Türkiye 5. sırada bulunmaktadır.

Türkiye 2019 yılı kişi başı piliç eti tüketimi 21.02 kg/yıl olarak gerçekleşmiştir. Dünya piliç eti tüketimi kişi başına 16.9kg/yıl ve ülkelerin tüketim sıralaması ABD, Brezilya, Yeni Zelanda ilk üç sırayı paylaşırken Türkiye 7. sırada yer almaktadır.

2019 yılı dönemi tavuk eti ihracat miktarı yaklaşık 412 bin tona yaklaşmış olup, 2018 yılından daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Kanatlı eti sektöründe ihracatçı olan Türkiye özellikle Irak, Libya, Hong Kong’a ihracat yapmıştır. Ancak Orta Doğu ülkelerindeki ekonomik krizler, Suriye ve Irak ile yaşanan ulaşım sıkıntısı ve Irak’ın 2018 yılından bu yana ulusal sanayiyi ve kendi yerli üretimini korumak amacı ile ilave vergiler uygulaması sonucunda ithalatın düştüğü görülmektedir.
2019 yılında; 218.258 adet etçi damızlık civciv, 2020 yılında; 203.257 adet etçi damızlık civciv ithalatı gerçekleştirilmiştir. Bu getirilen civciv ve kuluçkalık yumurtalar çoğunlukla İngiltere ve Kanada’dan ithal edilmektedir.

Sektörün en hassas olduğu konulardan birisi olan damızlık temini konusunda, Türkiye son yıllara kadar tamamen dışa bağımlı ikenEtçi tavuk konusunda TAGEM’e bağlı Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitümüzde bulunan saf hatlar üzerinde yapılan çalışmalarla ticari etlik piliç üretmek amacıyla Büyük ebeveyn ve Ebeveynler elde edilmiştir. Proje kapsamında, Türkiye şartlarında en iyi verimi veren etlik piliç ANADAOLU-T hibrit hatı geliştirilmiştir. Ayrıca ANADOLU-T için Türk Patent Enstitüsü’nce de Marka Tescili ve Ulusal Irk Tescil Komitesince tescili yapılmıştır.

Anadolu-T ile yapılan çalışmalarda, 42 günlük yaşta elde edilen canlı ağırlık değerleri piyasadaki eş değerleri ile yarışabilir düzeyde olduğunu göstermektedir.Bu hat özel sektöre tanıtılmış ve sektörün talebinin Ebeveyn yönünde olması sebebiyle üretim bu şekilde planlanmış olup, ebeveynler özel sektöre üretimlerinde kullanılmak üzere sunulacaktır.  Proje’de melezleme çalışmaları devam etmektedir. Bu melezleme çalışmaları için yeni kümesler ve revizyonlar 2020 yılı sonunda bitirilmiştir. 2021 yılının Nisan-Mayıs aylarından başlayarak yaklaşık 7 ay boyunca damızlık özel sektörün talepleri doğrultusunda verilebilecek duruma ulaşılmıştır. ​Yine aynı dönem by product denilen damızlık dışı hibritleri de özel sektöre verilebilir. 2021 içerisinde damızlık sayısı yıllık ihtiyacımızın yaklaşık % 3-4'ünü, Hibrit sayısı ise % 1'ine karşılık gelecek planlama yapılmaktadır. Tavuk eti üretiminin başlangıç olarak yaklaşık %2,5’na yakın gelecekte ise,  piyasanın %10-15 bandına’na ulaşması planmaktadır. Daha sonraki dönemlerde, sktörden gelecek taleplere göre ebeveyn üretimi planlanabilecektir.

Asıl hedefimiz olan damızlıkta piyasaya vereceğimiz hayvanların dışardan alınması durumunda damızlık başına 5,5 Avro'dan toplamda yaklaşık 1.200.000 Avro gibi bir parayı yurt dışına  ödemek zorunda kalırız. Türkiye’de bu damızlığın satışı 9 TL civarındadır.
Bu şekilde tamamen ithalata dayalı olan damızlık temininde yerli alternatif oluşturulmuş, olası risklere karşı hazırlıklı olmamız sağlanmıştır.
 
Yumurta Tavukçuluğu:
 
Dünyada yumurta üretimi yaklaşık 80 milyon ton civarında iken ülkemizde2019 yıllı yumurta üretimi 19.6 milyar adet civarındadır. Dünya yumurta üretiminde: Çin, ABD ve Hindistan ilk 3 sırada yer alırken, Türkiye 1,1 milyon ton üretimle 9. sırada yer almaktadır.

Ülkelerin yumurta tüketim sıralaması  Japonya, Rusya ve Almanya ilk üç sırayı paylaşırken Türkiye 5.sırada yer almaktadır.2019 yılı kişi başı üretim 293 adet ve tüketim ise 239 adettir. 2019 yılında yaşanılan dış ticaret sıkıntıları arz fazlasına yol açmış ve yumurta fiyatlarında düşüşe neden olarak iç piyasada ki tüketimini artırmıştır. 2020 yılı sonuna doğru ise,  fiyatlarda artış trendi görülmektedir.

Dünya yumurta ihracatında: Hollanda ilk sırada yer alırken Türkiye 2. sırada bulunmaktadır. Türkiye yumurta ihracatı 2019-2020 yılında 251 bin ton olarak gerçekleşmiştir.

2018 yılında gerçekleştirilen tavuk yumurtası ihracatının ilk üç sırayı, Irak, Suudi Arabistan ve Katar almaktadır. Ancak bu 2019 yılında 251 bin ton olan yumurta ihracatının 2018 yılından daha düşük olduğu ve düşüşün Irak’ın 2018 yılından bu yana ulusal sanayiyi ve kendi yerli üretimini korumak amacı ile ektra vergiler uygulaması sonucunda ithalatın düştüğü görülmektedir.

2019 yılında; 849.986 adet damızlık yumurtacı civciv ithalatı yapılmıştır. 2020 yılında; 771.839 adet damızlık yumurtacı civciv ithalatı için kontrol belgesi verilmiştir.
Yumurta tavukçuluğu sektörü damızlık temini konusunda tıpkı etçi tavukta olduğu gibi dünyada sayılı ıslah firmasının tekeli altındadır. Bu firmalar çok yüksek AR-GE bütçesi, yetişmiş elaman ve sadece kendilerinde bulunan çok zengin genetik materyallere (saf hatlara) sahiptirler.
Ülkemizde gerek özel sektör, gearekse Kamu sektöründe yumurtacı damızlık ıslahı konusunda çalışma yapan tek kuruluş Bakanlığımız TAGEM’e bağlı Tavukçuluk Araştırma Enstitüsüdür.

Enstitüsünde yapılan ıslah çalışmaları sonucunda; 2 adet kahverengi (ATAK-S ve ATAK) ve 2 adet de beyaz yumurtacı (ATABEY, AKBAY) olmak üzere 4 adet yumurtacı ebeveyn ve hibrit hat geliştirilmiştir.

Bu hibritlerin, Ulusal Irk Tescil Komitesi ve Türk Patent Enstitüsünce Marka Tescili yapılmıştır.

Islah çalışmaları sonunda geliştirilen bu hibritlerin ebeveynlerinin Enstitü tarafından piyasaya yıllık arzı 110.000 adede ulaşmıştır. Ülkemiz yumurtacı damızlık civciv ihtiyacı yaklaşık 900.000-1.000.000 adet civarı olduğu düşünüldüğünde yerli ebeveynlerin toplam ihtiyacın yaklaşık % 11-12.5’ine tekabül ettiği görülmektedir. Daha önce tamamı yurt dışından geldiği düşünüldüğünde yerli ebeveynlerin ekonomiye katkısı ciddi boyutlara ulaşmıştır.

2020 yılı piyasaya payıdamızlık sayısı yıllık ihtiyacımızın yaklaşık % 11-12'si civarındadır.Yurt dışından getirilen damızlıklar için 4 Avro'dan ödenmektedir.  Türkiye’de bu damızlığın satışı hibrit 3 damızlık için ise 9 TL.dir.

Hem yumurtacı hemde etçi damızlık üretimi dünya çapında az sayıda firmanın tekelindedir. TAGEM’ in geliştirdiği yumurtacı ve etçi damızlıklar piyasada fiyat konusunda bir dengeleyici olacaktır. Ayrıca çok daha önemlisi biyolojik, hemde ekonomik, siyasi risklere hazırlıklı olmak açısından da sigorta mahiyetindedir. Islah faaliyetleri süreklilik arz etmesi gereken bir iştir. Bu kapsamda  yumurtacı ve etçi ıslahı çalışmaları  devam etmektedir.


                                                                                                                                                                                 Dr. Ali AYAR
                                                                                                                                                  Hayvancılık ve Su Ürünleri Daire Başkanı-TAGEM
 
1.02.2021
Devamı

TZOB Genel Başkanı Bayraktar Ocak Ayı Fiyatlarını Değerlendirdi!

   Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ocak ayında üretici ve market fiyat farkının 4 kata kadar ulaştığını bildirdi.

Üretici ve tüketici fiyatları arasındaki makasın bir türlü kapanmadığına işaret eden Bayraktar, özellikle bu süreçte bütün kesimlerin sağduyulu davranması,spekülatörlere fırsat verilmemesi gerektiğini vurguladı.

Lahananın 4 kat, maydanozun 3,9 kat, süt ve patatesin 3 kat, marulun 3,1 kat fazlaya tüketiciye satıldığını bildiren Bayraktar, üreticide 68 kuruş olan lahananın 2 lira 70 kuruşa, 50 kuruş olan maydanozun 1 lira 96 kuruşa, 2 lira 73 kuruş olan sütün 8 lira 94 kuruşa, 67 kuruş olan patatesin 2 lira 17 kuruşa, 1 lira 68 kuruş olan marulun 5 lira 19 kuruşa satıldığını bildirdi.

Ocak ayında markette 22, üreticide 13 üründe fiyat artışı, markette 18, üreticide 10 üründe fiyat düşüşü olduğunu, markette 2, üreticide 11 üründe fiyatın değişmediğini ifade eden Bayraktar, Ocak ayında fiyatı en fazla artan ürünün markette süt ve üreticide salatalık, fiyatı en fazla düşen ürünün ise markette karnabahar, üreticide lahana olduğunu belirtti.
Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak üreticiden tüketiciye halkın tamamını yakından ilgilendiren gıda fiyatlarındaki değişimleri takip etmeye ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeye devam edeceklerini söyledi.
 
Market fiyatlarındaki değişim
 
Ocak ayında markette kuru fasulye ve toz şeker fiyatında bir değişim meydana gelmezken, markette fiyat düşüşünün en fazla yüzde 34,59 ile karnabaharda görüldüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Karnabahardaki fiyat düşüşünü yüzde 27,14 ile ıspanak, yüzde 23,50 ile pırasa, yüzde 16,92 ile elma, yüzde 14,09 ile kuru soğan, yüzde 9,70 ile lahana, yüzde 9,02 ile patates, yüzde 6,68 ile havuç, yüzde 5,49 ile yumurta, yüzde 5,05 ile nohut takip etti.

Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 23,65 ile pastörize sütte yaşandı. Sütteki fiyat artışını yüzde 21,66 ile kabak, yüzde 16,77 ile beyaz peynir, yüzde 16,70 ile patlıcan, yüzde 14,52 ile sivri biber, yüzde 12,77 ile tereyağı, yüzde 11,55 fındık, yüzde 9,58 ile yoğurt, yüzde 9,56 ile kuru üzüm, yüzde 8,38 ile kırmızı mercimek, yüzde 6,73 ile limon takip etti.”
 
Üretici fiyatlarındaki değişim
 
Ocak ayında üreticide maydanoz, yeşil soğan, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru incir ve fındık fiyatında bir değişim meydana gelmezken, fiyatı en fazla düşen ürünün yüzde 36,25 azalmayla lahana olduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Lahanadaki fiyat düşüşünü yüzde 25 ile kuru soğan, yüzde 16,67 ile patates, yüzde 16,16 ile karnabahar, yüzde 13,33 ile ıspanak, yüzde 9,09 ile yumurta, yüzde 8,44 ile domates, yüzde 8 ile kuru üzüm, yüzde 4,98 ile limon, yüzde 2,97 ile pırasa izlemiştir.
Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 52,35 ile salatalıkta görüldü. Salatalıktaki fiyat artışını yüzde 35,33 ile kabak, yüzde 26,54 ile sivri biber, yüzde 26,20 ile patlıcan, yüzde 24,66 ile süt, yüzde 14,67 ile portakal, yüzde 9,18 ile havuç, yüzde 7,17 ile marul, yüzde 6,90 ile zeytinyağı, yüzde 4,33 ile kuzu eti, yüzde 2,66 ile dana eti, yüzde 1,90 ile mandalina, yüzde 0,67 ile Antep fıstığı takip etti.” 
 
 -Fiyat değişimlerinin nedenleri, sorunlar ve çözüm yolları
 
Üretici fiyatlarından en fazla fiyat artışının görüldüğü salatalık, kabak, sivri biber ve patlıcanda arz örtü altı üretimden sağlanmakta olup, düşük hava sıcaklıklarına bağlı olarak hasat edilen ürün miktarındaki azalma fiyatlara yansımaktadır.

   Süt fiyatındaki artış ise Ulusal Süt Konseyi tarafından 2 lira 80 kuruş olarak açıklanan 4 aylık tavsiye fiyatından kaynaklanmaktadır. Portakal ve zeytinyağındaki artışta rekoltedeki düşüş etkili olmuştur. Havuçta düşük seyreden fiyatların havaların soğuması ile normal seyrine dönmesi fiyata yansırken, marulda düşük hava sıcaklıkları ile hasat edilen ürün miktarındaki azalma fiyata yansımıştır. Mandalinada hasat yoğunluğunun azalması fiyat artışında etkili olmuştur.
 
Fiyatı düşen ürünlere baktığımızda fiyatı en fazla düşen ürün lahana olmuştur.  Lahana, karnabahar, ıspanak ve pırasada hasat dönemi olmasına bağlı olarak arzda yaşanan artış fiyatlara yansımıştır. 
Karnabaharda rekoltenin yüksek olması ve pandemiden dolayı talep daralmasının meydana gelmesi fiyat düşüşünde etkili olmuş, üretici zarar etmiştir. Karnabahar üreticisinin ürününü pazarlayacak yeni pazarlar bulunmalıdır.
 Kuru soğan, patateste pandemi nedeniyle talepte yaşanan daralmanın pazarlama sorunlarına yol açması fiyatlarda düşüşe yol açmıştır. İhracat da dâhil, bu ürünlere yeni pazarlar bulunmalıdır. 
Limonda pandemi nedeniyle talepteki daralma ve dalında bekletilen ürünün pazar değerini kaybetmeye başlaması ile fiyatlar gerilemiştir.  Üretici limonunu maliyetine satmak zorunda kalmaktadır. Limon üreticisinin beklentisi ihracatın teşvik edilmesi, yeni dış pazarlar bulunmalıdır. 
Kuru üzümde, TMO’nun alımları sona erdirmesi etkili olurken, domateste Rusya’nın uygulamış olduğu kota nedeniyle ihracatta yaşanan sıkıntı fiyatlarda düşüşe yol açmıştır.
Domateste yakında kotanın açılmasıyla üretici fiyatlarının yükselmesi beklenmektedir.
 
Bütün kesimler sorumlu davranmalıdır”
 
Üreticilerin bin bir emekle ürettikleri üründen yeterli gelir elde etmelerini ve tüketicilerin de bu ürünleri makul fiyatlarla tüketebilmelerini temenni ettiklerini belirten Bayraktar, şunları söyledi:

“Pandemi ile mücadele ettiğimiz bu dönemde halkımızın makul fiyatlardan ürün tüketebilmesi için en azından bu dönemde çok tüketilen ürünlerdeki üretici market fiyatlarına dikkat edilmesi, bunun yakından takibinin yapılması gerekiyor. 
Beklentimiz bütün kesimler sorumlu davranmalı, spekülasyonlara fırsat verilmemeli, tedbirler zamanında alınmalıdır. Tüketicilerimizin yeterli ve güvenilir gıdaya uygun fiyatla erişebilmesinin sağlanmasını istiyoruz.”
Bu süreçte gıda güvenliğinin aksamaması ve üreticilerin tarlada kalmaya devam etmesi için üretimin desteklenmesi gerektiğine vurgu yapan Bayraktar, üreticilerin sorunlarının çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi. Bayraktar şöyle devam etti;

“Çiftçimizin bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine ödeyemediği için takibe düşen borçları ile yüksek faizle yapılandırdığı borçları faizsiz olarak uzun vadeye yayılmalı ve üreticilerimiz rahatlatılmalıdır.
Girdi fiyatları makul düzeylerde tutularak, üretimin devamı sağlanmalı ve tüketiciler de makul fiyatlarla gıdaya ulaşmalıdır”

Seçilmiş ürünlerde 29 Ocak 2021 tarihi itibarıyla ortalama üretici, hal, pazar ve market fiyatları ve fiyat farkları:
Ürünler Üretici Hal Pazar Market Hal/Üretici Pazar/Üretici Market/Üretici
  Fiyatı (TL/Kg) Fiyatı (TL/Kg) Fiyatı (TL/Kg) Fiyatı (TL/Kg) Fiyat Farkı (Yüzde) Fiyat Farkı (Yüzde) Fiyat Farkı (Yüzde)
Lahana 0,68 1,24 1,90 2,70 82,35 179,41 297,25
Maydanoz (adet) 0,50 0,77 1,35 1,96 54,00 170,00 292,00
Süt-pastörize(litre) 2,73 - - 8,94 - - 227,47
Patates 0,67 1,15 1,88 2,17 72,50 181,25 225,83
Marul (adet) 1,68 2,18 3,60 5,19 29,57 113,97 208,37
Kuru incir 24,50 - 56,67 74,33 - 131,29 203,37
Elma 2,20 3,75 5,20 6,60 70,45 136,36 200,18
Havuç 1,34 1,81 2,83 3,85 35,33 111,84 187,77
Yeşil soğan (kg) 2,50 4,50 5,50 6,98 80,00 120,00 179,00
Kuru soğan 0,75 1,15 1,88 2,00 53,33 150,00 166,22
Antep fıstığı 39,11 - 97,50 101,43 - 149,30 159,34
Karnabahar 1,53 2,13 3,08 3,85 38,89 101,53 151,53
Domates 2,35 3,40 5,00 5,80 44,68 112,77 146,78
Nohut 4,35 6,00 10,33 10,14 37,93 137,55 133,18
Kuru üzüm 11,50 - 22,67 26,74 - 97,10 132,56
Kırmızı mercimek 4,84 9,50 9,25 10,96 96,28 91,12 126,47
Pırasa 2,06 2,90 3,83 4,64 40,89 86,23 125,48
Ispanak 2,17 3,08 3,75 4,79 41,92 73,08 121,28
Kuru kayısı 21,00 - 40,00 46,13 - 90,48 119,68
Limon 2,63 4,00 5,00 5,59 52,38 90,48 112,95
Fındık (iç) 47,00 - 65,00 96,57 - 38,30 105,46
Mandalina 3,13 4,20 5,64 6,32 34,04 80,06 101,67
Sivri Biber 4,45 5,80 7,42 8,48 30,34 66,67 90,62
Yeşil mercimek 5,32 7,50 9,50 10,04 40,98 78,57 88,78
Zeytinyağı 24,16 -   45,58 - - 88,67
Kabak 4,06 5,00 6,67 7,51 23,15 64,20 84,85
Portakal 3,44 4,60 5,39 6,25 33,72 56,74 81,59
Patlıcan 4,73 6,30 7,80 8,54 33,12 64,82 80,42
Kuru fasulye 7,93 9,50 13,75 14,24 19,80 73,39 79,61
Dana eti 37,01 - - 61,14 - - 65,20
Kuzu eti 52,27 - - 83,20 - - 59,17
Salatalık 4,32 5,30 5,80 6,49 22,78 34,36 50,32
Yumurta 0,63 - 1,25 0,92 - 98,41 46,51
Pirinç 6,68 7,50 7,67 9,70 12,28 14,77 45,27
Beyaz peynir (kg)       37,87      
Kaşar peyniri (kg)       51,46      
Yoğurt (kg)       8,92      
Tereyağ (kg)       62,88      
Mısırözü yağı - - - 19,38 - - -
Ayçiçek yağı - - - 16,84 - - -
Tavuk eti - - - 15,86 - - -
Toz şeker - - - 5,97 - - -
Not: Hal, pazar ve market verileri Ankara, İzmir, İstanbul, Mersin, Antalya ve Bursa illerinden derlenen ortalama fiyatlardır. Üretici fiyatları ise ürünlere göre önemli üretim merkezlerinden derlenmektedir. Pirinç (Osmancık), kuru fasulye, nohut, kırmızı ve yeşil mercimek için belirtilen hal fiyatları toptan satış fiyatlarıdır.  Dana eti, kuzu eti, Antep fıstığı ve fındık fiyatı serbest piyasa fiyatıdır. Hayvansal ürünlerde üretici ve market fiyatları 44 ilden derlenmektedir. Yumurta fiyatları Yumbir, Başmakçı ve Kaytaş verilerinin ortalaması alınmaktadır.
 
 
 
Seçilmiş ürünlerde market fiyatlarındaki aylık fiyatlar ve değişim oranları:
 
Market 27 Aralık 2020 29 Ocak 2021 29 Ocak 2021/27 Aralık 2020
Ürünler Ay Sonu Market Fiyatı (TL/Kg) Ay Sonu Market Fiyatı (TL/Kg) Değişim (Yüzde)
Süt-Pastörize(litre) 7,23 8,94 23,65
Kabak 6,17 7,51 21,66
Beyaz peynir 32,43 37,87 16,77
Patlıcan 7,32 8,54 16,70
Sivri Biber 7,41 8,48 14,52
Tereyağ 55,76 62,88 12,77
Fındık (iç) 86,57 96,57 11,55
Yoğurt 8,14 8,92 9,58
Kuru üzüm 24,41 26,74 9,56
Kırmızı mercimek 10,11 10,96 8,38
Tavuk eti 14,77 15,86 7,36
Limon 5,24 5,59 6,73
Zeytinyağı 42,92 45,58 6,21
Antep fıstığı 95,61 101,43 6,08
Kaşar peyniri 48,71 51,46 5,65
Mandalina 6,04 6,32 4,60
Domates 5,57 5,80 4,12
Kuru incir 71,48 74,33 3,99
Kuzu eti 80,81 83,20 2,96
Dana eti 59,54 61,14 2,69
Mısırözü yağı 19,02 19,38 1,86
Ayçiçek yağı 16,55 16,84 1,76
Kuru fasulye 14,24 14,24 0,00
Toz şeker 5,97 5,97 0,00
Pirinç 9,94 9,70 -2,36
Yeşil mercimek 10,37 10,04 -3,14
Maydanoz (adet) 2,03 1,96 -3,61
Yeşil soğan (kg) 7,32 6,98 -4,67
Salatalık 6,81 6,49 -4,74
Marul (adet) 5,46 5,19 -4,90
Nohut 10,68 10,14 -5,05
Yumurta 0,98 0,92 -5,49
Kuru kayısı 49,43 46,13 -6,68
Havuç 4,12 3,85 -6,68
Patates 2,39 2,17 -9,02
Lahana 2,99 2,70 -9,70
Portakal 7,24 6,25 -13,67
Kuru soğan 2,32 2,00 -14,09
Elma 7,95 6,60 -16,92
Pırasa 6,07 4,64 -23,50
Ispanak 6,58 4,79 -27,14
Karnabahar 5,88 3,85 -34,59
 
Seçilmiş ürünlerde üreticifiyatlarındaki aylık fiyatlar ve değişim oranları:
Üretici 27 Aralık 2020 29 Ocak 2021 29 Ocak 2021/27 Aralık 2020
Ürünler Ay Sonu Üretici Fiyatı (TL/Kg) Ay Sonu Üretici Fiyatı (TL/Kg) Değişim (Yüzde)
Salatalık 2,83 4,32 52,35
Kabak 3,00 4,06 35,33
Sivri Biber 3,52 4,45 26,54
Patlıcan 3,75 4,73 26,20
Süt (litre) 2,19 2,73 24,66
Portakal 3,00 3,44 14,67
Havuç 1,23 1,34 9,18
Marul (adet) 1,57 1,68 7,17
Zeytinyağı 22,60 24,16 6,90
Kuzu eti 50,10 52,27 4,33
Dana eti 36,05 37,01 2,66
Mandalina 3,08 3,13 1,90
Antep fıstığı 38,85 39,11 0,67
Maydanoz (adet) 0,50 0,50 0,00
Yeşil soğan (kg) 2,50 2,50 0,00
Elma 2,20 2,20 0,00
Kuru fasulye 7,93 7,93 0,00
Nohut 4,35 4,35 0,00
Kırmızı mercimek 4,84 4,84 0,00
Yeşil mercimek 5,32 5,32 0,00
Pirinç 6,68 6,68 0,00
Kuru kayısı 21,00 21,00 0,00
Kuru incir 24,50 24,50 0,00
Fındık (iç) 47,00 47,00 0,00
Pırasa 2,12 2,06 -2,97
Limon(Dikenli) 2,76 2,63 -4,98
Kuru üzüm 12,50 11,50 -8,00
Domates 2,57 2,35 -8,44
Yumurta 0,69 0,63 -9,09
Ispanak 2,50 2,17 -13,33
Karnabahar 1,83 1,53 -16,16
Patates 0,80 0,67 -16,67
Kuru soğan 1,00 0,75 -25,00
Lahana 1,07 0,68 -36,25
 
 
 
 
 
 
1.02.2021
Devamı

Ayçiçek Yağındaki Fiyat Artışı Kuraklıktan mı? Üreticiden mi?

Ülkemizde cep yakan fiyatları ile bir anda dikkatleri üzerine çeken ayçiçeği yağı, elbette insanoğlunun vazgeçemediği en önemli temel gıdalar arasında yer alıyor. Peki sofralarımız için böylesine önemli olan bu yağın fiyatları ne oldu da kısa zamanda fiyatı fahiş derecede arttı. Kuraklık mı, destekleme priminin düşük olması mı? ya da maliyet mi?. Birlikte bu soruların cevaplarını sizler için araştırdık.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Aralık 2020 tarihli ‘Ürün Masaları Ayçiçeği Bülteni’ verilerine göre, Türkiye dünyada ayçiçeği ithalatında yüzde 37’lik payla ilk sırada.

Türkiye ayçiçek yağında da dışa bağımlı. Ticaret Bakanlığı’nın 2019 yılı Ayçiçeği Raporu’na göre, 2019’da Türkiye’nin yıllık ayçiçek yağı tüketimi 1 milyon 170 bin ton. Buna 490 bin ton da ihracat eklendiğinde ortaya 1 milyon 660 bin tonluk ihtiyaç çıkıyor. Ancak Türkiye’nin üretimi 1 milyon 104 bin seviyesinde. Kalan 560 bin tonluk açık, ithalatla gideriliyor.

Ayçiçekte dışa bağımlı olan Türkiye, ayçiçek yağını da ithal etmek zorunda kalıyor. Bu durumda fiyatlar da hem döviz kurlarından hem de yurt dışı fiyat dalgalanmalarından doğrudan etkileniyor.

TÜİK verilerine göre, ayçiçek yağının bir kilogramı, Aralık 2019 ile Aralık 2020 arasındaki son bir yılda tam yüzde 48 artışla 16 TL'yi aştı. Sadece aralık ayındaki artış yüzde 6,4 oldu. Ham madde fiyatlarındaki artışa dikkat çeken sektör temsilcileri, önümüzdeki dönemde ayçiçek yağında yeni artışlar bekliyor. Nitekim, bugün açıklanan tarım ürünleri üretici fiyatları verileri de bu duruma işaret ediyor.

TÜİK verilerine göre, ayçiçeğin kilogram fiyatı son bir yılda yüzde 52,3 arttı. Tüketici enflasyonunu gecikmeli olarak etkileyen yurt içi üretici fiyatlarına bakıldığında, "bitkisel ve hayvansal sıvı ve katı yağlar" sektöründe son bir yıllık fiyat artışının yüzde 63,3 olduğu görülüyor. Bu durum, yağ fiyatlarının önümüzdeki dönemde artacağına işaret ediyor.

Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği (BYSD) Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil, konu ile ilgili görüşlerini şöyle sıraladı:

“Ayçiçek yağındaki fiyat artışının sektörden kaynaklanmamaktadır. Yağı, Rusya ve Ukrayna'dan ithal etmek zorundayız. Onların istediği de ton başına 1325 dolar" dedi. Hammaddedeki son maliyet artışları henüz raf fiyatlarına yansımadı. Maliyet artışına bağlı olarak yakın zamanda yüzde 20'lik bir fiyat artışı daha bekleniyor” dedi.

Büyükhelvacıgil, ayçiçek rekoltesin de düşüş yaşandığına ve 2,5-3 milyon ton ihtiyaç bulunmasına rağmen 2019'da 1 milyon 330 bin ton üretim yapıldığına işaret etti.

Büyükhelvacıgil konuyla ilgili değerlendirmelerine şöyle devam etti:

"Bu ürünün eksikliği problem olmaya devam ediyor. Geçen yıl çekirdek fiyatları ton başına 5 bin 400 liraya kadar geldi, ham yağın fiyatı da ton başına 10 bin lira sınırını aştı.

Bu sadece bizim ülkemizdeki eksiklikten değil, Rusya ve Ukrayna gibi üreticilerde de kuraklık sebebiyle yüzde 20-25 civarında üretim düşüşü yaşandı. Ham yağın ton fiyatı 700 dolar civarındayken bugün itibarıyla 1325 dolar seviyesine geldi. Bunlar ürkütücü. Doların da karşılıksız basılmasıyla emtia fiyatlarına müthiş yönelme oldu.

Rusya ve Ukrayna'nın dışarıya mal vermemesi ve orada fiyatların yükselmesi de bizi burada etkiledi. Dünyada emtia fiyatlarının yükselmesi, tamamen sektörün dışında yaşanan süreçle tüketiciye yansımış oldu.”

 "Devletimiz herkese eşit mesafede"

Havaların iyi gitmesiyle ihtiyaç duyulan asgari 2 milyon ton çekirdeğin üretilebileceğini ve bu alanda eksiklik yaşanmayacağını vurgulayan Büyükhelvacıgil, şu ifadeleri kullandı:

"Yağ fiyatlarının yüksekliği bizim yüzümüzden olan bir şey değil. Sektör bunu yapmış değil. Yağı, Rusya ve Ukrayna'dan ithal etmek zorundayız. Onların istediği de ton başına 1325 dolar. Yıllarca bu tarihlerde bu yağın fiyatı 750 dolar civarıydı, bugünün ürünün yokluğu ve salgın etkisiyle 'benim fiyatım 1325 dolar' dedi. O da bugün verdiği fiyatlar, yarın ne olacağını bilmiyorum. Benim öngörüm artabileceği yönünde."

Büyükhelvacıgil, "Yağ piyasasında yer alan yabancı sermayeli bir firma nedeniyle ayçiçek yağında gümrük vergisinin düşürüldüğü" yönündeki iddialara ilişkin, "Ülkemizde serbest piyasa kuralları uygulanıyor, bir kişiye ya da şirkete göre kural uygulayan yapıda değiliz. Kesinlikle o görüşe katılmıyorum. Bizim devletimiz herkese eşit mesafede, bütün birimleri dinleyerek, ortak akılla karar alıyor. Asla öyle bir şey söz konusu değil" değerlendirmesini yaptı.

Trakya Birlik 215 bin ton alabildi

Trakya Birlik Genel Müdürü Hakan Çalen piyasadaki gelişmeleri şöyle özetledi: ” Geçen yıla göre üretimde 200-250 bin ton düşüş olduğunu tahmin ediyoruz. Hububat ürünlerinde olduğu gibi fiyatın yükseleceği beklentisi ile kuyumcu, inşaatçı, petrolcü ve daha bir çok kesimden yatırımcı ayçiçeği alıyor. Lisanslı depolara koyuyor ve bekletiyor. Satmıyor. Orta ve büyük sanayici ise ihtiyacı olan ürünü alamadı. Sektör dışından ürün alanlar fiyat her gün 50-100 lira artıyor diye bekletiyor. Fiyatın daha da yükseleceğini bekliyor. Biz birlik olarak geçen sene 330 bin ton ayçiçeği aldık. Bu sene şimdiye kadar aldığımız 215 bin ton. Bunun 250-260 bin tona ulaşacağımızı tahmin ediyoruz. Aldığımız ürünün 200 bin tonunu kendi tesislerimizde işleyip rafine yağ olarak piyasaya arz ediyoruz. Piyasayı bu yönüyle düzenliyoruz. Ancak 50-60 bin ton ayçiçeği tohumunu Eylül sonu itibariyle sektöre satabiliriz” dedi.

Konu ile ilgili diğer bir görüş ise Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akgün’den geldi.

Akgün yaptığı değerlendirmede ise şunları söyledi:

“Ayçiçeği fiyatının artmasından dolayı market raflarındaki yağ fiyatları arttı, daha fazla artış olacağını da zannetmiyorum” dedi.

Bu yıl ayçiçeği fiyatının artmasıyla market raflarında satışa sunulan ayçiçeği yağı fiyatları da büyük oranda arttı. Ayçiçeği yağı fiyatları bir yılda yüzde 60 oranında zamlandı.

Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akgün, pandemi ve kuraklık nedeniyle tüm ürünlerin fiyatlarında artış olduğunu söyledi. Yağ sanayicileri tarafından ayçiçeği yağı fiyatı için yüzde 20 oranında daha bir artış istendiğini belirten Akgün, “bu artışın olacağını zannetmiyorum” dedi.

Akgün, “ayçiçeği fiyatı arttığından dolayı yağ fiyatları da arttı. Geçen yıl 42 lira olan 5 litrelik yağ, bugün 65 lira civarında. Yağ sanayiciler başkanı da yüzde 20 oranında daha bir artış olabileceği açıklaması yaptı. Biden bire yağın artması insanların dikkatini çekiyor. Bugün için pandemi, kuraklık hepsi bir araya geldiği için bütün ürünlerin fiyatı arttı, sadece yağ fiyatı artmadı. Ama tabi yağ daha fazla gündemde kalıyor. Herkesin evine lazım olan bir ürün. Bu artış daha yukarı gider mi, daha fazla artış olacağını zannetmiyorum” diye konuştu.

29.01.2021
Devamı

Çiftçiler Fırtınada Zarar Gören Seralarda Yaralarını Sarıyor!

Antalya'da Salı günü akşam saatlerinde başlayıp gece saatlerde kuvvetli rüzgarla birlikte etkili olan fırtınada seraları zarar gören çiftçiler yaralarını sarmaya başladı.

Çiftçi fırtına sonrası yaralarını sarıyor

Antalya'da Salı günü akşam saatlerinde başlayıp gece saatlerde kuvvetli rüzgarla birlikte etkili olan fırtınada seraları zarar gören çiftçiler yaralarını sarmaya başladı.

Antalya'da Salı günü etkisini gösteren şiddetli yağmur ve fırtına sonrası, Aksu ilçesindeki seralar sular altında kaldı. Bu sabah seralarına ulaşabilen üreticiler, seralarının içerisinde biriken suları temizlemeye çalışırken, bir taraftan da yaralarını sarmaya çalışıyorlar.

İhsaniye Mahallesi'nde üretici Mehmet Çakmak "Dün büyük bir felaket yaşadık diyebilirim. Her yeri sel aldı. Yağmurun yağdığı gün seralarımıza giremedik" dedi. Çakmak, "10 dönüm domates seramızın tamamı sular altında kaldı. Öğlen sonu sular çekilmeye başladı. Gece saat 03.00'e kadar çalışarak seranın suyunu boşaltmaya çalıştık. Bütün emeklerimiz boşa gitti. Bütün gece uğraştık. Şu an serada ki ürünler kullanılmaz hale geldi" diye konuştu.

Kabak üreticisi Ramazan Demir, 15 yıldır çiftçilik yaptığını ifade ederek, "45 gün önce yaşanan kuvvetli yağışta yine aynı su baskınını yaşadım. Tekrar ektik. Aynı durumla bir daha karşılaştık. 10 dönüm alanda kabak üretiyorum. Dün geceden beri su çekiyoruz. Çok mağdur olduk" dedi. Dün seraya giremediklerini, evlerinin çatısından izlediklerini kaydeden Demir, " Yol ve seralarımız sular altında kalmıştı. Uzaktan bakabildik ancak. Karşıdan üreticinin her şeyi güzel gözüküyor ama bizim şu halimizi de görsünler isteriz. Geceden beri seranın suyunu çektirmeye çalışıyoruz" diye konuştu.

29.01.2021
Devamı

Ağaçları Kesilen Çiftçi Fotokapan Kurdu!

Elazığ'da Ahmet Kürüm 2 ay içinde 506 ağacını kesen kişiyi yakalamak için 17 bin TL harcayarak 3'ü fotokapan 4 kamera aldı. Fotokapanları kuran Kürüm, telefonuna gelen mesajdaki görüntülerden şüphelinin komşusu olduğunu görünce şoke oldu.

Baskil ilçesine bağlı Gemici köyünde 20 dönümlük arazisinde çiftçilik yapan Ahmet Kürüm'ün 2 ay önce bazı kayısı ağaçları kimliği belirsiz kişilerce kesildi. Yeniden fidan diken Kürüm'ün ağaçları, 3 kez daha kesilip kırıldı.

17 BİN LİRA HARCADI

Bunun üzerine Kürüm, 17 bin TL harcayarak 3 fotokapan ve 1 güvenlik kamerası aldı. Kürüm, 2 gün önce telefonuna gelen bildirimle fotokapandaki görüntüleri izleyince, ağaçlarının kesen kişinin, komşusu Ş.A. olduğunu gördü.

HAKKINDA YASAL İŞLEM BAŞLATILDI

Görüntülerle jandarmaya giden Kürüm, komşusundan şikayetçi oldu. İfadesi alınmak üzere karakola getirilen komşu hakkında yasal işlem başlatıldı. 

“NEDEN BÖYLE YAPTIĞINI BİLMİYORUZ”

İlk olarak 150 kök kayısı ağacının kesildiğini anlatan Kürüm, "Biz çok önemsemedik. Olabilir dedik. Daha sonra tekrar kayısı ağaçlarını diktik. Yaklaşık bir hafta sonra tekrar kesildi. En son olay da ise yeni ektiğimiz ve eskiden ektiğimiz kayısı ağaçlarımız kesilmişti. Bu olaylardan sonra 17 bin TL'ye 3 tanesi fotokapan olmak üzere 4 tane kamera aldım. Geçtiğimiz gün telefonuma bildirim geldi. Kamera da akşam saatlerinde bir kişi kayısı ağaçlarını kesiyordu. Yapan kişi yakinen tanıdığımız komşumuzdu. Neden böyle yaptığını bilmiyoruz ancak şikayetçi olduk" dedi.
29.01.2021
Devamı

Hindistan’lı Çiftçiler Polisle Çatıştı: 1 Ölü 300’den fazla Yaralı!

Hindistan'ın başkenti Delhi'de, yeni tarım yasalarını protesto eden binlerce çiftçi polisle çatıştı. Bir göstericinin hayatını kaybettiği protestolarda, 200 kişi gözaltına alındı. 300'den fazla polis de yaralandı.

 
Hindistan'ın başkenti Delhi'de, yeni tarım yasalarını protesto eden binlerce çiftçi polisle çatıştı. Bir göstericinin hayatını kaybettiği protestolarda, 200 kişi gözaltına alındı. 300'den fazla polis de yaralandı.

Çiftçilerin liderleri, çatışmadan, eylemcilerin arasına karışan "şiddet yanlısı bazı kişileri" sorumlu tuttu ve barışçıl bir gösteri yapmak istediklerini söyledi.
Gözaltına alınanlar "karışıklık çıkarmak", "kamu malına zarar vermek" ve "kolluk güçlerine saldırmakla suçlanıyor. Şimdiye kadar 22 polisin şikayette bulunduğu bildirildi.

Çiftçiler dünkü protestolarda şehir merkezi girişindeki polis barikatlarını geçmiş ve "Kızıl Kale" adı verilen tarihi kaleyi işgal etmişti.
Polisten bugün yapılan açıklamada, protestocuların sokakları terk ettiği ve Delhi'de durumun normale döndüğü belirtildi.

Eylemler, 26 Ocak 1950'de Hindistan'da anayasanın kabul edildiği Cumhuriyet Bayramı'nda düzenlendi.
Protestocu çiftçileri temsil eden Samyukta Kisan Morcha isimli organizasyon, ortaya çıkan şiddeti kınadıklarını ve kendilerini şiddet yanlılarından ayırdıklarını duyurdu.

Eylemlerin arkasındaki çiftçi birlikleri, yeni tarım yasalarına karşı protestoların devam edeceğini de belirtti.
Çiftçilerin sözcüleri, polisin eylemcileri provoke ederek şiddete neden olduğunu da belirtiyor. Sözcülerden Kawalpreet Singh Pannu, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, "Barışçıl bir eyleme saldırdığınız zaman bunlar yaşanır. Burada bitmeyecek. Hareketimiz ve mesajımız daha da güçlenecek" dedi.
Hükümet söz konusu reformların sektörün yararına olduğunu savunsa da çiftçiler bu yasalar neticesinde gelirlerinin azalacağını ve yoksullaşmanın artacağını belirtiyor.

Yeni tarım yasalarının geri çekilmesini isteyen çiftçiler geçen Kasım ayından bu yana başkent Delhi'de eylemler düzenliyor.
Yeni yasalar, satış, fiyatlama ve tarım ürünlerinin stoklanması konusunda uzun süredir Hintli çiftçileri koruyan düzenlemelerin gevşetilmesini getiriyor.
Çiftçiler, yeni düzenlemelerin serbest piyasanın yararına, kendilerinin ise zararına olacağı görüşünde.
Pazarlık güçlerinin azalacağını savunan çiftçiler, özel sektör karşısında savunmasız kalacaklarını belirtiyor.

Birçok ekonomist ve uzman Hindistan'da tarımın reforma ihtiyaç duyduğunu belirtse de, hükümeti eleştirenler söz konusu reformların çiftçilere danışılmadan yapılmasına karşı çıkıyor.

29.01.2021
Devamı

Yusufeli Baraj İnşaatını Üç Bakan Gezecek

İnşaat çalışmaları büyük ölçüde tamamlanan Dünya devi Yusufeli barajını Üç Bakanın yerinde inceleyecek.
Tamamlandığında 275 metre gövde yüksekliğiyle dünyada sınıfının 3’üncü yüksek barajı olacak Yusufeli Barajı ve HES Projesi’nde çalışmalar tüm hızıyla sürüyor.
 
Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaosmanoğlu inşaat çalışmalarını yerinde incelemek üzere Cumartesi günü Artvin’e gidecek.
 
Konuyla ilgili açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Çoruh Vadisi Projesi’nin en önemli yatırımlarından biri olan Yusufeli Barajı’nda 271 metrelik yüksekliğe ulaşıldığını söyledi.
 
Çift Eğrilikli Beton Kemer barajlar arasında dünyanın en yüksek 3’üncü barajı olacak olan Yusufeli Barajı’nın tamamlandığında temelden yüksekliğinin 275 metreye ulaşacağını kaydeden Pakdemirli, şöyle konuştu:
 
“Rezervuarında 2.13 milyar metreküp su depolayabilecek olan Yusufeli Barajı, 558 megavat gücündeki santrali ile yıllık, 1 milyar 888 milyon kilovat saat hidroelektrik enerjisi üretecek. Milli ekonomiye yıllık 1,5 milyar lira katkı sağlayacak olan Yusufeli Barajı ve HES’te üretilecek enerji ile yaklaşık 2,5 milyon kişinin enerji ihtiyacı karşılanacak.
 
Yusufeli Barajı mansabında bulunan barajların (nehir akış yönüne göre kendisinden sonra gelen barajların) hidroelektrik enerji üretimini de arttıracak. Barajda depolanan su sayesinde, Deriner Barajı’nda 100 MW, Borçka Barajı’nda 43 MW ve Muratlı Barajı’nda 17 MW olmak üzere toplam 160 MW’lik bir kapasite artışı sağlanacak.”
 
“PROJE 19 MİLYAR LİRAYA MAL OLACAK”
 
Projenin toplam 19 milyar liraya mal olmasının planlandığını belirten Bakan Pakdemirli, Yusufeli Barajı’nın enerji üretiminin yanı sıra Çoruh Nehri’nin getireceği rusubatı önemli ölçüde tutarak mansabındaki barajların işletme ömrünü uzatacağını ve taşkın riskini azaltacağını da söyledi.
 
“İNŞAAT ÇALIŞMALARINDA REKORA İMZA ATILDI”
 
Baraj ve HES inşaatında çalışmaların tüm hızıyla devam ettiğini dile getiren Pakdemirli, “Yusufeli Barajı’nda gövde betonuna başlama tarihi itibarı ile 30 ay içerisinde 4 milyon metreküplük gövde betonunda yüzde 96’lık gerçekleşme sağlandı, bu alanda bir rekora imza atıldı” dedi.

İLÇENİN YENİ YERLEŞİM ALANI İKİ KATINA ÇIKACAK

Baraj ve HES nedeniyle taşınacak olan Yusufeli İlçesi eskiye göre daha modern ve örnek teşkil edecek yeni yerleşim yerine kavuşacak. Mevcut durumda 750 dekarlık bir alana sahip olan ilçenin yeni yerleşim alanı toplamda 1535 dekar olacak. Böylece daha müreffeh ve yaşanılabilir bir yer olacak.
Öte yandan, Yusufeli Barajı ve HES Projesi Devlet-İl ve Köy yolu relokasyonları kapsamında; 69,2 km Devlet-İl yolu ve 36 km Köy yolu yapılıyor. 69,2 km Devlet-İl yolu projesinde toplam uzunluğu 55,8 km olan 40 adet tünel ve toplam uzunluğu 4 km olan 21 adet köprü-viyadük inşa ediliyor.
29.01.2021
Devamı

BALIN KRİSTALİZASYONU (ŞEKERLENMESİ) DOĞAL BİR FİZİKSEL OLAYDIR

Dünyada arıcılık önemli bir sektör haline gelmiştir. Türkiye de bu anlamda dünya ile entegre bir şekilde, arıcılık konusunda kendinden söz ettiren bir ülke konumundadır. Son yıllarda arılı kovan varlığı bakımından dünya ikincisidir. Arı, arı ürünleri ve arıcılık malzemeleri olarak ta ciddi anlamda sanayileşmiş ve hatta bu ürünleri ihracat yaparak ülke ekonomisine katkı sağlamaktadır.

Böylesine başarılar elde etmiş bir ülke olarak arı ürünleri hakkında halkımızı yeterince bilgilendirememişiz. Dünyada gelişmiş ülkelerin tamamı kristalize balı raflarda tercih ederken, biz şekerlenmiş diyerek kalitesiz bal diye tanımlamaktayız. Bu algı insan sağlığını, gıda güvenliğini, üretimi ve hatta paketleme tesislerini olumsuz etkilemektedir. Balın kristalize olmaması için çeşitli ısıtma ve filitrasyon uygulamalarının yanında kimyasal kullanımını zorunlu hale getirmektedir. Oysa ki bal doğal olarak arılardan alınır ve içerisine hiçbir şey katılmaz, içerisinden hiçbir şey çıkarılmaz. Bal tebliği açık bir şekilde bunu ifade etmektedir.

TÜRK GIDA KODEKSİ BAL TEBLİĞİ
(TEBLİĞ NO: 2020/7)
MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ kapsamında piyasaya sunulan veya insan tüketimi amacıyla herhangi bir gıda maddesinde bileşen olarak kullanılan balların, Ek-1’de yer alan kriterlere ve aşağıdaki özelliklere uygun olması gerekir:
a) Bal esas olarak çoğunluğu fruktoz ve glukoz olmak üzere farklı şekerlerden, organik bileşiklerden, enzimlerden ve polenlerden oluşur. Bala gıda katkı maddeleri de dâhil olmak üzere hiçbir gıda bileşeni veya dışarıdan hiçbir madde katılmaz. Balın, doğal bileşiminde bulunmayan organik ve/veya inorganik maddelerden ari olması gerekir.
b) Fırıncılık balı dışında; bal, bala ait olmayan yabancı tat ve kokuya sahip olamaz, balın fermantasyonu başlamış olamaz, asitliği yapay olarak değiştirilmez ve bal içerdiği doğal enzimleri parçalayacak veya önemli düzeyde inaktive edilecek şekilde ısıtılmaz.
c) Filtre edilmiş bal ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla yabancı organik veya inorganik maddelerin ayrılması sırasında kaçınılmaz olan kayıplar dışında baldan polen veya bala özgü diğer bileşenler uzaklaştırılamaz. Filtre edilmiş bal dışında hangi aşamada olursa olsun ballara 0.2 mm’nin altında filtrasyon uygulanmaz.

ç) Balın tadı ve aroması, balın kaynağına ve üretildiği bitkinin türüne bağlı olarak değişmekle birlikte, balın kendine özgü koku ve tada sahip olması gerekir.
d) Balın rengi su beyazından koyu amber renge kadar değişebilir. Salgı balının renginin pfund skalasına göre en az 60 olması gerekir.
e) Balın kıvamı akışkan, viskoz, kısmen veya tamamen kristalize olabilir.
 
Halk arasında balın şekerlenmesi de denilen, baldaki kristalizasyon balın en temel özelliğidir. Özellikle çiçek balları hemen her ortamda kristalize olma eğilimindedir. Bu doğal durumu değiştirmek için, büyük sanayileşme, bilimsel çalışmalar ve ciddi bütçeler harcanmaktadır. Ayrıca balın kristalize olabileceğini açıklayan yüzlerce çalışma olmasına karşın tam tersinin bilinmesi ne acıdır. Acaba tersi bilinmesi kime nasıl bir fayda sağlıyor bilmiyorum, ancak başta ülkemize, halkımıza ve üreticimize zarar verdiği açıktır.

Gelişmiş ülkeler balın kristalize olanını tercih ederken, bizim ülkemizde hala neden kristalize bal tercih edilmiyor. Kristalize bal neden şekerli bal diye tanımlanıyor ve belki de bu konuyu araştırmak gerekir. Ülkemizde bal tebliğinin olması ve hatta akademik anlamda hocalarımızın birçok çalışması olması bu durumu değiştirmiyor. Okumayı veya doğru bilgiye ulaşmayı beceremiyoruz. Bu konuya dikkatleri çekmeliyiz, bu kadar açık ve net olan bir konuyu, nasıl olurda bu kadar yanlış biliyoruz. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da maalesef kulaktan dolma bilgiler ile hareket ediyoruz. Toplum olarak çok okumak ve araştırmak yerine herhangi ‘biri söylesin biz kabul edelim’ mantığındayız. Bu anlamda haber niteliğinde bile işin uzmanı olmayan kişiler tarafından kamuoyu farklı yönlendiriliyor. Bir an önce bu konuda bazı önlemler alınmalı ve işin uzmanları olan akademisyenler demeçler vermelidirler. Halkımızın markalı ve kristalize balları tercih etmeleri sağlanmalıdır. Bu anlamda Kamu spotu ile halkımız aydınlatılmalıdır.
Yıllardır ülkemizde zaten arı ürünlerine güven sarsılmıştır. Her türlü ürüne kuşku ile bakmaktayız. Ayrıca glikoz şurubu diye bir illeti, aromalar, renklendiriciler ve bazı diğer kimyasal maddeler ile taklit bal yaparak insan sağlığı tehdit ediliyor. Tarım bakanlığı denetimleri sonucu defalarca teşhir edilen firmalar hala bu işi yapmakta direniyorlar. Aslında kristalize ballar gerçek arı balını, glikoz şurubundan ayıran en önemli fiziksel özellik olarak önümüze çıkmaktadır. Kristalize balları tanımalı, tanıtmalı ve teşvik etmeliyiz ki üreticilerimizin üretimlerini ve tüketicimizin sağlığını koruyalım.

Şu an ülkemizde birçok marka, kaliteli ürün yerine tüketicinin istediği ürünü sunmaya çalışmaktadır. Bu anlamda ciddi sanayi ve makineleşme gibi yatırımlar yapılmaktadır. Önemli bir bütçe bu konuda harcanmaktadır. Sonuç olarak arıların üretmiş olduğu doğal balı çeşitli işlemler uygulayarak (ısıtma, filtre, pastörizasyon, v.b.) kalitesini düşürüyoruz. Bal tüketicisi, kaliteli bal arayıp duruyor ancak kalite kriterlerini bilmiyor. Bal tüketicisinin kalite kriterleri, balın tadı, kokusu, rengi ve kıvamıdır. Bu yanlış bilginin acilen düzeltilip gıda tebliğinde belirtilen kalite kriterleri dikkate alınarak halkımız bilinçlendirilmelidir. Kaliteli bal tüketmek istiyorsak, alışkanlıklarımızı bir kenara bırakarak markalı ve kristalize bal tercih edelim. Aynı zamanda kristalize bal tercih ederek üreticilerimizi ve doğamızı koruyalım.

Ümit Saylak
Yüksek Ziraat Mühendisi

 
 
                                                                                                                 
 
29.01.2021
Devamı

Olağan Yeni Yıl Sohbeti

Her yılbaşı geldiğinde adet olduğu üzere, yeni yılda nelerin beklendiği ve neler yapılması gerektiğine dair tartışmalar yapılır. Bu kapsamda mevcut durum, sağladığı imkanlar ve bütçeler konuşulur, planlamalar yapılır. Hadi gelin birlikte bu konuları biraz da biz tartışalım.

Tartışmaya pandemi ile başlamak gerek ama şunu bilmeliyiz ki; bu salgın hastalık aslında bütün Dünyanın en önemli gündemi değil. Çünkü yeryüzündeki insanların yarıya yakını halen açlık ve yoksulluk ya da savaşlarda kafalarına yağan bombalar nedeniyle zaten hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yani Pandemi onlar için neredeyse lüks kalıyor. Salgın, aralarında bizim de olduğumuz daha ziyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sorunu gibi görünüyor.

Her ne olursa olsun kesin olan şey Pandemi sayesinde Sağlık – Gıda – Tarım arasındaki mutlak ilişkiyi ve tarımın ne kadar önemli olduğunu anladık. Can korkusuna rağmen gıdanın aşıdan bile değerli olduğunu, hiçbir ülke elindeki gıda stokunu satmadığını gördük. Büyük ihtimalle 2021’de salgın hastalık bitecek ama etkilerini daha uzun yıllar yaşayacağız. Yeni bir yaşam tarzına doğru gidiyoruz. Sanal ortamda takip edileceğimiz çipler mi takılacak gibi uçuk iddialar tartışılırken yıllardır sinsice yaklaşan başka bir tehdit artık kendini daha belirgin olarak göstermeye başladı. İklim değişikliğinin etkilerinin daha fazla hissedildiği bir döneme giriyoruz. Çevre koşullarını değiştiren bu etki, en fazla doğayı dolayısıyla da tarımı yani gıda üretimini etkiliyor. Bu etkilerin giderek artması sonucu, gıda üretim planlaması yapmayan ülkeleri isyanlar ve daha sonrasında gıda ve su savaşları bekliyor. Bu nedenle acilen planlı programlı tedbirlerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Belki de sadece önümüzdeki 7-8- yıl içinde yeniden şekillenmekte olan dünya düzeni çok daha acımasız bir hayatı karşımıza çıkartacak. Hatta paranız olsa dahi gıdaya ulaşamadığınız bir durumla karşılaşabilecek.

Peki, gıdaya ulaşım bakımından ne durumdayız?

Allaha şükür üretim bakımından sorunumuz yok. Kişi başına tüketimde dengeli ve yeterli beslenme için ulaşabildiğimiz gıda bakımından da durum yine aynı şekilde sorunsuz mu? Bunun için önce ülkemizdeki ailelerin gıdaya ulaşabilme imkanlarına bakalım. Ama öncelikle bir ekonomi kuralını hatırlatarak başlayalım. Hane halkının toplam geliri ne olursa olsun gıda için yaptığı harcamanın mutlak bir önceliği ve bu miktar gelire bağlı olarak değişmez. Bir ailenin gıda için yaptığı harcama diğer bütün ihtiyaçlara göre mutlak bir önceliğe sahiptir ve bu miktar gelire bağlı olarak değişmez. Çünkü insanların yaşamak için öncelikle gıdaya ihtiyaçları vardır ve bir insanın sağlıklı olabilmesi için tüketmesi gereken gıda miktarı geliri ne olursa olsun belli bir aralıktadır. Türkiye 2020 yılında gıda fiyatları artışı %25’in üzerindedir. Bu durumda eğer asgari ücret alıyorsanız, bu fiyat artışı karşısında gelirinizin neredeyse tamamını gıda harcamalarınız oluşturuyor demektir. Yani kira, ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer harcamalara sıra gelmiyordur. Türkiye’de Asgari Ücret ile geçinenlerin tahmini sayısı, 6 milyon işçi, 12 milyonu emekli, 15 milyon çiftçi üzerinden hesaplanabilir. Bir de bu toplama aynı gelire sahip memur, küçük esnaf ve bir de gelirsiz işsiz eklenirse; en iyimser tahminle 50 milyonun üzerinde bir nüfusun toplam harcamalarında gıdadan başka masrafı olmadığını iddia edebiliriz. İşin daha da kötüsü döviz kuru ve enflasyon nedeniyle sabit asgari ücrete bağlı gelirinizin satın alma gücü giderek azalırsa durum içinden çıkılmaz bir hal alır. Eğer bir insan maaşının neredeyse tamamını sadece yiyeceğe vermeye başlarsa, karın tokluğuna çalışıyor demektir.

Bu arada yukarıda sayılan çiftçileri kendi gıdasını üretiyor diye avantajlı olduklarını sanabilirsiniz. Ama işin aslı ne yazık ki öyle değil. Küçük bir çiftçi bütün gıdaları üretemez. Onun da dışarıdan parayla satın alması gereken gıdalar ve diğer ihtiyaçlar vardır. Bu durumda milletin karnını doyuracak çiftçi bile kendi karnını doyurmakta zorlanır duruma düşebilmektedir. Eğer ülkede gıdanızı üreten ve onu kapınıza kadar getiren kişiler asgari yaşam standardının altında hayatlarını sürdürmek zorunda kalır ve işi bırakırlarsa bir kere daha düşünmelisiniz. Cebinizde paranız olsa dahi gıda bulamayabilirsiniz.

Bir de işin bütçe kısmına bakalım. Burada olağan olarak akla ilk gelen 2021 yılı için 51,5 milyar TL olarak belirlen tarım ve orman bütçemiz oluyor. Bu tutar personel giderleri, yatırım harcamaları, ormancılık faaliyetleri ile ilgili kalemlerden ve tarımsal desteklemelerden oluşuyor. Bu sene de yine bütçede en fazla tartışılan konu destekleme için ayrılan 24 milyar TL tutarındaki pay oldu. Tartışmaların nedeni, 2006 tarihli 5488 sayılı Tarım Kanunundan kaynaklanıyor. Kanunun 21. Maddesinde ”Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi milli hasılanın yüzde birinden az olamaz.” ifadesi yer alıyor. Bu hükme göre; 2021 yılı için 5,6 trilyon TL olan Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılasının (GSMH) %1’i olan 56 milyar TL’nin destekleme için verilmesi gerekmektedir. Yani halen destekleme için ayrılan 24 milyar TL 2,5 kat daha arttırılmalıdır. Ama şu anda Bakanlığa bütün harcamaları için verilen 51,5 milyar TL bile bu miktarın altında kalmaktadır.

Durumumuza daha iyi anlamak için, son günlerde tekrar yüzümüzü döndüğümüz AB ile basit bir mukayese yapabiliriz. AB Komisyonu tarafından 2021-2027 arası uzun vadeli AB Bütçesi 1,074 trilyon Avro, bunun içinde 2021 yılı bütçesi de 165 milyar Avro olarak kabul edildi. AB’de bizdeki gibi GSHY’ya göre belirlenen bir taban limit uygulaması olmamasına rağmen bütçenin yaklaşık %35’i tarıma ayrıldı. Avrupa'daki çiftçileri desteklemek için Ortak Tarım Politikasına 55,7 milyar Avro, ilaveten balıkçıları desteklemek için Avrupa Denizcilik ve Balıkçılık Politikası Fonuna 760,7 milyon Avro verilecek. Tarımsal desteklemeler açısından AB’deki toplam yaklaşık 56,5 milyar Avro ile bizim 24 milyar TL’yi karşılaştırma yaptığımızda kur farkının da etkisiyle yaklaşık 25 kat civarında bir fark olduğunu söylemek mümkün. AB ülkelerinde tarım ve balıkçılık AB ortak bütçesinin yanı sıra milli bütçeden de desteklenebiliyor. Yatırımlar ve idari işlemleri için her ülke ilaveten kendi bütçesini oluşturuyor. Yani ülkeler bazında bu bütçeler daha da artabiliyor.
Bu mukayesenin ardından benim aklıma 2 soru geliyor.

İlk soru AB ile ilgili. AB salgın hastalıkla mücadeleye yönelik tedbirlerden daha fazla parayı daha yeşil bir Avrupa'ya ulaşmak için harcama kararı aldı. Acaba Avrupa niçin tarıma salgın hastalıktan daha fazla önem verdi?

İkinci soru ise bizimle ilgili. Tarımsal ekonomik büyüklük dikkate alındığında ülkemiz AB ülkeleri arasında 1. sırada yer almaktadır. Bir başka deyişle; daha az destek alan Türk Çiftçisi, Avro üzerinden yapılan bu sıralamada kur farkından dolayı aynı ürünü 10 kat daha ucuza satmak zorunda olmasına rağmen, AB çiftçisinden daha fazla ekonomik büyüklük oluşturmuştur. Türk Çiftçisi bu mucizevi başarıyı nasıl gerçekleştirebilmektedir?

Üstelik ülkemizde şartlar, iki açıdan çiftçinin aleyhine işlemektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz hane halkı geliri içinde yüksek oranda paya sahip gıda harcamaları nedeniyle enflasyon hesaplamalarında en büyük olumsuz etki gıda fiyatlarından kaynaklanmaktadır. Bu durumun oluşturduğu enflasyonist baskı nedeniyle piyasada özellikle çiftçi fiyatları enflasyon karşısında yeterince artamamaktadır. Öte yandan çiftçinin üretim maliyetleri içinde yer alan girdilerin fiyatlarındaki dövize endeksli aşırı artış nedeniyle oluşan yük de çiftçiye yüklenmektedir. Yani emeğinin karşılığını alamayan çiftçiyi bir de maliyetler vurmaktadır. Sonuç olarak çiftçi zaten yetersiz olan geliri, daha eline geçmeden eritmektedir. Bu durumda yukarıda gerçekleştirilmesi mucize olarak nitelendirdiğimiz başarı, matematiksel olarak imkansız hale gelmektedir.

Bu mucizeden öte imkansız başarının ardındaki gerçek neden çiftçinin fedakarlığından kaynaklanmaktadır. Yıllardır yapılan etki değerlendirme araştırmalarına göre; verilen desteklerin çiftçinin üretimine bir etkisi olmadığı görülmektedir. Yani çiftçi destekleme olmasa da üretmeye devam etmek durumundadır. Ama cefakârlıkla sürdürülen bu durumun bedavaya cefakârca bu şekilde devam etmeyeceği aşikardır.

Mevcut durumu tespit ettikten sonra bir de geleceğe bakalım. Öncelikle iklim değişikliğinin tarım üzerinde giderek artan etkisinden bahsettik. Ama bizi bekleyen daha yakın bir tehlike daha var. Her yıl çiftçilerimiz 3 yaş yaşlanıyor. Şimdi bu nasıl hesap diyebilirsiniz. Geçen sene çiftçilerimizin 52’ye dayanan yaş ortalaması, gençlerin tarımı terk etmeleri nedeniyle ortalamayı hızla yükseltmektedir. Bu hesaba göre; çiftçilerin 5 yıl sonra yaş ortalamaları 65’e dayanacaktır. Bugün hala güç bela her koşulda imkansızı gerçekleştiren çiftçi, o zaman geldiğinde geçimini nasıl sağlayacak. Bu durumda Türk Halkını kim doyuracak. Başta tüketiciler olmak üzere herkes kendisine ne yapmalıyız sorusunu acilen sormalıdır.

Dünyanın her yerinde benzer durumlarla karşılaşmakta ve ağırlıkla gelişmiş ülkelerde çözümler kooperatifler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Geçen yıl pandemi ile mücadelede kooperatiflerin sahada hükümetlerden daha etkili ve başarılı oldukları görülmektedir. Artık dünden daha adil ve daha paylaşımcı bir dünya yaratmaya başlamamız gerekiyor. On binlerce yılda oluşturduğumuz insani yüce değerlere dayalı ve doğaya saygılı, aklı ve vicdanı her yerde ve her alanda Bilim ve etikle buluşturan bir yaşam tarzına geçmek zorundayız.
Ya insanca hep birlikte daha iyi bir Dünyada yaşayacağız ya da Dünya kısa bir süre sonra biz insanlar olmadan dönmeye devam edecek…
Açlığın, fakirliğin, savaşların, hastalıların olmadığı, bolluk, bereket, refah, barış ve huzur içinde yaşanılan, doğaya zarar vermeden kaynaklarını koruyarak sürdürülebilir kullanacağımız bir Dünya mümkün.

Takvimlere göre bu değerlendirmede 2 bin yıl bitirdik. Yeni Millenyum dediğimiz üçüncü bin yıllık Döneme girdik. Hatta Üçüncü bin yılda %2’lik kısım olan ilk 20 yılı bitirdik bile.. Gerçekten zaman hızla akıp geçiyor.

Doğru yolu bulacağımıza inanıyorum. Benim inancım ve umudum var. Çocuklarımızın geleceği adına inadına umutlarımızı korumak zorundayız. Bu umutla; Yeni Yılın hepimize sağlık, mutluluk, huzur, bereket getirmesini ve güçlükler karşısında hep birlikte GÜÇBİRLİĞİ yaptığımız bir yıl olmasını diliyorum.

Dr. Erhan EKMEN
Yüksek Ziraat Mühendisi
28.01.2021
Devamı

Hamsi Av Yasağı Uzatıldı

Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünce daha önce iki defa kısmi olarak durdurulan ticari amaçlı hamsi avcılığı av yasağı, 7 Şubat 2021 tarihine kadar uzatıldı.
Tarım ve Orman Bakanlığı hamsi yasağına yönelik yeni bir açıklama yaparak hamsi avlanma yasağını uzattı. Bakanlık hamsi avlanma yasağına yönelik şunlar kaydedildi..
Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünce yapılan gözlem ve denetimler ile araştırma kuruluşları tarafından yürütülen izleme çalışmaları sonucunda, avlanan hamsi balıklarında yasal avlanabilir boy uzunluğunun (9 cm) altındaki bireylerin oranında artış olması ve et verimlerinin de oldukça düşük olması nedeniyle İstanbul Boğazı ve Karadeniz’in büyük bir bölümünde her türlü av aracı ile hamsi avcılığı 08 Ocak 2021 tarihinden itibaren yasaklanmıştı.
Hamsi avı kısıtlamasının uygulandığı bölgede yapılan araştırma, inceleme ve gözlemler neticesinde ve başta bilim insanları olmak üzere, birçok balıkçı örgütleri ve sektörün diğer paydaşları ile birlikte hamsi avcılığına ilişkin hususta yeniden bir değerlendirme yapılmıştır.

Bu değerlendirmeye göre; 08 Ocak 2021-28 Ocak 2021 tarihleri arasında hamsi avcılığına kısıtlama getirilen karasularımızda bulunan hamsi popülasyonunda iyileşme gözlenmiş olsa da halen büyük bir bölümünün avlanabilir asgari boy uzunluğunun altında ve et veriminde sınırlı miktarda bir artış olduğu görülmüştür.
Bu nedenle, gelecek yıllardaki hamsi avcılığının sürdürülebilir olarak yapılabilmesi ve hamsi stoklarının korunması amacıyla, İstanbul Boğazı’nın tamamı ile Karadeniz’de İstanbul İli Sarıyer İlçesi Kumköy Aslan Burnu’ndan (41 15' 25.13'' N - 29 2' 58.2'' E ) Gürcistan sınırına kadar olan karasularımızda her türlü av aracı ile ticari amaçlı hamsi avcılığı 7 Şubat 2021 tarihi 00.00 saatine kadar 10 gün süre ile durdurulmuştur.

Bu süre içerisinde kısıtlama bölgesindeki hamsiler, ekiplerimiz tarafından devamlı olarak takip edilerek, karasularımıza iri bireylerden oluşan yeni hamsi sürülerinin girmesi durumunda getirilen kurallar yeniden değerlendirilecektir.

Kısıtlamanın bittiği 7 Şubat tarihinden balıkçılık sezon sonu olan 15 Nisan tarihine kadar denetim ve kontrollerimiz aralıksız devam edecek olup hiçbir surette 9 santimin altında hamsi avı yapılmasına müsaade edilmeyecektir.

Av kısıtlaması getirilen bölgenin dışında özellikle Bulgaristan sınırımız İğneada açıkları ve Marmara’da yasal boy uzunluğunda ve yeterli et veriminde bulunan hamsiler avlanılabilecektir.

Bakanlıkca denizlerimizde av sırasında, avlanılan su ürünlerinin karaya çıkarıldıkları noktalarda, toptan ve perakende satış yerlerinde gerekli denetimler her zaman olduğu gibi bundan sonra da titizlikle yürütülecek, yasal boy limitinin altındaki balıkların avlanılmasına ve satışına kesinlikle müsaade edilmeyecektir. denildi.
 
 
28.01.2021
Devamı

Bizi Gıda Krizi Bekliyor

CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, son günlerin tartışma konusu olan gıda fiyatlarındaki artışı değerlendirdi. Sarıbal, “Girdi fiyatları artarken çiftçi kaybediyor. Mazot, ilaç, tohum, gübre gibi tarımsal üretimde kullanılan girdiler, döviz kuruna bağlı olarak hızla artarken, ürünü para etmediği için çiftçi kaybediyor. Çiftçi kaybederken, pahalı girdilerle yapılan üretimden dolayı tüketici de pahalı gıda tüketecek. Hem çiftçi hem tüketici mağdur olacak. Bizi bütünüyle bir gıda krizi bekliyor” dedi.

Gübre sıkıntısı
Tarımsal üretimin en önemli girdilerinden olan gübre fiyatlarındaki artışa değinen Sarıbal, “Birçok tarımsal üründe olduğu gibi tarım girdilerinde de dışa bağımlıyız. Çiftçimiz yılda 6 milyon ton gübre kullanmaktadır. 2019 yılında 5 milyon ton gübre ithal edilerek 1.3 milyar dolar, 2020 yılının ilk 11 ayında ise 4 milyon ton gübre ithal edilerek karşılığında 1 milyar dolar para ödendi” dedi.

Son bir yılda gübre fiyatlarının %90’a yakın arttığını belirten Sarıbal, 3 AKP öncesi, 7 tanesi de AKP döneminde olmak üzere devlete ait 10 gübre fabrikasının özelleştirildiğini belirtti. “Bugün yaşanan gübre sorunun temel nedeni yapılan bu özelleştirmelerdir” diyen Sarıbal, “AKP döneminde satılan gübre fabrikaları ile 266 milyon dolar gelir elde edildi. AKP iktidarı döneminde ise toplamda 72 milyon ton gübre ithal edilerek karşılığında 20 milyar dolar ödendi” diye konuştu.
Çiftçinin bahar aylarında yoğun bir gübre kullanımı yapması gerektiğini kaydeden Sarıbal, buna rağmen ciddi bir gübre sıkıntısı olduğunu, gereken önlemler alınmaz ise gübre fiyatlarının daha da artacağı uyarısında bulundu. Gübre kullanımının hem ürün kalitesi hem de ürün rekoltesi için önemli olduğunu hatırlatan Sarıbal, şöyle devam etti:

Gıda fiyatı daha da artacak
“Artan maliyetler karşısında ya çiftçi gübre kullanımını düşürecek ki bu da üretimin düşmesi anlamına geliyor. Kaldı ki çiftçi gübre kullanmak istese bile şu anda gübre yok. Çiftçi ya gübre kullanamayacak ya da yüksek maliyetlere katlanıp üretim yapacak. Her iki durumda da bu maliyetler halkın sofrasına gelen gıdaya yansıyacak ve gıda fiyatları daha da artacak. Yani hem çiftçi hem tüketici kaybedecek. AKP Genel Başkanı da gıda fiyatlarının yüksekliğinden şikayet ederek, “konuyu mutlaka çözeceğiz” demiş. İddiaya göre AKP Genel Başkanı, "Yağ, bakliyat, sebze ve meyvede fiyatlar öncelikli meselemiz" demiş. Yine hayali ‘fırsatçılara’ göz açtırılmayacağını söylemiş. Gıda fiyatlarının nedeni gübre gibi tarımdaki girdi maliyetlerinin yüksekliği. Sıfırlanan gümrük vergilerine rağmen pahalıya mal olan tarımsal ürün ithalatı.

Kötü ekonomi yönetimi nedeniyle döviz kuru yükseldikçe hepsi de ithal olan mazot, ilaç, tohum gibi girdilerin fiyatları yükseliyor. Girdi maliyetleri yükseldikçe de gıda fiyatları artıyor. Buna bir de tüketicinin alım gücü kaybı eklenince “gıda krizi” oluşuyor. İktidardakiler ise çiftçiyi destekleyerek üretimi arttırmak yerine sadece seyrediyor. Bizi ciddi bir gıda krizi bekliyor.”

Çiftçi Borçları
Artan girdi maliyetlerinin yanında çiftçilerimizin en büyük sorunu olan çiftçi borçlarının yapılandırılmadığını da anımsatan Sarıbal, çiftçinin kamu ve özel bankalara 130 milyar TL, Tarım Kredi Kooperatifine 12 milyar TL olmak üzere 142 milyar TL resmi borcu olduğunu, tohum, ilaç, mazot bayi, elektrik, su ve diğer borçlarıyla birlikte bu borcun 180 milyar lirayı aştığını söyledi.

“Çiftçinin borçları ödenemez duruma gelmiştir. Günü birlik tedbirlerle, bir iki aylık borç ertelemeleriyle bu sorun çözülemez” diyen Sarıbal, “Girdi fiyatlarındaki aşırı artış ve ödenemez noktaya gelen borçları nedeniyle çiftçinin üretim yapamaz noktaya gelmiştir. Çiftçi borçlarının yapılandırılması için yapılan bütün çağrılara AKP yönetimi kulaklarını tıkadı. 180 milyarı aşan çiftçi borçlarının bankalara ve Tarım Kredi Kooperatifine olan borçları yapılandırılmadığı için çiftçinin tarlasına, traktörüne, hayvanlarına haciz geldi, gelmeye devam ediyor. Çiftçi borçları en az 1 yılı ödemesiz 5 – 10 yılı faizsiz kısa-orta ve uzun vadeli olarak yapılandırılmalıdır” diye konuştu.
 
 
28.01.2021
Devamı

HAYVAN ISLAHINA KURBAN GİDEN YERLİ VARLIKLARIMIZ

Dikkat edilirse hemen her yıl tarım ve hayvancılıkta bir sıkıntı bir sorun yaşamadan neredeyse hiç vakit geçirmedik. Kar, yağmur, don, heyelan,sel, fırtına, Et fiyatı, süt fiyatı, yem derken bir de bakıyoruz ki sezon gelmiş geçmiş. Sonunda konulan hedefler ya tutmuş, ya tutmamış. Karambol bir durum yani. Ama olsun ısrarla biz hakkımızı tekrar tekrar deniyoruz, deneyeceğiz de. O nedenle istikrarlı ve sürdürülebilir bir tarım ve hayvancılık hayaliyle yanıp tutuşuyoruz. Fakat zaman zaman yanlışa sarılıp duruyoruz. Bunlara ne gerek var. Yapacağımız işi baştan planlayıp zamana yayarsak başa çıkılamayacak ya da çözümlenemeyecek ne sorun olabilir ki. Biz tarım ve hayvancılığı dengeli, ölçülü ve akıllıca yaparsak kazanırız diye düşünüyorum. Bir tarafı yaparken diğer tarafı yıkmamalıyız.

Şimdi bakın hayvancılık alanında ülkemiz modern ıslah çalışmalarına Cumhuriyetin ilan edildiği dönemlerde başlamış, ilk Sun’i tohumlama çalışmaları 1926’larda koyunlarda, daha sonra 1949’lu yıllarda da sığırlarda Bursa ve Aydın vilayetlerimizde ilk olarak uygulanmıştır. Böylece çiftlik hayvanlarında ıslah çalışmaları da başlamış oldu. Islahı seleksiyon ve melezleme şeklinde iki usulde yapmaktayız. Ülkemizde yapılan ıslah türü genellikle melezleme yöntemini kullanmıştır. Bunun ana sebebi yerli ırklarımızın verimlerinin düşük olması olarak gösterilmektedir. Bunu da genellikle yüksek kalitede damızlık hayvanlar ithal edilerek sağlanmış.Böylece Devlet eliyle Koyunculukta Merinos ırkı ilk çalışma konusu olmuştur. Bunun için Almanya’dan getirilen koçlarla Yerli Kıvırcık koyunlar kullanılarak işe başlanmıştır. Böylelikle yapağı ve et kalitesi öncelikli olarak yükseltilmeye çalışılmış. Daha sonra diğer yerli ırklarımızla farklı ithal damızlıklar melezlenmiş ve elimizdeki yerli materyalin istenen yönleri geliştirilmeye gayret edilmiş ve bu güne gelindiğinde başarılı olduğumuz yanlar olduğu gibi maalesef istenmedik durumlar da ortaya çıkmıştır.

Seleksiyon yöntemine gelirsek o da sürüden iyi ve kaliteli olan türlerin bulunup ayıklanması olarak tanımlanabilir. Fakat bu yapılırken birçok veri dikkate alınarak yapılmaktadır. Bunlardan ilki hayvanların düzgün bir biçimde tutulan verim kayıtlarının değerlendirilmesidir. Örneğin et, süt verimi  ya da doğan yavruların ağırlıkları gibi. İşte hangi yönde ıslah yapılacaksa o karakterlerin en iyileri seçilip bunlardan yavrular elde etmek, bir sonraki neslin öncekinden daha kaliteli olmasını sağlamak amaçlanır. Biz ıslah çalışmalarında sadece koyun değil, aynı zamanda keçi, sığır ve mandada da bu çalışmaları sürdürmekteyiz. Ama hala tam olarak kendimize ait ticari olarak kullanabileceğimiz yerli bir marka oluşturduğumuz tam da söylenemez. Bu gün pek çok ülke bunu sağlamış sapır sapır dünyaya mal satarken biz hala onları izlemek onlardan mal almakta yarışıyoruz. Bakın özellikle büyükbaş hayvancılıkta son yıllarda yok Belçika Mavisi, yok Fransız Charolais, Alman  Holstein, Brezilya Nelloresi derken, say say bitmeyecek markaları ülkeye getirip getirip duruyoruz. Ayrıca ırk melezlemesi yapacağız derken kendi ülkemize has türleri bir bir yok edip bununla da övünüyoruz.

Köylerde yerli Kara, Doğu Anadolu Kırmızısı, boz ırk. Güney Anadolu Kırmızısı gibi ana ırklarımızı tamamen yok etme aşamasına getirmişiz. Irk ıslahı yapacağız diye kendi öz sermayemizi gaddarca harcamış durmuşuz. Hala buna devam etmeyi sürdürüyoruz. Bu gün sarp yamaçlı, dik kayalıklı köylerimizde traktörün bile giremediği yarlarda hala kara sabanla yerli kara boğaların, Boz ırk Öküzlerin kaba gücünden yararlanan köylümüz çiftçimiz mevcut. Bu gün bu insanlar kendi hayvanlarını tohumlayacak yerli çeşit döl bulamamaktan yakınıyor. Her şeyimizi daha fazla verim elde etmek uğruna melezledik durduk. Ama bu hayvanların binlerce yıllık hastalık ve zararlılara olan direncini, sağlamlığını da bir kenara attık. Ben yıllarca köylerde kırsalda çalıştım ve şunu gördüm.

Daha ağır kanlı ,daha az çevik ve yamaçlara çıkamayan ve çoğunlukla önüne yem dökülerek büyütülen saf ırk veya melezlerinin 1 litre süt maliyetinin deyarısının altında nerdeyse bedava diyebileceğimiz ev ineklerimizi ev keçilerimizi hep hor gördük ve görüyoruz. Lütfen günlük 5-6 kilo otla karnını doyurup, 5-6 litre süt veren ama yağı muhteşem, hastalıklara dayanıklı ve en önemlisi ata yadigârı yerli hayvanlarımıza sahip çıkalım. Sadece sığırlar için değil aynı tehlike koyun keçi varlığımız için de geçerli. O zaman şu vahşi kapitalist zihniyetin gözlüklerini bir kenara atıp kendi özümüzle gözümüzle çevremize bir bakalım. Ülkemize ait bu mükemmel hazineyi ıslah çalışmalarımızda bir bir kullanalım ve vakit geç olmadan elin sözüyle değil kendi fikrimizle, kendi aklımızla hareket edelim. Kalın sağlıcakla…

    Bingöl Ü. Veteriner Fakültesi
İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı
                 Dr. Öğr Üyesi
                Hakan KEÇECİ

 
26.01.2021
Devamı

Eskişehir’li Çiftçi: Tarımı ve Hayvancılığı Yok Ediyorsunuz

Eskişehir’de Çiftçiler binlerce dönüm tarım arazisinin yok olacağını düşünerek Raylı Sistemler Test Merkezi Projesi (URAYSİM) test merkezinin verimli topraklar üzerinde yapılmamasını istiyor.

Alpu’nun Bozan, Çardakbaşı ve Yeşildon köylerinde proje kapsamında ray döşenecek binlerce dönüm verimli tarım arazisi için kamulaştırma kararı alındı. Bölgede tarım ve hayvancılığı bitireceği gerekçesiyle karara karşı çıkan köylüler, projenin bölgedeki kıraç arazilere kaydırılması çağrısında bulundu. Çiftçilerle bir araya gelen CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Demiryolu kenti Eskişehir’e, Alpu’ya test merkezi yapılmasına karşı değiliz. Ama buğday deposu verimli topraklarımızın üzerine yapılması doğru değil. Bu bölgenin ana geçim kaynağı tarıma hayvancılığa darbe vurur, bitirir. Köylüler ayakta. Hiçbiri verimli toprağını vermek istemiyor. Bu proje verimli tarım arazileri yerine aynı bölgedeki verimsiz kıraç bölgeler üzerine kurulmalıdır. Türkiye buğday ithal etme noktasına geldi. Ama birileri hala buğday üreten verimli toprakları yok etme peşinde” dedi.

TOPRAKLARI İÇİN AYAKTALAR
Anadolu Üniversitesi bünyesinde Alpu’da hayata geçirilmesi planlanan URAYSİM test alanı için Bozan, Çardakbaşı ve Yeşildon köylerini içine alan 35 bin dönümlük alana raylar döşenecek. Yaklaşık 100 kilometrelik ray döşenecek test alanında yer alan binlerce dönüm tarım arazileri için kamulaştırma kararı çıktı. Verimli topraklarının ellerinden alınmasını istemeyen yaklaşık 500 çiftçi seslerini duyurma mücadelesi veriyor. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Bozan’da çiftçilerle bir araya gelerek, Anadolu Üniversitesi’ne ‘test merkezinin verimli tarım arazileri yerine aynı bölgedeki kıraç hazine arazilerine kaydırılması’ çağrısında bulundu.

EKMEĞİMİZLE OYNUYORLAR
Bozan Tarımsal Kalkınma Kooperatif Başkanı Güven Kırgı, itirazlarının ana gerekçelerini şöyle anlattı:
“Yıllardır mücadele ediyoruz. Dilekçeler verdik. Projenin yerini değiştirin, kıraç bölgeye alın dedik. Ama dinlemeyip oldu bittiye getirmişler. Onayımızı dahi istemeden kamulaştırma çıkarmışlar. Bu araziler bizim ekmeğimiz. Burada tarım yapılsın diye toplulaştırma yaptık, kuyular açtık. Çok büyük emek ve para harcandı. Şimdi bu topraklara rızamız dışında kilometrelerce ray döşenecek. Hepsi bir kalemde yok olacak. Tarım da hayvancılık da bitecek. O raylar bu köyler yerine Akbayır dediğimiz kıraç bölgeye döşensin” dedi.

TARIMI, HAYVANCILIĞI BİTİRİR
Alpu Belediyesi Meclis Üyesi çiftçi Murat Erginbaş, “Alpu Ovamızın en verimli yerleri. O kadar bereketli topraklar ki senede 2 ayrı mahsul ekiyoruz. Aynı tarladan yıl boyu tonlarca ürün alıyoruz. Hayvancılıkta ise tüm bölgenin yüzde 60 besiciliği tam da bu bölgede yapılıyor. 60 bin küçük ve büyükbaş hayvan, bu rayların döşeneceği köylerde besleniyor. O yüzden gelin bu arazilere kıymayın” dedi.

Bozan Sulama Kooperatifi Yönetim Kurulu üyesi Ali Baş da, “Yüksek Hızlı Tren dediler en verimli arazilerimiz yok oldu. Şimdi tüm itirazlarımıza URAYSİM projesini yine verimli topraklarımız üzerine kurma çabasındalar. Dilekçelerimiz topladık, çağrılarımızı yaptık ama hiçbir cevap verilmedi. Şimdi bir anda arazilerimize kamulaştırma kararı çıktı. Bizler mağduruz. Biz buna tüm çiftçiler, köylüler karşıyız. Gitsinler ot bitmeyen yerlere bu projeleri yapsınlar” diye konuştu.

ÇAKIRÖZER: KÖYLÜYE OLDU BİTTİ YAPILDI
Projenin daha kıraç alanlara kaydırılması için çiftçilerle birlikte yıllardır direndiklerini dile getiren CHP Eskişehir Milletvekili Çakırözer, “5 yıldır söylüyoruz. 2016’da TBMM’den çağrılarımız var. Köylülerin yüzlerce imzalı dilekçeleri var. Bu test merkezi yapılsın ama verimli araziler yerine, bölgedeki daha kıraç alanlara yapılsın. Ama çiftçinin sesine kulak veren yok. Oldu bittiye getirip kamulaştırma kararı çıkarmışlar. Eğer hukuk yoluyla engel olunmazsa Türkiye’nin en verimli tarım arazisine raylar döşenecek. Bu bölgede tarım da hayvancılık da bitecek. Türkiye buğday ithal etme noktasına işte bu politikalarla geldi. Verimli tarım topraklarını Alpu’da olduğu gibi yok etikleri için geldi” dedi.

ÜNİVERSİTE RAYLARIN YERİNİ DEĞİŞTİRMELi
URAYSİM projesinin sahibi konumundaki Anadolu Üniversitesi yönetimine de seslenen Çakırözer projedeki test alanının güzergahının değiştirilmesi çağrısında bulundu. Çakırözer, “Eskişehir demiryolcu kenti. Raylı sistemler alanında yatırım yapılması olumludur. Çiftçiler de projeye karşı değil. Ama Anadolu’nun verimli tarım topraklarını yok etme pahasına yapılmasına karşıyız. Aynı bölgede kıraç topraklar var. Hem de hazine arazisi. Oraya yapılarsa proje daha az maliyetle, tarımsal üretim kaybı yaşamadan ve daha süratli hayata geçirilebilir. Bu konuda hukuki mücadele de başlatılıyor. Ama dava sonucunu beklemek yerine Anadolu Üniversitesi kendisi karar alarak, projenin yerini değiştirmelidir ” diye konuştu.
 
26.01.2021
Devamı

Bir GDO’lu Yeme Daha Onay!

Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği İktisadi İşletmesi (BESD-BİR) genetiği deştirilmiş ‘MONN87427’ kod numaralı mısırın tavuklarda yem olarak kullanılması için Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık başvuruyu onaylayarak, kararını Resmi Gazete’de 23 Ocak'ta yayımladı.

Bakanlığın kararına göre 10 yıl kullanım izni verilen GDO’lu bu yem çeşidinin ambalajlanması, taşınması, muhafazası ve nakli için mevzuatta belirtilen kurallara uyulacak ve bu yemin GDO’lu olduğuna ilişkin etiketleme yapılacak.

Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Remzi Baki Suiçmez, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın bir GDO’lu mısır çeşidinin daha yem olarak tavuklarda kullanılmasına izin vermesini eleştirdi. Suiçmez, “GDO’yu tercih etmek, bir yerde GDO lobisini ülkemizde söz sahibi olmasının önünü açmaktadır. Çözüm GDO’lu yem ürünleri değil, doğal ürünler ve doğal beslenmedir” dedi.
26.01.2021
Devamı

Hindistan’da 12 Bin Traktörle Protesto!

Hindistan'da Eylül 2020'de kabul edilen tarım yasası, Çiftçilerin yaklaşık 12 bin traktörle protesto edilecek. Serbestleşme getirdiği iddia edilen 2 yasa, taban fiyatı ve destekleme alımı politikalarını sona erdireceği, aracı şirketlerin fiyatları düşürerek sonunda kendilerini topraksız bırakacağı gerekçesiyle çiftçiler tarafından protesto ediliyor.

Hindistan'da polis, yeni tarım yasalarını protesto eden çiftçilerin Cumhuriyet Bayramı'nda traktörleriyle gösteri düzenlemesine izin verecek.

Hindistan Yüksek Mahkemesinin, hükümetin Cumhuriyet Bayramı'nda çiftçilerin başkentte yapmayı planladıkları gösterinin yasaklanması talebini reddetmesinin ardından Hindistan polisinden gösteriye izin verileceği açıklaması geldi.

Yeni Delhi Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Dependra Pathak, 26 Ocak'ta Cumhuriyet Bayramı’nda askeri geçit töreninin ardından, çiftçilerin 12 bin traktörle 64 kilometrelik alanda gösteri yapabileceklerini duyurdu.

İzin verilen gösterinin polis açısından zor bir görev olduğunu belirten Pathak, "Ancak barışçıl ve kontrollü bir çözüm olsun diye buna karar verdik" dedi.
Pathak, traktörlerin yarın sadece belirlenen giriş ve çıkış noktalarından geçmesine izin verilmesi için güvenlik düzenlemeleri yapıldığına, barışçıl gösterinin rayından çıkarılmaya çalışılacağına ilişkin istihbarat alındığına da dikkati çekti.

Çiftçiler, Cumhuriyet Bayramı'nda Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin izleyeceği askeri geçit töreni sırasında traktörlerini, Yeni Delhi'nin merkezine sürerek tarım reformlarını protesto etmek istemişti.

11'İNCİ MÜZAKERE SONUÇSUZ KALDI

Çiftçilerin, 22 Ocak'ta hükümet yetkilileriyle yaklaşık 5 saat sürmesi planlan görüşmeleri, yarım saatte sona ermişti.
Böylelikle hükümet ile çiftçiler arasındaki tartışmalı tarım kanunlarının görüşülmesine yönelik 11'inci müzakere de sonuçsuz kalmış oldu. Bir sonraki müzakere tarihi ise açıklanmamıştı.

Hükümetin tartışmalı kanunları 18 aylığına askıya alma teklifi de çiftçiler tarafından reddedilmişti.
Hükümetle sonuçsuz kalan müzakerelerin ardından çiftçiler, hükümetin kendilerine yönelik tutumunu "hakaret" olarak değerlendirirken, protestoların devam edeceğini duyurmuştu.
26.01.2021
Devamı

Mansur Yavaş’tan Çiftçiye Mercimek Desteği

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, kırsal kalkınmayı desteklemek amacıyla Başkentli çiftçilere yönelik destek projelerini çeşitlendirerek hayata geçirmeyi sürdürüyor. 

Yerli üretimi artırmak ve üreticiye destek olmak amacıyla yeni bir destek projesini daha devreye sokacak olan Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı; Şereflikoçhisar, Bala ve Haymana ilçelerinde çiftçilere ilk kez “Kırmızı Mercimek Tohumu” dağıtımı gerçekleştirecek.

YAKLAŞIK BİN 400 YERLİ ÜRETİCİYE TOPLAM 400 TON MERCİMEK DAĞITILACAK

Büyükşehir Belediyesi; üretimi teşvik ederek tarımı canlandırmak, nadas alanlarını daraltmak, üretimi ve çiftçilerin gelir seviyesini artırmak, üretim girdi maliyetlerini düşürmek, ülke ekonomisine katkıda bulunmak ve iklim kaynaklı tarım alanlarından maksimum düzeyde fayda sağlamak amacıyla yüzde 90’ı hibe, yüzde 10’u çiftçi katkı payı olmak üzere “Kırmızı Mercimek Tohumu” desteğinde bulunacak.

Şereflikoçhisar, Bala ve Haymana ilçelerinde yaklaşık bin 400 yerli üreticiye toplam 400 ton “Kırmızı Mercimek Tohumu” dağıtımı yapılacak.

 BAŞVURULAR 25-27 OCAK 2021 TARİHLERİ ARASINDA

Mercimek tohumu desteğinden yararlanmak isteyen çiftçilerin;

-Bala Gençlik Merkezi,

-Haymana ASKİ Şantiyesi,

-Şereflikoçhisar Fen İşleri Şantiyesine 25-27 Ocak 2021 tarihleri arasında gelerek bizzat başvuruda bulunması gerekiyor.

Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı başvurular tamamlandıktan sonra üç ilçede çiftçilere tohum dağıtımına başlayacak.
26.01.2021
Devamı

Yem Zammı Süt Üreticilerini Üzdü!

Ulusal Süt Konseyi’nin bu yıldan itibaren geçerli olmak üzere sütün litre fiyatını 2,30 liradan 2,80 liraya çıkarmasıyla bir derece olsun rahatlayacağını düşünen süt üreticileri, art arda gelen iki süt yemi zammıyla sarsıldı.

Geçtiğimiz yıl bu dönemde 60 liraya satılan bir çuval süt yeminin fiyatı, bu hafta yapılan 7 liralık zamla 135 liraya yükseldi. Aydın’ın İncirliova ilçesinde hayvancılık ve süt üreticiliği yapan Murat Şayık, yapılan zamma isyan ederek, “Süt fiyatlarının 50 kuruş artırılmasından sonra iki kez zam geldi. Artık yeter” diye tepki gösterdi.

60 Liradan 135 Liraya Yükseldi

Geçtiğimiz yıldan bu yana girdi fiyatlarının iki kat arttığını söyleyen Murat Şayık, “Benim 100 baş hayvanım var.Günde yedi çuval süt yemi kullanıyorum. Geçtiğimiz yıl süt fiyatı 2,30 lira iken, yemin çuvalı 60-70 liraydı. Fiyat sürekli arttı, en son yapılan 50 kuruşluk zam sonrası çuvalı 135 liraya yükseldi. Geçtiğimiz yıl 900 lira elektrik parası geliyordu, bu yıl bin 200 lira geliyor. Saman 15-16 liraydı, 25 liraya yükseldi. Bize verilen zam ise sadece 50 kuruş. Tarım Bakanı ve Cumhurbaşkanı’nın bunu görmeleri, ilgilenmeleri gerekiyor” dedi.

25.01.2021
Devamı

Mevsimlik Tarım İşçilerine Yeni Çadırlar!

Mersin Büyükşehir Belediyesi, mevsimlik tarım işçilerine Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından gönderilen çadırların kurulumunu gerçekleştirdi.

Maya Eğitim Kültür Araştırma Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin de yerel ortak olarak dahil olduğu proje kapsamında, UNHCR tarafından mülteci konumundaki Suriyeli mevsimlik tarım işçileri için gönderilen çadırlar, Büyükşehir Belediyesi’nin altyapı desteği ile merkez Akdeniz ilçesi Adanalıoğlu-Limonlu Mahallesi sınırları içerisinde kuruldu. Tarımda sürekliliğin sağlanması için büyük önem taşıyan mevsimlik tarım işçileri, hasat, budama, ot alma ve çapalama gibi işlerde çalışıyor.

Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler, Tarımsal ve Veteriner Hizmetleri, Engelliler ve Sağlık Hizmetleri, Yol Yapım Bakım ve Onarım, Fen İşleri ile Mezarlıklar Daireleri'nin ortak çalışması sonucunda çadırların kurulduğu alanın zeminine malzeme serilerek çamur ortadan kaldırıldı. Ekiplerin kurduğu çadırlarda yaşayan Suriyeli tarım işçilerinin sağlık kontrolleri yapılıp, hijyen kiti ve 150 koli süt dağıtımı gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra Engelliler ve Sağlık Hizmetleri Dairesi ekipleri tarafından ateş ölçümü ile tansiyon ve şeker ölçüm çalışmaları da uygulandı.

Yüzlerce Suriyeli tarım işçisinin yaşadığı alanda kurulan çadırlara aileler yerleşmeye başladı.

Mevsimlik tarım işçileri için kış ve yaz aylarında rahatlıkla kullanılabilecek, taşınması kolay, içinde keçe bulunan ve su geçirmeyen 33 çadır kurulurken, ayrıca 2 adet de ortak kullanım alanı olacak, içerisinde sağlık kontrolü veya sosyal bilgilendirmeler yapılabilecek çadır kuruldu.

Bölgede bulunan seralarda ve tarlalarda çalışan mevsimlik tarım işçilerinin yaşam alanlarının iyileştirilmesini hedefleyen proje, önümüzdeki günlerde Tarsus’a bağlı Atalar Mahallesi’nde bulunan mevsimlik tarım işçileri için de uygulanacak.
25.01.2021
Devamı

YENİ YILDA KAFA KARIŞTIRAN DÜŞÜNCELER

Sorunlarla dolu 2020 yılını geride bıraktık. 2021 yılına salgın hastalık ile başlamak gerek. Dünya gündemi 2020 yılında Covid-19 hastalığı ile epeyce bir meşgul oldu.

Sabah akşam Covid ile yattık, Covid ile kalktık. Şimdide aşılar ile meşgul ediliyoruz. Ancak; dünyamızı salgın hastalıktan daha fazla meşgul etmesi gereken gıdayı artık birinci sıraya koymamız gerekir.

Dünyanın birçok ülkesinde açlık ve susuzluk ile mücadele edilirken; biz ise hala salgın hastalık ve aşı ile uğraşmaya devam ediyoruz. Elbette salgın hastalık ve aşı için gerekli iş ve işlemler yapılmalı ve uygulanmalıdır. Ama “Tarım ve Gıda” unutulmamalıdır.

Gıda sorunu bütün insanlığı tehdit etmektedir. Tarımsal üretim açısından düşüş yaşamasak da çiftçi açısından geride bıraktığımız yılı iyi geçirmedik. Üreticimiz her ne kadar etkilenmedi gibi görünse de derinden yara almıştır. Tarımda sürdürülebilirliğe her zamankinden daha fazla önem vermemiz gereken bir zamandayız.
Geçtiğimiz günlerde Alman medyası ülkemizin buğday durumunu inceledi. Sonuçlar çok ilginç. “Türkiye’nin buğday politikası ne kadar sürdürülebilir? “ başlıklı incelemede “Türkiye’de son yıllarda buğday ekim alanları daralırken ithalat hızla artıyor. Son 18 yılda 59 milyon ton OLAN buğday ithalatı, 2019’ yılında 9.8 milyon ton yapıldı? “deniliyor. Aynı incelemede TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez’in tespitlerine yer verildi. Suiçmez, buğday ithalatı için belirlenen alım fiyatının Türkiye’de yerli üretim için belirlenen taban alım fiyatından yüksek olduğuna işaret ederek, Türkiye’deki çiftçiden esirgenen desteğin başka ülke çiftçilerine verildiğini söyledi. Yine aynı sayfadaki başka bir haberde, “Buğday, anavatanında ithal ediliyor. Çiftçinin traktörü hacizli, devletin traktörü Afrika’yı sürüyor.

Bir zamanlar ‘tarım ülkesi’ olarak bilinen Türkiye, Afrika’da arazi kiralıyor. Çiftçi, ‘Önce kendi üreticine destek ol’ diyerek hükümete karşı çıkıyor. Uzmanlara göreyse bu kiralamalar politik nedenlerle yapılıyor.” Deniliyor. Sonuç olarak buğday üretimi ve ithalatına, yapılan desteklemelere bakılarak bu konuda nasıl bir politika izlendiği anlaşılmaya çalışılıyor.

Dikkat çekici bu düşüncelerden sonra bir diğer konu ise 2021 yılı yatırım programları oldu. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde yüzdeler açıklanmıştı. Bu yatırım programlarından tarıma ayrılan para 8,7 olarak planlandı. Bütün bu açıklamaların ardından biraz düşünelim. Sizce acaba bu yatırım miktarı insanların gıdasını sağlayan Tarım sektörüne yeterlimi? Bu durum başka hangi soruları işaret ediyor.
Acaba asıl tarım yatırımlarını, yabancı şirketler mi yapacak? Yeni yılın ilk günlerinde tarım sektöründe kafa karıştıran ve neler olduğunu sorgulayan bu düşünceler konuşuluyor. Kalın sağlıcakla…

   Muhammet OLUKLU
   Anadolu İzlenimleri 
Genel Yayın Yönetmeni

 
25.01.2021
Devamı

Mültecilere Tarım ve Hayvancılık Eğitimi

Uluslararası kuruluşların desteğiyle, Türk yetkililer doğu Van ilinde tarım ve mülteci yetiştirme konusunda eğitim veriyor.

Eğitim, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, Türkiye Tarım ve Orman Bakanlığı ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın katkılarıyla Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.

Mültecilerin Türk toplumuna entegrasyonunu ve ekonomiye katkılarını desteklemek amacıyla İl Tarım Müdürlüğü gözetiminde yürütülmektedir.

Şu anda çiftlikler ve seralarda çiftçilik ve kümes hayvanları teknikleri ile makine ve ekipman kullanımı konusunda 50 mülteciye eğitim verilmektedir.

Bölge Tarım Müdürlüğü Başkanı İbrahim Gürintaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, katılımcıların istihdamda da sertifika ve öncelik alacaklarını söyledi.

Gürintaş, eğitimin Türkiye’de tarım ve kümes hayvanları sektörlerinde eğitimli işçi sıkıntısı çeken işverenlere yardımcı olacağını vurguladı.

Katılımcılardan altı yıl önce İran’dan ailesiyle birlikte Türkiye’ye gelen Yadegar İsmailzadeh, eğitimden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

“Hayatımda ilk defa bu tür becerileri öğrendim,” dedi ve “Fırsatım olsaydı, kendimi tarımda veya kümes hayvancılığında daha fazla geliştirmek isterdim.”

Diğer bir katılımcı, Afgan kökenli Muhammed Herandis, gerekli destek sağlanırsa kendi işini kurmakla ilgileneceğini söyledi.
25.01.2021
Devamı

ÜLKEMİZDEKİ HAYVAN ISLAHI SÜRECİ

Hayvancılıkta geleneksel bilgi birikiminin yanı sıra biliminde katkısıyla önemli gelişmeler, verim artışları, yetiştirme yöntemleri kullanılır olmuştur. Bilimle bütünleşmiş hayvancılık faaliyetleri yapamayan ülkeler geleneksel bilgi birikimleri ne kadar köklü olursa olsungeride kalmışlardır. Bireysel ihtiyaçların ötesinde büyük bir tüketici kitlesine üretim yapılması, küçük işletmeler de bile bir takım girdilerin işletme dışından temin zorluğu nedeniyle her ekonomik faaliyette olduğu gibi hayvancılığın da bir takım vazgeçilmez temeller üzerine kurulmuş olması ve faaliyeti yapan kişilere kar getirecek bir kurgu ile yapılması, işletmelerin ve sektörün sürdürülebilirlik düzeyinde karlılığı için zorunludur.

Ülkemiz, hem küçükbaş genetik çeşitliliği açısından çok zengindir. Hem genetik çeşitlilik hem de hayvan varlığı bakımından Avrupa ülkeleri arasında da birinci sıradayız. 
Sığır yetiştiriciliği ise, geçmişte yetiştirme ve tüketimde büyük ölçüde yer alan küçükbaşın yerini almıştır. Günümüzde gerek kırmızı et ve gerekse süt üretiminin kabaca % 85 civarı sığırlardan elde edilen üretimlerdir. Ülkemiz Sığır varlığı açısından Avrupa’da az bir farkla ikinci sıradadır.
Hayvancılıkta vazgeçilmez temel noktalar;
  1. Hayvan sayısı; ülkede yararlanılabilecek çayır, mera miktarı, yem bitkisi üretim kapasitesine, üretilmesi planlanan hayvansal ürün miktarına, coğrafi ve iklim şartlarına, üretici ve tüketici alışkanlıklarına göre hayvan tür ve ırkları belirlenmelidir. Bölgelere göre üretim modellemesi yapılmalı, sadece hayvan sayısını arttırmaya yönelik planlama sürdürülebilir olamaz.
  2. Hayvan Sağlığı; hayvan hastalıklarının önlenmesi, kontrolü, eradikasyonu konusu da istikrarlı, planlamalar ve uygulamalar vazgeçilmezdir.
  3. Hayvan Islahı; üretim hedefi olan hayvansal ürünlerin mümkün olduğunca az hayvandan elde edilmesi sağlanırken üreticinin de karlılığının artması yüksek verimli damızlıkların olmasına bağlıdır.Bunu sağlamamın yolu da hayvan ıslahıdır.
Hayvan ıslahı, nesilleri kapsayan uzun sürede ve sabırla kaydedilen verilerin, bilimsel metotlarla değerlendirilip hesaplanarak elde edilen damızlık değerlerine göre öne çıkan fertlerin bir sonraki generasyonda (nesil) çoğaltılmasına izin verilirken, diğerlerinin sürüden çıkartılması işlemlerini ve sürecini kapsar. Ekonomik önemi olan verim özelliklerinin çok sayıda gen tarafından belirleniyor olması, hayvan ıslahının bilimsel metotlarla yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Son dönemde genetik bilimindeki gelişmeler sonucu, süreci belli ölçüde kısaltan uygulamalar da başlamıştır. Sürülerin (popülasyon) verilerinin kayıtlarının genetik ilişkilendirmesi esasına dayanan bu uygulamalar için de et, süt, büyüme performansını gösteren veriler ve sağlık kayıtları, fenotipik değerlendirme, tip puantajı gibi kayıtlar tutulması genomik çalışmalar için de vazgeçilmez şarttır.

Damızlık ise, bu süreç sonunda istenen özellikler yönünden öne çıkan ve bu özelliklerini sonraki nesle aktarabilme kabiliyetinde olan bireyler demektir. Yani her dişi ve erkek hayvan damızlık olarak kullanılmamalıdır.

lkemizde hayvan ıslahı süreci;

Küçükbaşta ıslah çalışmaları,
Bu alandaki çalışmalar, 1800 lü yıllar itibariyle merinos koçların ithali ve yerli koyunlarımızla melezleme çalışmaları başlatılmıştır. Merinos koyunlarda getirilerek Marmara ve Trakya bölgelerindeki yetiştiricilere,yapağısını devlete satması koşulu ile maliyetinin üçte biri fiyatına verilmiş ve on yıl vergiden muaf tutulmuşlardır. Ülkemizdeki hayvancılık konusundaki ilk teşvik/destek ödenmesinin de bu olduğu söylenebilir. Türkiye’nin tekstil endüstrisine uygun yapağı ihtiyacını karşılamak üzere Bandırma Merinos Yetiştirme Çiftliği, Bursa Merinos Yetiştirme Çiftliği ile Bursa Merinos Fabrikası gibi oluşturulan kurumların katkısını da unutmamak lazımdır. Cumhuriyet dönemi ile birlikte merinos yetiştiriciliği tekrar ele alındı. Tarım ve hayvancılık üzerine kalkınma amacı doğrultusunda ülkede yünlü dokuma sanayisini geliştirmek için bu atılması gereken bir adım olarak görüldü. Nitekim 1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde ülkede her cins ehil hayvanın ıslahı ve çoğaltılması için çalışmalar yapılması gerektiği üzerine görüş beyan edilmişti.Bu kapsamda merinos koyunu da ıslah ve çoğaltım kapsamına alındı. Yoğun olarak Marmara bölgesi illerinde merinos koçlar kıvırcık koyunlarımızla melezlenerek sürdürülen faaliyetler 1951 yılından itibaren orta Anadolu başta olmak üzere diğer bölgelere de yaygınlaştırılması kararlaştırıldı. Bu bölgeler için ana hattı olarak akkaraman koyunlar kullanıldı. Doğu ve güney doğu bölgeleri için de çalışmalar yapılmıştır. Baba merinos, ana materyali Ege ve Marmara bölgelerinde kıvırcık, orta ve iç Anadolu bölgelerinde ise akkaraman olan iki temel merinos genotipi yaygınlaşmış durumdadır.

Günümüzde ise, TAGEM tarafından Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü ve Konya Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitülerinde yürütülmekte olan Ülkesel Merinos Geliştirme Projesi ile, bulunduğu bölgedeki koyun yetiştiricisinin damızlık koç ve koyun ihtiyacını imkânları ölçüsünde karşılamaktadır. Bandırmadaki enstitümüzde Karacabey Merinosu, Konya’daki enstitüsünde ise Anadolu Merinosu uzun yıllardır pedigrili yetiştirilmekte ve ıslah süreci sürdürülmektedir. Bu Enstitülerimizin damızlık satışlarına üreticiler tarafından büyük rağbet gösterilmektedir.

Üreticinin elindeki Merinos varlığının ise, ıslaha, damızlık değer tespitine yönelik kayıtları tutulmadığından yapağı kalitesinin bozulmakta olduğu spekülasyonları yapılıyordu. TAGEM tarafından yerli ırklarımızın ıslahı amacıyla 2005 yılında başlatılan 56 ilde 28 koyun ve keçiırkıyla, 171 adet alt projede, bir milyon baş civarında hayvan materyalinde yetiştirici işletmesinde sürdürüldüğü “Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projesi” kapsamında 8 ilde 11 Merinos ıslah projesi üretici şartlarında yürütülmektedir.  Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projesi kapsamına doğum ağırlığı, sütten kesim ağırlığında artış sağlanmış, kasaplık çağa gelme yaşı bir ay kısaltılmıştır. Aynı zamanda yapağı analizleri yapılarak ıslah parametreleri arasında değerlendirilmektedir. Bugün itibarıyla proje kapsamındaki hayvanlar da damızlık kalitesi açısından rağbet görür hale gelmiştir. Günümüzde toplam merinos varlığı 3 milyonu geçmiş durumdadır.

Ülkemizde ıslah çalışmaları ile elde edilen bazı ırklar olmuş ancak çeşitli nedenlerle merinos kadar yaygınlaşamamışlardır. Bu ırklardan bazıları olarak; Karacabey Merinosu, Malya Koyunu, Anadolu Merinosu, Konya Merinosu, Ramlıç, Tahirova, Sönmez, Türkgeldi, Bafra koyunu sayılabilir.

Ülkemiz iklim ve doğal şartları ile mera yapısı ve yetiştirici alışkanlıkları küçükbaş hayvancılık için çok uygun ortama sahiptir. Kırmızı et açığımızın kapatılmasında en büyük avantaj olarak durmaktadır.

Ülkemizdeki yerli ırkların gerçek potansiyelini ortaya çıkartan, küçükbaş ve manda da ülkenin kaliteli damızlık ihtiyacını karşılayabilecek düzeye ulaşan “Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projesi” konusunu da sonraki sayılarda ayrıntılı olarak ayrı bir başlık altında anlatabilmeyi umuyorum

Büyükbaş hayvanlarda ıslah süreci;

Yine,1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi kararları sonrası 1926 yılında 904 sayılı “Islahı Hayvanat Kanunu”nun çıkartılması ile birlikte gelişen süreci dönemler halinde incelemek daha anlaşılır olacaktır.
1926-1972 dönemi;

Devlet işletmelerinde oluşturulmuş olan yerli ırklardan oluşan sürüler süreç içerisinde azaltılmıştır. 1924 yılında Avusturya’dan ithal edilmiş esmer ırk hayvanların ithalatı, İsviçre’den (Brown Swiss/Montofon)  1935 ve 1947 yıllarında devam etmiştir. 1950 yılından itibaren “devlet üretme çiftliklerinde üretilen boğalar, 1970 yılından itibaren köylere dağıtılmaya başlanmıştır. Bu faaliyetler sonucu “Karacabey Esmer Sığırı” olarak bilinen genotip yaygınlaşmaya başlamıştır. 1958 yılında ise holstein (siyah alaca), jersey le birlikte aberden angus ve hereford da ithal edilerek yerli ırkların boşaltılmış olduğu devlet işletmelerinde yetiştirilmeye başlanmıştır.

1972- 1984 dönemi;

Dünya bankası desteği ile uygulanan “Hayvancılığı Geliştirme Projesi” kapsamında çoğunluğu siyah alaca ırktan olma üzere gebe düveler ithal edilerek yetiştirici işletmeleri de dahil olma üzere “damızlık işletmeler” kurdurulmuştur.Daha önce bu konuda 1960 lı yıllaradn bu yana tecrübe ve birikimi olan TAGEM e bağlı Lalahan’daki enstitümüzde dondurulmuş boğa sperması üretimi ve ülke çapında dağıtım faaliyetleri özellikle 1973 ten itibaren arttı.

1987-1995 dönemi;

Gebe düve ithalatına dayalı “anlaşmalı çiftçi projesi” sürecinde yine çoğunluğu siyah alaca olan 300.000 kadar düve ithal edilerek yetiştiricilere dağıtılmıştır. Bu işletmelerde verim ve sok kütüğü kayıtlarının tutulması sağlanamamıştır. Bunu sağlamak için1989 yılında yurtdışı iki proje ile bu eksiğin giderilmesi planlanmıştır. Bu amaçla 1989 yılında Türk-İtalyan işbirliği ile ANAFi ve 1990 yılında Türk-Alman işbirliği ile GTZ projeleri uygulamaya konulmuştur.

1995-2010 dönemi;

Bu süreçte oluşan birikim ve ANAFİ ve GTZ projelerinin de etkisiyle, işletmelerde kayıt tutulması progeny test (döl kontrolüne dayalı) boğa seçim yapılması sistemi kurulmaya çalışıldı. 1995 yılından itibaren il üretici örgütleri ve üst örgüt DSYMB kurulmuş, 1998 yılında itibaren devlet eliyle ücretsiz yapılan suni tohumlama uygulamaları özelleştirilmiş ve ücretli hale getirilmiştir.

2010 sonrası dönem;

Talebin üretim miktarından daha hızlı artması ve kırmızı et arzının bunu karşılayamadığı gerekçesiyle, damızlık, besilik, kasaplık başlıkları altında önceleri etçi hayvan, sonra et olarak ithalatlar dönemsel olarak yapılmıştır. Buna sütçü damızlık ithalatları da eklenmiştir.
 
Değerlendirme Ve Sonuç

Küçükbaş olarak adlandırılan koyun/keçi varlığı açısından Avrupa ülkeleri arasında birinci, sığırda ise ikinci sırada olduğumuzu tekrar ederek bir değerlendirme yapılacak olursak;

TAGEM tarafından yürütülen ve 2005 yılında başlayan  “Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projesi” sayesinde proje kapsamındaki 23 koyun ve 7 keçi ırkı için projedeki hayvanların ıslah sürecindeki damızlık yenilemeleri karşılandığı gibi ayrıca, proje dışındaki işletmeler için de ülke ihtiyacı olan kaliteli damızlıklar karşılanabilecek hale gelinmiştir. Aynı durum Anadolu mandasında da söz konuş olup, ilaveten ıslah sisteminden seçilen, yüksek verim genetik kapasitesine sahip manda boğalarından dondurulmuş sperma üretimi de başlatılmıştır. Bu spermalar, proje kapsamında olsun olmasın tüm manda popülasyonu için sahada kullanıma sunulmuştur. Gerek küçükbaşta ve gerekse manda da sayının artmasında proje sürecinde kullanıma sunulan kaliteli damızlıkların etkisi yüksektir. Özellikle manda da projesinin başlangıcından bu güne manda sayısında 86.000 civarında olan sayı 200.000 sayısına ulaşmıştır. Uzun olmayan bir dönemde bu sayının 500.000 e çıkmasını sağlayacak üretici talebi ve ülke şartları çok uygundur.

Sığırlarda ise; ıslah süreci konusunu uzunca anlattığımız sığır konusunda, sadece suni tohumlama yapılarak ırkın dönüştürülmesine odaklanması, ırkların coğrafi bölgeler göre uygunlukları ile ilgili planlamaların yetersiz kalması, her ırkın her bölgede aynı destek kapsamında değerlendirilmesi sistemi sıkıntıya sokmaktadır. Ayrıca, ıslahla ilgiliverilerin yetersizliği nedeniyleüreticilerin bu sistemden üretilen hayvanların damızlık değerlendirmelerine ve kalitesine güveninin düşük olması sonucunu sistem içerindeki damızlık düvelere ve üretilen yerli spermaya talep olmamakta, ithal olması yönünde talep ve kulisler etkili olmaktadır. Ülkemizde üretimi yapılan sperma miktarı ihtiyacı karşılayacak sayıda olmasına rağmen, bunun üç katına yakın sperma ithalatı yapılmaktadır. Yerli spermaya ilave destek verilmesi üreticinin kayıtta yerli sperma, ancak gerçekte ithal sperma kullanımı spekülasyonları ve uygulamaları ıslahın temel yapısında yok eden bir faktördür.

Genel anlamda hızlıca düzeltilmesi gereken noktalar özetle;

*Sadece hayvan sayısı artışını tek hedef alarak planlama yaklaşımının revize edilmesi,
*Üretilecek hayvansal ürünler için, bölge, “kültür ırkı” seçimi, ıslah hedefi planlaması
*Marjinal bölgelerde ise yerel ırklarla maliyeti çok düşük yetiştirme modeli planlamaları yapılması,
*Hayvan kayıt sistemlerinin ıslaha yönelik verilerin toplanmasında spekülasyona ve suistimale açık alanların düzeltilmesi,
*Damızlık değerlendirme yöntemlerinin bilimsel temele dayandırılması,
*Hayvan varlığı, kesilen hayvan, toplam üretim miktarları konularındaki kayıtların/ istatistiklerin makul ve izah edilebilir olmasının sağlanması,
*Damızlık güç kullanımının yönetilmesine aksaklıkları giderilmesi,
*Sığırlardaki “ıslah istemi” nin çok köklü bir revizyonu..
 
Önümüzdeki 10 yıl içinde; Avrupa Birliği’nde süt ineği sayısının yüzde 6 azalması,
Süt ineği veriminin yüzde 14 artışla yıllık inek başına 8 bin 342 kilo olması bekleniyor.İnek sayısının (dolayısı ile) işletme sayısının azalmasına rağmen süt üretiminin yüzde 6 artması öngörülüyor. Ülkemizde bu planlama yapılırsa, artan fiziki kapasitenin et üretimi amaçla kullanılması yolu açılabilir.
 
Hayvancılık alanındaki konuların çözümünün tümünün bir bütünlük içinde ele alınması, Ülkemizde mevcut mera/çayır, yem üretim potansiyeli, coğrafi uygunluk, fiziki kapasitenin doğru kullanılması ve hayvan sayısı/ hayvansal üretim planlamasının yapılması halinde hayvansal üretim ihtiyacımızın tamamının ithalata gerek kalmayacak şekilde sağlanması mümkündür, böyle bir potansiyelimiz mevcuttur.
 

                           Dr. Ali AYAR

Hayvancılık ve Su Ürünleri Daire Başkanı-TAGEM
25.01.2021
Devamı

Saruhanlı Belediyesi’nden Traktör Desteği

Manisa'nın Saruhanlı Belediyesi, icralık çiftçiye traktör desteğinde bulundu.

 

Mazot, gübre ve ilaç maliyetlerinin artması, Tarım-Kredi kooperatiflerine, bankalara borçları yüzünden birçok çiftçinin tarlası ve traktörü icralık oldu. Türkiye'de tarımsal üretimde önemli bir noktada olan Manisa'da da traktörlerine haciz konulan yüzlerce çiftçi tarlasında ve bağında iş yapamaz hale geldi.

Saruhanlı Belediye Başkanı Zeki Bilgin, çiftçiden gelen 'traktörüm hacizli, mazot alacak param yok' şikayeti üzerine belediyeye ait 18 traktörü çiftçinin kullanımına verdi. Traktörün mazotu da hayırseverlerin katkılarıyla karşılanıyor.

‘KENDİ TRAKTÖRÜMÜ DE ONLARA VERDİM'

CHP'li Zeki Bilgin, “Kendi traktörümü de çiftçilerimizin kullanımına verdim” dedi.

Üretimin durmaması ve çiftçiye destek için CHP'li Saruhanlı Belediyesi devreye girdi. Saruhanlı'da tarımsal üretimin durmaması ve çiftçinin yükünü hafifletmek amacıyla CHP'li Saruhanlı Belediye Başkanı Zeki Bilgin ‘Üretim Durmasın, Çiftçimiz Kazansın' sloganıyla örnek bir uygulamaya imza attı. Belediyeye ait 18 traktör mazotuyla birlikte ücretsiz olarak çiftçinin kullanımına sunuldu.

"DEVAMI DA GELECEK"

Çiftçiyle sürekli diyalog halinde olduklarını söyleyen Bilgin, üreticinin ‘Üretemiyoruz' isyanına çözüm bulmak için belediye bünyesinde bir çalışma başlattıklarını ifade etti. Bilgin, şunları söyledi: “Pandemi döneminde ziyaret ettiğimiz çiftçilerden birisi bana ‘Üretemiyoruz başkan. Artık durma noktasına geldik. Traktörüm hacizli. Mazot alacak param yok' dedi. Ben de bu isyanın üzerine çiftçimize nasıl destek oluruz diye bir çalışma başlattım. Belediyemiz şantiyesinde 18 adet traktörümüz var. Bu traktörlerimizi işlerimizi aksatmayacak şekilde hafta sonları çiftçimizin hizmetine sunduk. Ayrıca şahsıma ait traktörümü de çiftlerimizin hizmetine sundum.”

ÇİFTÇİNİN DERDİNİ İYİ BİLİRİM

Üreticilerle sık sık bir araya gelip derdini dinleyen Bilgin, “Ben de çiftçiyim, onların derdini iyi bilirim” diye konuştu. Başkan Bilgin, üreticiye katkı sağlamak için başka uygulamaları da hayata geçireceklerini söyledi.

ÜRETİM TEKRAR BAŞLADI

Başkan Bilgin, “Çiftçinin mazotlarını da ilçemizdeki hayırseverlerin katkılarıyla karşılıyoruz. Böylece çiftçimizin üretime devam etmesi için traktörlerimizi mazotlarıyla birlikte ücretsiz olarak hizmetlerine sunmuş olduk. Bu şekilde traktörü icralık olması sebebiyle tarlasında çalışamayan çiftçimiz tekrar çalışır hale geldi” ifadelerini kullandı.

Ayrıca belediye bünyesindeki traktörleri çiftçiler için hazırlayan Bilgin, “Mazot desteğini hayırseverlerimiz karşılıyor” dedi.

'ÇİFTÇİ ÜRETMEZSE BİZ AÇ KALIRIZ'

Saruhanlı'da çiftçinin buğday, mısır, üzüm ve zeytin üretimi yaptığını dile getiren Bilgin, kendisinin de çiftçi olduğunu ve üreticinin sıkıntılarını çok iyi bildiğini söyledi.

Bir ülkeyi ayakta tutan en önemli lokomotifin tarım sektörü olduğuna dikkat çeken CHP'li Başkan Bilgin, sözlerine şöyle devam etti: “Çiftçimizin hali ortada. Bir taraftan pandemi ile boğuşuyor, bir taraftan artan borç yüküyle. Özel bankalar yetmiyormuş gibi şimdi de Tarım Kredi Kooperatifleri çiftçinin üzerine karabasan gibi çöktü. Bu şartlar altında ezilen çiftçi artık üretimi bırakma noktasına geldi. Şu bir gerçektir ki eğer çiftçi üretimi bırakırsa biz açız.”

Yeniden üretime başlayan çiftçileri ziyaret etti, üreticiye destek için başka projeleri olduğunu anlatan Saruhanlı Belediye Başkanı Zeki Bilgin, “Belediye demek sadece bulunduğu bölgeye bina yapmak, alt ve üstyapı hizmetleri sunmak değil. Kentte yaşayanların sıkıntısına ortak olmak da gerekir. Kentin sıkıntı yaşayan esnafına, çiftçisine destek vermek lazım. CHP'li belediyeler sosyal belediyelik anlamında bunu en iyi şekilde yapıyor. Diğer belediyelerin de bunu gerçekleştirmesi gerekir. Saruhanlı Belediyesi olarak önümüzdeki günlerde de çiftçimize imkanlarımız çerçevesinde destek olmaya çalışacağız. Önümüzdeki üzüm sezonunda üreticimize bağ direklerini biz sağlayacağız. Üzümleri açığa dökmemelerini sağlamak için depo alanları sağlayacağız” dedi.
25.01.2021
Devamı

“Türkiye, Koyun Keçi Sayısı En Hızlı Artan Ülkeler Arasında”

Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik,  küçükbaş hayvancılığa verilen önem ve desteğin sonuçlarının alındığını bildirerek, “FAO verilerine göre, Türkiye, 2009-2018 döneminde, hayvan varlığını artırma hızında keçide tüm ülkeler içinde 5’inci, koyunda 15’inci, 10 milyonu aşan hayvan varlığı olan ülkeler içinde keçide 2’nci, 30 milyonu aşan hayvan varlığı olan ülkeler içinde koyunda 3’üncü oldu” dedi.

Çelik, yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, 2009-2018 döneminde Türkiye’nin koyun sayısını yüzde 61,5, yıllık ortalama yüzde 5,47, keçi sayısını ise yüzde 113, yıllık ortalama yüzde 8,76 artırdığını, bu artış hızıyla dünya sıralamasında ilk sıralarda yer aldığını belirtti.

Nihat Çelik, küçükbaş hayvan varlığını artırmayı sürdüren Türkiye’nin 2009-2020 döneminde, koyun sayısındaki artışını yüzde 96’ya, keçi sayısında yüzde 140,8’e çıkardığını ve toplam küçükbaş varlığını bu dönemde 26,9 milyondan 55 milyona yükselttiğini vurguladı.
 
Önemli ülkeler içinde koyunda Moğolistan ve Çad’ın, keçide Myanmar’ın
ardından hayvan sayısını en hızlı artıran ülke Türkiye
 
Koyun sayısını artırma hızında Katar, Litvanya, Fiji, Burundi, Tanzanya, Maruitus, Myanmar, Lübnan, Belarus, Birleşik Arap Emirlikleri gibi koyun varlığı açısından dikkate alınmayan ülkelerin ilk sıralarda yer aldığını, ilk 15’te koyun varlığı 30 milyonu aşan önemli koyunculuk ülkelerinden yalnızca, Moğolistan, Çad ve Türkiye’nin yer aldığına dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:

“Koyun varlığı açısından dikkate alınmayacak ülkeleri devre dışı bıraktığımızda Türkiye, 2009-2018 döneminde Moğolistan ve Çad’ın ardından koyun varlığını en hızlı artıran 3’üncü ülke konumunda bulunuyor.

Keçi varlığını artırma hızında Türkiye, 2009-2018 döneminde Myanmar, Katar, Malavi ve Togo’nun ardından 5’nci sırada yer alıyor ama bu ülkeler içinde Katar, Malavi ve Togo’nun keçi varlığı son derece sınırlı. Bu ülkeleri hesaplama dışında tuttuğumuzda Türkiye, 10 milyonu aşan keçi varlığı bulunan ülkeler içinde Myanmar’ın ardından 2’inci sırada yer alıyor.”
 
Koyun ve keçi sayısında Avrupa'da birinci sıradayız
 
Türkiye’nin, koyun ve keçi varlığı belli seviyenin üzerinde yer alan ülkeler içinde başa güreştiğini vurgulayan Çelik, şu bilgileri verdi:
“Küçükbaş hayvancılıkta hızlı bir büyüme içindeyiz. Koyun sayısında Avrupa’da birinci, dünyada 8’inci sırayı aldık. Kısa zamanda Çad, Sudan, İran, Nijerya’yı geride bırakarak Çin, Hindistan ve Avustralya’nın ardından 4’üncü sıraya yükseleceğiz.

Keçi sayısında da Avrupa’da birinciyiz. Dünyada 23’üncü sıradayız. Bu hızla gidersek, keçi sayısında da dünyada ilk 15’te yer alabiliriz.
Koyun sütü üretiminde ülke olarak Çin’i geride bıraktık ve dünya birincisi olduk. Keçi sütü üretiminde Hindistan, Sudan, Bangladeş, Pakistan ve Fransa’nın ardından altıncı sıradayız.

Koyun ve keçi süt ve süt ürünleri üretiminde çok daha önde yer alıyoruz. Koyun sütünde Çin’i geride bırakarak dünya birincisi olduk. Keçi sütünde, Hindistan, Sudan, Bangladeş, Pakistan ve Fransa’nın ardından altıncı sıradayız. Et e süt verimliliğimiz artıyor.

Yetiştiricimiz üretiyor, hayvan sayısını artırıyor. 365 gün uğraş isteyen, gecesi gündüzü olmayan, yağmurda, çamurda, sıcakta, soğukta, genellikle zor coğrafyada çalışma gerektiren dünyanın en zor mesleği olan hayvancılığı hakkıyla yapıyor ve sonucunu ülke olarak alıyoruz.”
 
Sektörün geleceği parlak
 
Sektörün geleceğinin parlak olduğunu, ihracata başlandığını, bu gelişimde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin büyük desteklerini gördüklerini belirten Çelik, “kendilerine sektörümüz ve 270 bin yetiştiricimiz adına teşekkür ediyorum. Hem Cumhurbaşkanımız hem de Tarım ve Orman Bakanımız küçükbaş hayvancılığa büyük önem veriyorlar ve desteklerini esirgemiyorlar” dedi.

Hayvan sayısı artmaya devam ederken, üretimin sürdürülebilir olması için yapılması gerekenler de bulunduğunu bildiren Çelik, açıklamasını, “Hollanda’nın 5 katı kadar bir alana yayılan, 15,8 milyon hektarı bulan orman, mera ya da tarım alanı olarak kullanılmayan boş alanlar mera haline dönüştürülsün, en ucuz yem kaynağı mera ve çayırlar ıslah edilsin, verimliliği artırılsın, suya kavuşturulmamış Kıbrıs adasının iki katından büyük olan 1,9 milyon hektar alan suya kavuşturulsun, bu alanlarda yem bitkileri ekimi teşvik edilsin, en önemli sorunlarımızdan biri olan çoban sorumuz çözülsün, girdi maliyetleri düşürülsün, destekler artırılarak sürdürülsün, destek ve teşviklerde, genç nüfusa, aile işletmelerine, hayvancılığa öncelik tanınsın” şeklinde bitirdi.
 
25.01.2021
Devamı

Diyarbakır’da Su Projeleri Birer Birer Hayata Geçiyor!

Diyarbakır’ın çılgın projesi olarak bilinen Silvan Projesi kapsamında inşa edilen Silvan Barajı’nın gövde dolgusu, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın video konferans yöntemiyle teşrifi, Tarım ve Orman Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli’nin de tören alanından katılımıyla, 23 Ocak’ta tamamlanıyor.

Düzenlenecek törende ayrıca Diyarbakır’ın verimli topraklarını suyla buluşturacak Başlar ve Ergani Barajları ile Ergani ilçesinin 2045 yılına kadar su sorunuyla karşılaşmasına mani olacak Ergani İçmesuyu Arıtma tesisi de hizmete alınacak.

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Bakan Pakdemirli, Atatürk Barajı’ndan sonra en büyük sulama sahasına sahip olan Silvan Barajı’nda gövde dolgusunun tamamlandığını ifade ederek “Silvan Barajı ülkemizin en büyük 2. Sulama projesi olan Silvan Projesi’nin ana depolama tesisi konumundadır. Ayrıca sınıfında 175,5 metre yüksekliği ile ülkemizin ve Avrupa’nın en yüksek barajıdır. Silvan Barajı ve HES’te, gövde dolgusu tamamlanarak önemli bir aşama geride bırakıldı. 8 milyon 680 bin metreküp gövde dolgu hacmine sahip olan Silvan Barajı’nda 7,3 milyar metreküp su depolanabilecek” diye konuştu.

6,4 milyar TL’ye mal olacak barajın tüm üniteleriyle tamamlandığında sulama ve enerji üretimini kapsayan 4 ayrı aşamada işletileceğini belirten Bakan Pakdemirli “Her aşamada, Silvan Barajı rezervuarından sulamaya verilen su miktarı artarken, Silvan Hidroelektrik Santralinde üretilen elektrik enerjisi azalacaktır.  4. ve nihai aşamayla birlikte enerji üretimi 681 milyon kilovatsaatten 88,41 milyon kilovatsaate inerken, sulamaya verilen su miktarı 1 milyar 791 milyon metreküpe yükselecektir” ifadelerini kullandı.

Baraj ile hâlihazırda kuru tarım yapılmakta olan 2 milyon 350 bin dekar arazide modern sistemler ile sulama yapılabileceğinin altını çizen Pakdemirli “Silvan Barajı ve HES, tarımsal sulama ve enerji üretiminden milli ekonomiye yıllık 1,91 milyar TL katkı sunarken, 305 bin kişiye de istihdam imkânı sağlayacak” açıklamasını yaptı.

BAŞLAR VE ERGANİ BARAJLARI İLE ERGANİ İÇMESUYU ARITMA TESİSİ AÇILIYOR

Hizmete alınacak Başlar Barajı’nın temelden 30 metre yüksekliğe sahip olduğunu vurgulayan Bakan Pakdemirli şöyle devam etti:
“Yaklaşık 29 milyon metreküp su depolama kapasitesine sahip olan baraj ile halen kuru tarım yapılmakta olan, 38 bin 200 dekar alan modern sistemlerle sulanarak 29,28 milyon TL net gelir artışı ile 5 bin kişilik istihdam imkânı sağlanacak. Sulamadan Bismil ilçesine bağlı; Safyan, Akçay, Doluçanak, Bahçe, Seki, Belli, Çakıllı ve Çöltepe köyleri ile Silvan ilçesine bağlı; Kasımlı köyü faydalanacak”

Ergani Barajı ile de Ergani İlçesinde yer alan 18 bin 660 dekar tarım arazisinin modern sistemlerle sulanacağını söyleyen Bakan Pakdemirli, barajdan yapılacak sulama ile 2 bin 450 kişiye iş imkânı ve yıllık 13 milyon TL ekonomik katkı sağlanacağını ifade etti.

Hizmete alınacak diğer bir tesis olan Ergani İçmesuyu Arıtma Tesisi ile ise güncel içme suyu ihtiyacı yıllık 9,9 milyon metreküp olan Ergani ilçesine, yıllık 15,6 milyon metreküp içme ve kullanma suyu temin edilecek. Bakan Pakdemirli “Ergani İçmesuyu Arıtma Tesisi, günlük 42 bin 500 metreküplük arıtma kapasitesi ile ilçenin 2045 yılına kadar içme suyu sorunu yaşamasına mani olacak. Tesis; Ergani İlçesi ve Çavlı, Şölen, Koruköy, Gürünlü, Özbilek, Bademli, Bahçeköy, Deringöze, Gözekaya köylerine hizmet verecektir. Yapılan tesisler, söz konusu yerleşimlerin 2045 yılı nüfusu olması beklenen 130.000 kişiye hizmet verebilecek” diye konuştu.
 
22.01.2021
Devamı

Hindistan’da Çiftçiler Hükümetin Teklifini Reddetti!

Hindistan'da çiftçiler, hükümetin yeni tarım yasalarını askıya alma teklifini reddetti.

57. gününe giren protestolarda, çiftçi liderleri, hükümetin yeni düzenlemeleri 18 ay boyunca askıya alma ve yasaların çiftçilerin talepleri dikkate alınarak incelenmesini sağlayacak bir komitenin kurulması teklifini kabul etmedi.

Çiftçi sendikalarının oluşturduğu koalisyon Birleşmiş Çiftçiler Cephesi, yaptığı açıklamada, hükümetin önerisini reddettiklerini ve yasaların tamamen yürürlükten kaldırılmasından daha azına razı olmayacaklarını bildirdi.

Hindistan'da eylülde tarım sektörüne serbestlik getiren 3 yasanın parlamentoda kabul edilmesinin ardından protestolara başlayan çiftçiler, Pencap ve Haryana'dan başkent Yeni Delhi'ye doğru hareket etmişti.

Kasım ayından itibaren Yeni Delhi sınırındaki çok sayıda noktada kamp kuran çiftçiler, zaman zaman bazı yolları kapatarak protestolarını sürdürüyor.

Yoldaki polis barikatlarını kaldıran çiftçilere göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve coplarla müdahale edilmişti. Eylemlerini Yeni Delhi'ye taşıyan çiftçiler, yeni tarım yasalarının kazançlarını azaltacağından, aracı şirketlere daha fazla yetki tanıyacağından ve sonunda kendilerini topraksız bırakacağından endişe ediyor.

Modi, çiftçilerin eylemlerini başkente taşıması üzerine Uttar Pradeş eyaletinde düzenlediği mitingde, çiftçilerin muhalefet partileri tarafından yanlış yönlendirildiğini ve yeni yasaların çiftçilerin yararına olduğunu söylemişti.

Hindistan'da muhalefet partileri ve Modi'nin bazı müttefikleri, yasaların çiftçi karşıtı olduğunu belirtiyor.

Hindistan'da son olarak Yüksek Mahkeme, yasalarla ilgili olarak yürütmeyi durdurma kararı almıştı.

Narendra Modi hükümeti ve çiftçiler arasında 10. tur görüşmelerde, çiftçi liderlerine yasayı askıya alma teklifi yapılmıştı.

22.01.2021
Devamı

Elektrik Akımına Kapılan Çiftçi Hayatını Kaybetti!

Antalya'nın Korkuteli ilçesinde yaşayan ve çiftçilik yapan Bayram cin elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti.

Esentepe Mahallesi'nde komşusunun evinin önündeki ağacın dallarının, enerji nakil hattına değmemesi için budamak istedi. Bu sırada akıma kapılan Cin, ağır yaralandı.

Vatandaşlar tarafından hastaneye kaldırılan Cin, müdahaleye rağmen yaşamını yitirdi.

Evli ve iki çocuk babası Bayram Cin'in cenazesi, Antalya Adli Tıp Kurumu morguna götürüldü.
22.01.2021
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığından Mobil Ekmek Büfesine Yasak

Tarım ve Orman Bakanlığı, ekmek satışına ilişkin yayımladığı genelgede mobil araçlarda ekmek satışını yasakladı. Bakanlığın yayımladığı genelge ile İBB'nin mobil ekmek büfelerinde ekmek satışı yasaklanmış oldu.
Tarım ve Orman Bakanlığı, pazarlar dışında seyyar ekmek satışını yasaklayan bir genelge yayınladı. Genelgeye göre, mobil araçlarda ekmek satışı yasaklandı.
Yayınlanan genelge ile birlikte artık pazarlar dışında seyyar araçlar ve mobil araçlar ile manav, kasap ve sokaklarda ambalajsız veya ambalajlı ekmek, diğer ekmek çeşitleri ve pide satışı yapamayacak.
İBB Mobil Halk Ekmek Büfeleri için çıkarıldığı yorumlarıyla tepki çeken genelge şöyle:


 
Kararla ilgili açıklama yapan İBB Sözcüsü Murat Ongun, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Vatandaşlarımız endişe etmesin. Gerekirse ihtiyaç duyduğunuz ekmeği evinize teslim ederiz" dedi.
Ekmek satışını devam edeceğini belirten İBB Sözcüsü Murat Ongun, "İstanbul Halk Ekmek, mobil hizmet araçları ile İstanbullulara sağlıklı ve ucuz ekmek hizmetini her koşulda sürdürecektir. Vatandaşlarımız kamuoyuna yansıyan haberlerle ilgili endişe etmesin. Gerekirse ihtiyaç duyduğunuz ekmeği evinize teslim ederiz" ifadelerini kullandı.
 
 
22.01.2021
Devamı

Erzincan DSYB’den Süt Üretimine Büyük Destek

Erzincan Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği soğuk süt zincirinde kalite ve kapasitesini artırarak yüzde elli hibeli TKDK kapsamında 3.560.000 TL lik yeni yatırım gerçekleştirdi. Konu ile ilgili Anadolu İzlenimleri ’ne açıklama yapan Erzincan DSYB Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Faruk Günay Proje detaylarını şöyle değerlendirdi.



“Erzincan Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği olarak üreticimizi kaliteli süte yönlendirmek amacı ile soğuk süt zincirine yatırımlarımız devam ediyor. Bu kapsamda Erzincan DSYB olarak yerli ve milli olan merkez süt toplama tesisimizde uzun yıllardır üreticimize hizmet vermekteyiz. Üreticimiz en iyisine ve en kaliteli sütü üretebilmesi düsturu ile TKDK yatırımları kapsamında proje adı Soğuk süt zincirinde kalite ve kapasitenin artırılması amacı ile proje bedeli 3560.000TL olan yüzde elli hibeli 1 adet 12 tonluk Mercedes marka kamyon, 10 adet Ford pikap, Refahiye ilçesi süt toplama merkezine :1 adet 3 tonluk,1 adet 2 tonluk süt soğutma tankı, Tercan ilçesi süt toplama merkezine: 1adet 5 tonluk,1adet 3 tonluk süt soğutma kazanı, Erzincan merkez süt toplama merkezine: 11 adet 1 tonluk araç üstü krom tank,2adet 5 tonluk süt soğutma tankı aldık. Amacımız Erzincanlı üreticimize daha kaliteli süte yönlendirmektir. Üreticimiz  hizmetin en iyisine layıktır. Bu proje Tarım ve Orman Bakanlığının TKDK kapsamında hazırlanmış ve Erzincan çiftçisinin  hizmetine sunulmuştur.” Dedi.





 
 
 
22.01.2021
Devamı

Çiftçi İsyanını 40 Saniyede Anlattı!

Antalya’lı çiftçi Mustafa Çetin çiftçinin yaşadığı güçlüklere rağmen ne kadar önemli bir iş yaptığını 40 saniyede anlattı. Kurduğu yer sofrasında çiftçilerin ürettiği ürünleri sıralayarak, "Zehirli dilleriyle çiftçinin ürettiği ürünü kirleten cahiller esas zehir domateste değil, sizin dilinizde. Şu sofraya bir bakın. Domates, çiftçiden, peynir çiftçiden, biber çiftçiden, çay çiftçiden, şeker çiftçiden çiftçi olmadan ne yiyeceksiniz ne!" dedi. 

Antalya Kumluca Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mustafa Çetin çiftçilerin, pandemi döneminde vatandaşın sofrasına sağlıklı ürün koyabilmek için canla başla çalıştığını söyledi. Uzman olmayan kişilerin dile getirdiği "Kışın üretilen domatesin zehirli" olduğu iddialarının gerçeğini yansıtmadığını ve yerli üreticiye olan güveni de sarstığını belirten Çetin şunları söyledi:

"Onlarca problemin altında ezilen çiftçi bu kadar zulmü hak etmemektedir. Bıçak kemiğe dayanmıştır. Zehirli dilleriyle çiftçinin ürettiği ürünü kirleten cahiller esas zehir domateste değil, sizin dilinizde. Hele şu sofraya bir bakın. Domates çiftçiden, peynir çiftçiden, biber çiftçiden, çay çiftçiden, şeker çiftçiden... Çiftçi olmadan ne yiyeceksiniz ne... Bir düşünün. Çin sarımsağı mı yiyeceksiniz. Konuyla alakalı alakasız insanların konuşması bizi çok üzmektedir. Yaz aylarında üretilen domatesler neyse kış aylarında bizde aynısını aynı kalitede üretiyoruz. Neden çünkü bölgemiz mikroklima özelliğinden dolayı sıcak bölge yazın bu bölgede domates üretilemiyor. Onun için karalama kampanyası düzenleyen doktorlara sporculara kesinlikle izin vermeyelim."

Kumluca’da domatesin fiyatının 1,5-2 lira bandında üreticiden alınarak İstanbul'da 12-14 liradan satıldığını ifade eden Çetin, "Bugün 16 ocak 2021 domates fiyatı Kumluca da 1,5-2 lira İstanbul’da 12-14 lira bu üreteninde tüketenin de belini bükmektedir. Yerel kooperatifleri destekleyelim ki parayı götüren, aracıları aradan kaldırarak tarımı sürdürebilir hale getirelim. Bu konuyla alakalı gerekeni yapmazsak ülke tarımı çıkmaza gider. Geçtiğimiz yıllarda sarımsak krizi yaşamıştık. İthal çin sarımsağın analizlerinde kimyasallar çıkmıştı. Bugün domates de salatalık da biber de ithal ürün tüketen bir ülke olmak istemiyorsak ülkemize çiftçimize sahip çıkalım" diye konuştu.

21.01.2021
Devamı

Zirai Don Riskine Karşı Sobalı Nöbet!

Muğla’da sebze yetiştiriciliği yapan üreticiler, zirai don riskine karşı seralarda kurdukları sobaları yakarak nöbet tuttu.
Fethiye Meteoroloji İstasyon Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, hava sıcaklığı ilçede gece saatlerinden itibaren sıfır dereceye kadar düştü.
 
Karaçulha, Patlangıç, Çamköy, Kargı mahallelerinde domates, patlıcan ve kabak yetiştiriciliği yapan çiftçiler, havanın soğumasıyla seralarda kurdukları sobaları yakarak zirai dona karşı önlem aldı.
Seraların farklı noktalarına astıkları termometrelerle ortamın ısısını ölçen çiftçiler, sabahın ilk ışıklarına kadar sobaları yakmaya devam ediyor.

"Sabaha kadar aralıklarla sobaya odun atıyoruz"

Karaçulha Mahallesi'ndeki 2,5 dönümlük serasında domates üreten Zübeyde Ongün, sıcaklıkların şimdiye kadar düşmediğini, üç gündür serada nöbet tuttuklarını söyledi.
Hava sıcaklığı 1 dereceye düştüğünde seralarındaki sobayı yaktıklarını anlatan Ongün, "Sabaha kadar aralıklarla sobaya odun atıyoruz. Ürünlerimize soğuk zarar verirse emeğimizin hiçbir anlamı kalmaz." dedi.
21.01.2021
Devamı

Kar Yağışı Ekili Tarlanın Yorganı Oldu

Eskişehir'de, buğday ve arpa eken çiftinin kuraklık endişesi, 3 gündür etkili olan kar yağışıyla son buldu. Metrekareye 10 kilogramdan fazla düşen yağışı ‘cansuyu’ olarak nitelendiren Tepebaşı Ziraat Odası Başkanı Süleyman Buluşan, "Yağan kar ekili mahsulün adeta yorganı olmuş. Toprak donmuş, mahsul içinde oturuyor ve kar çok yavaş eriyecek. Kuraklık endişesi yaşayan çiftçiler için bu yağışlar cansuyu oldu” dedi.

Eskişehir'de, bu yıl 1 milyon 600 bin dekara buğday, 1 milyon 100 dekara ise arpa ekimi yapıldı. Ancak mevsim normallerinin altında seyreden yağışlar nedeniyle özellikle buğday tarlalarında tohumlar yağış göremediği için filizlenemedi. Geçen yıl dolu ve don olayları nedeniyle tarlasında yüzde 40 kadar zarar gören çiftçi, bu yıl da kuraklık nedeniyle büyük endişe yaşadı.

 Son 3 günde etkili olan kar yağışı ise çiftinin yüzünü güldürdü. Özellikle buğday tohumları yeniden filizlenmeye başlarken, çimlenerek boy attı.
Tepebaşı Ziraat Odası Başkanı Süleyman Buluşan, görülen yağışların tarlayı yorgan gibi kapladığını ve adeta cansuyu olduğunu söyledi.

 Kar yağışının kuraklık endişesi yaşayan çiftçilerin yüzünü güldürdüğünü belirten Buluşan, "Bu yağışlar çiftçimiz için çok çok önemli. Kuraklık rüyalarımıza girdi diyebiliriz. Çünkü üreticinin en büyük sıkıntısı Ekim ayından önce yağmayan yağmur ve kar. Ekim ve Kasım aylarında ekmiş olduğumuz buğdaylar adeta toprağın altında oturur haldeydi. Patlamayan bir kısım tohumlarımız yok olmaya başlamıştı. Son 15 gündür tüm Türkiye olarak derin bir düşünceye dalmaya başlamıştık. Tabii biz bu susuzluğu Tepebaşı'nda daha fazla yaşadık. Yağış alan başka illerimiz mutlaka oldu. Kar yağışı çiftçilerimiz için çok önemli. Bu yağan kar adeta ekili mahsulün yorganı olmuş. Toprak donmuş, mahsul içinde oturuyor ve kar çok yavaş eriyecek. Gün yeli dediğimiz rüzgar yada hava sıcaklığı yüksek olmuş olsaydı, bu kar bir anda eriyip taban olan yerlere akıp gidecekti. Eğimli ya da yüksek olan yerlerde hiçbir şekilde kar ya da yağmur suyu durmayacaktı. Şu anda gördüğünüz gibi ovamızın her yeri adeta bembeyaz. Hava sıcaklığı sıfırın altında 5 derece olmasına rağmen güneş de çok güzel vuruyor. Hava tabii ki çok soğuk olacak, üşüyeceğiz ama bu bizim çok ihtiyacımız olan bir şey. Ne olursa olsun toprağın çalışması için bunların hepsini yaşamak zorundayız” dedi.



 
20.01.2021
Devamı

Bill Gates ABD'de Tarım Arazileri Topluyor

Kurduğu vakıf üzerinden aşı üreten şirketleri finanse etmesiyle bilinen Microsoft'un kurucusu Bill Gates'in, ABD'de en büyük tarım arazisine sahip kişi olduğu ortaya çıktı!
Gates'in 242 bin dönüm tarım arazisine ve 27 bin dönüm civarında da farklı araziye sahip olduğu anlaşıldı.

 "Gates'in bu kadar fazla tarım arazisine neden yatırım yaptığıysa hala gizemini koruyor." deniliyor.
 
 
20.01.2021
Devamı

Çin Dünya'ya Yalan Söylemiş

Wuhan’lı doktorlar koronavirüsün ölümcül olduğunu ve insandan insana bulaştığını bildiklerini, ancak bu konuda yalan söylemelerinin istendiğini kabul etti…
Bu ifadeler, ITV tarafından hazırlanan Outbreak: The Virus That Shook The World (T. Dünyayı Sarsan Salgın) adlı belgesel için gizli çekim yapılırken kaydedildi. Çinli yetkilileri pandeminin ilk günlerinde yaşananları örtbas etmekle suçlayan belgeselin kısa süre içinde yayınlanması bekleniyor.
Dailymail.co.uk’in haberine göre Wuhan’daki doktorlar, koronavirüsle ilgili ölümleri Aralık 2019 itibariyle bildiklerini, ancak hastanelerin sessiz olmasının istendiğini söyledi.
 
Aynı dönemde Çin Yeni Yılı festivallerinin iptal edilmesi istenmiş, ancak devlet yetkilileri iyi bir toplum görüntüsü sunabilmek için bu talepleri reddetmişti.
Doktorlar ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’nden önce virüsün insandan insana bulaştığını anladıklarını kabul etti. Çin, Dünya Sağlık Örgütü’nde koronavirüs ölümleriyle ilgili ilk kez Ocak ayının (2020 yılı) ortasında bilgi vermişti.

Geçtiğimiz günlerde Dünya Sağlık Örgütü destekli bir panel, Pekin’in salgına müdahale etmekte çok yavaş davrandığını söylemişti. ABD ise koronavirüsün Wuhan’daki bir laboratuvardan yayılmış olabileceğine dair yeni iddialar ortaya attı.
Belgeseldeki görüntüler de, Çin’in salgının ilk dönemlerinde tüm dünyaya yalan söylediği, COVID-19’un küresel bir salgına dönüşmesine izin verdiği iddialarını destekler nitelikte.
 
 
20.01.2021
Devamı

Bakan Pakdemirli: Elektrikli Traktör 3 Ay içinde Banttan İnecek

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, salgından dolayı geciken elektrikli traktörün 3 ay içinde banttan ineceğini açıkladı. Bakan Pakdemirli, büyük tasarruf sağlayacak olan elektrikli traktörle ilgili, “Dünyada Türkiye’den başka seri üretime hazır bir elektrikli traktör platformu yok” dedi.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde düzenlenen Covid-19 Süreci ve Sonrasında Gıda Sektörü Değerlendirme Toplantısı'na katıldı.

Türkiye ekonomisinin büyümesinde tarımın önemli bir rolü olduğunu kaydeden Bakan Pakdemirli, “Yüzde 5.3 büyüyen bir sektör tarım orman sektörü. Türkiye ilk üç çeyrekte 0.5 büyüdü. Yüzde 5.14 tarım sektörü büyüdü. Doğru işler yaptık ki gıdada, tarımda, tarımın paydaşlarında doğru neticeler alabildik” dedi.

Elektrikli traktör konusunda da açıklamalarda bulunan Bakan Pakdemirli şunları söyledi;
Tarımın geleceği, geleceğin tarımı diye bir platform altında hem dijital projeler hem de Türkiye'nin büyük iş adamlarıyla buluşarak onları da tarıma yönlendirme konusunda bir platform oluşturduk.

Türkiye'nin elektrikli traktörünü bantlardan çıkarmak üzereyiz. Dünyada Türkiye'den başka seri üretime hazır bir elektrikli traktör platformu yok. Tahmin ediyorum ilk 3 ay içerisinde, aslında sene başında olacaktı üretim, pandemiden dolayı bazı malzemeler tedarik edilemedi. İlk 3 ay içerisinde elektrikli traktörümüz hazır.
Bunun manası ne? Yüzde 80 daha tasarruflu bir ürünle, elektrikli traktörle çiftçimiz çok daha rahat bir şekilde üretimini yapabilecek. 45 dakikada 8 saatlik şarj olacak.

19.01.2021
Devamı

Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var Projesine Siirt’te Yoğun İlgi

Siirt'te bin ailenin istihdamına olanak sağlayacak 'Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var Projesi' ile bir yılda 100 bin koyun artışı hedefleniyor.
Siirt'te küçükbaş hayvancılığın geliştirilmesi amacıyla başlatılan "Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var Projesi" kırsalda yoğun talep gördü.
 
Siirt Valiliğinin öncülüğünde, hayvancılığın geliştirilmesi, yerli ırk koyun yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması ve kırsalda yaşayan vatandaşların hayat standartlarının yükseltilmesi amacıyla hayata geçirilen projeye başvurular sürüyor. İl ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlüklerince 4 Ocak'tan beri müracaatları kabul edilen projeye, il genelinde bir haftada 437 talep alındı. Proje kapsamında Ziraat Bankası tarafından üretici başına azami 150 bin lira verilecek. 100 bin liraya kadar sıfır faizli, +50 bin liraya kadar da düşük faizli kredi imkanı sağlanacak. Yatırım kredilerinde ilk 12 ay ödemesiz, azami 7 yıl vade, işletme kredilerinde ise 50 bin liraya kadar 18 ay vade uygulanacak. Ödemeler proje kapsamında hayvan temin edilen satıcılara yapılacak.

İSTİHDAMA KATKI SUNACAK

İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Proje Koordinatörü Alim Öngören, projeye, başlangıç tarihinden itibaren en az bir yıldır hayvancılık yapan ve Bakanlık Hayvancılık Bilgi Sisteminde (HBS) işletme kaydı bulunan veya geçmişte hayvancılık yapmış şu an pasif hayvancılık işletmesi kaydı bulunan herkesin başvurabileceğini belirtti. 

SON GÜN 31 MART 

Valilik ile Ziraat Bankası Bölge Müdürlüğü arasında imzalanan işbirliği protokolü ile projenin hayata geçirildiğini kaydeden Öngören, proje başvurularının 31 Mart'a kadar il ve ilçe Tarım ve Orman Müdürlüklerine şahsen yapılabileceğini bildirdi.

BİN AİLE FAYDALANACAK 

Projenin amacının, küçükbaş hayvancılık konusunda faaliyet gösteren işletme ölçeklerinin büyütülmesi, ülkedeki küçükbaş hayvan varlığının artırılması, yerli koyun ırklarının artışı ile bölgesel kalkınmanın sağlanması olduğunu vurgulayan Öngören, "İlimizde bin ailenin projeden faydalanması sağlanarak bir yılda 100 bin koyun artışı ile üretim ve istihdama katkı sunulması hedeflenmektedir" diye konuştu.
19.01.2021
Devamı

Son Yağmurlar Çiftçinin Yüzünü Güldürdü!

Aşırı kuraklıktan dolayı tarlaya ektikleri ürünlerini kaybetme korkusu yaşayan Osmaniyeli çiftçilerin yüzü, 4 gündür yağan yağmurla güldü. Yağmurun tam zamanında imdatlarına yetiştiğini belirten çiftçiler, buğdaylarının kuraklıktan ölmek üzereyken tekrardan canlandığını söylediler.

Osmaniye’de yaz aylarının yağışsız geçmesi, kış aylarının da yeterince yağışlı olmaması nedeniyle bölgede yaşanan kuraklık çiftçileri tarlalarına ektikleri buğdayları sulamaya teşvik etmişti. Yaşanan kuraklığın ardından etkili olan sağanak yağışlar Düziçi ilçesinde çiftçilik yapan vatandaşların yüzünü güldürdü. Aşırı kuraklıktan dolayı kuruma aşamasına gelen ürünlerinin yağışla birlikte tekrardan canlandığını söyleyen çiftçiler, toprağın suya doyduğunu ifade ettiler.


"Allah’ın bereketi tam zamanında çiftçilerin imdadına yetişti"

Yaşanan kuraklıktan dolayı yağmur için dua ettiklerini kaydeden çiftçilerden biri şöyle konuştu:

“Son zamanlarda çok büyük bir kuraklık vardı. Dua ediyorduk Allah’a bizlere de yağmur nasip et diye çünkü sulama mevsimi değil. Yağmur bekliyorduk. 4 gündür güzel bir yağmur yağdı. Yağmurla beraber dağlarda kar yağdı, inşallah gelecek yıla kuraklık yaşamayacağız. Allah’ın bereketi tam zamanında çiftçilerin imdadına yetişti. Buğdaylarımız kuraklıktan ölmek üzereyken yağmurla birlikte tekrardan canlandı. Kuraklık nedeniyle ektiğimiz ürünlerden bir hayli zorluk çektik. Bazı çiftçiler tarlalarını sulamak zorunda kaldılar. Ama şu an yağmurla birlikte topraklar suya doydu. Şu anda buğdaylarımız su içerisinde inşallah daha fazla verim alacağız”

19.01.2021
Devamı

Hafriyat Tarım Alanlarına Dökülüyor!

Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattının yapımı devam ederken, güzergahtan çıkarılan hafriyat topraklarının Tekirdağ'ın Ergene ilçesi Karamehmet Mahallesi'nde meralara döküldüğü anlaşıldı. Bu durum bölgede tarım ve hayvancılık yapan vatandaşların tepkisini çekti.

CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun, "Sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir gelişme için gerekeni yapmalıyız. Maalesef hayvancılık ve tarım sektörü can çekişirken, hızlı tren hattı çalışmalarında ortaya çıkan hafriyatın Karamehmet / Ergene mera sahalarına dökülmesi hem üreticimize hem üretimimize darbedir. Kaş yapayım derken göz çıkarılmasın, yapılan hatadan dönülsün" dedi
 
Hayvancılığın bitirildiğini ifade eden çevreci aktivist Murat Sevgi, "Hızlı tren güzergahından çıkan hafriyatı Tekirdağ'ın Ergene ilçesinde Avrupa Serbest Bölgesi'nin karşısındaki Karamehmet merasına dökmek hangi kafanın başarısıysa bu işe izin veren, yol veren yetkililer mutlaka teşhir edilmelidir. Güzelim meranın içine pisleyenleri herkes bilsin! Lafa gelince tarım şöyle, tarım böyle diye şirin şirin bir ton laf söylemesini bilirsiniz. Belediyeler İl Mera Komisyonlarından çıkarılmış. Bazı meralar için mera geri dönüşüm projesi hazırlayıp ilgili bakanlıktan onaylatıp izin almışlar. Dökülen hafriyat eğim nedeniyle yağmurlarla birlikte alt kısımlardaki tarlaların üzerini tarım dışı toprakla örterek çoraklaştırır ve dere yataklarını doldurarak taşkınlara neden olur. Demedi demeyin. Dediklerimizin çıkmasından sıkıldık artık" dedi.
19.01.2021
Devamı

İşçi Alımı Kura Sonucu Açıklandı!

Tarım ve Orman Bakanlığı taşra teşkilatlarında istihdam edilmek üzere alınacak işçi kura sonuçlarının belli olduğunu açıkladı. Konu ile ilgili yapılan açıklamada şöyle denildi:
 İŞ-KUR kanalıyla ilana çıkılan 826 daimi İşçi alımı için Noter tarafından kura çekim işlemi 16.01.2021 tarihinde 10:00-20:00 saatleri arasında gerçekleştirilmiştir. Adayların kura sonucuna yönelik işlemleri ise 17.01.2021 tarihinde tamamlanmıştır.

Bu kapsamda taşra teşkilatına, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi olarak yerleşenlerin göreve başlama taleplerini içeren başvuruları, başvuruda bulundukları kuruluş müdürlüklerimizce alınacak olup, göreve başlama işlemleri aşağıda belirtilen şekilde yapılacaktır.
Asil adayların;
  1. Kimlik Kartı (Nüfus Cüzdanı) örneği.
  2. İkametgah belgesi. (e-Devlet çıktısı geçerlidir).
  3. Adli Sicil Durum Belgesi. (e-Devlet çıktısı geçerlidir)
  4. Askerlik Durum Belgesi. (Askerlik Şubesi onaylı veya e-Devlet çıktısı geçerlidir)
  5. Başvurmuş olduğu açık iş pozisyonunu için gerekli olan öğrenim belgesi
  6. Özel şartlarda belirtilen diğer sertifikalar.
  7. Çalışmaya engel bir sağlık halinin olmadığına dair sağlık raporu
ile birlikte;
En geç 22.01.2021 tarihi mesai saati sonuna kadar başvuruda bulunduğu işyerine müracaat ederek, belgelerin teslim edilmesi gerekmektedir. Belge teslimi şahsen yapılacak olup posta, kargo, kurye ile yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.

Teslim alınan belgeler işyerlerimiz tarafından Personel Genel Müdürlüğüne iletilecek olup, Personel Genel Müdürlüğü nezdinde oluşturulan Kura ve İnceleme Komisyonu tarafından incelendikten sonra atama işlemleri gerçekleştirilecektir. Yerleştirme sonucu atama için öngörülen niteliklere sahip olmayan adaylar ile yanlış, yanıltıcı veya yalan beyanda bulunmuş olup tercihlerine yerleşenlerin atama işlemleri yapılmayacaktır. Asil adaylardan başvurmayanlar ile başvuruda bulunduğu pozisyonda aranan şartları taşımadığı sebebi ile ataması yapılmayanların yerlerine sırasıyla yedek adaylardan atama yapılacaktır. Yedek adaylar için yapılacak duyuru internet sayfamızdan ayrıca ilan edilecektir.

İlan, kura neticesinde yerleşmeye hak kazananlar için tebligat niteliğinde olup, hak sahiplerine ayrıca tebligat yapılmayacaktır.
18.01.2021
Devamı

Yeni Protokol Yayınladı: Trans Yağ Miktarı Artık İzlenebilecek!

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yayınlanan yeni laboratuvar protokolü ile gıdalardaki endüstriyel trans yağlar izlenebilecek.

Sağlığa Evet Derneği, gıdalarda kullanılan endüstriyel trans yağlar ile hayvansal kaynaklı trans yağları birbirinden ayrıştıracak analiz metodunun, Türkiye’de de uygulamaya alınması çağrısı yaptı.

Hayvansal kaynaklı yağlar ile endüstriyel trans yağlar ayırt edilebilecek

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hazırladığı, endüstriyel trans yağlara kısıtlama getiren Türk Gıda Kodeksi Gıdalara Vitaminler, Mineraller ve Belirli Diğer Öğelerin Eklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 7 Mayıs 2020 tarihli ve 31120 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştı. Yapılan değişiklikle, 100 gr yağda 2 gr’dan az endüstriyel trans yağ kısıtlaması, 1 Ocak 2021 tarihinde başladı. Söz konusu kısıtlamadan gıda sektörüne hammadde tedarik eden dev gıda firmaları ise muaf tutuldu.

Türkiye’de de kullanılan önceki analiz metodu ile hayvansal trans yağlar ile endüstriyel trans yağlar birbirinden ayırt edilemiyordu. Bu nedenle kısıtlamanın izlenmesi ve gerektiğinde yaptırım uygulanmasının mümkün olmadığına dikkat çeken Sağlığa Evet Derneği, düzenlemenin uygulanmasında zorluklar olacağı konusunda uyarı yapmıştı.

Trans yağ, yılda 500 bin kişinin ölümüne neden oluyor

 

DSÖ’nün yayınladığı yeni protokolde bildirilen analiz metodu kullanılmaya başlandığında ise, yönetmelik değişikliği fiilen uygulamaya konulmuş olacak.

Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, “Trans yağ tüketimi yılda 500 bin kişinin ölümüne neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü trans yağ tüketiminin günlük toplam enerji alımının %1’inden daha az olması gerektiğini belirterek, 2023 yılına kadar endüstriyel olarak üretilen trans yağların küresel gıda tedarikinden tümden kaldırılmasını öngörüyor.” diye belirtti.

“Yeni analiz metodunu Türkiye de uygulamaya almalı”

 

Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Tanzer Gezer ise, gıdalarda kullanılan endüstriyel trans yağlar ile hayvansal kaynaklı trans yağları birbirinden ayrıştıracak analiz metodunun nihayet belirlendiğine vurgu yaptı. Gezer, “Türkiye’nin bu metodu en kısa zamanda uygulamaya alması önemlidir. Tarım ve Orman Bakanlığı, endüstriyel trans yağların kısıtlanması yönünde gösterdiği kararlılığı, yönetmeliğe uyumu izlemek için de göstereceğine inanıyoruz. En kısa zamanda ilgili laboratuvarların alt yapılarının tamamlanması ve yeterliliği olan laboratuvarların sayılarının arttırılarak tüm ülkeye yayılması önemlidir.” dedi.

18.01.2021
Devamı

Altı Ayaklı Kuzu Görenleri Şaşkına Çevirdi!

Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde 6 ayaklı doğan kuzu herkesi şaşırttı. Uzun yıllardır hayvancılık ile uğraşan Bulut; "Doğum esnasında ters dünyaya geldi, ancak sağlığında her hangi bir sıkıntı yok, sütünü içiyor. Diğer kuzularla birlikte koşup eğleniyor. Onlardan tek farkı sadece 6 ayaklı olması" dedi.

İlçeye bağlı Düzova Mahallesi'nde küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapan Maksut Bulut'a ait koyunlardan biri, ikisi boyun kısmında 6 ayaklı kuzu doğurdu.

Görenlerin şaşkınlıkla baktığı 6 ayaklı kuzu mahalle sakinlerinin ilgi odağı haline geldi.

Maksut Bulut, yaptığı açıklamada, yaklaşık 20 gün önce sağlıklı bir şekilde doğan kuzunun 6 ayağının olduğunu görünce büyük şaşkınlık yaşadıklarını belirtti.

18.01.2021
Devamı

“Türkiye’nin Bugün Et İthalatı Diye Bir Şeyi Kalmamıştır”

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, kırmızı et konusunda yaptığı açıklamada, "Türkiye’nin bugün ithalat diye bir şeyi kalmamıştır. Gündemde böyle bir konu kalmadı. 1.3 milyon hayvan ithalatından bu sene inşallah 150-200’e düşeceğiz." dedi.

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) Başkanı Turgay Türker ve Yönetim Kurulu üyeleri ile bir araya gelen Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, gündeme ilişkin önemli mesajlar verdi.

Bakan Pakdemirli, 2021'de çiftçilere 24 milyar lira tarımsal destekleme yapılacağını belirterek, “Tarımsal hasıla 48.5 milyar liraya ulaştı. İki yıldır yüzde 50 büyüme var. Tüm rakamlar işlerin iyi gittiğini gösteriyor. Üreticiyi koruyor, tüketicileri kolluyoruz” dedi.

Bakan Pakdemirli, gıdada taklit ve tağşiş konusunda çok aktif rol üstlendiklerini belirterek, “Meslekten men getirdik. Bu Cezalar çok yüksek. Sadece üretene değil, satana, sattırana, ürettirene. Gıda üretenler kendilerine çeki düzen verecekler” diye konuştu. Bakan Pakdemirli 2023 yılına kadar 150 yeraltı barajı inşa edileceğini belirterek, bunlardan 25'inin tamamlandığını söyledi.

Geçen yılki yağışların normal yağış rejiminin yüzde 30 gerisinde olduğunu kaydeden Bakan Pakdemirli, “Geçen yıl yine bir kuraklıkla karşı karşıya kaldık. Bu sene tabi ki yağış rejimindeki azalma ama inşallah bundan sonra toparlıyor olacak. Bundan da bitkisel üretimi  en az etkilenmesi konusunda bir gayret gösteriyoruz. Konuyu takip ediyoruz. Bu genel itibarı ile emtia fiyatlarında yükselme trendine yol açabilecek bir gidişat var. Dikkatle izliyoruz. Müdahale alımları hasat öncesi açıklandı. Üreticiyi koruyoruz, tüketiciyi kolluyoruz. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile beraber hem destek veriyoruz hem de müdahale alımı yapıyoruz. Turbo destek haline getirdik. Gerçek regülasyon göreviyle beraber de kamu kurumlarımız zarar etmesin diyoruz” diye konuştu.

Türkiye'nin ithal et gibi bir konusu kalmadığını ifade eden Bakan Pakdemirli, “Küçükbaşı artırmak gerekiyor, çünkü bu coğrafya buna müsait. Türkiye'nin bugün ithalat diye bir şeyi kalmamıştır. Gündemde böyle bir konu kalmadı. 1.3 milyon hayvan ithalatından bu sene inşallah 150-200'e düşeceğiz. O da besilik zaten kasaplık değil. 50 bin ton direkt ithal etten de geçen sene 3200'le kapattık. Ondan önceki sene 5 bindi. Ondan öncesi sene 55 bindi. Bu sene de sosyal sorumluluk kapsamında, ihtiyacımız olduğu için değil ama Sırbistan, Bosna gibi bir iki ülkeden, onların kırsal kalkınma programlarına destek amacıyla başlatılmış programlardan yerel köylüleri desteklemek için yine 2-3 bin ton mal gelir yani. Onun dışında Türkiye'nin ithal et gibi bir konusu kalmadı” dedi.
18.01.2021
Devamı

Su Göletleri Hayvancılığı Yeniden Canlandırdı!

Geçimini hayvancılıkla sağlayan ve yaz aylarında su ihtiyacı artan üreticinin imdadına, İzmir Büyükşehir Belediyesinin kırsalda hayata geçirdiği 83 hayvan içme suyu göleti ile yetişti. Önceki yıllar susuzluk nedeniyle sürülerini yüzlerce kilometre uzağa taşımak zorunda kalan Menemen Telekler Mahallesi'ndeki çiftçiler artık neredeyse vazgeçmek zorunda kaldıkları hayvancılığa yeniden sarıldı.


İzmir Büyükşehir Belediyesi, Başkan Tunç Soyer’in “Başka bir tarım mümkün” vizyonu doğrultusunda üreticiye desteğini sürdürüyor. Kırsalda süt üretim kapasitesini ve hayvancılık faaliyetlerini artırmak amacıyla küçükbaş ve manda hibe eden, yem desteği veren Büyükşehir, su ihtiyacını karşılayamadığı için sürüsünü kilometrelerce uzağa taşımak zorunda kalan çiftçilere de el uzattı. Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılığın yaygın olduğu meralarda et ve süt üretimini yükseltmek ve beslenme maliyetini azaltmak amacıyla yeni içme suyu göletleri açılırken, kırsalda yer alan göletler temizlendi ve genişletilerek aktif hale getirildi. Geçimini hayvancılık yaparak sürdüren çiftçiler ise geleceğe umutla bakmaya başladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire Başkanlığı tarafından sürdürülen çalışmalar kapsamında 2019 ve 2020 yıllarında kırsalda 83 adet hayvan içme suyu göleti hizmete alındı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Eser Atak, 2021 yılında 15 yeni hayvan içme suyu göleti daha açacaklarının müjdesini vererek, “Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığımız ile birlikte yaptığımız çalışmalar doğrultusunda kuraklıktan en fazla etkilenen sektörlerin başında gelen tarım ve hayvancılığa desteğimizi sürdüreceğiz. İş makineleri ve ekiplerimiz kırsal alanda bir yandan mevcut göletlerin bakımını, temizliğini ve genişletme çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan topografik ve jeolojik koşulları uygun arazilerde ihtiyaç doğrultusunda yeni hayvan içme suyu göletleri açmaya devam edecek” diye konuştu.

hayvancılık yapamaz duruma gelmiştik. Gençlerimiz başka işler bulmak durumunda kalıyordu. Şu an suya kavuştuk. Su demek hayat demektir. Bizim için su bu köye yapılan yatırımdır” dedi.
Telekler’de küçük yaşlardan beri hayvancılıkla geçimini sağlayan Ahmet Ayhan ise duygularını şöyle özetledi:
"Başkanımızdan, belediye çalışanlarından Allah bin kez razı olsun. Susuzluktan dolayı sürümü 280 kilometre ötedeki Bandırma Ovası’na kamyonla taşıyor, yazı orada geçiriyordum. Sonra zor olduğu için bu işi azalttım. Bazı zamanlarda da taşıma suyu ile sürümün su ihtiyacını karşıladım. Bu sene su sıkıntısı olmayacak. Bu gölet dolduğu zaman bize yeter de artar bile."
Bozalan Mahallesi Muhtarı Ahmet Akarsu ise Büyükşehir’in çalışmalarıyla göletlerinin su tutmaya başladığını ve bu suyun yaz boyunca 23 yıl kendilerine yeteceğini belirterek, “Taşıma suyu ile hayvanlarımızın su ihtiyacını karşılıyorduk. Bize bundan daha güzel bir katkı olamaz. Fen İşlerine Daire Başkanlığımıza teşekkür ediyoruz” dedi.

Göletler nerelerde yapıldı?
Fen İşleri Daire Başkanlığı tarafından 2019 ve 2020 yıllarında Bergama (Alibeyli ve Gaylan), Dikili (Denizköy, Kocaoba, Demirtaş), Kınık (Arapdere) ile Menemen (Telekler’de 2 adet, Bozalan’da 2 adet), Bornova (Kayadibi, Çamiçi) mahallerinde 12 yeni içme suyu göletinin yapımı tamamlandı. Aliağa, Bergama, Bornova, Dikili, Kınık ve Menemen kırsalında yer alan toplam 71 hayvan içme suyu göletinin periyodik bakım, temizlik ve genişletme çalışmalarını da tamamlayarak kış mevsimi öncesi mevcut göletlerin su tutma kapasitesini arttırıldı. Depolama kapasitesi 3 bin ile 5 bin metreküp aralığında değişen hayvan içme suyu göletleri için 1.2 milyon liralık yatırım yapıldı. Fen İşleri Daire Başkanlığı Bergama, Kınık ve Aliağa’da önümüzdeki günlerde 32 hayvan içme suyu göletinde bakım, onarım ve yenileme çalışması yapacak. 2021 yılı içerisinde 15 yeni hayvan içme suyu göletinin daha yapımına başlanması planlanıyor.
17.01.2021
Devamı

Ergene Nehri Taştı Tarım Arazileri Su Altında Kaldı!

Trakya'daki yağış, kirliliğiyle gündemde olan Ergene Nehri’nin taşmasına neden oldu, binlerce dönüm tarım arazisi sular altında kaldı. DSİ'nin 'turuncu alarm' verdiği Ergene Nehri'nden taşan suların ekili ürünlere zarar vereceği endişesini taşıdıklarını söyleyen Trakya Platformu Sözcüsü avukat Bülent Kaçar, "Bu durum bizim açımızdan endişe verici. Şu an tarım yapılan tarlalarımıza, kimyasal sanayi atıkları yayılıyor. Ergene'de yıllardır kirlilik sonucu dipte olan çamur da yayılıyor. Kansorejen maddeler şu an tarıma ve doğaya saçılmış durumda" dedi.

Son 91 yılın en kurak dönemini yaşayan Trakya’da son günlerde etkili olan yağış, Edirne’deki Tunca ve Meriç nehirlerinin su seviyelerini arttırYağış, kirliliği ile gündemde olan Ergene Nehri'nin su seviyesini de 10 metreküp/saniyeden 250 metreküp/saniyeye yükseltti.

DSİ Edirne 11 Bölge Müdürlüğü'nün 'turuncu alarm' verdiği Ergene Nehri, Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde taşarak, bölgedeki ekili tarım arazilerini sular altında bıraktı.

Taşkının kent merkezine doğru geldiği görülürken, nehir sularının getirdiği kimyasal atıklar, çevreyi siyaha boyadı.

Yıllardır sanayi atıklarıyla kirli akan Ergene Nehri’nin taşmasının büyük bir  çevre kirliliğine yol açacağını söyleyen Trakya Platformu Sözcüsü avukat  Bülent Kaçar, "Trakya'da beklenen, özlenen yağışlar geldi. Hem Meriç hem de Ergene Nehri'nin debileri arttı. Önlem alınmayan noktalarda taşkınlar yaşanıyor. Şu an Uzunköprü ilçesinin kenar mahallerindeki evlere kadar, tarım arazilerine yayın su çoğalmış durumda. Tabi bu durum bizim açımızdan endişe verici. Şu an tarım yapılan tarlalarımıza kimyasal sanayi atıkları yayılıyor. Ergene'de yıllardır kirlilik sonucu dipte çökermiş olan çamurlarda yayılıyor. Kansorejen maddeler şu an tarıma ve doğaya saçılmış durumda. Şu an taşan çamurlar, nehir kıyısındaki çimeni lacivert renge çevirirken betonları  siyaha boyamış durumda. Tarım arazilerine taşan bu zehirli su, çevreye ve yer altı kaynaklarına karışacak" dedi.

Uzunköprü İlçesi Ziraat Odası Başkan Vekili Özcan Kayalı da Ergene'nin taşmasıyla sular altında kalan buğday ve kanola bitkilerinin çürüme tehlikesi yaşadığını söyledi. Kayalı,  "Ergene ovasında 60 bin dekar tarım arazisi sular altında kaldı. Meriç Nehri'nde taşkın var ve orada da 100 bin dekar arazi ile ekili arazilerinin de sular altında kaldığı söyleniyor. Su 5 gün içinde çekilmez ise ekili buğday ve kanola suyun altında çürüyebilir. Bugün üçüncü gün, iki gün daha suyun altında kalırsa, bitki yok olur. Taşkın sularının bir an önce ekili araziden akması lazım. Ergene Nehri'nden tarım arazilerine yayılan suyun, tarlalara zararı olacaktır" şeklinde konuştu. İlçedeki ekili arazileri sular altında kalan üreticiler de tedirgin olduklarını dile getirdi.

17.01.2021
Devamı

Ağrı’lı Çiftçiler Ekmeklerini Buzun Altından Çıkarıyorlar!

Ağrı'nın Tutak ilçesine bağlı Batmış köyünde yazın tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşlar, kışın ailelerini geçindirmek için Murat Nehri'nde zorlu balık avına çıkıyor.

Hayvanlarının bakımını yaptıktan sonra köyün önünden geçen Murat Nehri'nin yolunu tutuyor.

Balık avı hazırlıklarını yapıp su geçirmeyen tulumlarını giyerek iyi bir başlangıç için "vira bismillah" diyen köylüler, nehrin yüzeyindeki buzlara küreklerle vurarak balıkların yerini tespit ediyor.

Bölge halkının nehirlerde avlanmak için kullandığı ve "serpme" ismini verdiği ağı suya atan balıkçılar, bir süre bekledikten sonra ağı sudan çıkarıp avladıkları balıkların sevincini yaşıyor.

Ağlarını atmak ya da toplamak için dondurucu soğuğa rağmen nehirdeki buzların üzerine çıkan vatandaşlar, avladıkları balıkları çuvallara dolduruyor.

Sabah erken saatlerde başladıkları zorlu mesailerini akşam saatlerine kadar sürdüren balıkçıları, çuval dolusu balığı tahtalardan yaptıkları kızaklara koyarak evlerine doğru dönüş yoluna koyuluyor.


Batmış köyünde yaşayan balıkçılardan Orhan Artış, çetin geçen kış nedeniyle balık avlarken çoğu zaman kaş ve kirpiklerinin kırağı tuttuğunu söyledi.

Köylülerin kışı balık avlayarak geçirdiğini anlatan Artış, şöyle konuştu:

"Murat Nehri'nin donmaya başlamasıyla biz de balık avına çıkıyoruz. Bu şekilde geçimimizi sağlıyoruz. Günde ortalama 50-100 kilogram balık avlıyoruz. Havalar soğuk olduğu için balık avlamak daha da zorlaşıyor. Kışın suya girmek balık avlamak kadar zordur. Bazen buzu kırıp suyun içine giriyoruz, bu da bizi çok zorluyor. Ne yapalım ekmek davası. Nehirdeki buzlar eriyinceye kadar sürekli balık avlıyoruz."

Avladıkları balıkların büyük bir kısmını satarak evlerini geçindirmeye çalıştıklarını aktaran Artış, geriye kalanını da tükettiklerini sözlerine ekledi.
17.01.2021
Devamı

Mersin’de Dolu Ekili Tarım Arazisine Zarar Verdi!

Mersin’in Tarsus ilçesinde dünkü dolu yağışı nedeniyle 600 dekar ekili tarım arazisinin zarar gördüğü açıklandı.

İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden yapılan açıklamada, dün etkili olan dolu yağışı sonrası ön hasar tespit çalışmasının tamamlandığı belirtildi.

Çalışmalar neticesinde ilçeye bağlı Kaklıktaşı, Tepetaşpınar, Pirömerli, Belen ve Karadiken mahallelerinde nergis, bakla, bezelye ve yeşil soğan gibi ürünlerin ekili olduğu 600 dekarlık ekili tarım arazisinin zarar gördüğünün tespit edildiği kaydedildi.

Dolu nedeniyle oluşan zararın, 1 milyon lira civarında olduğu ifade edildi.

16.01.2021
Devamı

Kar Yağdı, Çiftçinin Yüzü Güldü!

Aksaray'da 2 gündür devam eden kar yağışı, çiftçileri sevindirdi. Kar yağışıyla yüzü gülen ve 'beyaz altın' benzetmesi yapan çiftçi Hidayet Koçak, “Allah'ın verdiği kar umudumuz. Nasıl yeni doğan bir çocuk, umuduyla rızkıyla doğuyorsa bizim de çiftçiler olarak umudumuz yağmur ve kar. Kar bekliyorduk. Şu an emeklerimiz 'beyaz altınla buluştu" dedi.

Ülkede çoğu bölgede olduğu gibi 799 bin 700 hektar yüz ölçümünün yüzde 50,85'i tarım arazisi olan Aksaray'da da yağışların yetersiz olması nedeniyle kuraklık endişesi başlamıştı. Kentte 2 gündür yağan kar ise çiftçilere umut olduKar yağışı sonrası beyaz örtüyle kaplanan tarlalarına giden çiftçiler, ektikleri ürünleri kontrol etti.

Kazıcık Tolu köyünde oturan çiftçi Hidayet Koçak, yağan karı 'beyaz altına benzeterek, “Allah’ın verdiği kar umudumuz. Nasıl yeni doğan bir çocuk, umuduyla rızkıyla doğuyorsa bizim de çiftçiler olarak umudumuz yağmur ve kar. Kar bekliyorduk. Şu an emeklerimiz 'beyaz altınla buluştu. Tohumlara baktığımız zaman bir haftadır çok büyük bir risk altındaydı. Şükürler olsun ki 2 gündür yağan yağmur ve kar umutlarımızı tekrar yeşertti. Köylülerimizle dua ediyorduk. Allah’ın izniyle dualarımız kabul oldu. Köyde bayram havasındayız” diye konuştu. 

Aksaray Ziraat Odası Başkanı Emin Koçak ise “Allah’a binlerce şükürler olsun. 2 gündür bereket yağıyor. Şu anda Aksaray’da 'beyaz altın' yağışı var. Bu 'beyaz altın' da çiftçimiz için insanlık için her şey için berekettir, huzurdur. Dualarımız kabul oldu, Aksaray’da şu an ciddi şekilde kar yağışı devam ediyor. İnşallah bu şekilde devam eder. Çiftçiler olarak kara, 'beyaz altın' diyoruz. İnşallah 'beyaz altınımız 1 hafta, 10 gün daha metrelerce yağmaya devam eder ve kuraklıktan kurtulmuş oluruz'' dedi. 

Ziraat teknikeri Emrah Karaaslan da 10 gün daha yağış olmaması halinde yaşanabilecek kuraklığa değinerek, ''Şükürler olsun ki kar yağışı Aksaray’da çiftçilerimizi sevindirdi. 1 hafta, 10 gündür arazide tespit çalışmalarında bulunuyorduk. Çimlenme ve çıkış açısından arpa ve buğdayda sıkıntılarımız vardı. 10 gün daha yağış olmasaydı kuraklığın olumsuz etkilerini verim düşüklüğü olarak çok ciddi şekilde görecektik. Bu yağış hem çimlenme hem çıkışta ürünlerimize olumlu bir etki yapacak” diye konuştu.
16.01.2021
Devamı

Hamsi Avcılığına Kısmi Durdurma Uzatıldı!

Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nce ticari amaçlı hamsi avcılığı, 08 Ocak 2021 tarihinden, 18 Ocak 2021 tarihine kadar 10 gün süreyle İstanbul Boğazı’nda ve Karadeniz’in büyük bir bölümünde durdurulmuştu.  
Bu süre içerisinde Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’müz tarafından yapılan araştırma, inceleme ve gözlemler ile başta bilim insanları olmak üzere, birçok balıkçı, balıkçılık örgütleri ve sektörün diğer paydaşları ile yapılan istişareler sonucunda yeniden bir değerlendirme yapılmıştır.

Bu değerlendirmeye göre; Karadeniz’in ülkemiz karasularında bulunan hamsilerin halen büyük bir bölümünün avlanabilir asgari boy uzunluğunun altında olduğu ve et veriminde bir artış olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca mevcut hamsi sürüleri haricinde asgari avlanabilir boy uzunluğu ve et verimi kriterlerine uygun başka sürü girişi de olmamıştır.

Bu nedenle;
İstanbul Boğazı’nın tamamı ile Karadeniz’de İstanbul İli Sarıyer İlçesi Kumköy Aslan Burnu’ndan (41 15' 25.13'' N - 29 2' 58.2'' E ) Gürcistan sınırına kadar olan karasularımızda her türlü av aracı ile ticari amaçlı hamsi avcılığının durdurulma süresi 28 Ocak 2021 tarihi 00.00 saatine kadar uzatılmıştır.
 
Bu süre içerisinde belirtilen alanların dışındaki bölgelerde asgari avlanabilir boy uzunluğuna sahip hamsi sürüleri avlanabilir.

Halkımız, buralardan kurallara göre avlanılmış hamsileri veya daha önceden yakalanarak, soğuk hava depolarında muhafaza edilen hamsileri gönül rahatlığıyla alabilir ve tüketebilir.
Hamsi başta olmak üzere denizlerde, karaya çıkış noktalarında, toptan ve perakende satış yerlerinde, gerekli kontroller yapılarak, yasal boy limitinin altında balık satışı yapanlara müsaade edilmeyecektir.
Mevcut durum takip edilecek olup, herhangi bir düzelme olmadığı takdirde kısıtlamaya 10 gün daha devam edilecektir.
16.01.2021
Devamı

Lahana Çiftçiyi Sevindirdi!

Sakarya'nın Kaynarca ilçesinde ikinci ürün olarak ekilen lahana, bu sezon kalitesi ve fiyatıyla çiftçiyi sevindirdi.

 Çiftçiler, yetiştirdikleri lahanaları sökerek traktörlerle getirdikleri "lahana borsası" adı verilen meydanda satışa sunuyor. Mahsulün önceleri talebe göre çiftçilerin belirlediği fiyatı, şimdilerde Kaynarca Sebze Üreticileri Birliği tarafından tespit ediliyor.

Kaynarca Ziraat Odası Başkanı İbrahim Çakar, ilçede 7 mahallede yaklaşık 100 çiftçi tarafından lahana üretimi yapıldığını söyledi.
Çakar, Kaynarca lahanasının sınırlı miktarda yetiştirildiğini dile getirerek, "Kaynarca lahanası, Türkiye genelinde tanınan en güzel lahana olarak bilinir. Toprağın yapısından kaynaklı bir lezzet farkı var. Hayvan gübresi harici kimyasal gübrelerden kullanılmaz, ilaçlamayı da minimum seviyede tutarız. O yüzden lahanamızın kalitesi de çok yüksektir." diye konuştu.

Bölgede yaklaşık 1500 dekar alanda lahana ekimi yapıldığını belirten Çakar, buradan yıllık yaklaşık 5 bin ton ürün hasadı yapıldığını bildirdi.
Çakar, başta İstanbul olmak üzere yakın illere lahana gönderildiğini ifade ederek, "Fiyat belirlemesini Sebze Üreticileri Birliğimiz yapıyor. Birlik başkanımız bu konuda fiyatları ayarlamaya çalışıyor, biz de elimizden geldiği kadar destek veriyoruz. Bu yıl üretim ve fiyatlar oldukça güzel, çiftçimiz memnun. Lahana ikinci ekim olduğu için kış sezonunda çiftçilerimize ekstra gelir kapısı oluyor. Şu anda tanesi 6 lira civarında satılıyor." dedi.

Kaynarca Sebze Üreticileri Birliği Başkanı Tuncay Yıldız da Birliğin öncelikli amacının aracıları ortadan kaldırmak olduğunu söyledi.
Satışların devam ettiğini dile getiren Yıldız, şunları kaydetti: "Sadece lahana değil, geçen sene kırmızı lahanaya, bu yıl karnabahara da başladık. Çeşitlerimizi çoğaltıyoruz. Şu an ürünlerimizi anlaştığımız yerlere Bursa, Ankara, İstanbul hallerine gönderebiliyoruz. Birlik açısından bir sıkıntımız yok. Şu an karnabaharımızı, lahanamızı, kırmızı lahanamızı kendimiz pazarlayabiliyoruz. Aracıları kaldırdıktan sonra malımızı tüketiciye doğrudan kendimiz daha uygun fiyata verebiliyoruz. Hem bizim açımızdan hem de çiftçi için kazançlı oluyor. İstanbul, Ankara, Bursa hallerine gidip vatandaşa doğrudan malımızı ulaştırabilmek için marketlerle, yemekhanelerle anlaşma yaptık. Aracı olmayınca hem çiftçi hem de vatandaş kazanıyor."

Yıldız, hava şartlarına bağlı olarak lahana fiyatının değişiklik gösterdiğine işaret ederek, "Şu an tane fiyatı 4 ile 6 lira aralığında. Hafta sonları vatandaşlarımız evinde oluyor, biz tarlamızda çalışarak üretime devam ediyoruz." dedi.

15.01.2021
Devamı

2021 Yılı, Su ve Sulama Yatırımların da Hamle Yılı İlan Edildi

2021 yılını su ve sulama yatırımlarında hamle yılı olarak tasarladıklarını belirten Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Gelecek yıl 51 baraj ve 39 gölet olmak üzere toplam 90 depolama tesisi daha bitirerek, depolama sayısını 1617’ye, kapasitesini ise 180 milyar metreküpe ulaştıracağız dedi.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde gıda arz güvenliğinde ve vatandaşların temel gıda maddelerini temininde sorun yaşanmadığına dikkat çeken Pakdemirli, “Bakanlık olarak gıda ihtiyacını karşılayacak ürün stokları kontrol edilerek, fiyat artışlarının olmaması için takiplerimiz devam etmiştir. Aralık ayı itibarıyla 19,9 milyar lira destek ödenmiş olup, ödemeler devam etmektedir.

Çiftçilerimizi ve mevsimlik tarım işçilerimizi sokağa çıkma yasağından muaf tuttuk. Çiftçi Kayıt Sistemi başvurularının e-Devlet üzerinden yapılmasına imkan sağladık. Gübre, tohum, ilaç, yem gibi tarımsal girdilerin üretim, erişim ve dağıtımı kesintisiz devam etti.” diye konuştu. Pakdemirli, bu süreçte ilave yazlık ekim yapmaya uygun 24 ilde yüzde 75 hibe tohum teminiyle “Bitkisel Üretimi Geliştirme Projesi”ni başlattıklarını, Milli Emlak Genel Tebliği’nde gerekli düzenlemeleri yaparak, atıl hazine arazilerinin etkin bir şekilde tarımsal üretimde kullanılmasını sağladıklarını anlattı. Hububat, baklagiller, fındık, kuru kayısı, çeltik ve yaş çay alım fiyatlarını hasat öncesinde açıkladıklarını ve çiğ süt prim desteğini artırdıklarını ifade eden Pakdemirli, “Ekmeğin hazır ambalajlı veya ambalaj içinde vatandaşa ulaştırılmasını zorunlu hale getirdik. Zirai kredilerin anapara ve faiz tutarlarını 6 ay süreyle faizsiz olarak erteledik” dedi.
15.01.2021
Devamı

En Fazla Ölüm Tarım İş Kolunda!

İSİG Meclisi'nin hazırladığı 2020 Yılı İş Cinayetleri Raporu'na göre bir yılda en az 2 bin 427 işçi hayatını kaybetti, bu işçilerden 741'i ise Covid-19 sebebiyle yaşamını yitirdi.

2020 yılında en çok iş cinayetinin 442 can kaybıyla tarım ve orman işkolunda olduğunun aktarıldığı raporda, iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı ise şu şekilde paylaşıldı:

İnşaat, yol işkolunda 355 işçi; sağlık, sosyal hizmetler işkolunda 330 işçi; ticaret, büro, eğitim, sinema işkolunda 296 emekçi; taşımacılık işkolunda 248 işçi; belediye, genel işler işkolunda 141 işçi; metal işkolunda 106 işçi; savunma, güvenlik işkolunda 79 işçi; madencilik işkolunda 61 işçi; tekstil, deri işkolunda 54 işçi; enerji işkolunda 54 işçi; gıda, şeker işkolunda 44 işçi; petro-kimya, lastik işkolunda 44 işçi; konaklama, eğlence işkolunda 43 işçi; gemi, tersane, deniz, liman işkolunda 26 işçi; ağaç, kağıt işkolunda 23 işçi; çimento, toprak, cam işkolunda 14 işçi; iletişim işkolunda 8 işçi; basın, gazetecilik işkolunda 7 işçi; banka, finans, sigorta işkolunda 5 işçi ve çalıştığı işkolunun belirlenemediği 47 işçi hayatını kaybetti.
15.01.2021
Devamı

Prof. Dr. Orhan Özçatalbaş: 2021 Antalya Yılı Olsun

Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Özçatalbaş, dünyada büyümesi beklenen tarım pazarından bölgenin yüksek pay alması için 2021’in ‘Dünyada Antalya Yılı’ olarak belirlenmesini istedi.

Birleşmiş Milletler (BM), 2021’i ‘Meyve ve Sebze Yılı’ olarak ilan etti. Karar, tarımsal üretimi ve ihracatıyla öne çıkan Antalya’nın pazar potansiyelini artırıcı bir gelişme olarak değerlendirildi. BM’nin bu kararının bölge tarımı ve turizmi için umut vadettiğini belirten Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Özçatalbaş, 2021’in ‘Dünyada Antalya Yılı’ olarak sunulmasını önerdi.

 

DÜNYADA 5’İNCİ SIRADAYIZ

Türkiye’nin meyve üretiminde dünyada 5’inci sırada yer aldığına ve Antalya’nın da 10 milyar liranın üzerindeki hasılasıyla tarımda Türkiye’nin lider kenti olduğuna vurgu yapan Çatalbaş, “Dünya turizminde marka olan Antalya, 2021 yılında yaş meyve ve sebze üretim potansiyeliyle de gündeme getirilebilir. Bu Antalya imajına büyük katkı sağlar” diye konuştu.

SEBZEDE ÜRETİM ÜSSÜ

Turizmde bir dünya markası olan Antalya’nın, meyve ve sebzede de üretim üssü olması yönünde adımlar atılması gerektiğini söyleyen Orhan Özçatalbaş, “Antalya, 360 bin dekar alanda üretim faaliyeti gerçekleştiren yaklaşık 140 bin çiftçisiyle Türkiye’de lider konumunda. Türk tarımına katkısı son derece önemli ve özellikle meyve-sebze üretim gücü çok yüksek” dedi.

KÜRESEL BİR AKTÖR OLALIM

Antalya’nın tarımda küresel bir aktör olmak için büyük bir potansiyeli bulunduğunu savunan Prof. Dr. Özçatalbaş, şöyle bilgi verdi: “2021’in Meyve ve Sebze Yılı ilan edilmesi nedeniyle ortaya çıkan potansiyele sarılmak gerekir. Vizyoner bir bakışla kamu ve özel sektör, sivil toplum ve üniversite gibi tüm paydaşlarla birlikte yola çıkmak gerekiyor. Etkili koordinasyon ve yönetişimi sağlayacak tüm araçlar, Antalya’nın başarısı, dahası Türkiye’nin hedeflerine ulaşması için kullanılmalı. Antalya avantajlı olduğu her alanda liderliğini sürdürmek kabiliyetinde olmalı. Bunun için yeni stratejiler geliştirmek ve rekabetteki üstünlüğümüzü korumak için yeni adımlar atmak durumundayız.”

TÜRKİYE’DE İLK SIRADA

Tarımsal üretim verilerine göre Antalya 9 üründe Türkiye’de ilk sırada. Domatesin yüzde 21’ini, mantarın yüzde 55’ini, salatalığın yüzde 28’ini, biberin yüzde 15’ini, baklanın yüzde 17’sini, narın yüzde 23’ünü, portakalın yüzde 28’ini ve avokadonun yüzde 81’ini Antalya üretiyor. Kabak, muz, armut, yenidünya ve karpuz üretiminde ise ikinci sırada yer alıyor. Son yıllarda muz ve avokado başta olmak üzere tropik ürünlerde de büyük atılım içinde olan Antalya, Türkiye genelindeki örtü altı üretim alanlarının yüzde 42’sine ve cam sera varlığının ise yüzde 85’ine sahip.

14.01.2021
Devamı

Ege İhracatçılar Birliği’nin İhracatı 2020’de Yüzde 4 Arttı

Tarım Haftası nedeniyle Ege İhracatçı Birlikleri'nin 2020 yılı tarım ürünleri ihracat performansını değerlendiren Ege İhracatçı Birlikleri Yönetim Kurulu Başkanları, 2021 yılında Ege Bölgesi'nin tarım ürünleri ihracatında yüzde 10 artış hedeflediklerini, 2021 yılında 5,5 milyar dolar ihracat rakamına ulaşmak için çalışacaklarını vurguladı. Egeli tarım ihracatçılarının ortak kaygısı ise kuraklık.

Ege İhracatçı Birlikleri bünyesindeki tarım ihracatçı birliklerinin 2020 yılında EİB'nin gururu olduğunu söyleyen EİB Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Birol Celep, 2020 yılında pandemi nedeniyle doğal ürünlere ilginin arttığını, bu trendin 2021 yılında da devam etmesini beklediklerini kaydetti.

2020 yılında yurtdışı seyahatlerinin, fiziki fuarlar ve ticaret heyetlerinin yapılamaz hale geldiği evrede hızlı aksiyon alarak dijital pazarlamayla hedefe ulaştıklarını anlatan Celep, "EİB olarak Dubai Sanal Sektörel Ticaret Heyeti ve The Fource sanal gıda fuarını düzenledik. Çin İthal Ürünler Fuarı'na Türkiye Milli Katılım Organizasyonu'nu gerçekleştirdik. Üreticilerimiz üretti, ihracatçılarımız dünyanın dört bir tarafına Ege'nin lezzetlerini ulaştırdı. Ortak çalışmanın sonucunda bu başarı geldi. Bu başarıda emeği olan tüm üreticilerimizi ve ihracatçılarımızı kutluyorum. 2021 yılında daha parlak başarılara imza atmak için çaba göstereceğiz. Toprak anadan aldığımız, Güneş'in ışığıyla kuruttuğumuz içerisine herhangi bir şey katmadığımız ürünlerimize talep artışı olacaktır. Organik ürünlerimiz de bu süreçte daha fazla talep görecek." dedi.

Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin 846 milyon dolarlık ihracatıyla Türkiye’nin kuru meyve ihracatının yüzde 60’ını yaptığını dillendiren Celep, tarım sektörünün 2021 yılı gündeminde olacak konu başlıklarını ise kuraklık, su tüketimi, kaynakların verimli kullanımı, tarımsal destekler, yenilebilir enerji, sürdürülebilirlik, kontrollü zirai ilaç kullanımı olarak özetledi.
14.01.2021
Devamı

“Az Su Tüketen Tarım Yapılmalı”

Ülkemizde yaşanan kuraklık, tarım için büyük tehlike oluşturuyor. Selçuk Üniversitesi Tarım ve İklim Değişiklikleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kubilay Baştaş konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Baştaş ‘’ İklim değişikliğinin ana nedeni insanoğlu ve insanoğlunun yaşam biçimidir. Bu gün dünyada 815 milyon insan yeterli besin bulamamaktadır. İklim değişiklikleri nedeni ile büyük göçlerin başlayacağı, 2050 yılına kadar sadece iklim değişikliklerinden dolayı 143 milyon kişinin göçe zorlanacağı ve özellikle bu tarihten sonra etkilerin katlanarak artacağı öngörülmektedir” dedi. Baştaş sözlerine şöyle devam etti:

 “Dünyada, ülkemizde ve bölgemizde etkileri giderek artan iklim değişikliğine bağlı kuraklık ve diğer sorunlar tarımda etkilerini üst düzeyde göstermeye başladı” diyen Baştaş: “ Ülkemizin bazı illerinde ve Konya’mızda çok yakın gelecekte yaşanacak önemli su sıkıntılarını en az düzeye indirebilmek için gereken tedbirleri acilen almaya başlamamız ve bitkisel ürün desenimizi ve yetiştiricilik tekniklerimizi bu büyük sorunla mücadele etmeye yönelik geliştirmeliyiz. İlimizde yaklaşık 150 bin yer altı su kuyusu var. Yer altı sularımızın hızla ve önemli düzeyde çekilmelerinin bir kanıtı olan obruk sayısı bugün Konya İlinde 500’ü geçmiş durumdadır.  Günümüzde Konya’da üretimi yapılan ve yüksek su ihtiyacı olan bitkilerin, değişen iklim koşulları ve özellikle muhtemel su sorunundan dolayı yakın gelecekte birçok alanda yetiştirilmesi büyük sorun olacaktır ve tek arzumuz o güne gelmemektir” ifadelerini kullandı.

Küresel iklim değişikliğinin etkisi olarak birçok canlının yaşam alanlarının güney yarıküreden kuzey yarıküreye kaydığını belirten Kubilay Baştaş, “Ülkemizin de bitkisel ve hayvansal üretim yapısında 15-20 yıl içerisinde önemli değişiklikler olacağını, İç Anadolu bölgesinde de alışılmışın dışında bitkilerin yetiştirilme durumunda kalınacağını şimdiden söyleyebiliriz. Maalesef yaşanan su sıkıntıları artan sıcaklıklarla birlikte etkilerini daha da hissettirecek. Bu gün bile içme suyu sıkıntıları birçok şehrimizde yaşanırken kıt olan su kaynaklarımızı etkin kullanma ve gerekirse yer altında depolayarak kullanma düşünceleri oluşmaya başladı. Tarımda ise üreticilerimizin bu güne kadar alışkın oldukları ve geçimlerini sağladıkları ürünlere alternatif yaklaşımları refah düzeylerini bozmadan önlerine koymalıyız. Üreticilerimizde yaklaşan tehlikenin farkındalar ancak konu hakkında uzman desteğine ihtiyaçları var. Şu anda sulamada daha az sorun yaşanan bazı alanlarda da yakın gelecekte yaşanacak tehlike çocuklarımızı bekliyor ki bu vebalin altından kalkamayız” şeklinde konuştu. 
14.01.2021
Devamı

Uygulamalı Eğitim ile Otlu Peynirin Sırrını Öğreniyorlar

Avrupa Birliği'nin finansal desteği, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) uzmanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın iş birliğinde hayata geçirilen "Uygulamalı Çiftçi Okulu" projesi devam ediyor.

Proje kapsamında, Van ve yöresinde önemli geçim kaynaklarından olan kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi otlu peynirin, marka değerinin ve kalitesinin artırılması, daha geniş pazarlara satılması amacıyla Çatak ilçesinde "uygulamalı otlu peynir yapımı kursu" başlatıldı.

Tarım ve Orman İl Müdürlüğü görevlileri, kursa katılan 25 kadını, koyun sütü ile yaylalardan toplanan dağ nanesi, kekik, sirmo (yabani sarımsak), mendo, helis, siyabo gibi endemik otlarla hazırlanan otlu peynirin tuz oranı, sütün saklama koşulları, plastik bidonlar yerine topraktan yapılan küplerin kullanılması konularında bilgilendiriyor.

Daha önce geleneksel yöntemleri kullanan kadınların, 6 ay sürecek eğitimlerin ardından, belirlenen standartlar doğrultusunda ürettikleri peynirleri, daha sağlıklı koşullarda muhafaza ederek pazarlanması hedefleniyor.
Proje Koordinatörü Bünyamin Hakan, kentin en önemli değerlerinden otlu peynirin değerini artırmak ve özelliklerini koruyarak gelecek nesillere aktarmak amacıyla kursun düzenlendiğini söyledi.

Van'ın tarım, hayvancılık ve gıda yönünden önemli bir şehir olduğunu belirten Hakan, şunları kaydetti:

"Uygulamalı Çifti Okulu duvarı olmayan okuldur. Üreticilerimize sahada, karla kaplı bahçelerde ve ahırlarda eğitimler veriyoruz. Çiftçilerimizin iş becerilerini geliştirmeyi, kazançlarını artırmayı ve onlara iş olanağı sağlamayı amaçlıyoruz. Proje kapsamında Çatak'ta 25 kadın üreticiye otlu peynir yapımıyla ilgili eğitimler veriyoruz. Eğitimler sayesinde kentimizin en önemli değeri olan otlu peynir hak ettiği değeri görecek. Marka haline getireceğimiz otlu peyniri tüm dünyaya tanıtmayı hedefliyoruz. Otlu peyniri ihracatı olan bir ürün haline getireceğiz."
 
 

13.01.2021
Devamı

Kuraklık Nedeniyle Çiftçi Şimdiden Tarlasını Sulamaya Başladı!

Yaşanan kuraklık nedeni ile ortalamanın çok altında yağış alınan Konya'da bazı çiftçiler tarlasını sulamaya başladı.
Son 3 ayda, uzun yılların ortalamasının yarısı kadar yağış alan Türkiye'nin "tahıl ambarı" Konya'da, kışın da kurak gitmesi çiftçileri telaşlandırdı. Bazı çiftçiler, tarlasını suladı.
Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Soylu, son yıllarda yağış azlığı ve rejimindeki değişikliğin, tarımsal üretimi olumsuz etkilediğini söyledi.
Konya Ovası'nın, yıllık ortalama yağışın en az görüldüğü yerlerden biri olduğuna dikkat çeken Soylu, şöyle konuştu:
 
"Ekim, kasım ve aralıkta düşen yağış miktarı, uzun yıllar ortalamasının çok altında. Sulama imkanı olanlar, bu yıl 2-3 defa çıkış suyu vermek zorunda kaldı. Bu da maliyeti şimdiden artırdı. Bölgemizde, hububat çıkışlarında asıl sorun kıraç alanlarda. Ocak ayı içindeki yağış, sıkıntılı tarlaların kaderini belirleyecektir. Havaların mevsim normallerinin üzerinde sıcak olması da hububat ekim alanlarını olumsuz etkiledi. Rekolte kaybı konusunda yorum yapmak zor. Mart başlarında ovanın durumu ortaya çıkacak." 

Çumra ilçesinde, tarlasında sulama malzemelerini seren çiftçilerden 23 yaşındaki Ali Gürbüz de bugüne kadar ocak ayında sulama yapmadıklarını anlattı.

Yağış azlığına bağlı hububatın toprak üstüne çıkamadığını belirten Gürbüz, "Normalde mart ayına kadar araziye çıkmazdık. İlk kez bu mevsimde sulama yapıyorum. Kıraç yerlerde de Allah yardımcımız olsun, durum sıkıntılı. İnşallah bu hafta yağışları bekliyoruz. Sulamaya 15 gün önce başladık" dedi.

Çiftçilerden Hayrettin Altun ise çiftçilerin sulama telaşında olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
"Bu aylarda hiç sulama yapmazdık. Şu an tarlaların yeşermesi için sulamaya başladık. Kıraç arazilerde durum ciddi. İlerisi için bir tahminde bulunmak zor. Daha önce böyle bir durumla karşılaşmadık. Sulama imkanı bulan komşularımız tarlalarda çalışıyor. Tek umudumuz yağışlar. Bu hafta yağış tahmini var. İnşallah beklediğimiz yağmur düşer." 
13.01.2021
Devamı

Hindistan’da Tarım Reformu Yüksek Mahkemeden Döndü!

Hindistan’da aylardır tartışma konusu olan ve çiftçilerin protesto edip eylem yaptığı tarım reformu yasası Hindistan Yüksek Mahkemesi Tarafından askıya alındı. Yüksek Mahkeme yeni tarım yasalarının uygulanmasını askıya alma kararını, çiftçilerin reforma yönelik itiraz dilekçelerini görüştükten sonra açıklarken hükümetle çiftçiler arasındaki müzakereler için bağımsız uzmanlar kurulu oluşturulması da talep edildi.
 
Yüksek Mahkeme ayrıca 26 Ocak Cumhuriyet Günü'nde çiftçilerin traktörlerle geçit yapmasının engellenmesi için başkent Yeni Delhi polisine uyarıda bulundu.
Başyargıç SA Bobde ise "Bunlar ölüm kalım meseleleri. Biz yasalardan dolayı meydana gelen kargaşadan etkilenen insanların canları ve mallarıyla ilgileniyoruz. Sorunu en iyi şekilde çözmeye çalışıyoruz. Sahip olduğumuz yetkilerden biri de askıya almaktır." ifadelerini kullandı.
 
Hindistan Yüksek Mahkemesi dün de hükümetin, tartışmalı tarım yasalarını protesto eden çiftçilerle arasında çıkan krizi yönetememesini eleştirmişti.
 
Mahkemenin dünkü açıklamasında, "Sizin (hükümetin) bu konuyu ele alış şeklinizden aşırı derecede hayal kırıklığına uğradık. Grevle sonuçlanan bir kanunu yeteri kadar istişare yapmadan çıkarttınız. Birçok eyalet size karşı isyan içinde." ifadeleri kullanılmıştı.
 
PROTESTOLARA NEDEN OLAN TARIM REFORMU
 
Hindistan'da eylülde tarım sektörüne serbestlik getiren 3 yasanın parlamentoda kabul edilmesinin ardından protestolara başlayan çiftçiler, Pencap ve Haryana'dan başkent Yeni Delhi'ye doğru hareket etmişti.
 
Kasım ayından itibaren Yeni Delhi sınırındaki çok sayıda noktada kamp kuran çiftçiler, zaman zaman bazı yolları kapatarak protestolarını sürdürüyor.
 
Yoldaki polis barikatlarını kaldıran çiftçilere göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve coplarla müdahale edilmişti. Eylemlerini Yeni Delhi'ye taşıyan çiftçiler, yeni tarım yasalarının kazançlarını azaltacağından, aracı şirketlere daha fazla yetki tanıyacağından ve sonunda kendilerini topraksız bırakacağından endişe ediyor.
Hindistan'da Başbakan Narendra Modi hükümeti, parlamentoda eylülde kabul edilen yeni yasaların, çiftçilere ürünlerini pazarlama özgürlüğü tanıyarak ve özel yatırımla tarımsal büyümeyi teşvik ederek tarım sektöründe reform amacı taşıdığını savunuyor.
 
Modi, çiftçilerin eylemlerini başkente taşıması üzerine Uttar Pradeş eyaletinde düzenlediği mitingde, çiftçilerin muhalefet partileri tarafından yanlış yönlendirildiğini ve yeni yasaların çiftçilerin yararına olduğunu söylemişti.
 
Hindistan'da muhalefet partileri ve Modi'nin bazı müttefikleri, yasaların çiftçi karşıtı olduğunu belirtiyor.
Ülkede çiftçilerin yarısından fazlasının ağır borç yükü altında olduğu ifade ediliyor.
 
 
13.01.2021
Devamı

Engelli Hibe Desteği ile Hayvancılığa Başladı!

Karabük’te, bir gözünde protez bulunan epilepsi hastası Samet Karaman (30), 3 yıl önce İŞKUR tarafından verilen hibe krediyle 5 inek, Tarım İl Müdürlüğü’nden de 3 inekle hayvancılığa başladı. Hayvan sayısını 17’ye çıkaran Samet Karaman, "Arkadaşlarıma tavsiyem gelip köyde hayvancılık yapsınlar‘’ diye konuştu.

Karabük’e bağlı Kahyalar köyünde yaşayan Samet Karaman, görme engelli olarak doğdu. Epilepsi hastası da olan Karaman'ın sağ gözüne protez takıldı. Çocukluktan bu yana dedesi ile hayvancılık yapan Karaman, 3 yıl önce İŞKUR'dan aldığı engelli hibe desteği ile 5 inek alarak hayvancılığa başladı. Tarım İl Müdürlüğü’nden de 3 inek alan Karaman, aradan geçen zamanda 17 hayvan sahibi oldu.

İŞKUR’dan 5, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden 3 olmak üzere 8 büyükbaş hayvan aldığını, şu anda hayvan sayısını 17'ye çıkardığını ifade eden Samet Karaman, ‘’Hafta sonları dedemin yanına geliyordum. Dedemle birlikte inekleri güdüyordum. Hayvancılığa dedemin sayesinde başladım. Devletten destek aldım. İŞKUR'dan 5, İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden 3 tane aldım. Hayvanlarımı çoğalttım. 17 tane hayvanım var şuan. Bu işi yapmak ve büyütmek için daha da destek istiyorum. Epilepsi hastalığım var. Günde 3 tane ilaç kullanıyorum. Sağ gözümde de protez var. Arkadaşlarıma tavsiyem gelip köyde hayvancılık yapsınlar‘’ diye konuştu.

12.01.2021
Devamı

Çanakkale’ye Süt Verimi ve Üretimin Arttırılması Projesi

Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından, “Çanakkale ilinde küçükbaş hayvanlarda süt verimi ve üretiminin arttırılması” projesi hazırlandı. Proje ile Ezine peynirinin ham maddesi olan koyun sütü talebini karşılamak ve bölgedeki küçükbaş hayvancılık işletmelerinin verimliliğini arttırmak amaçlanıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından proje desteklendi ve finanse edildi. Geçtiğimiz gün Vali İlhami Aktaş ve yetkililer, alanda incelemelerde bulundu. Çanakkale’de Ezine ve Bayramiç bölgesinde küçükbaş hayvancılık desteklenecek ve üretimin arttırılacak.

Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından, “Çanakkale İlinde Küçükbaş Hayvanlarda Süt Verimi ve Üretiminin arttırılması” projesi yapıldı. Hazırlanan projeye Tarım ve Orman Bakanlığı destek verdi ve finansman sağladı. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin talimatları üzerine Ezine Merkez ve Bayramiç Yukarı Şevik köylerinde toplu küçükbaş yetiştiriciliği yapılacak. Alanda geçtiğimiz günlerde Vali İlhami Aktaş ve yetkililer incelemelerde bulundular.

Gerçekleşen incelemeye, Vali İlhami Aktaş, AK Parti Çanakkale Milletvekili Jülide İskenderoğlu, Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürü Zekeriya Erdurmuş, Ezine Kaymakamı Hacı Arslan Uzan, Bayramiç Kaymakamı Sercan Gökdemir, Tarım ve Orman İl Müdürü Erdem Karadağ, Ezine Belediye Başkanı Güray Yüksel, Ezine OSB Müdürü Alper Altınok, Bayramiç Ziraat Odası Başkanı İsmail Pehlivan’da katıldı.

Ezine Danışment Mahallesi ve Bayramiç Yukarı Şevik Köyü mera alanında yapılan incelemelerde, Tarım ve Orman İl Müdürü Erdem Karadağ tarafından proje kapsamında küçükbaş hayvanlarda kaliteyi ve üretim miktarını arttırmak amacıyla hayvancılığın toplu olarak yapılabileceği alanlarda hayvan ıslah çalışmaları, meralarda ihtiyaç duyulan altyapı çalışmalarını, barınakları iyileştirmesi, barınakların altyapılarını iyileştirilmesi ve hayvan bakım besleme konusunda verilecek eğitimler hakkında bilgi verildi.

“Çalışmalar birbiri ardına meyvelerini veriyor”

Konuyla ilgili açılamalarda bulunan AK Parti Çanakkale Milletvekili Jülide İskenderoğlu, “Son yıllarda, kentimizin markasını daha üst seviyelere taşımak adına sürdürdüğümüz çalışmalar birbiri ardında meyvelerini veriyor. Grup Başkanvekilimiz Bülent Turan ile, her alanda büyük yatırımları kentimize kazandırarak, potansiyelimizi daha da iyi değerlendirmeyi amaçlıyoruz.

“Çanakkale’mizin ön planda olacağı bir dönem olacak”

Çiftçimiz, üreticimiz, esnafımız, vatandaşımız çalışmalarının karşılığını hak ettikleri şekilde alsınlar istiyoruz. Gıda ürünlerimizi hem ülke hem dünya piyasasına daha kolay sunabileceğimiz Ezine Gıda OSB, Ayvacık jeotermal sera OSB… Sonrasında peynir denince ilk akla gelen ürün olan Ezine peynirinin hammaddesi koyun sütünü de daha bol, daha kaliteli, daha ulaşılabilir hale getirmek istiyoruz. Önümüzdeki dönem, ulaşımdan üretime, tarımdan hayvancılığa her yönüyle Çanakkale’mizin ön planda olacağı bir dönem olacak” dedi.
12.01.2021
Devamı

“ 8 Ay’dır Bir Damla Su Düşmedi”

Çorum'un Alaca ilçesine bağlı İbrahim köyünde sulama amacıyla inşa edilen gölet, kuraklık nedeniyle kıyıdan yaklaşık 100 metre çekildi. Bölgede bulunan ve geçmişte kullanılan Alacahöyük yolu da tekrar gün yüzüne çıktı.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, olağanüstü kuraklığın yaşandığı illerin başında Çorum geliyor. Yaşanan kuraklık nedeniyle içme suyu sağlanan barajlardaki rezervlerde önemli oranda düşüş yaşanırken kırsalda bulunan göletler de kuraklık nedeniyle olumsuz etkilendi.

Alaca ilçesine bağlı İbrahim köyünde sulama amaçlı inşa edilen İbrahim köyü göletindeki sular, kuraklık nedeniyle kıyıdan yaklaşık 100 metre çekilirken gölün altında kalan eski Alacahöyük yolu da su yüzüne tekrar çıktı.

Yaklaşık 35 yıl önce yapılan gölette son yılların en düşük su seviyesi yaşanıyor. Gölette yaşanan bölgedeki çiftçileri endişelendirirken, kuraklığın ürkütücü boyutları havadan görüntülendi.

Göletin daha önce tamamen su ile dolu olduğunu dile getiren çiftçi Ali Rıza Baz, “Mayıs ayından bugüne yağmur yağmıyor. Buraya damla düşmüyor. Burası deniz gibiydi. Derya gibiydi. Balıkyakalanıyordu” dedi.

Suyun hayat olduğunu vurgulayan Baz, suyun tasarruflu kullanılması çağrısında bulundu.

Kuraklık nedeniyle barajlar ve göletler gibi tarım arazilerinin de etkilendiğini anlatan Baz, “Önceden köyümüzde 4 tane çeşmemiz vardı. Köylüler bir tane çeşmemiz var ondan faydalanıyor. Damla su yok. Suyu tasarruflu kullanmamız gerekiyor. Tasarruflu olmazsak bir daha suyu da bulamayız. Arazi bitti. Bir avuç su kaldı. Bundan sonra ne yapacağız?” diye konuştu.

Suyun petrolden, altından her şeyden daha değerli olduğunu vurgulayan Baz, “Su olmazsa ne yapacağız? İnsan yaşamaz ki. Ayrıca ben arıcıyım. Susuzluk ve kuraklık nedeniyle arıcılık da bitti. Petrolsüz yaşarız ancak susuz yaşam olmaz” ifadelerini kullandı.
12.01.2021
Devamı

“Tarımı Plazalardan Daha Cazip İş Alanına Dönüştürmek İstiyoruz”

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından çevrimiçi gerçekleştirilen Türkiye'de tarım öğretiminin 175. yıldönümü kutlama programına katılan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, konuşmasının başında Diyarbakır Lice'de teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Çelik'e rahmet, yaralı askerlere de şifa diledi. Pakdemirli ayrıca, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü tebrik etti.

Türkiye'de futboldan sonra en çok konuşulan konunun tarım olduğunu, tarımdan sonra en çok konuşulan konunun ise eğitim olduğunu söyleyen Bakan Pakdemirli, "İtiraf etmeliyim ki ben, makul olduğu müddetçe konuşanları da haklı buluyorum. Zira iki hayati şey vardır; karnın doyması, aklın doyması. İşte tam da bu noktada karşımıza tarım eğitimi çıkıyor. Çünkü biliyoruz ki tarım ile bilginin önemini çok iyi kavramış toplumlar daima öndedir, belirleyicidir, tetikleyicidir.

Tabii tarım eğitimi, neredeyse insanlık tarihi kadar eski. İnsanı yalnızca tüketen değil, üreten bir varlık konumuna yükselten de yine tarımın kendisi. Binlerce yıldan günümüze kadar şekil değiştirerek devam eden tarımsal üretim, bugün dünyada en önemli ticari sektör, en önemli üretim ve istihdam dalı olmuştur. Artık bütün dünya ülkeleri tarımsal üretime, üretim kaynaklarına bir başka önem veriyor. Çünkü tarımsal üretimin temel amacı olan gıda üretimi, dünyada stratejik sektör olma özelliğini her geçen gün daha da artırıyor. Hatırlarsınız, bundan 40-50 yıl kadar önce, az gelişmiş ülkeler, tarım ülkesi olarak nitelendirildi. Gelişmişlik düzeyini belirleyen ise, tarımdan çok sanayi ve teknolojiydi. Bugün görüyoruz ki tarım; ekonominin ve sanayinin ham maddesi. Bugün tarım; ekolojinin, biyolojinin, iktisadın kesişim merkezi. Tarım bugün; ticaret, sanayi, diplomasi, sağlık ve turizmin lokomotifi.

Bugün tarım; dengeli ekonomik büyümenin, sosyal gelişmişliğin göstergesi. Tabi bu tarım, ilkel tarım uygulamalarıyla yapılan tarım değil. Çünkü bugünkü büyük rekabet ortamında, her ne üretirseniz üretin; bilgisiz, bilimsiz, sanayisiz, teknolojisiz, markasız, reklamsız, dijital dünyasız hareket ederseniz, emeğinizin karşılığını alamıyorsunuz. Yani tarımın bilgi çağının nimetlerinden en üst düzeyde faydalanması, artık şarttır. Çünkü bu asır, teorik bilginin değil, bilgiyi pratik etmenin asrıdır.

Evet, hepimizin ezbere bildiği bir şey var; ülke ve dünya nüfusu artıyor, küreselleşme yükseliyor. İklim değişiklikleri ve buna bağlı etkiler kapıda. Bir yanda açlık, diğer yanda obezite artık hayatımızda. Ve tarım, artık Milli Savunma Sanayii kadar stratejik konumda. Bir şeyi itiraf etmemiz gerekiyor ki, hâlihazırda, sahip olduklarımızla bir süre daha idare edebilir, iyi gidebiliriz. Ancak geleceği öngöremezsek, tedbirli ve planlı hareket etmezsek ne kendimize, ne de dünyamıza yetemeyeceğiz. Öyle ki, suyunuz azalırsa sulama yapamazsınız. Toprağınız verimsizleşirse tarım yapamazsınız. Nüfus bu denli hızla artarken, birkaç dönüm tarlayla kimseyi doyuramazsınız. Ürettiğinizi markalaştıramazsanız, sürdürülebilirliği sağlayamazsınız. İşte burada yapılacak en iyi iş verimi ve kaliteyi yükseltmektir. Bunun yolu ise tarıma teknolojiyi, modern yöntemleri, kısacası bilgiyi hâkim kılmaktan geçmektedir" diye konuştu.
12.01.2021
Devamı

Antalya’da Tarım Alanları Su ile Doldu!

Antalya genelinde etkisini sürdüren gök gürültülü şiddetli sağanak, Kemer ilçesinde de hayatı olumsuz etkiledi. Tarım alanları suyla dolarken, Çıralı ile Olympos'u bağlayan köprü tıkanarak su taşkınına sebep oldu. Aynı zamanda şiddetli yağış nedeniyle yollara kaya parçaları düştü.

Kemer'de de etkisini devam ettiren gök gürültülü sağanak, ilçede bazı yerlerde su birikintilerine neden oldu. Bazı cadde ve yollar da suyla kaplandı. Tarım alanları suyla doldu, bazı ev ve iş yerlerini su bastı. Çıralı ile Olympos'u bağlayan köprü tıkanarak su taşkınına neden oldu. Yağışın etkisiyle yollara düşen kaya parçaları da belediye ekipleri tarafından hızlı bir şekilde temizlendi.

Belediye ekiplerinin çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu, "Belediye olarak teyakkuzdayız. Bölgemizde devam eden şiddetli sağanaktan etkilenen halkımızın yanındayız. Mesai saati gözetmeksizin tüm ekiplerimizle sahadayız. Bazı iş yerlerinde su baskınları oldu. Tarım alanları suyla doldu. İlçemizde bazı yerlerde fırtına nedeniyle ağaçlar devrildi. Ekiplerimiz ağaç devrilmesi nedeniyle kapanan yolları kısa sürede içinde açtı. Belediye ekiplerimiz her türlü tedbiri almaya devam ediyor. Vatandaşlarımızın tedbir almasını rica ediyorum. Belediye ekiplerimize emeklerinden dolayı teşekkür ediyor, kolaylıklar diliyorum" dedi.
11.01.2021
Devamı

Dr. İlhami Özcan Aygun: Tarımsal Eğitimin 175. Yılı Kutlu Olsun

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tekirdağ Milletvekili Dr. İlhan Özcan Aygun, Tarımsal Eğitimin 175. Yılı Dolayısı ile Bir kutlama mesajı yayınladı. Aygun yayınladığı mesajda şunları söyledi:
 
Tarım, bir ülkenin gıda güvencesidir, bir ülkenin bekasıdır, sağlıklı ve dengeli hayatın sigortasıdır. Pandemi sürecinde önemi bir kez daha ortaya çıkan tarım sektörünü ayağa kaldırmak en önemli görevimiz olmalıdır. Atatürk gibi tarım sektörünü "stratejik" gören zihniyete ihtiyaç varken maalesef AKP iktidarlarında tarımın sıfırlanmasına şahitlik ediyoruz. 
 
Tarıma ayrılan önem, bütçelerde ayrılan payda kendini göstermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında tarım, ormancılık ve balıkçılığın Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payı %10,2 iken 2019 yılında bu oran %6,4’de düşmüştür. 
 
3 TRAKYA BÖLGESİ KADAR ALAN TARIMDAN ÇIKTI
 
Nüfusumuz, sığınmacılarla birlikte katlanırken, tarımsal alanlarımız azalmıştır. 83 milyon 155 bin kişi olarak ölçülen nüfusumuza 3 milyon 632 bin kişi olarak bildirilen Suriyeli sığınmacı ve diğer göçmenler de eklendiğinde Türkiye’de 87 milyon yaşamaktadır. Büyüyen nüfus için daha çok gıda gerekmektedir. Ancak büyüyen nüfusa karşın tarım alanlarımız hızla gerilemektedir. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 26 milyon 579 bin hektar olan tarım alanlarımız 2019 yılında 23 milyon 95 bin hektar alana düşmüştür. Üretimden düşen tarım alanlarımız yaklaşık 3 Trakya bölgesi alanı kadardır.
 
ÇİFTÇİ SAYIMIZ ERİDİ
 
AKP’nin iktidara geldiği 2003 yılında Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı 2 milyon 765 bin 287 çiftçi varken bu sayı bugün 2 milyon 110 bin çiftçiye düşmüştür. Başka bir deyişle AKP döneminde 655 bin 287 kayıtlı çiftçi üretimden çıkmıştır. ÇKS kaydı olmayan çiftçileri de hesaba kattığımızda bu sayının 1 milyonu geçtiği tahmin edilmektedir.
 
5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21 inci maddesinde, “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılan kaynak, gayrisafi milli hasılanın yüzde birinden az olamaz” denilmektedir. Ama bu Kanun maddesi AKP tarafından uygulanmamaktadır. 
 
2014-2019 arasında tarımsal destek oranı gayri safi milli hasılanın yüzde 0.4 düzeyinde sabitlenmiştir. 2020 bütçesinde bu oran yüzde 0.45, 2021 bütçesi için yüzde 0.39’dur. Tarımsal desteklere yeterli kaynak ayrılmamaktadır. 
 
TARIMSAL DESTEKLERE VERGİ UYGULANAMAZ
 
Üreticiyi desteklemek için devlet tarafından uygulanan tarımsal destekleme araçlarından yine devlet eliyle vergi kesilmesi, tarımdaki sürdürülebilirliği engellemektedir.  Gelir Vergisi Kanunu dayanak gösterilerek çıkarılan Tebliğler yolu ile alan mazot desteği, gübre desteği, toprak analizi desteği, organik tarım desteği, fındık alan bazlı gelir desteği gibi desteklerden yüzde 4 vergi kesintisi yapılmaktadır. Kırsal kalkınma desteklerinden yüzde 4, yem bitkileri üretim desteğinden yüzde 4, aşı desteği, küpe uygulama desteği, çiğ süt desteği ve arıcılık desteğinden de yüzde 2 vergi kesintisine gidilmektedir. Çiftçiyi bezdiren bu uygulamaya son verilmelidir.
 
ÇİFTÇİYE BORÇ YAPILANDIRMASINA GİDİLMELİDİR
 
Destek görmeyen ve ürettiğinden para kazanamayan çiftçi borçlanarak ayakta kalmaya çalışmaktadır. Çiftçinin 2002 yılında kişi başına yaklaşık 1000 TL olan borcu bugün 61 bin TL civarındadır. 
 
Çiftçinin bu borcu ödeme imkânı kalmamıştır. Ne yazık ki iktidar, üretimin sigortası olan çiftçilerimizin borçlarını yapılandırmamakta direnmektedir. Elektrik, trafik ve vergi usulsüzlük borcuna ilişkin tüm alanlarda yapılandırmaya gidilirken, çiftçinin borcu yapılandırılmamıştır. Çiftçinin üretimde kalabilmesi ve sürdürülebilir tarımın yapılması için çiftçinin borcunun faizi silinmeli, anapara 5 yıllık taksitlere bölünmeli ve çiftçiye nefes verilmelidir. 
 
TRAKTÖR HACZEDİLMEMELİ
 
Tarımsal üretim ve destekleme araçlarına haciz konulamayacağı yönündeki üst mahkeme kararları da uygulanmamaktadır. Yargıtay 12. Dairesi’nin 2019 yılında “Çiftçinin tarım alet ve ekipmanları haczedilemez” yönündeki kararı uygulanmamaktadır. Tarla sulama elektrik borcu olan çiftçinin tarımsal destekleme ödemelerine bloke konulmaktadır. Danıştay 10. Dairesi, elektrik borçlarının kamu alacağı tahsil usulüne tabi olmadığını vurgulayarak, bu kesintilerin yasal olmadığına hükmetmiştir. Ne var ki Danıştay kararına uymayan elektrik dağıtım şirketleri, çiftçilerin tarımsal destek ödemelerine bloke koymaya devam etmektedir. Sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliği için çiftçinin traktör ve tarımsal destekleme ödemelerine haciz konulmasını engelleyen yasal düzenlemeler ivedilikle yapılmalıdır.
Çiftçiye tarımsal sulama elektrik desteği verilmelidir. 
 
Çiftçilerimiz buğday hasadı yaparken, yurtdışından gümrüksüz buğday alınacağına ilişkin Resmi Gazete’de yayımlanan kararlar,  Türk çiftçisinin elindeki ürününün piyasa değerini düşürmektedir. Türk çiftçisine destek vermek yerine her alanda ithalatı seçen iktidar, kendi ayağına kurşun sıkmaktadır. AKP hala ithalat ile abat olunamayacağını öğrenememiştir.
 
Tarımsal eğitimin 175. yılını kutlarken, ziraat mühendislerine, veterinerlere, gıda mühendislerine hak ettiği yeri ve kadroları vermeyen bu iktidarla kendi kendine yetebilir ülke konumumuzu kaybettik. Kovid-19 aşısını geliştirmek için Türkiye’de yürütülen çalışmalarda başrolde yer alan veterinerlerimize ve üretimin sigortası ziraat mühendislerimize hak ettiği konumun verilmesini dilerim.
11.01.2021
Devamı

Bakan Pakdemirli: Pandemi Başladıktan Sonra 101 Tedbiri Hayata Geçirdik

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "Pandemi başladıktan sonra tarımsal destek ödemelerinden, kredi faizlerinin ertelenmesine, sıkı gıda denetimlerinden hazine arazilerinin üretime açılmasına kadar, tam 101 tedbiri hayata geçirdik. Tarlada, bahçede, serada, ahırda ve merada üretimin devam etmesini sağladık" dedi.

Bakan Pakdemirli, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından video konferans ile gerçekleştirilen 'Türkiye'de Tarım Öğretiminin 175'inci Yıl Dönümü Kutlama Programı'na katıldı. Burada konuşan Pakdemirli, tarımda son 18 yılda oluşturulan  güçlü altyapı ve son iki buçuk yıldaki projelerle pandemi sürecini başarıyla yürüttüklerini söyledi. Pakdemirli, "Pandemi başladıktan sonra ise tarımsal destek ödemelerinden, kredi faizlerinin ertelenmesine, sıkı gıda denetimlerinden hazine arazilerinin üretime açılmasına kadar, tam 101 tedbiri hayata geçirdik. Tarlada, bahçede, serada, ahırda ve merada üretimin devam etmesini sağladık. Son iki yılda tarımsal hasılamız yüzde 47 artışla 277,5 milyar liraya ulaştı" dedi.

'TARIMSAL HASILADA AVRUPA'DA BİRİNCİYİZ'

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin sağladığı imkânlarla; tarım sektörünün iki yıldır tüm çeyreklerde büyüme gösterdiğini belirten Pakdemirli, "2020’de en son açıklanan 3’ncü çeyrekte yüzde 6,2, ilk 3 çeyrek ortalamasında ise yüzde 5,3 gibi önemli bir büyüme gösteren tarım sektörü, ekonomimize büyük katkı sağladı. Bütün bu çalışmalarımız neticesinde hamdolsun, tarımsal hasılada bugün, Avrupa'da birinci, dünyada ilk ondayız" diye konuştu.

Pakdemirli, 'Genç Çiftçi Projelerinin Desteklenmesi Programı' ile 47 bin 775 genç çiftçi projesine, toplam 1 milyar 435 milyon lira hibe desteği sağladıklarını ifade etti. Pakdemirli, "Kırsal Kalkınmada Uzman Eller Projesi' ile tarım, hayvancılık, ormancılık, gıda ve su ürünleri konularında yüksekokul ve üniversite mezunu olan 98 proje sahibine toplam 9,7 milyon lira hibe ödemesi yaptık. Pilot uygulamalarını 4 ilimizde başlattığımız bu projeyi, inşallah bu yıl 81 ilimizde yaygınlaştıracağız. Bu hafta içerisinde açıkladığımız IPARD-II 10'ncu çağrı ilanında, 1 milyar 250 milyon liralık destek ile gençlerimize pozitif ayrımcılık yapmaya devam edeceğiz. İşte bu destek programlarıyla biz, esasen, kırsalı kalkındırmaya uğraşıyoruz. Yani gençlerimiz, doğdukları yerde doyabilsin istiyoruz" ifadesini kullandı.

'AR-GE ÇALIŞMALARINDA 1 MİLYAR LİRA BÜTÇE KULLANIYORUZ'

Bakan Pakdemirli, Türkiye genelinde 60 araştırma enstitüsü, 210 bin dekar arazi, 248 laboratuvar, yaklaşık 2 bini akademik seviyede olmak üzere toplam 6 bin 336 personel ile ihtiyaç duyulan her alanda hizmet verdiklerini belirterek, şunları söyledi:

"Bakanlık olarak Ar-Ge çalışmaları için çeşitli kaynaklardan yaklaşık 1 milyar lira bütçe kullanıyoruz. Dünyanın 3'üncü Büyük Tohum-Gen Bankasına sahibiz. Dünyanın en büyük zeytin koleksiyonu ülkemizde bulunuyor. Dünyanın en büyük buğday ıslah programı, ülkemizin katkısıyla devam ediyor. İşte bu saymakla bitmeyecek Ar-Ge çalışmalarını, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin sağladığı fırsatlar ve getirdiği ivmeyle, daha da ileriye götürüyoruz. Son iki buçuk yılda yüzlerce yeniliği, çok sayıda teknolojiyi çiftçilerle buluşturduk ve ülke tarımına kazandırdık."
11.01.2021
Devamı

Bakan Pakdemirli: Türkiye’nin Tarımsal Altyapısı Sağlam

Türkiye’de tarım eğitiminin 175’inci yıldönümü dolayısıyla Ege Üniversitesinde düzenlenen programda konuşan Bakan Pakdemirli, “Türkiye’nin tarımsal altyapısı sağlam. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetiyle en büyük diye düşüneceğimiz her türlü problemlerin üstesinden başarı ile geliyoruz. Biz her zaman yarınlarımıza pozitif bakıyoruz ama en kötünün de kötüsü senaryolara da her zaman Bakanlık olarak sektör paydaşlarımız ile birlikte hazırız” dedi.

 

Programın açılışında konuşan Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, “Tarım eğitiminin başlamasının 175. Yılı münasebeti ile bir aradayız. Tarım, dünyanın en eski mesleklerinden. Tarım eğitimi de insanlığın en köklü bilgilerini ve tecrübelerini nesilden nesile aktardığı hayati bir faaliyet alanı. 1955 yılında kurulan ve kurulduğu yıldan bugüne büyük gelişim gösteren Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi de bölgenin ilk ve ülkemizin ikinci ziraat fakültesi olma özelliğini taşıyor. URAP’ın dünya üniversitelerini bilim alanlarına göre sıraladığı raporda, ziraat ve çevre alanında dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasına Türkiye’den 10 üniversite girdi. Bu üniversiteler arasında birinci sırada ise Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi yer almakta. Bu başarıdan dolayı hocalarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum” dedi.

 

“Ziraat fakültelerinin önemini bir kat daha arttı”

 

Son yıllarda ülkeler arası mücadelelerin su ve gıda gibi temel besin kaynaklarına göre yeniden şekillendiğini söyleyen Bakan Pakdemirli, “Bu durum, ziraat fakültelerinin önemini bir kat daha artırmaktadır. Bu kapsamda biz de Bakanlık olarak Ar-ge faaliyetlerimize, akıllı tarım uygulamalarımıza teknolojik ve dijital tüm imkânlarımızla daima üniversitelerimizin yanında olduk. Geçen yıl Mayıs ayında tarım eğitimi adına çok önemli bir platform kurduk. Tarım Orman Akademisi adıyla kurduğumuz bu dijital eğitim sistemini tüm çiftçilerimizin, araştırmacılarımızın ve ilgililerin hizmetine açtık. İlk dersini benim verdiğim akademide bugüne kadar 70’den fazla akademisyen ve uzman ders verdi. EÜ’den de hocalarımızı bu platformda ders vermeye davet ediyoruz. Bakanlık olarak asırlarca edindiğimiz bilgileri tüm tecrübelerimizi, tüm tavsiyelerimizi bu akademide herkesle paylaşıyoruz. Akademimiz tam anlamıyla bir bilgi hazinesi” diye konuştu.
9.01.2021
Devamı

CHP Milletvekili Sarıbal: İklim Değişikliği Gıda Arzını Tehdit Ediyor!

CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, yaşanan iklim değişikliği ve buna bağlı olarak yaşanan kuraklığın dünyada gıda üretimini tehdit ettiğini söyleyerek, “Bizi zor günler bekliyor” dedi.
 
Yaşanan kuraklık bütün dünyada tedirginliğe neden olurken, ülkemizin birçok bölgesinde çiftçiler bu yıl yağışın az olmasından kaynaklı ürün rekoltelerinde düşüş beklediklerini ifade ediyor. Tahıllar ve kuru baklagiller üretimi başta olmak üzere birçok tarımsal üründe verim kaybı yaşanacağı endişesi hakim.
 
İklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan kuraklık konusunda değerlendirmelerde bulunan CHP Genel Başkan Tarım Politikaları Başdanışmanı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, ülkemizin 7 ayı aşkın süredir ciddi bir kuraklık yaşadığını belirtti. “Kuraklık nedeniyle vatandaşlarımız haklı olarak içme suyu sıkıntısı yaşanabilir mi endişesi yaşıyor ama asıl büyük problem tarımda yaşanıyor” diyen Sarıbal, özellikle sonbaharda yeterli yağış olmamasının 2021 yılı ürün veriminde sorun yaratacağını kaydetti. 2021 yılında üretimde düşüş yaşanması durumunda zaten yüksek olan gıda fiyatlarının daha da yükseleceğini vurgulayan Sarıbal, “Bu da AKP politikalarıyla dışa bağımlı hale gelen ülkemiz için ithalata bağımlılığın daha da artması demek” dedi.
 
Uzun vadeli planlar yapılmazsa sadece ülkemizi değil bütün dünyayı ciddi bir gıda temini sorunu beklediğini kaydeden Sarıbal, şunları söyledi:
 
Gıdamız tehdit altında
 
“Kuraklığın ciddi bir problem olarak önümüzde duruyor. Karacabey’de (Bursa) geçen yıllar bu zamanlarda drenajlar yoluyla su tahliye ettiğimiz tarlalar bugün kupkuru. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemiz de ciddi bir kuraklık yaşıyor.
 
Yaşadığımız Covid -19 süreci gıdanın önemini bir kez daha bize gösterdi. Araştırmalar dünya nüfusunun 2050 yılında 10 milyar kişiye ulaşacağını gösteriyor. 10 milyar insanın gıda ihtiyacını karşılamak için bugün üretilenden %60 daha fazla gıda üretmek gerekiyor. Oysa iklim değişikliği ve yaşanan kuraklık için gereken önlemler alınmaz ise bugünkü üretim miktarını bile kaybedebiliriz.
 
İklim değişikliği ve kuraklık herkesi, hepimizi ve bütün dünyayı tehdit ediyor. Küresel ısınma ve iklim değişikliği için radikal kararlar alınıp uygulanmaya konulmaz ise bizi ilerde çok zor günler bekliyor.”
 
Üretici ne olacak?
 
Çiftçinin 2020 yılında büyük zorluklar yaşadığını kaydeden Sarıbal, “2020 yılında iklim değişikliğine bağlı olarak 70’i aşkın ilimizde doğal afet yaşandı. Devlet üreticinin kaybını karşılamak için kayda değer bir önlem almadı, destek sağlamadı. 2020 yılında yaşanan kuraklığın 2021 yılı için çiftçiye olumsuz etkileri olacağı belli. Ama Tarım ve Orman Bakanlığı bu konuda bir açıklama yapmadı. Kaç aydır kuraklık yaşıyoruz çiftçiyi rahatlatacak açıklama yok. Onun yerine gümrük vergilerini sıfırladılar. Bütün üreticilerimiz gibi biz de kuraklığa karşı alınacak tedbirler ve olası kayıplarına karşı üreticiye yapacağı destek konusunda Bakanlıktan açıklama bekliyoruz” dedi.
 
 
9.01.2021
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Kızılay Arasında İş Birliği!

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Türkiye Kızılay Derneği arasında yardıma muhtaç kişiler için tarım, hayvancılık ve gıda üretimi alanlarında sosyo-ekonomik güçlendirme destekleri sağlamak adına bir iş birliği protokolü imzalandı.

Bakanlığımız ile Türkiye Kızılay Derneği arasındaki iş birliğine ilişkin protokol, Bakanlığımız adına Strateji Geliştirme Başkanı Kerim ÜSTÜN ve Türkiye Kızılay Derneği Genel Müdürü Dr. İbrahim ALTAN tarafından imzalandı.

Tarafların tarım ve gıda konularındaki çalışmalarını desteklemek maksadıyla imzalanan protokol ile Türkiye Kızılay Derneği’ne bağışlanan tarıma elverişli araziler üzerinde, yardıma muhtaç kişilerin tarımsal faaliyetlerde bulunması ve bu kişilerin tarımsal üretim yetenek ve kapasitelerinin geliştirilmesi hedefleniyor.
Ortak faaliyet alanlarındaki konularda eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, tarımsal üretim, değer zinciri gibi teknik konuların geliştirileceği işbirliği kapsamında üretim yapılan alanlarda üretilen ürünlerin yine yardıma muhtaç kişilere dağıtılması amaçlanıyor.
8.01.2021
Devamı

Bıçağın Üzerine Düşen Çiftçi Hayatını Kaybetti!

Malatya'nın Doğanşehir ilçesinde, hindi kestikten sonra ayağı takılıp, bıçağın üzerine düşen çiftçi Mustafa Dinçer (62), yaşamını yitirdi.

Olay, akşam saatlerinde Doğanşehir ilçesine bağlı Doğu Mahallesi'nde meydana geldi. Çiftçilik yapan 4 çocuk babası Mustafa Dinçer, hindi kesmek için indiği bahçede ayağı takılıp yere düşünce, elindeki bıçak bir anda göğsüne saplandı. Kanlar içinde yığılan Dinçer, çevredekilerin yardımıyla Doğanşehir Şehit Esra Köse Başaran Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Durumu ağırlaşan Dinçer, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildi. Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedaviye alınan Dinçer, doktorların tüm çabasına karşın kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Mustafa Dinçer'in cansız bedeni Adli Tıp Kurumu morguna konuldu.
 
8.01.2021
Devamı

Mevsimlik Tarım İşçilerine Konaklama Alanları Yapıldı

Mevsimlik tarım işçilerinin Covid-19 salgınına karşı yaşam koşullarının iyileştirilmesi projesi kapsamında yapılan konteynerler, köy muhtarlarına teslim edildi.  

Vali Bilal Şentürk, Milletvekili Selim Yağcı ile birlikte mevsimlik gezici tarım işçilerinin Covid-19 salgınına karşı yaşam koşullarının iyileştirilmesi projesi kapsamında Söğüt ilçesine bağlı Hamitabat ve Çaltı köylerine Tarım ve Orman İl Müdürlüğünce hazırlanan Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) ile İl Özel Idaresinin destekleriyle yapılan konteynerler, köy muhtarlarına teslim etti. 

Vali Şentürk, projeyle birlikte Söğüt ve İnhisar ilçelerine yaz ve kış sezonunda seralarda çalışmak üzere gelen mevsimlik tarım işçilerinin sağlıklı bir ortamda barınmaları amacıyla 350 kişilik mekanların oluşturulduğunu söyledi.

 

Ağırlıklı olarak yaz sezonunda başka illerden gelecek mevsimlik tarım işçilerinin aileleriyle birlikte daha sağlıklı şartlarda kalabilmeleri ve tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri alanların oluşturulduğunu ifade eden Vali Şentürk, ''Tarım işçileri kilometrelerce uzaktan bölgeye geçimlerini sağlamak için geliyor ve alın teriyle ekmeklerini kazanıyorlar. Bu projeyle kaldıkları yerlerde yeni bir yaşam alanı yapıldı. Projeyle, koronavirüs salgınının mevsimlik tarım işçilerine yayılmasını önlemek ve salgının bu insanların hayatlarını tehdit etmesini engellemek amaçlanmıştır. Mevsimlik tarım işçilerinin, Covid 19 salgını nedeniyle zorlaşan yaşam koşullarının iyileştirilmesi hedeflenmiştir.'' dedi.

 

Milletvekili Yağcı ise kurulan konteyner ile kayıt dışı çalışan mevsimlik tarım işçilerinin kayıt altına alındığını, aynı zamanda yaşam alanlarındaki güvenlik zafiyetlerinin giderildiğini belirterek, ''Mevsimlik tarım işçileri, virüsün etkilerinden korunacakları gibi aileleriyle birlikte kalabilecekleri yeterli büyüklük ve sayıda, iklim koşullarına dayanıklı, havalandırmaya müsait daha sağlıklı ve temiz koşullarda barınmaları sağlanacaktır.'' ifadesinde bulundu.  

Tarım ve Orman İl Müdürü Yoldaş da Hamitabat köyünde 150, Çaltı köyünde 200 kişilik olmak üzere toplam 350 kişilik konaklama alanı oluşturulduğunu bildirdi. 

ali Yardımcısı Yunus Fatih Kadiroğlu, Söğüt Kaymakamı Ömer Faruk Tuncer, Belediye Başkanı İsmet Sever, İl Özel İdare Genel Sekreteri Seda Bayrakçı, İl Genel Meclis Başkanı Osman Yılmaz ve üyeleri ile birlikte konteynerlerde incelemede bulunan Vali Şentürk ve Milletvekili Yağcı, ilgililerden bilgi aldı.

 

Vali Şentürk, daha sonra beraberindekilerle İnhisar ilçesinde Kaymakam Ali Açıkgöz ve Belediye Başkanı Mehmet Kepez ile birlikte 14 dekar alanda tarıma dayalı ekonomik yatırımların desteklenmesi projesi kapsamında 980 bin lira hibe destekli ''Yüksek plastik tünel sera'' projesini yerinde inceleyerek, Tarım ve Orman İl Müdürü Yoldaş ile üreticilerden bilgi aldı.
8.01.2021
Devamı

Su Ürünleri Genel Müdürlüğünden Hamsi Avcılığı Açıklaması!

Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Hamsi Avcılığının kısmi olarak durdurulduğunu bildirdi.

 

Açıklamada şu ifadelere yer verildi.

 

Yapılan gözlem ve denetimler ile araştırma kuruluşları tarafından yapılan izleme çalışmaları sonucunda, İstanbul Boğazı’nda ve Karadeniz'de hamsi balıklarında yasal avlanabilir boy uzunluğunun altındaki bireylerin oranında artış olduğu ve et verimlerinin ise oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir.

 

Özellikle bu yıl yaşanan çevresel ve iklimsel faktörlerin etkisine bağlı olarak gerçekleşen bu durum nedeniyle, gerek balığın avlanabilir yasal boy uzunluğuna, gerekse de balığın biyolojik yapısına uygun olmayan avcılık giderek artış göstermiştir.

 

Sonuç olarak da mevcut avlanılan balıkların avlanma miktarlarında, değerlendirilmeyen  ve pazara sunulmayan  balık miktarlarındaki oran artışı devam etmektedir.

 

Yaşanan bu durumun, gelecek yılların hamsi stoklarına ve anaçlarına olumsuz etki edeceğinden, balıkçılık yönetimi açısından acil bir önlem alınması gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Sektör paydaşlarımız, bilim insanları ve çok sayıda balıkçı ve balıkçılık örgütleri temsilcileriyle yapılan istişareler sonucunda, “Hamsi Avcılığının” kısmi olarak durdurulması kararı alınmıştır.

Buna göre; İstanbul Boğazı’nın tamamında ve Karadeniz’de İstanbul İli Sarıyer İlçesi Kumköy Aslan Burnu’ndan, Gürcistan sınırına kadar olan karasularımızda 08 Ocak 2021 saat 00:01’den itibaren 18 Ocak 2021 saat 00:00’a kadar 10 gün süreyle her türlü av aracıyla ticari amaçlı Hamsi Avcılığı’na izin verilmeyecektir.

 

Bu süre içerisinde Bakanlığımızca yapılacak gözlem ve incelemeler neticesinde hamsi balıklarının biyolojisinde bir düzelme olmaması halinde, 10 ar günlük periyodlarla 20 gün daha hamsi avcılığı durdurulabilecektir.

 

Marmara Denizinde ve İstanbul Boğazının Karadeniz girişinin batısındaki hamsi stoklarında balığın biyolojisi açısından bir olumsuzluk tespit edilmediği için buralarda bir durdurma söz konusu olmayacaktır.

 

Halkımızın hamsi ihtiyacı, hamsi avcılığının serbest olduğu alanlardan yakalanan ve soğuk hava depolarında muhafaza edilen ürünlerle karşılanmaya devam edilecektir. Diğer taraftan istavrit, lüfer, mezgit, çaça gibi diğer türlerin avcılığında herhangi bir kısıtlamaya gidilmemiştir.

 

Getirilen düzenlemelere uygun avlanmanın temini için, Bakanlık olarak denetimlere geçmişte olduğu gibi tüm imkânlar seferber edilerek devam edilecektir.

 

Bunun için her türlü teknik ve altyapı önlemleri alınmıştır.

 

Balıkçılarımızın yavru ve yeterli et verimliliğine sahip olmayan hamsileri avlamamaları, halkımızın da bu konuda gerekli duyarlılığı göstererek, 9 cm'den küçük hamsileri almamaları ve bu tür balık satışı yapanları, Tarım Orman İl/İlçe Müdürlüklerine veya Alo 174 Gıda Hattı’na bildirmeleri, su ürünleri stoklarının korunması ve sürdürülebilir işletilmesi bakımından önem taşımaktadır.
8.01.2021
Devamı

Bakan Pakdemirli: 1 Milyar 125 Milyon Liralık Hibe Paketi Hayırlı Olsun

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, IPARD-2 Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Hibe Programı 10. Başvuru Çağrısı tanıtım toplantısında konuştu. ‘Türkiye’nin kalkınması, kırsalın kalkınmasından geçer’ diyen Bakan Pakdemirli, “İşte bu nedenle tarımın, gıdanın, hayvancılığın, suyun ve ormanın olduğu bu Bakanlıkta, kırsal bizim buluşma noktamız, ortak hedefimizdir” diye de ekledi.
 
Son 2,5 Yılda 35 Bin Projeye, 3,3 Milyar Lira Destek Verdik, Kırsalda 104 Bin İstihdam Sağladık
Bugün nüfusumuzun yaklaşık yüzde 25’inin yaşadığı kırsal alanlarda, sürdürülebilir kalkınmanın temel hedef olduğunu söyleyen Bakan Pakdemirli, kırsala 4 koldan destek verildiğini belirtti; “Ekonomik Yatırımlar, IPARD, ORKÖY ve Uzman eller projeleriyle kırsalı dört bir koldan destekliyoruz. Son 2,5 yıldır toplam 35 Bin projeye, 3,3 Milyar Lira destek verdik, kırsalda 104 Bin vatandaşımıza istihdam sağladık” dedi.
 
Kırsalda, çok yönlü kalkınmanın esas alınarak; yerinde üretim, yerinde işleme, yerinde kalkınmanın amaçlandığını belirten Bakan Pakdemirli, bu kapsamda IPARD destekleri ile kırsaldaki üretim zincirinin tüm halkalarının birbirine bağlandığını ifade etti, örnek verdi. “Bir taraftan süt ve besi çiftliklerine destek verirken, diğer taraftan bu hayvanların hijyenik şartlarda kesildiği mezbahalara, etlerin parçalanıp işlendiği tesislere, sütün peynire, yoğurda dönüştüğü işletmeler de destek oluyoruz.”
 
“Kırsalda Son 10 Yılda, 11 Milyar Liralık Yatırım, 70 Bin Yeni İstihdam Oluşturduk”
IPARD kapsamında 42 ilde, tarım ve hayvancılık başta olmak üzere kırsalda 16 sektördeki yatırımlara, konularına göre değişmekle birlikte %40 ile %70 arasında hibe sağlanıyor.
Bakan Pakdemirli, IPARD kapsamında, son 10 yılda önemli mesafeler kat edildiğini belirtti; “Sağladığımız 5,1 Milyar Lira hibe ile 16.103 projeyi destekledik. Kırsalda, 11 Milyar Liralık yatırım, 70 bin yeni istihdam oluşturduk. Oluşturulan istihdamın tamamının kırsal bölgelerde olduğu dikkate alındığında, IPARD’ın yerel kalkınmaya sağladığı katkıları daha net görebiliriz.”
 
“IPARD-2 10. Başvuru Çağrısı Kapsamında; Toplam 125 Milyon Avro, Yani 1 Milyar 125 Milyon Liralık Hibe Paketi Hayırlı Olsun”
Ve IPARD-2 yeni hibe paketi…
Bakan Pakdemirli, IPARD-2 10. Başvuru çağrısı kapsamında verilecek hibe miktarını açıkladı. “Bugün itibariyle IPARD-2 10. Başvuru çağrısı kapsamında; hayvansal üretim sektörü için 45 Milyon Avro, işleme-pazarlama sektörü için ise 80 Milyon Avro olmak üzere toplam 125 Milyon Avro, yani 1 Milyar 125 milyon liralık hibe paketini üreticimize, yetiştiricimize, yatırımcımıza sunuyoruz. Hayırlı, uğurlu olsun.”
Bu hibe paketi ile kırsalda yeni yatırımların önünü açmayı, istihdamı artırmayı, katma değerli üretimi geliştirmeyi hedeflediklerini dile getirdi Bakan Pakdemirli. IPARD-II 10. Başvuru çağrısında kapsamında desteklenecek sektörleri de tek tek sıraladı. “45 Milyon Avro bütçeli hayvansal üretimi içeren “Tarımsal İşletmelerin Fiziki Varlıklarına Yatırım Tedbiri” altında Süt Üreten Tarımsal İşletmeler, Kırmızı Et Üreten Tarımsal İşletmeler, Kanatlı Eti Üreten Tarımsal İşletmeler ve Yumurta Üreten Tarımsal İşletmelere destek sağlıyoruz. Bu sektörlerde yatırımın 500 Bin Avroya kadar olan kısmına destek vereceğiz. Hibe oranlarımız ise yatırımın içeriğine göre %50 ila %70 arasında olacaktır.
80 Milyon Avro bütçeli işleme ve pazarlama yatırımlarının içeren “Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması Tedbiri altında ise; Süt ve süt ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması, Kırmızı et ve et ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması, Kanatlı eti ve ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması, Su ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması, Meyve-sebze ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanmasına yönelik yatırımları destekliyoruz. Bu sektörlerde yatırımın 3 Milyon Avroya kadar olan kısmı desteklenecektir. Hibe oranlarımız ise %40 ila %50 arasındadır.”
 
IPARD Yatırımlarındaki Vergi Muafiyeti ile Destek Miktarı Daha da Artıyor
IPARD-2 10. Başvuru çağrısında; yeni işletme kurulumu ile kapasite büyütme, modernizasyon ve teknoloji geliştirmeyi amaçlayan yatırımların hibe kapsamında olduğunu belirten Bakan Pakdemirli, 4 harcama kalemine destek verileceğini belirtti; “Bunlar; Yapım işleri, Makine-ekipman alımı, Proje, danışmanlık ve çizim işleri için hizmet alımı ile AB görünürlüğünü gösteren pano ve tabela alımıdır.”
IPARD yatırımlarında vergi muafiyeti olduğunun da altını çizen Bakan Pakdemirli, uygulanan vergi muafiyetleri de dikkate alındığında, yatırıma verilen destek miktarının daha da arttığını söyledi.
 
Bugün itibariyle, proje hazırlama süresi başlarken, Proje kabul süreci 15 Şubat’ta başlayacak. Projelerin son teslim tarihi; Hayvansal üretimi içeren “Tarımsal İşletmelerin Fiziki Varlıklarına Yatırım Tedbiri” için 16 Mart, İşleme ve pazarlama yatırımlarının içeren “Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması Tedbiri” için ise 23 Mart.
Hazırlanan projeler son teslim tarihinden önce TKDK il koordinatörlüklerine teslim edilecek.
 
IPARD Yatırımlarında Kadın ve Gençlere Pozitif Ayrımcılık
IPARD kapsamında kadın ve gençlere pozitif ayrımcılık yapıldığını da vurgulayan Bakan Pakdemirli, “Kadın girişimcilerin projelerine ilave puan vererek, proje seçim aşamasında öne çıkmasını sağlıyoruz. Bugüne kadar IPARD kapsamında 3.865 kadın yatırımcının projesini toplam 1 Milyar 263 Milyon Lira hibe ödedik. Yine 40 yaşın altındaki genç yatırımcılara hayvancılık tedbirinde ilave puan vererek daha fazla hibe almasını sağlıyoruz. IPARD kapsamında destek verdiğimiz projelerin %61 ’i genç girişimcilere aittir. Amacımız kadın ve gençleri kırsalda tutmak, kendi işlerini kurmalarına destek olmaktır” dedi.​
7.01.2021
Devamı

Arıcılık, İpekböcekçiliği, Kaz ve Hindi Yetiştiriciliği Yatırımlarının Desteklenmesi Projesi

Adıyaman Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından "Arıcılık, İpekböcekçiliği, Kaz ve Hindi Yetiştiriciliği Yatırımlarının Desteklenmesi Projesi" tanıtım toplantısı yapıldı.

Proje bilgilendirme toplantısına, İl Müdürü Nurettin Kıyas, İl Müdür Yardımcı M. Nedim Baybatmaz, Hayvan Sağlığı ve Yetiştiriciliği Şube Müdürü Sinan Bulut, Arıcılık Birim Sorumlusu M. Hakan Baybatmaz, Kırsal Kalkınma ve Örgütlenme Şube Müdürlüğünden Ayhan Çelikten ve İlker Yener ile sınırlı sayıda çiftçi katıldı.

Kovid-19 tedbirleri çerçevesinde, kurallara riayet edilerek ve sınırlı sayıda katılımla gerçekleştirilen proje bilgilendirme toplantısında konuşan İl Müdürü Nurettin Kıyas, kentte arıcılığın iyi seviyelerde olmasına rağmen bu konuda yapılacak daha çok şeyin olduğunu söyledi.

Kıyas, şunları kaydetti:

"Arıcılığı mevcut seviyesinden çok daha üst seviyelere taşımak için arıcılarımıza her türlü desteği vermeye hazırız. Uygulama rehberi yayınlanarak hayata geçirilen bu projenin ilimiz arı yetiştiricileri için çok önemli bir fırsattır. İl Müdürlüğü personeli olarak, şartlara haiz olan bütün arıcılarımızı bu projeden faydalandırmak için çalışacağız. İlimize ve tüm arıcılarımıza hayırlı olmasını diliyorum.

20.10.2020 tarihli ve 3099 Sayılı Hayvancılık Yatırımlarının Desteklenmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararı, 05.12.2020 tarih ve 31325 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Buna bağlı olarak Arıcılık, İpekböcekçiliği, Kaz ve Hindi Yetiştiriciliği Yatırımlarının Desteklenmesine ilişkin Uygulama Esasları Tebliği de (2020/36) yürürlüğe girmiş ve Hayvancılık Genel Müdürlüğü tarafından “Uygulama Rehberi” yayınlanmıştır.

Uygulama rehberine göre; başvurular, 04.01.2021-22.01.2021 tarihleri arasında, şahsen ve Tarım ve Orman İl ve İlçe Müdürlüklerine yapılacaktır. Müracaatta kimlik fotokopisi, Maliyeden alınacak “borcu yok” kaydı ve adli sicil kaydı istenecektir. Hibe oranı KDV hariç yüzde 50 olup arıcılık makineleri, alet-ekipman ve arıcı barakası hibe kapsamındadır (Arıcılık Yatırımları Makine, Alet-Ekipman Listesi EK-5). Yapılan değerlendirme  sonucunda  yetiştirici  tarafından  alımları  tamamlandıktan  ve yerinde tespit edildikten sonra hakediş düzenlenecek ve tek seferde ödeme işlemi gerçekleştirilecektir.

Arı Yetiştiricileri Birliğine üye, Arıcılık Kayıt  Sistemine (AKS) müracaat  tarihi itibariyle en az 3 yıldır kayıtlı, AKS deki aktif kovan sayısıbakımından 50 ve üstü arılı kovana sahip, bal üretimine  ilaveten  bulunduğu  bölge  ve  ekotip  dikkate  alınarak  diğer  arı  ürünlerinden  arı  sütü, polen, propolis, arı ekmeği, (perga), arı zehiri, apilarnil' den en az ikisini üreteceğini taahhüt eden arıcılar faydalanabilecek olup arıcılık hibe desteği konusunda aynı haneden karı-koca, kardeş, anne-baba olması durumunda asil listeye giren veya puanı en yüksek olan tek bir yetiştirici değerlendirmeye alınacaktır."

7.01.2021
Devamı

“Üretimin Sürdürülebilmesi İçin Tarımda Destekler Artırılsın”

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu yıl çiftçinin üretimini sürdürebilmesi için verilen desteklerin artırılması gerektiğini söyledi.

 

Tarımda 2021'e ilişkin beklentileri ve üretici-market fiyatlarını değerlendiren Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, çiftçi açısından geçen yılın zor bir sınav olduğunu ifade etti.

"Koronavirüs salgını sürecinde diğer sektörlere sağlanan desteklerden mahrum olmasına rağmen, salgınla mücadelede ülkesinin insanına yeterli gıdayı sağlayarak hizmet eden çiftçimiz bu sınavı başarıyla geçti" diyen Bayraktar, tarım sektörünün istihdamdaki önemini koruduğuna dikkat çekti.

Geçen yıl markette 42 ürünün 37'sinde fiyat artışı, 5'inde fiyat azalışı, üreticilerde ise 34 ürünün 28'inde fiyat artışı, 5'inde ise fiyat azalışı meydana geldiğine dikkati çeken Bayraktar, şu bilgileri paylaştı: "Geçen yıl markette en fazla fiyat artışı yüzde 79,39 ile portakalda görüldü. Üreticide sadece patateste fiyat değişmedi. Fiyatı en fazla düşen ürün ise marketlerde Antep fıstığı, üreticilerde yeşil soğan oldu. Antep fıstığındaki fiyat düşüşünü yüzde 12,35 ile kuru soğan, yüzde 3,98 ile limon, yüzde 2,28 ile yeşil soğan, yüzde 1,91 ile domates takip etti."

"Girdi maliyetlerinin makul seviyeye çekilmesi için destek verilmeli"

Bu yıl, girdi fiyatlarının makul seviyeye çekilmesi için destek verilmesi gerektiğini belirten Şemsi Bayraktar, şunları kaydetti: "Çiftçinin tarlada kalması ve üretimini sürdürebilmesi için verilen destekler kesinlikle artırılmalıdır. Destek bütçesi, gayri safi milli hasılanın en az yüzde 1'i oranında olmalıdır. Destekler ekimden önce açıklanmalı ve zamanında verilmelidir. Desteklemede yüzde 2-4 arasında uygulanan stopaj kesintisi kaldırılmalıdır. Desteklerde adalet sağlanmalı, küçük aile işletmelerine öncelik verilmelidir. Organik tarım ve iyi tarım uygulamalarında destekler kesintisiz olarak verilmelidir. Gençleri tarımda tutabilmek için genç çiftçilere yönelik ek teşvik ve destekler getirilmelidir. Çeşitli nedenlerle Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) dahil edilemeyen ancak tarımsal üretim yapılan araziler de tarımsal desteklerden faydalanmalıdır."

Bayraktar, ÇKS'ye kaydı olsun olmasın tüm çiftçilerin bankalara ve tarım kredilere olan borçlarının faizleri silinmek suretiyle uzun vadeyle yapılandırılması gerektiğini de ifade etti.

7.01.2021
Devamı

Nevşehir’de Saman Balyaları Ateşe Verildi!

Nevşehir’in Kozaklı İlçesine Bağlı Çağsak köyünde akşam saatlerinde kimliği belirsiz kişi veya kişiler hayvancılık ile uğraşan Mehmet Çetin’e ait saman balyasını ateşe verdi.

Geçimini hayvancılıktan sağlayan ve başka hiçbir yerden geliri olmayan Çağsak köyü sakinlerinden Mehmet Çetin isimli çiftçiye ait yaklaşık bin 700 adet saman balyası akşam saatlerinde ateşe verildi.

 

Kim ve kimler tarafından yakıldığı belli olmayan bu olay ile ilgili olarak Jandarma ekipleri soruşturma başlatırken, hayvancılık ile uğraşan Çetin, kışı nasıl atlatacağını kara kara düşünüyor.

Yaşanan bu olay ile ilgili köylüler, Cağşak köyümüzde Mehmet çetin arkadaşımızın dün akşam hayvanlarının yiyeceği saman balyaları kimliği belirsiz kişi tarafından yakılmış yaklaşık 1700 tane balya yanmıştır. Rabbim şu kış günü yakanların yanına bırakmaz inşallah bu arkadaşımızın hayvanları kış günü samansız kalmıştır. Elinde fazla saman bayası olan çevre köylerde yardımcı olalım bize ulaşsın en azından kışı çıkartacak kadar yardımcı olalım fırsatçılık yapmayalım hepimizin başına gelebilir Herikli köylerimizi yardıma çağırıyorum arkadaşımıza büyük geçmiş olsun diyoruz” dediler.
7.01.2021
Devamı

Gebe İneğin Karnından Çıkanlar Şok Etti!

Giresun Hayvan Hastanesi veteriner hekim Onur Erdem ÇELİK ve veteriner hekim Emre LAP tarafından gerçekleştirilen başarılı bir operasyonla, 8 aylık gebe inekten 2 kilo ip ve çok sayıda çivi çıkardı.

Giresun İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği ve Giresun Hayvan Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Talat ÇETİNER yaptığı açıklamada, yetiştiricilerimiz hayvan beslemede yüksek oranda saman kullanmaktadır. Saman balyalarında bulunan tel ve ipleri rastgele sağa sola atmakta veya saman balyasını açtıkları yerde bırakmakta, hayvanlarımız bu tel ve ip parçalarını farkında olmadan yutmaktadır.

Yine ilimizde fındık bahçelerimiz ile yaylalarımızda kullanılan mera ve otlaklarda sınır belirlenmesinde kullanılan tel ve çiviler de hayvanlar tarafından farkında olmadan yutulmaktadır
.
Bu tel ve çiviler gibi metal parçalarının hayvanlarımıza yapacağı zararları, midelerine atılacak olan mıknatıs yardımı ile minimuma indirebiliriz. Ancak bölgemiz yetiştiricilerinin çok ucuz maliyetli olan mıknatıs atma uygulamasını yaptırmaktan kaçındığını, bu uygulamayı her büyükbaş hayvana uygulanması gerektiğini belirtti.
Çetiner, Karadeniz Bölgesi’nde ilk ve tek olan Giresun Hayvan Hastanesi ile büyükbaş, küçükbaş, kanatlı ve pet hayvanların tamamının teşhis, tedavi, ultrason, röntgen, tüm tahliller ve cerrahi operasyonlarının yapıldığını, özellikle pet hayvanlar için pet otel bulunduğunu belirtti.
6.01.2021
Devamı

TMO’dan Nohut İthalatına Yanıt!

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in basında çıkan “TMO yurtdışından nohut ithal etti” iddialarına basın açıklamasıyla yanıt verdi. TMO'nun yaptığı yazılı basın açıklaması ise şöyle:

Bazı basın yayın organlarında yer alan, CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in Sayıştay raporundaki verileri referans aldığını beyan ederek, “TMO, stoklarında nohut varken yurtdışından nohut ithal etti…” şeklindeki ifadeleri gerçeği yansıtmamaktadır.
 
Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki açıklamanın yapılmasına gerek görülmüştür.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir; Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü’nün (TMO) 2019 yılı Sayıştay Denetim Raporu’nun hiçbir bölümünde, TMO’nun nohut ithal ettiğine ilişkin tek bir tespit bulunmamaktadır.

Nitekim TMO, bakliyat görevi verilen hiçbir dönemde nohut ithalatı gerçekleştirmemiştir. Son olarak 2018 yılında Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında bakliyat alımları ile görevlendirilen TMO, bu kapsamda yurt içinden 2018 yılında 96 bin ton, 2019 yılında 234 bin ton ve 2020 yılında 6 bin ton nohut alımı yapmıştır. İthalatın aksine TMO, 2019 yılında 22 bin ton nohut ihracatı gerçekleştirmiştir.

Stoklarımızda bulunan nohut yurt içi satışlara arz edilmiş olup sektör tarafından Kuruluşumuzdan alımı yapılan nohut gerek yurt içi tüketime gerek ihracata yönelik olarak değerlendirilmektedir.
Ülkemiz 2018 yılından itibaren her yıl artan oranda nohutta net ihracatçıdır. TMO olarak hiçbir dönemde nohut ithal etmedik, etmiyoruz.
Ancak, özel sektör tarafından, özel tüketim amaçlı bir çeşit olan 10 mm ve üzeri yüksek kalibreli nohut ithal edilmektedir.
 
Nitekim özel sektör tarafından; 2018 yılında 93 bin ton nohut ithalatına karşılık, 117 bin ton nohut ihracatı, 
2019 yılında 13 bin ton ithalata karşılık, 127 bin ton nohut ihracatı, 2020 yılı Kasım ayı itibariyle de 18 bin ton ithalata karşılık, 128 bin ton nohut ihracatı gerçekleştirilmiştir.

TMO, dün olduğu gibi bugün de üretici ve tüketicimiz başta olmak üzere tüm sektör paydaşlarının yararına çalışan bir kurumdur. 
Bilgi, belge ve gerçeklere dayanmadan yapılan açıklamalara halkımız itibar etmemelidir.
 
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
6.01.2021
Devamı

Gölbaşı Belediyesi Tarım Turizmi Hareketini Başlattı

Gölbaşı Belediyesi, üretken belediyecilik anlayışıyla Gölbaşı’nı Cumhuriyet’in 100. yılına hazırlama vizyonunu adım adım hayata geçirmeye devam ediyor. İlçenin potansiyelini harekete geçirmek için çalışmalarını sürdüren Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek, ilçede tarım turizminin gelişmesi için Gölbaşı Kent Çiftliği Projesi’nin ardından büyük bir adım daha attı.

Gölbaşı’nda sürdürülebilir kalkınmaya yönelik yenilikçi süreçlerin geliştirilmesi ve sürdürülebilir bir kır-kent ilişkisinin kurulması için ilçede yeni bir proje hayata geçti. ‘Gölbaşı Tarım Turizmi Yol Haritasının Oluşturulması’ projesi kapsamında Gölbaşı’nın tarım turizmi yol haritasının belirlenmesi için Gölbaşı Belediyesi yetkilileri, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkilileri, STK’lar, mahalle muhtarları ve basın mensuplarının katılımıyla online eğitim çalışmaları yapılırken, projenin kapanış toplantısı da yapıldı. Proje hakkında konuşan Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek, “‘Gölbaşı Tarım Turizmi Yol Haritasının Oluşturulması’ projesini başlattık. Bu sayede Gölbaşımızın tarım kenti olması yolunda da büyük bir adım atmış olduk. Projenin şimdiden çiftçimize ilçemize ve Ankara’mıza hayırlı uğurlu olmasını temenni ederiz” dedi.

Gölbaşı’nın turizm kenti olduğuna dikkat çeken Başkan Şimşek, turizmin yanında ilçenin oldukça verimli topraklara da sahip olduğunu söyleyerek, “Bu verimli tarım topraklarının değerlendirilmesi için çalışmalarını sürdürüyoruz. Gölbaşı Kent Çiftliği Projemizin ardından ilçemizde tarım turizmi yapılması için de bu projeyi Ankara Kalkınma Ajansı ve İlçe Tarım Müdürlüğümüzle birlikte harekete geçirdik. Hem verimli topraklarımızın değerlendirilmesi hem de tarım turizminin başlaması ile bu projeler üretici için önemli bir gelir kaynağı olacak” diye konuştu.

Başkan Şimşek, projenin faaliyete geçmesinde katkısı bulunan Ankara Kalkınma Ajansı, İlçe Tarım ve Orman Müdürü Yavuz Ekici ile ekibine, projenin koordinatörü Sultan Gündüz’ün yanı sıra eğitime katılanlara teşekkürlerini ileterek konuşmasını sonlandırdı.

Proje ile birlikte Gölbaşı’nın tarım turizmi yol haritasını oluşturma yolunda ilk adım da atılmış oldu. Proje Koordinatörü Sultan Gündüz, proje ile birlikte Gölbaşı’nın sürdürülebilir gelişimine katkı sağlamayı planladıklarını söyleyerek, “Projemizle, katılımcı bir anlayışla Gölbaşı’nın güçlü tarım turizmi potansiyelini harekete geçirilmesinde faaliyet alanlarımızı belirledik. Faaliyetlerin birbiriyle bağlantılandırılması ve sinerji oluşturması için gereken çalışmaları tamamladık. Özellikle tarımın ekonomideki payının ağırlıklı olduğu kırsal mahallelerde tarımsal üretim çeşitlendirilecek ve tarıma dayalı sanayi geliştirilecek. Kırsal alanlarda alternatif gelir ve istihdam alanları belirlenecek ve desteklenecek. Hassas ekolojik bölgeler korunacak, doğal kaynakların etkin ve verimli kullanımı teşvik edilecektir” dedi.

Kapanış toplantısında Gölbaşı Tarım Turizmi Yol Haritası projesine eğitim çalışmalarına katılan ve projeye destek olan katılımcılara sertifikaları Belediye Başkanı Ramazan Şimşek tarafından verildi.
6.01.2021
Devamı

Balon Balığından Zehirlenen Kişi Hayatını Kaybetti!

Van’da balıkçı arkadaşıyla birlikte pişirdikleri balon balığını yiyerek zehirlenen K.İ. isimli fırıncının tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmesi ekipleri harekete geçirdi.

Geçtiğimiz günlerde su ürünlerini satan bir balıkçı, kaya balığına benzettiği balon balığını fırıncı arkadaşıyla birlikte pişirdi. Pişirdikleri balon balığını yiyerek zehirlenen balıkçı ile fırıncı arkadaşı hastaneye kaldırıldı. Balon balığını yiyerek zehirlenen K.İ. tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirirken, balıkçının ise hastanedeki tedavisi devam ediyor.

Bir kişinin ölümüyle sonuçlanan balık zehirlenmesinin ardından Van Tarım ve Orman İl Müdürlüğü Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürlüğü ekipleri, il genelinde perakende ve balık tezgahlarında yapılan su ürünleri denetimleri esnasında zehirli balon balığı konusunda bilgilendirmelerde bulunuldu.

Balıkçılık ve Su ürünleri Şube Müdürü Muhammet Demir'in de katılımıyla yapılan denetimlerde, balıkların avlanabilir asgari boyları, balıkların tazeliği kontrol edilerek, son zamanlarda ülkede görülen zehirli balon balığı konusunda balıkçılar bilgilendirildi.

Kentteki balıkçılar ise balon balığının bir deniz canlısı olduğunu, Van Gölü’nde yaşamadığını belirterek, daha çok kaya balığına benzeyen zehirli balon balığına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Balıkçılar, vatandaşın güvenilir balıkçılardan deniz ürünlerini satın alması konusunda önerilerde bulundu.
6.01.2021
Devamı

10 Bin 630 Dekar Tarım Arazisi Suya Kavuşacak!

Yapımı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından sürdürülen Kastamonu Taşköprü Hasanlı Göleti’nin tamamlanmasıyla birlikte 10 bin 630 dekar tarım arazisi suyla buluşacak.

Kastamonu ve ilçelerinde son dönemde inşa edilen su yapıları, bölgenin içme suyu teminine katkı sunmanın yanı sıra tarımsal faaliyetlerin gelişmesinde de önemli rol oynuyor.

Son dönemde modern sulama projelerini geliştirerek uygulamaya koyduklarını söyleyen DSİ Genel Müdürü Kaya Yıldız, sözlerine şöyle devam etti:

"Modern sulama ile tarımda sağlanan verim artışları, üretim deseninin çeşitlenmesi, çiftçi gelirlerinde doğrudan ve dolaylı artışa neden oluyor. Bu durum bir yandan kırsal kalkınmanın hedeflerinden olan yoksulluğun azaltılması amacına hizmet ediyor bir taraftan da yaşam standardını yükselttiği için göçü önlüyor."

Proje ile milli ekonomiye yılda 20 milyon lira katkı sağlanacak

Yıldız, çalışmaların devam ettiğini söyleyerek şöyle konuştu:

"Projenin tamamlanmasıyla depolanacak su ile 10 bin 630 dekar tarım arazisinin sulanması sağlanacak. Projenin yüzde 17'lik kısmı tamamlanmış olup, 55 kilometrelik sulama ve içme suyu isale hattının 7 kilometrelik kısmına HDPE boru döşenmiştir. Projenin hayata geçirilmesiyle milli ekonomiye yılda 20 milyon lira katkı sağlanacaktır."

5.01.2021
Devamı

“Gıda ve Nefes Yoluyla Vücuda Giriyor”!

Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, pandemi sürecinde dışarıdan yemek siparişlerinde, hijyenik olduğu düşüncesiyle gıdaların konulduğu tek kullanımlık plastik ambalajlarla binlerce mikroplastiğin vücuda alındığını belirtti.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, pandemi sürecinde dışarıdan yemek siparişlerinde, hijyenik olduğu düşüncesiyle gıdaların konulduğu tek kullanımlık plastik ambalajlarla binlerce mikroplastiğin vücuda alındığını belirtti.
Yapılan çalışmalara göre, sahil kumunda, deniz ürünlerinde, sofra tuzunda, karton bardaklarda, biberonda ve son olarak plasentada dahi bulunan, boyutları milimetrenin binde birine kadar küçülebilen mikroplastiklerin ambalajlı gıdalarda da bulunduğu bildirildi.

Pandemi döneminde dışarıdan yemek siparişlerinde hijyenik olduğu düşüncesiyle gıdaların konulduğu tek kullanımlık plastik ambalajlar yoluyla da vücuda ciddi miktarda mikroplastik alındığına dikkat çeken Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, "Ambalajlı gıdaların tek problemi bunlar ambalajlanırken içine karışan mikroplastikler değil. Örneğin eve aldığımız bir makarna ya da bakliyat paketini açtığımız zaman makasla da açsak elle de yırtsak her türlü yöntemde binlerce mikroplastik o gıdanın içine bulaşıyor. Bu mikroplastikleri ayıklamamız neredeyse imkansız ve bunlar da bizim vücudumuza karışıyor" dedi.

Mikroplastiklerin marketteki ambalajlardan evdeki halıya kadar çok çeşitli yollarla vücuda alınabildiğini belirten Doç. Dr. Gündoğdu, şöyle konuştu:
"Marketlerde et ve diğer açık gıda reyonlarında kullanılan plastik kapaklı paketlerde de binlerce mikroplastiğin bulunduğu ve bu plastiklerin de içine konulan sıvı ya da yoğurt, peynir gibi benzeri gıdalara yapıştığını araştırmalar ortaya koymuş. Hatta evde kullandığımız eşyaların büyük çoğunluğu artık plastikten yapılıyor. Halılar buna bir örnek. Eğer ki evde çocuk varsa çok hareketli bir ortam söz konusuysa bu halıda bulunan mikroplastikler, koparak iç ortam havasına bulaşıp, oradan nefes yoluyla ya da yemek yerken tabağımızın üzerine konarak, vücudumuza girebiliyor.

Eğer ki boyutları 5 mikrometreden küçükse bunlar bizim bağırsaklarımızdan dolaşım sistemimize karışıp gidebildiği son noktaya kadar gidebiliyor. Hamilelerde de bu plastikler plasentaya kadar ulaşabiliyor. Çünkü buradaki bariyerler bu boyuttaki mikroplastiklerin engellenmesinde yeterli olmuyor. İlerleyen dönemde zeka geriliği, otizm, hiperaktivite, disleksi gibi hastalıklara neden olabileceğine dair çeşitli raporlar söz konusu. Büyüme ve hormonal bozukluğa da neden olabiliyor."
 
5.01.2021
Devamı

Meteorolojinin Yağış Uyarısı Trakyalı Çiftçileri Sevindirdi!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü son değerlendirilmesinde, Trakya için sağanak tahmininde bulundu.

Beklenen yağışların hem sulama için kullanılacak barajlara hem de toprağa iyi geleceğinden umutlu olan çiftçi, son yağış uyarısını sevinçle karşıladı.

 

Son yılların en kurak döneminin yaşandığı Trakya'da, kuraklık, nehir seviyeleri ve baraj doluluk hacimlerinde de görülüyor.

Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ'da, 1 milyar 115 milyon 740 bin metreküp depolama hacmine sahip 14 barajın su seviyesi 373 milyon 259 bin metreküp olarak ölçüldü.

Seviyesi en çok düşen barajlardan biri de Kayalıköy Barajı.

Edirne'ye de içme suyunun sağlandığı Kayalıköy Barajı'ndaki su seviyesi ise yüzde 6 seviyelerine geriledi.

Baraja adını da veren köyün muhtarı Cengiz Yürekli, son 15 yılın en kurak yılının yaşandığını söyledi.

Kuraklık nedeniyle barajdaki su seviyesinin gerilediğini anlatan Yürekli, gelecek yağışlarla barajın su seviyesinin artacağına inandığını ifade etti.

 

Bölge için yaklaşık 1 hafta sağanak tahmini olduğunu belirten Yürekli, "Kayalıköy Barajı, geçen yıl kurak gitmesi, bu yıl da yağışların olmamasından dolayı şu anda yüzde 6 civarına düşmüş durumda. Bölgemizde etkili olması beklenen yağışlarla barajımızın suyunun artmasını umut ediyoruz. Çiftçinin zaten kuraklıktan sıkıntısı vardı. Bir de su seviyesi de düşünce sulamada bu sene kısıtlı oldu." diye konuştu.

Yürekli, yağışların devam etmesi ile barajların da su seviyesinin artacağına inandığını belirtti.

Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan ise yağış tahminlerinin çiftçiyi umutlandırdığını belirtti.

Şaylan, beklenen yağışların hem ekili alanlara hem de barajlara katkısının olacağına inandığını ifade etti.

Çiftçi Muzaffer Bayram ise son yağışların tarım alanlarına ilaç gibi geldiğini belirterek, hafta boyu beklenen yağışların da katkı sağlayacağına inandığını söyledi.
5.01.2021
Devamı

TİGEM Hakkındaki İddialar Doğru mu?

 1984 yılından bugüne Türk tarımına ve çiftçisinin damızlık ve tohumluk ihtiyacını
karşılayan TİGEM de neler oluyor?
    Yaklaşık 2 yıl önce TİGEM Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olarak atanan Sayın Ayşe Ayşin IŞIKGECE’nin cevaplaması adına, Kamuoyunda kafaları karıştıran soruları soruyoruz.
Sayın Işıkgece;
 
Atalık tohumları satıyorsunuz. Bunların sertifikası var mıdır? 

DİTAP projesi Tarım Reformunun işidir. TİGEM olarak bu işin neresindesiniz? DİTAP’ın tanıtımını üstlendiniz mi? Üstlendiyseniz neden? 
 
Tigem’e bağlı Ceylanpınar Tarım İşletmenizde 8 milyon zarar kaydı olduğu söyleniyor. Doğru mudur? Bu zararın sebebi nedir? 

Kamuoyunda seyahatlerle ilgili danışman firmaya anlaşma yokken ödeme yaptığınız doğrumudur? 
 
2019 faaliyet raporunuzda kuru tarımdan alınan verim ile sulu tarımdan alınan verim birbirine çok yakın. Bunun sebebi nedir? 

TİGEM işletmelerinde brusella hastalığının kol gezdiği ifade ediliyor. Doğrumudur? Bu konuda tedbirler aldınız mı? 
 
Karacabey Tarım İşletmenizde hayvancılık faaliyetlerinin durdurulduğu söyleniyor. Doğrumudur? 

Ceylanpınar Tarım İşletmenizde sözleşmeli olarak üretim yapan firma 3 yıldır kira ödemesini kuruma yapıyor mu? 

Bu konular kamuoyunda TİGEM ile ilgili soru işaretleri oluşturuyor. Bizlerde sorumlu yayıncılık anlayışı gereği TİGEM Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Ayşe Ayşin Işıkgece’nin kamuoyu adına cevaplamasını bekliyoruz.
 
 
 
4.01.2021
Devamı

Burhaniyeli Arıcılar Yeni Yıla Sevinçli Girdi!

Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan tebliğle Arıcılık desteklemelerinden faydalanmak için 'Birlik Üyesi Olma ve En Az 30 Arılı Kovan Şartı'nın kaldırılması arıcıları sevindirdi. Alınan karar Burhaniye’de arı yetiştirici çiftçilere büyük sevinç yaşatırken, arıcılar emeği geçenlere teşekkür etti.

Burhaniye de yılbaşı öncesi sağlık çalışanlarına bal ve polen ikramı yapan arıcılar yeni kararla büyük mutluluk yaşadı. Türkiye Tarım, Hayvancılık ve Arıcılık Platformu üyesi Emekli Öğretmen Aydın Kunter, “Konuyla ilgili bir süredir yoğun girişimlerde bulunan AK Parti Aydın Milletvekili ve MKYK Üyesi Metin Yavuz ile Türkiye Tarım Hayvancılık ve Arıcılık Platformu (TAHAP) Başkanı Mustafa Sarıoğlu’na teşekkür ediyoruz. Yaşanan gelişmenin üreticilerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Tebliğde değişiklik yapılarak arıcılara büyük faydalar sağlanmasının önü açılmıştır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a arıcılar adına teşekkür ediyoruz. Salgına rağmen alınan kararın arıcılara hayırlı uğurlu olmasını diliyorum” dedi.
4.01.2021
Devamı

Tarım Sektörü 2021 Yılından Neler Bekliyor?

Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, zor bir yılı geride bırakıp, 2021'e girerken, geçtiğimiz yılda pandemi nedeniyle önemi daha da artan tarım sektörünün beklentilerini 25 madde halinde dile getirdi.

Başkan Mutlu Doğru, konuya ilişkin açıklamasında, tarım sektörünün yaşadığı sorunlar ve çözüm önerilerini ilgili merciler ve kamuoyunun görüşlerine sunarken, tarımın olmazsa olmaz sektör özelliğine bir kez daha vurgu yaptı. Doğru, "Pandemi sürecinde, güvenilir gıdaya sürekli ve spekülasyonlardan uzak, makul fiyatlarla ulaşımın sağlanması için ülkemizin başta stratejik tarım ürünlerinde kendi kendine yeter duruma gelebilme hedefi herkes tarafından benimsenmiştir" ifadelerine yer verdi.

Türkiye'nin her dönemde bir numaralı gündem maddesi olan enflasyonla mücadele kapsamında, gıda enflasyonunu düşürmek için üretici fiyatları yerine üretim maliyetlerini düşürücü önlemler alınması gerektiğini savunan Başkan Mutlu Doğru, pandemi sürecinde oluşturulan bilim kurulu benzeri bir kurulun da tarım sektörü için oluşturulmasını önerdi.

Küresel ısınmanın etkisiyle iklim değişikliği ve tatlı su kaynaklarının azalma riskinin Türk tarımının önündeki en büyük ortak sorun olduğuna vurgu yapan Doğru, "Su kaynaklarımızın yüzde 70'inin kullanıldığı tarım sektöründe geleceğimizin emaneti suyumuzu tasarruflu kullanmaya yönelik teşvikler yapılmalı. Her türlü tarım desteği, sübvansiyonlu kredi ve tarım yatırım teşviklerinde suyu doğru tekniklerle ve tasarruflu kullanma ön koşul haline getirilmeli, su ve enerji tasarrufu sağlayacak yeraltı kapalı sistem basınçlı sulamaya geçilmeli" dedi.

Tarım istatistiklerin önemine dikkati çeken Doğru, "Tarım ve Orman Bakanlığımız bünyesinde başlatılan ürün masalarının çalışmalarını takdirle takip etmekle beraber, doğru tarım istatistiklerine ulaşmak için gelişmiş ülkelerin tarım veri toplama metotları da incelenip, her türlü teknolojiyi devreye sokarak, Türk tarımında doğru verilere ulaşmalıyız. Ölçemezsek kontrol edemeyiz, kontrol edemezsek yönetemeyiz" diye konuştu.

Ürün deseninin oluşturulmasına ilişkin olarak, Tarım ve Orman Bakanlığı ve ilgili bürokratların çiftçiyi temsil eden kuruluşlarla daha sık ve düzenli bir araya gelmesi çağrısında bulunan Doğru, şunları kaydetti:

"Tarım sektöründe çalışan sürekli tarım işçileri ve işverenlerin arasındaki çalışma ve sosyal güvenlik şartlarının düzenlendiği Tarım İş Kanunu, günümüz şartlarına göre yeniden tartışılarak hazırlanmalı ve hayata geçirilmelidir.

Meclis'te 2020 yılında kabul edilen yeni taklit ve tağşişle mücadele yasası, çiftçimizin ürettiği ürünleri gıda tebliğine uygun olarak üreterek mamul hale getiren dürüst sanayicimizin ve çiftçilerimizin hakkını ve emeğini koruyan, gıda sektöründe üretilen mamul ürünlerde haksız rekabetin önüne geçecek ve halk sağlığını da koruyacak önemli bir yasal düzenlemedir. Ancak bu yasanın tarım il teşkilatları ve hatta belediyelerimiz tarafından etkili ve adil olarak uygulanması ve sonuçlarının da Tarım ve Orman Bakanlığımız tarafından aylık olarak kamuoyu ile paylaşılmasını bekliyoruz."

Tarım desteklerine ilişkin, tarımın içinden gelen çiftçiler ve temsilcileriyle görüşülerek etki analizlerinin yapılmasını isteyen Doğru, bu konudaki diğer beklentilerini şöyle dile getirdi:

"Rekolteye, üretim maliyetine, çevre ve insan sağlığına, ürünün pazarlama gücüne ve çiftçi refahına katkıları ayrıntılarıyla tek tek ele alınarak, sadeleştirilmeli, gereksiz ve etkisiz olanlar kaldırılmalı, mevcut destekleme bütçesi daha etkili kullanılmalı. Tarım destekleri yılın başında açıklanarak ekim planlamasıyla ülkenin ihtiyacı olan ürünlerin ekimi teşvik edilmeli ve bir sonraki ürün tohum tarlaya düşmeden, çiftçinin üretim maliyetleri için nakit ihtiyacının en çok olduğu zamanda ödenmelidir. Tarım desteklerinden kesilen yüzde 2 ile 4 oranındaki stopaj vergisi Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığımızın yapacağı görüşme ile kaldırılmalı ve desteklemeler çiftçilerimizin hesabına kesintisiz olarak ve bankanın açık olduğu hafta içi günlerde yatırılmalıdır."

Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Doğru, tarım kredilerine ilişkin beklentilerini dile getirirken, "Bu kredilerin daha da yaygınlaşarak belirlenen tarım politika ve yönlendirmelerin uygulamasında daha etkin kullanılması tarımın geleceği için yararlı olacaktır. Özellikle küçük çiftçimizin borç yapılandırma ihtiyacı artmıştır. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinde takibe düşen borçların faizlerinin hazine tarafından ödenip, anaparanın 5 yıl vadeye bölünerek tahsil edilmesi, sadece ekonomik değil, köyde yaşayan ve kefaletle kredi kullanan küçük çiftçimiz için sosyal bir gereklilik haline gelmiştir.

Tarım kredilerdeki geri dönüşlerde kamu ve özel bankalarda yaşanan sıkıntılar göz önüne alınarak, üretimin devamı için ödeme güçlüğü çeken çiftçimize, kredinin açıldığı faiz oranıyla yapılandırma imkanı getirilmeli, yeni açılacak tarım işletme kredilerinde BDDK'nın alacağı kararla, 6 ayda bir faiz ödenmesi şartıyla kapatma vadesi 24 aya çıkarılmalıdır" görüşüne yer verdi.

Doğru, hayvancılık yapan çiftçilerin kredi teminatı olarak hayvan varlığını göstermesi BDDK tarafından da kabul görmesine rağmen, kamu ve özel bankalarımız bu uygulamadan kaçındığını, bunun da çözüm bekleyen sorunlar arasında bulunduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Bunun yanı sıra Kooperatifçiliğin gelişmesi için Tarım Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ilgili sivil toplum kuruluşlarının da görüşünü alarak, ortak bir çalışmayla tarım kooperatiflerin kuruluş ve yönetimleriyle ilgili kanunu yeniden düzenlemeli ve yöneticilerine mutlaka tüm şahsi varlıklarıyla sorumluluk getirilmelidir.

Tarım Kredi Kooperatiflerinin yönetim organizasyonu, kooperatif, bölge birliği, hizmet büroları, depoları ve iştirakleriyle yeniden yapılandırılarak işletme maliyetlerini düşürecek tedbirler alınmalı ve ortaklarına piyasa fiyatlarının altında girdi sağlamalı ve üretilen ürünlere katma değer yaratılmalıdır. Kooperatifçiliğin esas amacı budur."

Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO), piyasa düzenleyici görevi nedeniyle çiftçinin destekçisi, sanayici ve tüketicinin ise güvencesi olduğuna dikkati çeken Doğru, "TMO değişen piyasa şartları ve enflasyona göre açıkladığı müdahale alım fiyatını aylık olarak güncellemelidir. Aksi halde bu yıl olduğu gibi açıklanan buğday ve mısır fiyatı piyasanın altında kaldığından, gerekli alımı yapamayarak ithal etme durumunda kalabilmektedir. TMO, alım fiyatlarıyla birlikte aylık satış fiyatlarını da açıklamalı, sanayicinin önünü görerek piyasaya girmesini sağlamalıdır" dedi.

Doğru, tarım ürünleri ihracatı için yeni pazarların önemine dikkati çekerek, "Cumhuriyetimizin 100. Yılında tarım ürün ihracatındaki hedeflere ulaşmak için İhraç ettiğimiz tarım ürünlerimizde tek pazara bağlılığı önlemek, yeni ve zengin pazar arayışına girmek, ihracatın artarak sürekli olması ve ürettiğimiz ürüne katma değer yaratılması önemli bir husustur. Bu konuda ihracatçılarımızın yeni pazarlara girmesinin önünü açacak ülkelerle alım protokolleri imzalanması, uzak mesafeler için gerekirse havayolu taşımasını da devreye sokarak navlun desteği verilmesi ihracatçımızın yeni pazarlarda rekabet gücünü arttıracaktır" görüşüne yer verdi.

Yaş meyve üretiminde çok yıllık ürünlerin ekimi ve dikimi konusunda planlama eksikliğinin uzun vadede arz fazlalığına ve dolayısı ile değersiz ve hatta zararına üretime neden olduğuna dikkati çekerek, bu konuda envanter çalışması yapılarak, fazla ekimi olan ve yurt dışında rekabet şansı olmayan ürünlere destekleme kesilerek gereksiz yatırımın önüne geçilmesini önerdi.

Doğru, 2020'de tarımın gündemindeki en önemli problem olan çiğ fiyatları konusundaki beklentilerini ise şöyle dile getirdi:

"Çiğ süt fiyatlarının, açıklanan maliyetler dikkate alınmadan Gıda Komitesince belirlenip, Ulusal Süt Konseyine açıklatılması, konseyin vasfını yitirmiş olduğu anlamındadır. Serbest ekonomi şartlarıyla uyumsuz olan bu duruma açıklık getirilmeli, fiyat açıklanıyorsa Et Süt Kurumu tarafından açıklanan fiyatla çiğ süt alınarak süt tozu haline getirilmeli, fazlası ihraç edilerek piyasa düzenlenmelidir. Çiğ süt maliyeti hesaplanırken, dünyada kabul görmüş süt yem paritesine göre, dörder aylık dönemlerde en çok kullanılan yem hammaddelerinin borsa fiyatlarının baz alındığı bir formül üzerinde anlaşarak çiğ süt fiyatı belirleme bir sisteme bağlanmalı, toplama ve soğutma bedelleri ise yüzdesel olarak bu fiyata ilave edilmelidir. Çiğ süt destekleme prim miktarlarının belirlenerek aylık ödeme yapılacağının açıklanması üretici açısından olumlu bir gelişmedir.

Süt Hayvancılığı ile uğraşan çiftçilerimizin üye oldukları birlik ve kooperatiflerin sayıca çok ve dağınık yapıda olması, sektöre zarar vermektedir. Damızlık sığır yetiştiren ve süt üreten bir çiftçinin üye olması gereken birlik tek bir çatı altında toplanarak tek seslilik sağlanmalı, birbirlerine adeta rakip hale gelen gereksiz birlik ve kooperatifler kapatılmalıdır."

Doğru, tarım amaçlı kullanılan elektrik birim fiyat tarifesinin, dağıtım şirketlerinin özelleşmesi ile diğer tarifelerden farksız hatta daha pahalı hale geldiğini belirterek, tarım ve hayvancılıkla ilgili elektrik faturalarının Ziraat Bankasında otomatik ödemeye alınması şartıyla hazine destekli sıfır faizli kredi ile aylık ödenerek, çiftçilerden yıl sonunda tahsil edilmesini önerdi.

Başkan Mutlu Doğru, iklim değişikliğinin tarımın geleceği üzerindeki en büyük risk olduğuna vurgu yaparak, "Bu riskle mücadele ederken don gibi çiftçimize önemli zararlar veren doğa olaylarına karşı korunma amaçlı ülkemizde de üretimi başlayan dona karşı rüzgar pervanelerindeki yüzde 18 olan KDV oranlarının yüzde 8'e düşürülmesi bu makinaların alımında finansman maliyetini düşürecek ve yaygın kullanımına destek olacaktır" dedi.

Doğru, açıklamasının son bölümünde, tarımın önemine bir kez daha vurgu yaparak, sözlerini şöyle tamamladı:

"Dünyada hücresel, dijital, dikey ve hassas tarım gibi konularla geleceğin tarımı tartışılıp, çevreyi koruyan, sağlıklı ve yüksek verimli tarım üretim modelleri dizayn edilmeye çalışılırken, ülkemizde yüzde 17 olan tarım nüfusumuzun milli gelirden aldığı yüzde 7 payla çiftçimizin ayakta kalması ve geçim derdine çare bulmayı konuşuyoruz. Ülkemizin yüksek tarım potansiyeli ve lojistik avantajlarıyla, Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar ve hatta Uzakdoğu'nun tarım üretim merkezi haline gelmesi hayal değildir. İhtiyacımız olan stratejik ürünleri, dışarıya bağımlı olmadan, toprak, su ve iklim koşullarımıza göre en verimli şekilde üretmek için tarım politikalarımızı ve üretim önceliklerimizi, uzun vadeli, siyaset üzeri düşünerek belirlemeliyiz. Tarım kesiminin kronikleşen sorunlarına, güçlü bir siyasal iradeyle, radikal ve kalıcı çözümler getirilmeli, tarımda aynı sorunları konuşma kısır döngüsünden kurtulup, bizler de ülkemizde geleceğin tarımını dizayn etmeliyiz."
4.01.2021
Devamı

Hindistanlı Çiftçiler Protestolarına Devam Ediyor!

Hindistan’ın Haryana eyaletinde başkent Yeni Delhi'ye yürümek isteyen protestocu çiftçilere Revari-Alvar sınırında polis müdahale etti.



Barikatları aşan protestoculara polis tazyikli su ve göz yaşartıcı gazla müdahale etti. Protestocular sınıra yakın hemzemin geçitte durduruldu.



Diğer yandan Pencap eyaletinde iktidardaki Hindistan Halk Partisi (BJP) eyalet başkanı Aşvani Kumar Şarva başkanlığındaki toplantıyı protesto etmek isteyen başka bir grubu da Hint polisi "lathi" adı verilen bambudan yapılan uzun coplarla engelledi.
 
Uttar Pradeş eyaletinin Gaziabad kentinde protestocu bir çiftçinin intihar ettiği bildirildi. Bu, protesto bölgesinde yaşanan 3'ncü intihar oldu.



Protestolar, Tarım Bakanı Narendra Singh Tomar ile çifçti temsilcileri arasındaki uzlaşmazlıkla sonuçlanan 6 görüşmelerin ardından 4 Ocak'ta yapılması kararlaştırılan 7'nci tur görüşmelerin öncesine denk geldi.



Tarım Bakanı Tomar, görüşmelerde çiftçilerin 4 talebinden 2'si üzerinde anlaşma sağladıklarını, Elektrik Yasası'ndaki değişikliği ve anız yakılmasına ceza getiren Hava Kalitesi Komisyonu talimatnamesini geri çekmeyi kabul ettikleri, fakat protestocuların iki ana talebinde, yeni çıkarılan 3 tarım yasasının iptal edilmesi ve destekleme alımından asgari fiyat güvencesi getirilmesi konularından anlaşamadıklarını açıklamıştı.
4.01.2021
Devamı

2020’de Üzen ve Sevindiren Tarım Ürünleri!

Türkiye'de geçen yıl 2019'a kıyasla üretim Antep fıstığında yüzde 248,7 artarak 296 bin 376 tona, muzda yüzde 32,8 artışla 728 bin 133 tona ulaştı.

Türkiye'de 2020'de bitkisel üretim bir önceki yıla göre Antep fıstığında yüzde 248,7 artarak 296 bin 376 tona, muzda yüzde 32,8 artışla 728 bin 133 tona ulaşırken, kütlü pamuk üretimi yüzde 19,4 azalarak 1 milyon 773 bin 646 tona, zeytin üretimi yüzde 13,7 azalışla 1 milyon 316 bin 626 tona geriledi.

ÜRETİM ARTIŞI EN ÇOK TAHILLAR VE BİTKİSEL ÜRÜNLERDE YAŞANDI

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, geçen yıl bitkisel ürün grupları içinde en fazla üretim artışı yüzde 8,7 ile tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde gerçekleşirken, bu ürün gruplarında üretim miktarı 69 milyon 337 bin 110 tona ulaştı.

Buğday üretimi yüzde 7,9 artarak 20 milyon 500 bin ton, arpa üretimi yüzde 9,2 yükselerek 8 milyon 300 bin ton, mısır üretimi yüzde 8,3 artış göstererek 6 milyon 500 bin ton oldu.

Yulaf üretimi aynı dönemde yüzde 18,7 artışla 314 bin 528 tona çıktı, çavdar üretimi yüzde 4,6 düşüşle 295 bin 681 tona geriledi.

Patates üretimi 2020'de yıllık bazda yüzde 4,4 artış gösterdi. Geçen yıl 5 milyon 200 bin ton patates üretildi. Nohut üretimi bu dönemde değişim göstermedi ve 630 bin tonda kaldı.

Yağlı tohumlarda ay çiçeği üretimi yüzde 1,6 düşerek 2 milyon 67 bin 4 tona gerilerken, yer fıstığı üretimi yüzde 27,5 artarak 215 bin 927 tona çıktı.

ANTEP FISTIĞI ÜRETİMİNDE ÖNEMLİ YÜKSELİŞ

Bu dönemde ön plana çıkan ürünlerden Antep fıstığında üretim yüzde 248,7 artarak 296 bin 376 tona, ceviz üretimi de yüzde 27,4 artışla 286 bin 706 tona yükseldi.

Muz üretimi 2020'de yüzde 32,8 artış göstererek 728 bin 133 tona, incir üretimi yüzde 3,2 artarak 320 bin tona ulaştı.

KÜTLÜ PAMUK ÜRETİMİ AZALDI

Tekstilde kullanılan ham bitkiler kapsamındaki kütlü pamuk üretimi ise yüzde 19,4 azalarak 1 milyon 773 bin 646 tona geriledi. Zeytin üretimi bu dönemde yüzde 13,7 düşerek 1 milyon 316 bin 626 tona, fındık üretimi yüzde 14,2 azalarak 665 bin tona geriledi.

Parfümeri ve eczacılık alanlarında kullanılan haşhaşın üretimi yüzde 24,7 azalarak 20 bin 542 tona düşerken, lavanta üretimi yüzde 139,3 artarak 3 bin 499 tona yükseldi.
SOĞAN VE SARIMSAK ÜRETİMİ ARTTI

Sebzelerde ise üretim 2020'de bir önceki yıla göre 0,3 yükselerek 31 milyon 196 bin 717 tona çıktı.

Yumru ve kök sebzelerde kuru soğan üretimi yüzde 3,6 artışla 2 milyon 280 bin tona, kuru sarımsak üretimi yüzde 13,3 artarak 116 bin 840 tona ulaştı.

Havuç ve pırasa üretiminde ise düşüş yaşandı. Havuçta üretim yüzde 11,3 azalarak 588 bin 788 tona, pırasada üretim yüzde 3,7 azalarak 225 bin 480 tona geriledi.

KAVUN VE KARPUZ ÜRETİMİNDE DÜŞÜŞ

Domates üretimi 2020'de bir önceki yıla göre yüzde 2,8 artarak 13 milyon 204 bin 15 ton oldu. Salçalık biber üretimi de yüzde 4,6 artış gösterdi ve 1 milyon 291 bin 91 tona ulaştı. Kabak üretimi yüzde 22,2 artarak 547 bin 208 tona çıktı. Hıyar üretimi ise yüzde 1,6 azalarak 1 milyon 886 bin 239 tona geriledi.

DOLMALIK BİBER ÜRETİMİ YÜKSELDİ

Dolmalık biber üretimi yüzde 4,9 yükselerek 389 bin 957 tona ulaşırken, sivri biber üretimi yüzde 7 azalarak 838 bin 890 ton oldu.

Karpuz ve kavun üretimi de sırasıyla yüzde 9,8 ve 2,9 azaldı. Karpuz üretimi 3 milyon 491 bin 554 ton, kavun üretimi 1 milyon 724 bin 856 ton olarak kayıtlara geçti.
3.01.2021
Devamı

60 yılda 60 Gölü Kuruttuk!

Türkiye’de artan kuraklık ve bilinçsiz su kullanımı yüzünden göllerimiz birer birer kuruyor. Bilinçsiz sulama, kaçak sondajlar, maden ocakları ve kaynak derelerine su akışını engelleyen göletler nedeniyle birçok göl kuruma tehlikesi altında. Geçtiğimiz aylarda Akgöl, Karagöl ve Tecer tamamen kurudu. Son olarak Kırklareli’ndeki Kayalı Barajı çöl oldu.

 Türkiye’deki tüm göllerde sorun olduğunu belirten Türkiye Tabiatı Koruma Derneği bilim danışmanı, göl uzmanı Doç. Dr. Erol Kesici, son 60 yılda 60 gölün kuruduğunu belirterek, “Aşırı şekilde maden ocaklarının, taş ocaklarının açılması hem su kirliliğine hem de bütün göllere zarar veriyor. Konya’da birçok göl tarihten silinmiş durumda. Akdeniz bölgesinde irili ufaklı 15’ten fazla göl tamamen kurudu. Burdur çevresinde 8-10 gölümüz coğrafyadan silinme durumunda. İç Anadolu’da çok sayıda gölümüz kuruma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bir kısmı da kurumuş vaziyettedir” dedi.

 Türkiye’de yüzde 75-80’e varan oranda vahşi tarımda kullanılmak üzere su kullanıldığını belirten Kesici, “Damla ve yağmurlama yöntemiyle yapılan tarım çok az. Kesinlikle bizim kuru tarıma geçmemiz gerekiyor. Sulama nedeniyle Beyşehir gölü 25 metreden son 10-15 yıl içerisinde 3-4 metreye kadar geriledi. En tehlikeli olan da su azaldıkça kirliliğin daha çok artıyor olması” diye konuştu. İçilebilecek olan suyun giderek azaldığını vurgulayan Kesici, “Bırakın tarım yapmayı böyle gidilirse küresel etmenlerinde etkisiyle çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacağız. Göllerin kurutan bir başka neden ise yeraltı sularının kuruması. Kaçak çok sayıda kuyu var. Bunların denetimleri zor değil. İlk önce gölümüzü yaşatmak durumundayız. Gölümüzü yaşatamazsak, göletleri de, tarımı da, canlıları da yaşatamayız. Geriye dönüş mümkün. Artık su sudan ucuz değil” dedi.

"TÜM GÖLLERDE TEHLİKE VAR"

Tarım politikasında su kullanımına özen gösterilmesi gerektiğine dikkat çeken Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz da şunları söyledi: “Türkiye’de son dört ay içerisinde ciddi bir kuraklık var.

Türkiye’nin her tarafına yayılmış. Tarımın çoğunluğu vahşi sulama ile yapıldığı için elimizdeki suyu da fazla kullanıyoruz. Bu yetmiyor gibi bir de yeraltı sularını da kullandık. Bunun sonucu olarak da Türkiye’nin her tarafında kuraklık görülmeye başlıyor. Türkiye’de bilinen bütün göllerde bir tehlike söz konusu şu an. Özellikle tarım politikamızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Tarım politikasında su kullanımına özen gösterilmesi gerekiyor. Çok fazla su isteyen ürünlerden daha az su isteyen ürünlere geçmek gibi. Değişik rejimleri denemek zorundayız.”

KURUYAN GÖLLER

Karagöl, Avlan Gölü, Girdev Gölü, Keklicek Gölü, Manay Gölü, Tecer Gölü, Mamak Gölü, Genceli Gölü, Kestel Gölü, Akşehir Gölü, Meke Gölü, Samsa Gölü, Kulu Gölü, Ereğli Sazlıkları, Akgöl, Tersakan Gölü, Bolluk Gölü, Musalar Gölü, Ilgın Gölü, Yay Gölü, Seyfe Gölü, Tuzla Gölleri, Acı Gölü, Işıklı Gölü, Amik Gölü, Girdev Gölü, Keklicek Gölü, Manay Gölü, Mamak Gölü, Genceli Gölleri, Burdur Gölü, Çorak Gölü, Yazır Gölü, Karataş Gölü, Gölhisar Gölü, Karamık Sazlığı, Gölcük Gölü, Hotamış Gölü, Uyuz Gölü, Eşmakaya Gölü, Turna Gölü, Sülüklü Gölü, Bezirci Gölü, Eşmekaya Sazlığı Gölü, Tersakan Gölü, Bolluk Gölleri, Musalar Gölü, Kaz Gölü, Kellah Gölü, Büyük ve Küçük Göl, Türkoğlu Gölü, Azap Gölü, Seki Gölü, Kuyucak Gölü, Akdoğan Gölü, Aygır Gölü, Gölbaşı Göllü, Aktaş Gölü, Çıldır Gölü, Haçlı Gölü, Turna Gölü, Nazik Gölü, Tortum Gölü, Kurugöl Gölü.

"SU BİTTİ, SÖZ DE BİTTİ"

Kuruyan Kayalı Barajı ile ilgili Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Göksal Çidem şunları dedi:

“Kayalı bölgenin en büyük barajıydı. Kuraklıktan su tamamen bitti. Su bitti, söz de bitti. Edirne suyunu buradan alıyordu. Bilim insanları artık çığlık atıyor. Herkesin bunun farkına varması gerekiyor. Uzun süredir Istrancalara kar yağmadı. Istrancaların üst kesimlerinde çok yoğun bir madencilik faaliyeti var. Bunun da etkileri var. Patlatmalı madencilik yapılıyor. Bu da yeraltı sularını etkiliyor. Barajın kurumasından dolayı derelere su salınamayacak. Bu nedenle de buradaki ekosistem yok olacak.”

Türkiye’nin her tarafına yayılmış. Tarımın çoğunluğu vahşi sulama ile yapıldığı için elimizdeki suyu da fazla kullanıyoruz. Bu yetmiyor gibi bir de yeraltı sularını da kullandık. Bunun sonucu olarak da Türkiye’nin her tarafında kuraklık görülmeye başlıyor. Türkiye’de bilinen bütün göllerde bir tehlike söz konusu şu an. Özellikle tarım politikamızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Tarım politikasında su kullanımına özen gösterilmesi gerekiyor. Çok fazla su isteyen ürünlerden daha az su isteyen ürünlere geçmek gibi. Değişik rejimleri denemek zorundayız.”

KURUYAN GÖLLER

Karagöl, Avlan Gölü, Girdev Gölü, Keklicek Gölü, Manay Gölü, Tecer Gölü, Mamak Gölü, Genceli Gölü, Kestel Gölü, Akşehir Gölü, Meke Gölü, Samsa Gölü, Kulu Gölü, Ereğli Sazlıkları, Akgöl, Tersakan Gölü, Bolluk Gölü, Musalar Gölü, Ilgın Gölü, Yay Gölü, Seyfe Gölü, Tuzla Gölleri, Acı Gölü, Işıklı Gölü, Amik Gölü, Girdev Gölü, Keklicek Gölü, Manay Gölü, Mamak Gölü, Genceli Gölleri, Burdur Gölü, Çorak Gölü, Yazır Gölü, Karataş Gölü, Gölhisar Gölü, Karamık Sazlığı, Gölcük Gölü, Hotamış Gölü, Uyuz Gölü, Eşmakaya Gölü, Turna Gölü, Sülüklü Gölü, Bezirci Gölü, Eşmekaya Sazlığı Gölü, Tersakan Gölü, Bolluk Gölleri, Musalar Gölü, Kaz Gölü, Kellah Gölü, Büyük ve Küçük Göl, Türkoğlu Gölü, Azap Gölü, Seki Gölü, Kuyucak Gölü, Akdoğan Gölü, Aygır Gölü, Gölbaşı Göllü, Aktaş Gölü, Çıldır Gölü, Haçlı Gölü, Turna Gölü, Nazik Gölü, Tortum Gölü, Kurugöl Gölü.

"SU BİTTİ, SÖZ DE BİTTİ"

Kuruyan Kayalı Barajı ile ilgili Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Göksal Çidem şunları dedi:

“Kayalı bölgenin en büyük barajıydı. Kuraklıktan su tamamen bitti. Su bitti, söz de bitti. Edirne suyunu buradan alıyordu. Bilim insanları artık çığlık atıyor. Herkesin bunun farkına varması gerekiyor. Uzun süredir Istrancalara kar yağmadı. Istrancaların üst kesimlerinde çok yoğun bir madencilik faaliyeti var. Bunun da etkileri var. Patlatmalı madencilik yapılıyor. Bu da yeraltı sularını etkiliyor. Barajın kurumasından dolayı derelere su salınamayacak. Bu nedenle de buradaki ekosistem yok olacak.”
3.01.2021
Devamı

Çiftçiler Kısıtlamada Çam Fidanı Dikti!

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde sokağa çıkma kısıtlamasından muaf olan çiftçiler, sosyal mesafe ve maske kuralına uyarak “Kuşların sesini duymak istiyorsan kafes alma ağaç dik” sloganıyla toplanarak köylerinde çam fidanlarını toprakla buluşturdu.

Kızıltepe Yeniköy kırsal mahallesinde sosyal medya üzerinden organize olan köy sakinleri daha yeşil bir köy için kolları sıvası. Çoğu çiftçi olduğu için kısıtlamadan muaf olan köy sakinleri korona virüs tedbirleri kapsamında köylerine çam fidanı dikti. Çamları kendi imkanları ile aldıklarını ifade eden Cüneyt Karaboğa, “Korona virüsten dolayı konulan 80 saatlik dışarı çıkma kısıtlamasında, köy sakinleri olarak açtığımız Whatsapp grubu üzerinden böyle bir şey yapmak için fikir alışverişinde bulunduk. Sağ olsunlar olumlu karşıladılar. Kendi imkanlarımız ile aldığımız çam ağaçlarını köyümüzün giriş yoluna diktik” dedi.

'Kuşların sesini duymak istiyorsan kafes alma ağaç dik'
Cemil Karaboğa da “Kuraklığın arttığı bu dönemde gençler olarak köyümüz için ağaç dikme etkinliği düzenledik. 'Kuşların sesini duymak istiyorsan kafes alma ağaç dik’ sloganı ile başlattığımız bu etkinlikte, köy sakinleri olarak aramızda toplandığımız paralar ile çam ağaçları satın aldık” diye konuştu.

3.01.2021
Devamı

Kısıtlamadan Muaf Çiftçiler Tarlada!

Denizli'nin Pamukkale ilçesinde 4 günlük sokağa çıkma kısıtlamasından muaf olan çiftçiler, tarlada çalıştı. Pamukkale Ovası'nda tarlaları olan çiftçiler, aileleriyle birlikte üzüm bağlarını budadı, meyve fidanları dikti.

Pamukkale ilçesinde sokağa çıkma kısıtlamasından muaf olan çiftçiler, yerli üretime destek vermek için günlerini tarlada çalışarak, geçiriyor. Genellikle üzüm, nar ve ayvanın yetiştirildiği Pamukkale Ovası'ndaki tarlalarına sabah erken saatlerde gelen çiftçiler, üzüm bağları başta olmak üzere fidanlarının bakımını yapıyor.

Üzüm bağında budama yapan Nihat Uyar, çiftçilerin çalışmak zorunda olduğunu belirterek, "Biz sokağa çıkma kısıtlamasından muaf olduğumuz için üzüm bağında budama yapıyoruz. Budamayı yapmazsak önümüzdeki dönem verim alamayız. Biz çiftçiler çalışmak zorundayız. Sabah erken saatlerde buraya gelip, akşama kadar budama yapıyorum" dedi.

 

Kendisine ait üzüm bağında budama yapan Ozan Süllü de kısıtlamadan dolayı bazılarının evden çıkamadığını ancak kendilerinin çalışmak zorunda olduğunu ifade ederek, "Bu üzüm bağlarının daha iyi verim vermesi için budanması şarttır. Bu bölgedeki üzüm, ayva, nar gibi meyve ağaçlarının bakımı yapıyoruz. Üzüm bağlarının budanması yapılmaz ise Türkiye'nin üzüm ihtiyacını karşılayamayız ve dışardan ithal etmek zorunda kalırız. Herkes yılbaşında eğlendi ancak biz tarlada geçirdik. Ülkemiz için öncelikle üretim yapılmadır" diye konuştu.

Ayva üretimi yapan Muhammet Süllü ise, Türkiye'nin kalkınması ve dışarıya ihtiyaç duymaması için çiftçinin üretim yapması gerektiğini belirterek, "Çiftçi üretim yapmak zorundadır. Eğer üretim yapılmazsa ürünlerimizi dış ülkelerden ithal etmek zorunda kalırız. Sağlıkçılar ölüm pahasına hastanelerde çalışıyor. Biz de tarlalarımızda çalışmak zorundayız. Ege ovasının dağlarından bal, ovalarından da bal damlar. Her şey yetişiyor. Bizde tarlamızda ayva fidanın dikimi için hazırlık yapıyoruz" dedi.

3.01.2021
Devamı

Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Adem Sarı 2020’yi Değerlendirdi

Sakarya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Adem Sarı 2020 yılında ülkemiz ekonomisinin oldukça zorlu bir süreçten geçtiğini ve bu yıla damgasını vuran en önemli gelişmenin koronavirüs olduğunu belirtti . Yönetim Kurulu Başkanı Adem Sarı her riskin bir fırsat yarattığı düşüncesinden hareketle yapılması gerekenler hususunda açıklamalarda bulundu. Başkan Sarı; Ekonominin krize sürüklendiği, sanayide, hizmetler sektöründe daralmanın en üst seviyelerde olduğu dönemlerde tarım sektörünün sığınılan bir liman olduğunu ifade ederek, "Pandemi sürecinde tarıma yönelik atılan adımlar ve desteklemeler çok zayıf kaldı. Fakat bütün sıkıntılara rağmen tarım sektöründe çalışanlarımız en iyi savunma hücumdur diyerek canla başla çalışmaya devam ederek sektörde yüzde 5 büyüme sağlandı" dedi.

 

KISITLI İMKANLARDA ÜRETİM

Başkan Sarı şöyle devam etti “Tarımın ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu her platformda dile getiriyoruz, bundan sonra da dile getirmeye çalışacağız. Konavirüs salgınıyla birlikte sağlık gerekçeleri, ekonomik ve psikolojik gerekçelerle köy hayatına ilgi arttı. Büyük kentlerde yaşayanların bir bölümü kırsala dönerek terk ettikleri topraklarda tarımsal üretim yapmaya başladı. Hizmet sektöründe işçi olarak çalışanlar işsiz kalınca en azından bir bölümü tarımda çalışmaya kendi tarlasına dönerek kısıtlı imkânlarla üretim yapmaya başladı.

BELLİ BAŞLI SORUNLAR

Tarımda mazot, gübre, ilaç, elektrik başta olmak üzere yüksek girdi fiyatları, işçilik maliyeti, hayvancılık sektörü için yem ham maddelerindeki dışa bağımlılık ve genel anlamda örgütlenme gibi kronik hale gelen sorunlarımız var. Girdi fiyatları ve maliyetler hızla artarken üretilen tarım ürünlerinin düşük fiyattan satılması nedeniyle üretici para kazanamamaktan şikayet ediyor. Bu sorunların çözüldüğü bir Türkiye’de tarım sektörü büyük zenginlik yaratmış olacaktır

KÖYE DÖNÜŞ PROJELERİ

Tarımda kendi kendimize yettiğimiz, hayvancılıkta ithalatın en az olduğu dönemlere geri dönmemiz için yapılması gerekenlerin en başında köye dönüş projelerinin sayısının artırılması gelmektedir. Köylerde yaşam alanları açılmalı, çiftçilik, kooperatifçilik özendirilmelidir. Köylerimizde eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, iletişim gibi hizmetler geliştirilerek altyapılar modernize edilmelidir. Şehirde ne varsa köylerde de bunun altyapısını sağlayacak şekilde hazırlık yapılmalıdır. Kırsalı yaşanır hale getiren, her insan için temel olan hizmetlerden köylerimiz mahrum edilmemeli; vatandaşlarımız köy hayatını seçerek hem kazançlarına hem de huzurlarına kavuşmalıdır” ifadelerini kullandı.
1.01.2021
Devamı

Sokak Köpekleri Dehşet Saçtı!

Muğla’nın Menteşe ilçesinde geçimini hayvancılıkla sağlayan Esen ailesinin 63 küçükbaş hayvanı sokak köpekleri tarafından ağılda öldürüldü. Sahipsiz köpeklerin aynı ağıla üçüncü kez girdiği ve yarısı hamile olan koyun ve henüz yeni doğmuş yavru kuzuları öldürdüğü öğrenildi.

Olayın yetkililere bildirilmesinin ardından bölgeye Muğla Tarım ve Orman İl ve İlçe Müdürlüğü ekipleri ile Menteşe Belediyesi’ne bağlı ekipler yönlendirildi. Hayvanları ölen Suat Esen, “50 senedir hayvancılık yapıyorum. Başıma böyle bir şey ilk kez geliyor. Bundan 3-4 gün önce 8 hayvanımı parçaladılar. Ondan 3 gün sonra 3 gebe koyunumu öldürdüler. Bugün de 50 kadar öldü” dedi.

“ÜRETİCİMİZİN YARALARINI SARACAĞIZ”

İnceleme için bölgeye gelen Tarım ve Orman İl Müdürü Barış Saylak, “Bu sabah çok üzücü bir haberle karşılaştık. Suat Esen abimizin ağılında çok ürkütücü bir manzara var karşımızda. Ağıla giren başıboş sokak köpekler tarafından hayvanları telef edilmiş durumda. Müdürlük olarak gerekli tespitleri yapıyoruz. Valimiz ve bakanımızın katkılarıyla üreticimizi mağdur ettirmeyeceğiz” diye konuştu.

Saylak, “Zevk için alınan evcil hayvanların daha sonra sokağa bırakılması ve bunların yiyecek bulamaması sonucu bu hayvanların ağıl ve sürülere dalması sıkça karılaşır olduğumuz bir tablo ortaya koyuyor. Bu da üzüntü verici sonuçlar doğuruyor. Üreticimiz mağdur oluyor, ürün ve mal kaybı meydana geliyor. Lütfen çocuklarınızı mutlu etmek için aldığınız evcil hayvanları sokağa bırakmayın. Sahiplendiyseniz sonuna kadar sizlerle kalsın. Güvenlik kameralarından buraya girenin bir köpek olduğunu tespit etti arkadaşlarımız. Üreticimizin yaralarını saracağız. Her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.

“BU KUZULARI BİBERONLA BESLEDİM”

Suat Esen’in eşi Sevim Esen ise, “Bazen televizyonlarda görüyoruz. Köpeğe bir şey olduğunda hayvan hakları diye bağırıyorlar. Ben bu kuzuyu biberonla büyüttüm. Komşudan süt aldım geldim. Bu kadınlar bir buraya gelip hayvan haklarını görsünler. Bakamayacağınız köpeği almayın” diye konuştu. Yaşanan vahim olayın ardından Muğla Valisi Orhan Tavlı’nın talimatları ile yılbaşı sonrası mağdur aileye 40 koyun verileceği belirtildi.
1.01.2021
Devamı

Bakan Pakdemirli’den Yeni Yıl Mesajı: “ Sizinle Başardık “

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli yeni yıl dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

Bakan Pakdemirli yayınladığı mesajda şunları söyledi;

 

Tarımın Pandemiye rağmen 2020 yılında büyüdüğünü ve bir tek gün dahi gıda stoklarında ve market raflarında sıkıntı yaşanmadığını kaydeden Bakan Pakdemirli, bu başarının çiftçimizin ve üreticimizin başarısı olduğunu belirterek, çiftçilerimize seslendi.

  

Tarım ve Orman Bakanı Sn. Bekir Pakdemirli’nin yeni yıl mesajı şöyle;

 

“Tarım sektörümüz, 2020’de her çeyrekte büyüme göstermiştir. İlk 3 çeyrek ortalamasında tarım sektörü %5,3 büyüyerek, ekonomimize önemli katkı sağlamıştır. İnşallah bu yılı tarımda, önemli bir büyüme ile kapatacağız. 9 aylık tarımsal hasılamız geçen yılın aynı dönemine göre %20, tarım ve gıda ürünleri ihracatımızda yılın ilk 10 ayında, geçen yılın aynı dönemine göre %5 artış gösterdi.

 

Bu dönemde birçok ülke, gıda sektöründe önemli güçlükler yaşarken, aldığımız önlem ve tedbirlerle bizler; çiftçilerimiz, üreticilerimiz ile durmaksızın çalışmaya, üretmeye devam ettik. 83 milyon vatandaşımızın sıkıntı yaşamadan hayatlarına devam etmelerini sağladık, sağlamaya da devam edeceğiz.

 

Bununla beraber pandemi döneminde, üretimde rekorlar da kırdık. Ülkemizde bitkisel üretimde bu yıl, 2019’a göre 7 Milyon ton artışla 124 Milyon tona ulaşmış, Cumhuriyet tarihinin rekoru kırılmıştır.

 

Hayvansal üretimde ise 2020 yılı ilk 6 aylık verilerine göre; büyükbaş hayvan varlığımız bir önceki yıla göre, 800 bin baş artışla 18,6 Milyon başa, küçükbaş hayvan varlığımız ise 6,6 Milyon baş artışla, 55,1 milyon başa yükseldi. Küçükbaştaki 6,6 Milyon baş artış ile bir yıl bazında miktar olarak son 80 yıldaki en fazla artışı sağladık. Hamdolsun, küçükbaş hayvan varlığında AB’de birinci, büyükbaşta ikinci sıradayız.

 

Tarımda verimliliğin artırılması ve üretimin doğru yönlendirilmesi için tarımsal desteklere, büyük önem veriyoruz. 2020 yılında; Tarımsal destek miktarını 2019’a göre %37 gibi büyük bir artışla, 22 Milyar Liraya çıkardık. 2021 yılında ise tarım-orman sektörüne yani çiftçimize toplam 24 Milyar lira tarımsal destek ödeyeceğiz.

 

Bizler Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde ülkemiz, milletimiz için çalışmaya devam ediyoruz. Çaba sizden, destek bizden diyerek; yeni umutlarla karşıladığımız 2021 yılının üreticilerimiz ve çiftçilerimiz başta olmak üzere bütün insanlığa sağlık, mutluluk ve bereket getirmesini diliyorum.”
1.01.2021
Devamı

Şeker-İş Sendikası Başkanı İsa Gök’ten Yeni Yıl Mesajı!

Şeker-İş sendikası Genel Başkanı İsa Gök, Yeni yıla girerken yayınladığı mesajda, sağlık, barış, mutluluk ve huzur temennisinde bulundu. Genel başkan Gök mesajına şöyle devam etti:
 
Sevinçler ve üzüntülerle 2020 yılını geride bırakırken, umutlar ve beklentilerle dolu yeni bir yıla girmenin heyecanını yaşıyoruz. Koronavirüs salgının gölgesi altında tamamladığımız 2020 yılı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de başta sağlık olmak üzere ekonomik, sosyal ve siyasal bakımdan imtihan edildiğimiz bir yıl olmuştur.

Koronavirüs dünya genelinde milyonlarca insanın vefatına sebep olurken, ülkemizde de on binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Milyonlarca insanımız da hastalığın etkisi altında yaşamını sürdürmeye devam etmektedir. Her şeyden evvel sağlık yönüyle hepimizi hedef alan pandemi sürecinin olumsuz etkileri birçok alanda baş göstermiştir. Ekonomik kriz ve sosyal çalkantılar, yenidünya düzeninin sorgulanmasına ve tartışılmasına yol açmıştır. Birçok işçi kardeşimiz işinden ve ekmeğinden olurken, aileleriyle birlikte milyonlarca insanımız sosyal koruma şemsiyesinin dışında kalmıştır. İşten çıkarma yasağı, ücretsiz izin desteği ve kısa çalışma ödeneği düzenlemeleriyle koruma sağlanması hedeflenirken, verilen desteklerin miktarı yüz güldürmekten çok uzak düzeyde kalmıştır.

Her kriz döneminde olduğu gibi 2020 yılında salgının etkisi altındaki krizde de canını dişine takarak memleket sevdasıyla hareket eden ve üreterek var olma mücadelesi veren yine emekçiler olmuştur. Başta sağlık çalışanları ve gıda işçileri olmak üzere, zorunlu sektörlerde işçiler hep sahada olmuştur.

Geçtiğimiz yıla damgasını vuran pandemi döneminde sadece sağlık sistemleri sınav vermekle kalmadı. Ülkelerin kriz yönetim becerileri, siyasi ve ekonomik yan etkilere verilen reaksiyonlar, yaşam ve çalışma tarzının sorgulanması, ekosistem ile uyumlu bir yaşamın gerekliliği ve stratejik sektörlerin yeterliliklerinin görülmesi açısından dikkat çekici olmuştur. Tüm dünyada yaşanan pandemi, ithâl hammaddeye dayalı bir gıda ve tarım üretim modelinin ne denli imkânsızlıklar barındırdığını ortaya koymuştur. Gıda ve tarım sektörlerini yeniden ele alma gereksinimi ortaya çıkmış, yeniden yapılanma arayışı tezahür etmiştir.  Keza ülkemizde pancar şeker sanayinin ihtiyaç duyduğu yeni bir stratejik açılım ihtiyacının yanında, pandemiyle birlikte stratejik ürünlerin özel sektör iradesiyle değil devlet eliyle, çalışan ve üretici organizasyonunda üretilmesinin önemi de ortaya çıkmıştır. Ayrıca şeker sanayisinde verimlilik, işçi sağlığı, çalışma barışı ve kısaca sürdürülebilir üretim açısından yıllarını Türkşeker’e vermiş deneyimli geçici işçi kardeşlerimiz adına yeni yıldan en büyük beklentimiz, kadro müjdesinin verilmesidir.

Salgın sürecinde asıl boşluğunu hissettiğimiz ve odaklanılması gereken diğer bir husus ise gıda egemenliği meselesidir. Gıda egemenliği, bize göre yerli üretime öncelik veren, özgün ulusal tarım politikaları uygulayabilme ve yurtiçi pazarı her türlü uluslararası olumsuz etkiden koruyabilmeyi öngören bir anlayışı ifade eder. Milli ve Yerli üretimden gelen güç işte bu yaklaşımda gizlidir. Pandemi döneminde, adım adım tüm bu kavramlar sınavdan geçmekle birlikte, ülkelerin birçoğunun ne yazık ki sınıfta kaldığı inkâr edilemez bir gerçekliktedir.

Her yeni yıl, bir milâda ve bir umuda tekabül eder. Pandeminin etkilerinin devam edeceğini öngördüğümüz 2021 yılının ülkemiz için kolay bir yıl olmayacağı ortadadır. Ancak içeride ve dışarıda her ne kadar zorluklarla karşılaşacak olsak da başta devletimizin, siyaset kurumunun, işverenin ve sivil toplum kuruluşlarının kronik ve acil sorunlara karşı ortak bir çaba çerçevesinde yaklaşma sorumlulukları bulunmaktadır. Bu mânâda; cesaret, idrak ve girişimcilik ruhunu 58 yıldır genlerinde taşıyan Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası olarak üzerimize düşen her türlü sorumluluk ve görev bilinci ile hareket edeceğimizin bilinmesini isteriz.
Tüm bu duygu ve düşüncelerle, başta sağlık boyutu olmak üzere insanlık olarak sahip olduğumuz değerlerin, doğanın, sevginin ve hoşgörünün kıymetinin bilineceği, adaletin ve eşitliğin toplumsal ölçekte sağlanabileceği bir dönemin miladı olarak 2021’e girmeyi temenni eder, yeni yılın tüm insanlığa sağlık, barış, huzur ve mutluluk getirmesini umuduyla, ülkemizin ve camiamızın yeni yılını en içten dileklerimizle kutlarız.
 
                                                                                İsa GÖK
                                                           Şeker-İş Sendikası Yönetim Kurulu Adına
                                                                              Genel Başkan
 
 
 
31.12.2020
Devamı

Ağrı’da Yeni Destekle Hayvancılık Atağa Geçecek!

Tarım ve hayvancılığın yaygın yapıldığı Ağrı'da, küçükbaş ve büyükbaş hayvan sayısının arttırılması için besicilere önemli destekler sunuluyor.

Valilik, mera varlığı ve besicilik anlamında önemli potansiyele sahip kentte, hayvancılık alanındaki ürünlerin hem kalitesini hem de verimini artırmak için çalışma başlattı.

Bu kapsamda çiftçilere ipoteksiz ve faizsiz uygun şartlarda kredi imkanı sunulurken Valilik, Belediye, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Ziraat Bankası ortaklığıyla başlatılan "5 Yılda 750 Bin Koyun Projesi" kapsamında, ilk aşamada 14 çiftçi, toplamda 1200 koyun almanın sevincini yaşadı.

Büyükbaş hayvan sayısının arttırılması için çalışmaların sürdürüldüğü kentte, karkas et ve diğer et ile süt ürünlerinin üretilebileceği tesislerin yapılması hedefleniyor.

- "Kentte 1 milyon 400 bin küçükbaş, 400 bin de büyükbaş mevcut"

Vali Osman Varol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ağrı'nın geçmişten günümüze tarım ve hayvancılık açısından hem ülkenin hem de bölgenin merkezi olduğunu söyledi.

Tarım ve hayvancılık alanında kente ciddi anlamda sınıf atlattıracak birçok projenin hazırlığı içerisine girdiklerini ifade eden Varol, şöyle konuştu:

"Ağrı'nın arazi niteliğine baktığınızda yüzde 70'ten fazlasının otlak ve meralardan oluştuğunu görmekteyiz. Bu aslında inanılmaz bir potansiyel ve kuvvettir. Bu anlamda ciddi bir hayvan varlığına sahibiz. 1 milyon 400 bin küçükbaş ve yaklaşık 400 bin de büyükbaş hayvanımız mevcut. Bizler hem bu hayvan varlığının getirilerinden çok verimli bir şekilde istifade edemiyoruz hem de bunun sayısını artırma noktasında istediğimiz başarıyı ortaya koyamıyoruz. Hem hayvan sayımızı sayısal olarak artırmak hem de mevcuttan ve bundan sonra elde edeceğimiz hayvan varlığından daha fazla gelir ve katma değer elde etmek için çeşitli alanlarda projeler hazırlıyoruz."

Vali Varol, kentteki küçükbaş hayvan varlığını artırmak adına Ziraat Bankası iş birliğiyle hayata geçirilen koyun projesine 2 binin üzerinde başvuru olduğunu ve çiftçilerin koyunlarını almaya devam ettiğini anımsatarak, hayvan sayısını artırmak ve hayvancılığı geliştirmek için çok ciddi projeler hayata geçireceklerini vurguladı.
İldeki küçükbaş hayvan varlığını 3 milyona ulaştırmayı hedeflediklerini aktaran Varol, "Bu hedefleri gerçekleştirirken, insanlarımızın eğitimine de önem veriyoruz. Özellikle otlak ve meralarımızın bilinçli bir şekilde kullanılması, belirli bir planlamaya dahil olması ve hayvancılığın verimli bir şekilde gerçekleştirilmesi için de vatandaşlarımızla iletişim halinde olup eğitim çalışmaları düzenliyoruz. Otlak ve meraların verimini artırmak adına ıslahları yönünde de çok ciddi çalışmalarımız var." diye konuştu.

31.12.2020
Devamı

Arıcılardan Sağlık Çalışanlarına Sürpriz!

Van Tarım Hayvancılık ve Arıcılık Dayanışma Platformu Başkanlığı üyeleri tarafından korona virüsle mücadelede ön safta yer alan sağlık çalışanlarına ballı sürpriz yapıldı.

Arıcılar korona virüsle mücadele eden sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla adı "şifa" ile anılan bal dağıtımı yaptı. Platforma bağlı arıcılar, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Dursun Odabaş Tıp Merkezi çalışanlarını ziyaret etti. Sağlık çalışanlarına teşekkür eden arıcılar, daha sonra kendilerine bal, propolis, polen ve arı sütü hediye etti.

Balcılar adına açıklamalarda bulunan Van Tarım ve Orman İl Müdür Yardımcısı Abdulkerim Yücel, Van'ın 200 bin ton bal üretimiyle ve 20 binin üzerinde arıcısıyla dünyada florası ve faunası açısından ender illerden biri olduğunu söyledi. Sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla şifa kaynağı bal hediye ettiklerini ifade eden Yücel, "Sağlık çalışanlarımıza canımızı feda etsek azdır. Çünkü onlar da bu süreçte canlarını hiçe sayarak, geceli gündüzlü, çoluk çocuklarından uzak sağlığımız için kendilerini feda ediyorlar. Bizde şükranlığımızın bir numunesi olsun diye kendilerine bal verdik. Şifa ismini taşıyan bal, hastaneyle özdeşleştiği için onu temsilen bal veriyoruz" diye konuştu.

Sağlık çalışanları için ballı, polenli ve arı sütlü jest yapmak istediklerini ifade eden Van Tarım Hayvancılık ve Arıcılık Dayanışma Platformu Başkanı Ömer Akbulak, bu süreçte geceli gündüzlü çalışan sağlık çalışanlarını unutmadıklarını kaydetti.

Van YYÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Tuncer ve Tıp Merkezi Başhekimi Dr. Öğretim Üyesi Ümit Haluk İliklerden ile hastane personeli ise bal jesti için arıcılara teşekkür etti.
31.12.2020
Devamı

Tarım İşçilerini Taşıyan Kamyonet Şarampole Yuvarlandı!

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde tarım işçilerini taşıyan kamyonetin şarampole yuvarlanması sonucu meydana gelen trafik kazasında 22 işçi yaralandı. Kaza, akşam saatlerinde Dikmen Mahallesi mevkiinde meydana geldi.

Edinilen bilgilere göre, tarım işçilerini taşıyan ve sürücüsünün ismi öğrenilmeyen 47 NE 431 plakalı kamyonet, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu şarampole yuvarlandı. Kazada araçta bulunan 22 işçi yaralandı. Çevredekilerin haber vermesi üzerine olay çok sayıda sağlık, itfaiye ve jandarma ekipleri sevk edildi. Kazada yaralanan bazı işçiler yoldan geçen sürücüler tarafından hastanelere kaldırılırken bazı işçiler de olay yerinde yapılan müdahalelerinin ardından ambulanslarla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Kazayla ilgili geniş çapta inceleme başlatıldı.
31.12.2020
Devamı

Aydın’da Kaçak Zeytinyağı Ele Geçirildi!

Aydın'ın Nazilli İlçesi’nde zabıta ekiplerine yapılan "ilçeye kaçak zeytinyağı sokacaklar" ihbarı sonucu durdurulan kamyonette, bin 150 litre kaçak zeytinyağı ele geçirildi.

Nazilli Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, şehir dışından ilçeye kaçak zeytinyağı getirileceği bilgisini aldı. Durum, polis ve Nazilli Gıda, Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü yetkililerine bildirildi.
 
Şehrin girişinde durdurulan kamyonette, sevk ile irsaliye belgeleri bulunmayan ve sahte olduğu belirtilen bin 150 litre kaçak zeytinyağı, zabıta ekiplerince ele geçirildi. El konulan zeytinyağları incelenmek üzere Nazilli Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü yetkililerine teslim edildi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
Araç sürücüsü hakkında ise yasal işlem başlatıldı.
30.12.2020
Devamı

Kaçak Av ile Mücadele Kapsamında Yakalananlara Ceza!

Tarım ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü, yaban hayatı türlerini korumak için yürüttüğü av koruma ve kontrol çalışmalarında teknolojiden faydalanıyor.

Dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını sebebiyle tüm yurtta sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu geçtiğimiz hafta sonu, Sivas’ta gelen bir ihbarı değerlendiren DKMP ekipleri Divriği İlçe Jandarma Karakolu personelinin de desteğiyle, ihbara konu saha olan Divriği ilçesinde “drone” ile kaçak av takibi gerçekleştirdi.
Yapılan incelemeler neticesinde görüntüde yer alan ve kaçak yaban keçisi avına çıktığı tespit edilen 4 şahıs “drone” ile takip edilerek Erzincan sınırları içerisinde yakalandı.

Yakalanan 4 kişiye yasadışı avlanmak ve sokak kısıtlamasını ihlalden 18 bin 900 TL ceza kesilerek, beraberlerindeki tüfekler jandarma birimlerine teslim edildi.
Bu olay “drone” ile kaçak av takibi açısından bir ilk olma özelliği taşıyor. DKMP Genel Müdürlüğü bu şekilde saha denetimleri yapmaya devam edecek.​
30.12.2020
Devamı

SU KONUSUNDA ÜLKE MENFAATLERİNİ KORUMANIN YOLU

Değerli Okurlar,
 
Son günlerde su ile ilgili yerli yersiz bir sürü haber var. Bunların bir kısmı suyun kime satıldığı, bir kısmı da kuraklıkla ilgili konulardayapılıyor.Gelin bunları birlikte değerlendirelim.

Su kaynaklarımızın kullanımı, özellikle de yurtdışında paylaşımı konusu yine gündeme geldi. Neredeyse yüzyıllardır bitmeyen su meselesi ve hatta su savaşları konularına bir yenisi daha eklendi. Burada aklımıza 2 soru geliyor. İlki, niçin Türkiye bu sorunların odağında ve ikincisi, suniçin önemli?
Dünya coğrafyasında konum, iklim ve doğal kaynaklar özellikle de su kaynakları açısından çok değerli bir yere sahip olan ülkemiz, su temelli sorunların olağan olarak odağında bulunmaktadır. Su kaynakları ve tarımsal üretim açısından sahip olduğumuzjeopolitik avantajaynı zamanda riskler de doğurmaktadır.Sadece son 50 yılda Güneydoğu Anadolu Projesinin gerdanlık misali barajlarının yapılması, güney komşularımızla savaşın eşiğine kadar gelen gerginliklerin yaşanması, hidroelektrik santralların doğa ve ekonomi arasında sürdürülebilirlik açısından kurulamayan dengesi, bütün komşularımızla aramızda su temelli sorunlar olması durumun ciddiyetini hatırlatan sadece birkaç örnek. Bunlar jeopolitik stratejiler gerektiren konular.Sorunun temelinde ülkemizde doğan ve diğer ülkelere akan suyun paylaşılması var. Bir de tam tersine doğal hiçbir bağlantı olmadığı halde Dünyada emsali olmayan yöntemlerle su ilettiğimiz başka bir politik uygulamamız daha var. Askılı boru sistemi kullanılarak denizin içinden su aktarılan dünyadaki tek uygulama olan Su Temin Projesi ile ülkemizdeki suyu yavru vatan ile paylaşıyoruz. Yani suyu ülkemizi korumak için bir silah gibi kullanıyoruz.

  Peki, su niçin bu kadar önemli?

Büyük su potansiyeli nedeniyle mavi gezegen olarak adlandırılan Dünyamız, aslında su fakiridir.Dünya yüzeyinin büyük bir kısmı sularla kaplı olmasına rağmen hayatta kalmamız için ihtiyaç duyduğumuz su, yeryüzündeki bütün suların sadece küçük bir bölümünden sağlanabilmektedir. Bu az miktardaki suyun da %80’ı tarımda kullanılmaktadır. Yani insanların hayatta kalabilmeleri için sahip oldukları az miktardaki suyun çoğunu mutlaka tarımda gıda üretebilmek için kullanması gerekmektedir.

İnsanların doğayı tahribatları ve iklim değişikliği mevcut su kaynaklarının daha da azalmasına neden olmaktadır. Giderek artan nüfusun su ihtiyacı, ancak tarımda alınacak tedbirler ile garanti altına alınabilir. Sanayi de ve insanların kullanımlarında alınacak tedbirler ile tasarruf edilebilecek miktarın yeterli olmayacağı aşikardır. Ancak modern tarım teknikleri ve sulama metotları ile hedeflenen tasarruf sağlanabilir ve ileriye dönük kaynak koruma ortamı oluşturulabilir. Fakat bunlar çiftçi tarafından özellikle de küçük aile çiftçileri tarafından kullanılamazsa hedeflenen fayda ulaşılamayacaktır. Bütün bu teknik ve metotların, sistemlerin satın alınması pahalı ve kullanılabilmesi çok zordur. Yani satın alınmasının ötesinde doğru şekilde kullanılması, kullanım planlamalarının yapılması, eğitimleri verilmesi ve projelerin hayata geçirilebilmesi için devlet üstü bir organizasyonu gerektirmektedir. İş sistemin kurulmasıyla da kalmamaktadır. Sistemin kurulduktan sonra uygun ve adil bir şekilde olarak işletilebilmesi, korunması, geliştirilmesi belki de işin en önemli safhasıdır.  Hem yeraltı su kaynaklarının korunması, hem de barajlardaki suyun uygun şekilde kullanılabilmesi yine tarımsal sulama da yapılacak planlamalara bağlıdır. Sonuç olarak; bütün bu iş ve işlemlerin sahada sadece devlet tarafından yapılabilmesi neredeyse imkansız denecek kadar zordur. Zaten bütün bu iş yükünün sadece devlet tarafından üstlenilmesi de gereksizdir. Tarımda gelişmiş ülkeler bu organizasyonu sahada sulama kooperatifleri ile birlikte gerçekleştirmektedirler. Bilinçli ve doğru sulamada başarının anahtarı, sulama kooperatifleridir. Çünkü daha ilk baştan mevcut bütün kaynakların, hedeflenen üretime göre en optimum kullanımı planlanmakta ve buna en uygun altyapı yatırımları, donanımlar ve diğer girişimler projeli bir şekilde sulama kooperatifleri tarafından hayata geçirilmektedir. Bütün faaliyetler kooperatif ortağı olan bütün küçük aile çiftçilerine doğrudan iletilebilmektedir. Temelinde sulama kooperatiflerinin olmadığı hiçbir sulama yatırımı tarihte başarıya ulaşamamış, ya yarım kalmış ya da yaygınlaşamamıştır. 

Dünya genelinde su kaynakları yönetiminin, artan su talebini kısıtlı su kaynakları ile karşılayabilmek için küresel çapta tarımla uyumlu çözümler aranmaktadır. Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından 170 ülkede yürütülen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (Sustainable Development Goals) içinde 6. sırada “temiz su ve sıhhi koşullar(cleanwaterandsanitation)” hedefi yer almaktadır. Hedefte insanlığın %40’nın su kıtlığı yaşadığı ve şeffaf katılımcı su yönetimi ile sorunun çözülmesi planlanmaktadır. Olağan olarak katılımcılık, özellikle de çiftçi katılımcılığının sağlanmasında en büyük rolü sulama kooperatifler üstlenmektedir.
Dünyanın birçok ülkesinde su kullanıcı kooperatif temelli örgütler bulunmaktadır.Ülkelerinde kendi milli teşkilatlarını kuranlar, uluslararası teşkilatlara üye olmaktadırlar. Bunlar arasında 78 ülkeden geniş bir katılıma sahip olan Uluslararası Sulama ve Drenaj Komisyonu (International Commission on IrrigationandDrainage-ICID), en önemli kuruluştur. Kar amacı gütmeyen uluslararası bu komisyon, 1950 yılında kurulmuştur. Fakirlik ve açlıktan korunan bir dünya sağlamak için sürdürülebilir tarımsal su yönetimini teşvik etmeye çalışan Dünyanın her yerinden sulama, drenaj ve taşkın yönetimi alanındaki uzmanlar ağından oluşmaktadır. Her yıl Uluslararası Sulama ve Drenaj Kongresi ve Dünya Sulama Forumu gibi büyük katılımlı dev organizasyonlar düzenlemektedir. Dünya genelinde sulama sistemi çoğunlukla ilk başta devlet kurumları tarafından tasarlanıp işletilmeye başlamakta, sonra su kullanıcıları dernekleri veya kooperatifler gibi özel kuruluşlara sorumluluk transfer edilmektedir. Bu konuda Katılımcı Sulama Yönetimi (ParticipatoryIrrigation Management-PIM) adlı uluslararası kuruluş, hükümetlere yardımcı olmak üzere 40’dan fazla ülkede çeşitli projeler yürütmektedir.

Avrupa Sulama Derneği (EuropeanIrrigationAssociation - EIA), ABD, İsrail ve Avrupa’dan tarımsal sulamada ileri gitmiş 19 ülkeden sulama endüstrisinde yer alan katılımcılarla 1991'de kurulmuştur. Avrupa Sulama Derneği özellikle tarım sektörü ile işbirliği yapmakta ve üreticiler, ithalatçılar, distribütörler, bayiler, su ve enerji ajansları ve üniversitelerden oluşan üyelerine bilgilendirmelerde bulunmaktadır. Sektörün uluslararası norm ve standartlarının oluşturulmasına katkıda bulunmakta ve çeşitli sertifika programları ile eğitimler düzenlemektedir. Sulama uzmanları, hükümetler ve Avrupa kurumları ile birlikte sulama endüstrisi hakkında bilgi kaynağı oluşturmaktadır. Avrupa Birliği’nin çevre politikasının çerçevesini oluşturan 2000/60/EC sayılı “ABSu Çerçeve Direktifi”, suyun tarımsal amaçlı kullanımında kirletilmesi ve çevreye etkisi açısından temel belirleyicidir. Direktifin en temel hususlarından olan “Nehir Havza Yönetim Planı oluşturması” ve “Katılımcılık” ilkesinin tarımsal sulamada uygulanmasında kooperatiflere görev verilmektedir.

Ülkemizde sulama alanında faaliyet gösteren farklı kanunlara göre kurulmuş 2 tip üretici sulama örgüt bulunmaktadır. Bunlardan ilki Sulama Birlikleridir. DSİ’nin sulama işletmeciliğini devrettiği organizasyon modelleridir. Mevcut sulama tesislerinin çok büyük bir bölümü, sulama birliklerine devredilmiştir. Halen 600binden fazla çiftçinin üye olduğu 386 adet Sulama Birliği bulunmaktadır. Sulama Birlikleri başlangıçta yasal gücünü Köylere Hizmet Götürme Birlikleri ile ilgili mevzuattan almış, ama daha sonra bu kanunla ilişkileri kalmamıştır. Sulama Birliklerinin kaymakamlarca yönetilmesi, demokratik çiftçi organizasyonu olmama özelliği hep tartışılan bir konu olmuştur. Ancak, 2018 yılında çıkarılan yeni bir düzenleme ile Sulama Birliklerinin yönetim ve denetimi tekrar Devlet Su İşlerinin uhdesine geçmiştir. Buna göre; sulama birliklerinin yönetimine “başkan” olarak, DSİ’nin teklif ettiği kamu personeli Bakan tarafından görevlendirilmeye başlamıştır.Bunun en büyük sebebi ise sulama birliklerinin etkin yönetilememeleri ve içinde bulundukları finansal ve yönetsel sorunları bir türlü aşamamaları olarak gösterilmektedir. Sulama Birlikleri, demokratik seçim ile yönetim, tarımsal üretim, girdi tedariki, hayvancılık dahil bölgede üretilen ürünün ticaretinin yapılması, işlenmesi, pazarlanması gibi birçok açıdan sulama kooperatiflerine göre büyük eksiklikleri bulunmaktadır. Bu modele göre çok daha iyi olan ve Dünya çapında kabul gören yaklaşım ise; Sulama Kooperatifleridir.

Tarım ve Orman Bakanlığıbünyesinde 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulmuş yurt çapında yaklaşık 300.000 den fazla çiftçinin ortağı olduğu, 2450 Sulama Kooperatifi bulunmaktadır. Bu çiftçiler köylerinde Sulama Kooperatiflerini kurduktan sonra 13 Bölge Birliği kurmuşlar daha sonra bunlar da birleşerek Türkiye Sulama Kooperatifler Merkez Birliğini kurmuşlardır. Bütün faaliyetleri projeli yatırımlara dayanan, köyden merkeze kadar demokratik bir anlayışla yönetilen, bir ekonomik şirket gibi finansal idareye sahip olan Sulama Kooperatifleri 1966 yılındanbugüne kadar ülke tarımına ve ekonomisine büyük katkılarda bulunmuşlardır. Ülkemizde yeraltı suyu ile sulanan arazinin %70’den fazlasında sulama kooperatiflerce yapılmaktadır. Bundan sonra da gelişmiş ülkelerdeki emsalleri gibi birçok yeniliğe el atabilecek potansiyeldedir.Çiftçiye sulama ve ürün verimliliğin arttırılması konusunda yön gösteren ve bölgede üretimin planlanması konusunda hizmet veren sulama kooperatifleri, girdi tedariki, tarımsal üretimin gerçekleştirilmesi, ortaklarının hayvancılık dahil her türlü tarımsal ürününün pazarlanmasına kadar çeşitli alanlarda faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Böylece ürünün gerçek değer fiyatının üreticilere geri döndürülmesi, tarımsal arazilerin toplulaştırılarak verimli hale getirilmesi gibi konularda çiftçilere hizmetler verilmektedir. Sulama kooperatifleri aynı zamanda bölge ve ülke su yönetiminin planlanmasının yapılmasını sağlayarak büyük bir görevi de yerine getirmektedir. Ayrıca BM’nin sulama ile ilgili Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde belirtilen ülkede tarıma dayalı sanayinin gelişmesine katkıda bulunulması, kentlere olan göçün azaltılmasına yardımcı olunması ve gıda güvenliğinin sağlanması gibi sorumlulukların gerçekleştirilmesinde ülke adına önemli roller üstlenmektedir.

Eğer ülke çapında tarımda etkin su kullanımı tedbirleri alınacak ise, öncelikle modern araç ve tekniklerin yaygınlaştırılmasından başlanmalıdır. Sulama kooperatiflerinin en önemli problemi olan birikmiş elektrik borçlarını ödenebilmeleri sağlayacak, soruna bir an evvel kökten çare bulacak çözümler bulunmalıdır. Örneğin tarımsal sulamada kullanacakları elektrik enerjisini güneş ya da rüzgar gibi alternatif yollarla karşılayabilecekleri üretim tesisleri kurabilmelerine imkan tanıyacak fırsatlar yaratılmalıdır. Bunun yanı sıra sensörler ile sıcaklık, nem, yağış gibi verilerin uzaktan algılanarak su tüketimi verimliliğinin hesaplanabildiği, buharlaşma indekslerine, meteorolojik tahminlere, sulamada kullanılan enerjiye, su basıncına göre sulamanın kontrol edilebildiği yapay zeka, Tarım 4.0 gibi akıllı sistemler de bu kapsamda ele alınmalıdır. Bu tip yenilikçi ama aynı zamanda pahalı ve kullanımı zor çözümlerin sahada yaygınlaştırılabilmesi için sulama kooperatiflerine özel destekler verilmelidir. Burada bir başka önemli husus ise; sulamanın tarım arazilerinin toplulaştırılmasında önemli bir belirleyici unsur olduğu dikkate alınarak, sulama kooperatiflerinin toplulaştırma işlerini de üstlenmelerine imkan sağlayacak hukuki ve teknik alt yapı oluşturulmalıdır.

Ülkemizin tarımsal üretim potansiyelinin devamlılığının sağlanması ve avantaja çevrilmesi, bölgemiz açısından büyük stratejik öneme sahip mevcut su kaynaklarımızın en iyi şekilde kullanılmasına ve korunmasına yönelik tedbirlerin alınmasına bağlıdır. Yakın bir gelecekte daha da önem kazanacak bu konuda doğru ve sürdürülebilir su yönetimi politikaları belirlenmelidir. Tarımsal su yönetiminde, sürdürülebilirliğin 3 temel kavramı olan ekonomik açıdan uygun, sosyal olarak kabul edilebilir ve çevresel olarak zarar vermeyen bir yaklaşımla ve hep birlikte çalışmak gerekmektedir. Sulama, drenaj ve taşkın yönetimi konularında bu birlikteliğin tabana yayılmasında en iyi politika uygulama aracı olan sulama kooperatiflerinin güçlenmesi ülkemiz menfaati gereğidir.

Bu arada son günlerde su ile ilgili medyada bir başka haber ise, kuraklık ve boşalan baraj gölleri haberleri yapılıyor. Uzman olarak çıkan kişiler bilmem kaç günlük su kaldı diyor. İşin kötüsü uzmanmış gibi yoldan geçen vatandaşa durumu soruyorlar. Maalesef işin bundan da kötüsü konu hakkında bilgisiz adam bile bilmeden daha doğru bir şey söylüyor. “14 sene evvel de burada yine kuraklık oldu, tarlaları sürdüydük” diyor.

Her bölgenin kendine özel hakim iklim yapısı ve döngüsel iklim değişimi vardır. Yani şiddetli soğuk/don, yoğun yağış, asfaltta yumurta pişiren sıcaklık, barajları dibe vurduran kuraklık gibi sıra dışı iklim olayları belli bir döngü içinde kendilerini tekrarlamaktadırlar. Örneğin; Ankara için 14 yıllık bir periyod olduğu söylenebilir. Elimizde en az son 90 yıllık bölgesel iklim verileri var. Buralara baktığımızda bir yerde, ne zaman, hangi hava şartıyla karşılaşabileceğimiz yaklaşık olarak kestirilebilir. Buna bir de küresel iklim değişikliğinin neden olduğu yüzyıllık bir dönem için yaklaşık 2 derecelik artış da düzeltme olarak eklenmelidir. Yani; bir bölgede yıllara göre döngüsel olarak ne zaman yağışların azaldığını, bir de sıcaklığın arttığını, üzerine de güneşli gün sayısındaki artışı ve nem ölçümlerini dikkate alırsanız  kuraklığın ne zaman tekrar edeceğini tahmin edebilirsiniz. Eğer bu basit bilginin farkında olursak şimdiden tedbir alabiliriz. Örneğin tahmini risk yılı yaklaşırken su tasarrufu yapabilir, yeni su biriktirme yöntemleri uygulayabiliriz.

Peki, bunu yapabilmek çok mu zor?

Sebep - sonuç ilişkisini kurabilecek ve bu sonuca göre tedbir alabilecek kadar yeterli zekaya sahip herkes bunu yapabilir. İşte size yapılabilecek birkaç basit öneri. Baraj ya da doğal göl aynasının yüzeyi bidonlar üzerinde oluşturulmuş bir platformda güneş enerjisi panelleri ile kaplayarak, yüzeyden buharlaşma ile oluşan su kaybını azaltabiliriz. Üstelik bir de enerji üretiriz. Baraj ve göl çevrelerindeki habitatı kontrol ederek, su birikim düzeyini arttırabilir ve baraja doğru akımı kontrol edebiliriz. Muhtemel kuraklık dönemleri yaklaşırken tüketiciyi en az bir yıl önceden uyararak tasarruflu olmaya teşvik edebiliriz. Bu dönem boyunca belli bir seviyenin üstünde su kullanımında su ücretini arttırabiliriz. Aslında en temel olan öneriyi tarımda yapabiliriz. Yukarıda açıkladığımız gibi, Dünyadaki kullanılabilir suyun %80’i tarım sektöründe tüketilmektedir. Tarımda modern sulama teknikleri kullanarak önemli tasarruflar elde edip bunları yeraltında depolayabilecek yöntemler uygulayabiliriz.

Bunların hiçbiri zor öneriler değil. Tarımda haber yapan tarımı bilmiyor olabilir. Araştırmak için yeterli bilgiye, beceriye ya da zekaya sahip olmayabilir. Her defasında tarım teknik bir konudur, muhabiri de, habercisi de özel olmalıdır diye boşuna söylemiyoruz. Ama burada bize de biraz görev düşüyor.İzleyicinin de bizim de sorgulama yapmamız gerekiyor. Ya bu tip saçma, işi boş haberleri dinlemeye devam edeceğiz ya da “yeter artık saçmalamayın” diyeceğiz.

      Dr. Erhan EKMEN
Ziraat Yüksek Mühendisi 
30.12.2020
Devamı

CHP’den Teklif: Mazot Ve Gübreden ÖTV Alınmasın

CHP Mersin Milletvekili ve aynı zamanda TBMM Tarım Orman ve Köy işleri Komisyonu üyesi Cengiz Gökçel, çiftçilerin üretimde kullandığı malzemelerin ÖTV’den muaf tutulması gerektiğini belirterek bu doğrultuda bir kanun teklifi sundu.

TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi ve CHP Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel, çiftçilerin üretim maliyetlerinin yüksekliği göz önünde bulundurularak bu yükün azaltılması için kanun teklifi verdi. Mazot ve gübrede ÖTV'nin kaldırılmasını teklif eden Gökçel, bunun yanı sıra düzenleyici kurumların piyasada çiftçiyi koruyacak önlemler alması gerektiğine de vurgu yaptı.

GIDA GÜVENLİĞİMİZ TEHLİKEDE

Mevsimsel etkilerden bağımsız tamamen arz ve talep dengesine bağlı olarak gıda ürünlerindeki fiyat artışı, gıdaya erişimi zorlaştırmaya başladığına dikkat çeken Gökçel, bunun yanı sıra tarım sektörünün toplum kalkınmasında önemli bir rol üstlendiğini ve bir istihdam kaynağı olduğunu vurguladı.
Potansiyeline rağmen her yıl tarımsal istihdamın daha da azaldığının altını çizen Gökçel, “Şuanda istihdam edilenlerin yüzde 19'u tarım sektöründe istihdam edilmektedir. Ancak bu istihdam oranı her geçen yıl azalmaktadır. Tarımsal istihdam oranı yalnızca 2019'da bir önceki yıla göre yüzde 4 azalmıştır. Son 18 yılda tarımsal istihdam yüzde 44 düşmüştür. Tarımsal istihdamın bu denli azalmasında elbette tarımsal girdilerin fiyatlarındaki artış etkilidir” dedi.

KÜÇÜK ÇİFTÇİ AYAKTA DURAMIYOR

Tarımda yaşanan krizin ve iktidarın çözüme yönelik politikalar üretememesinin özellikle küçük çiftçileri mağdur ettiğinin altını çizen Gökçel, “Küçük çiftçi artık ayakta duramayacak halde. Tarımsal girdilerin ve maliyetlerin finansmanında zorluk yaşamakta ve sonucunda sektörden uzaklaşmaktadırlar. Tarımsal üretimin tekelleşmesi ve şirketler eliyle yürütülmeye başlanması gıda güvenliği açısından bir tehdit oluşturmaktadır.
Küçük aile işletmeleri tarımsal ürün desenlerini ve yerelliği yaşatması bakımından gıda güvenliğinin sağlanmasında önemli birer aktördürler. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü(FAO) küçük çiftçiliğin tehlikede olduğuna yönelik uyarılar yaparak, tarımda küçük aile işletmelerinin önemine sürekli vurgu yapmaktadır. Küçük aile işletmelerini korumak ve üretimde sürdürülebilirliği yakalamak için bu işletmelerin maliyetleri düşürülmelidir. Bu maliyetlerin başında motorin, gübre ve tohum maliyetleri gelmektedir” ifadelerini kullandı.

ÖTV'NİN KALDIRILMASI YETMEZ DÜZENLEYİCİ KURUMLAR GEREKLİ

Mazot ve gübrede ÖTV'nin kaldırılmasını teklif eden Gökçel, bunun yanı sıra düzenleyici kurumların piyasada çiftçiyi koruyacak önlemler alması gerektiğine de vurgu yaptı. Gökçel, şunları söyledi:
“ÖTV'nin kaldırılması maliyetler açısından çok önemli. Özellikle küçük aile işletmeleri tarımın sürdürülebilir olmasını sağlayan işletmeler ancak şuan ayakta duracak halleri kalmadı. Bu yüzden girdi maliyetleri düşürülmeli ve piyasanın insafına bırakılmamalı. ÖTV kaldırılsa bile fiyatlarda aynı etkiyi göremediğimiz zamanlar oluyor bunun için Gübretaş, Et ve Süt Kurumu gibi kuruluşların amaçları doğrultusunda harekete geçirilmesi de gereklidir. Bu kurumların üretici ve tüketici yararına harekete geçirilmesi çağrısını da yapıyorum.”
30.12.2020
Devamı

Tarım Ürünlerini Bekleyen Büyük Tehlike!

Bursa’nın Yenişehir ilçesinde üretilen ve adına festivaller düzenlenen Yenişehir biberinin üretimi susuzluk sebebiyle tehlikeye girdi.

Türkiye’nin bereketli ovalarına sahip ve dünyanın birçok ülkesine ihraç edilen biber çeşitleri suların azalması yüzünden üretimi riske girdi. Konuyla ilgili açıklama yapan Yenişehir Ziraat odası Başkanı Sadi Aktaş, “İlçemizde üretilen biber çeşitleri kalitesi ile ülkemizde ve dünya genelinde kendini ispatlamış, marka haline gelmiştir. Yenişehir’de yetiştirilen biber çeşitleri sofraların vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Fakat bu yıl yağışların az olması sebebiyle gölet ve barajlarda ciddi anlamda su sıkıntısı yaşanıyor. Durum böyle giderse 25 bin dönüm ekilen biber yüzde 80 azalacak. İlçe genelinde 220 bin dönüm üzerinde sulu tarım yapılıyor. Biber, bezelye, domates su ile yetişir. Yağmur ve kar yağmaz ise ekimler azalacak, fiyatlar artacaktır. Bunun sonuçları hepimize yansır” diye konuştu.
30.12.2020
Devamı

TARIM VE İKLİM SORUNSALI

Şu anda sadece dünyada ve Türkiye kamuoyunda değil, daha özel olarak
tarım sektörünün gündeminde de 'iklim değişikliği', 'kuraklık' ve 'su
yetersizliği' sorunları yoğun biçimde tartışılıyor. Ancak sorun
giderek daha kaygı verici boyutlara ulaşmaya başladı. Somut bir örnek
vereyim. Birleşmiş Milletler Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), 2020
Küresel İklimin Durumu Raporu'nda, 2020'nin şimdiye kadarki en sıcak
yıl olma yolunda ilerlediğine dikkat çekiyor. Dahası, WMO, 2015, 2016,
2017, 2018, 2019 ve 2020'nin modern kayıtların tutulmaya başlandığı
1850'den bu yana en sıcak altı yıl olduğuna da işaret ediyor.

TARİH BOYUNCA NÜFUS HAREKETLERİ
- Bu yazıyı yazdığım dakika itibarıyla
dünyanın nüfusu 7 milyar 830 milyon 735 bin idi... Peki 1000 yılında
dünyanın nüfusu ne kadardı? 400 milyon! 1500 yılında ne oldu? 458
milyon! 1800 yılında insanoğlu 1 milyar sayısına ulaştı. Şimdi daha
çarpıcı gelişmeler var. 1900 yılında 1 milyar 650 milyon olan dünya
nüfusu 50 yıl sonra 2.5 milyara tırmandı. Ama asıl sarsıcı gelişme
ondan sonra meydana geldi. 2000 yılında 6.125 milyar olan küresel
nüfus artık hızla 8 milyara doğru yol alıyor. Ve 2050'de ise 10 milyar
rakamına yaklaşmış olacağız! "Tarih boyunca nüfus hareketleri analiz
edilmeden ekonomik ve sosyal, dolayısıyla tarımsal gelişmeler
anlaşılamaz," sözünü hep söylüyorum.

BU SICAĞA KAR DAYANMAZ
 - Diğer yandan söz konusu aşırı nüfus artışı
olgusu ile birlikte son 100 yıl içinde ekonomik üretim de aşırı
boyutlarda artış gösterdi. Küresel düzeyde hızla yükselen kişisel
refah ve buna bağlı tüketim patlaması kaçınılmaz olarak doğal
kaynaklar ve özellikle iklim üzerinde çarpıcı sonuçlara yol açtı.
Halen yaşadığımız su sorunu ne yazık ki hem dünyada hem ülkemizde
gittikçe büyüyecek. Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız şu
değerlendirmeyi yapıyor: "Derneğimizin ilgili çalışma kurulları
tarafından takip edilen ülkemizin yağış ve kuraklık verileri analiz
edildiğinde, 2021 yılının su yönetimi açısından zor bir yıl olacağı
açık bir gerçektir. Büyük kentlerimize içme ve kullanma suyu sağlayan
barajların doluluk oranları hızla düşmekte ve kritik su alma
seviyesine yaklaşmaktadır. COVID-19 salgın dönemi içinde evsel su
kullanımının yüzde 10 civarındaki artışı ve sonbahar yağışlarının
geçen yıla nazaran ortalama yüzde 40 oranında az olması önümüzdeki
aylarda su yönetimi üzerindeki baskıları artıracak. Bu olumsuz durumun
özellikle İstanbul ve İzmir kentlerimizde daha yoğun bir şekilde
yaşanacağını öngörmekteyiz."

ÇORAKLAŞMA TEHLİKESİ
- Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise yine
önemli bir tehlikenin altını çiziyor: "Azalan yağışın topraklarımıza
etkileri çok ağır olacak. Her kış yağışı, toprakta doğal ya da
gübreleme yoluyla biriken tuzları yıkamakta ve tohum ekim dönemine
temiz bir yüzey toprağı sağlamaktadır. Azalan yağış ile yetersiz
yıkanan toprak içi tuzlarının sonraki yıllara bakiye tuz olarak
kalması topraklarımızın giderek çoraklaşmasına neden olacak. Bunun
örnekleri Ege Bölgesi havzalarının batı bölümlerinde etkili bir
şekilde görülmektedir. Artan sıcaklık ve buharlaşmanın getireceği daha
fazla sulama suyu ihtiyacı da üreticilerimizi bozulan su kalitesine
bakmaksızın sulamaya zorlayacak. Bu döngü en verimli topraklarımızın
çoraklaşmasını hızlandıracak ve sonuçta üretimin telafi edilemez
düşüşüne yol açacak!".

YENİ GELİŞMELERE HAZIR MIYIZ
- Şimdi de teorik ve pratik bilgisinin
yanı sıra başarılı TV programcılığı ile tanınan ziraat mühendisi Mine
Pakkaner'e kulak verelim. Pakkaner, "Tarım iklim değişikliğinden en
fazla etkilenen sektör. İklim değişikliği ile ilgili en önemli konu
sadece yükselen hava sıcaklığı ve su kısıtı mı? Peki buna bağlı olarak
gelişecek olan yeni üretim politikalarımız var mı? Tarımı bire bir
uygulayan çiftçiler, ziraat mühendisleri, veteriner hekimler ve su
ürünleri mühendisleri buna hazır mı?" diye soruyor. Bu soru önemli
çünkü bizi bekleyen bu yeni sürece ya hazırlıksız yakalanacağız ve
bunun çok olumsuz sonuçlarında büyük zararlar göreceğiz ya da küresel
iklim sorununu iyi kavrayıp, ona göre bir yol haritası hazırlayacağız.

AYVALIK ZEYTİNİ ÖRNEĞİ
 - Uzman ziraat mühendisi Mine Pakkaner şöyle
devam ediyor: "Tarım geniş kapsamlı bir tanım. Bitkisel üretim,
hayvansal üretim ve su ürünleri üretimini kapsıyor. İklim
değişikliğinden tarım bütün yönleriyle etkileniyor. Özellikle
meyvecilikte 10 yıl içinde iklim değişikliğine bağlı sıkıntılar
yaşayacağımızı öngörüyorum. Meyve ağaçlarının soğuklama isteğinin
sınırda karşılandığı bölgelerde tarımın yüzü de değişecektir. Bir
örnekle açıklamak istersek çok önemli bir yağlık çeşit olan Ayvalık
zeytininin İzmir’ de de geniş alanlarda tesis edilmeye başladığını
görüyoruz. Bu çeşidin soğuklama isteğinin 1000 saat olduğunu
biliyoruz. Devlet meteorolojinin tarım uygulamasından Ayvalık zeytini
İzmir’de 1 yıllık soğuklama ihtiyacını karşılamış mı diye bakıyoruz ve
Seferihisar’da 665, Çeşme’de 528 saatte kalmış olduğunu görüyoruz. Bu
bize düşük verimi getiriyor. Üstelik gittikçe yüksek sıcaklıkların
yaşandığı yaz aylarına, son yılların hiç aksamayan kuraklığını da
ekleyince, yaprakta ve meyvede buruşma, yağlanmada azalma, meyve
dökümü vs sorunlar karşımıza çıkıyor. Bu da yaptığımız yatırımı boşa
çıkarıyor. Her ürünü her bölgede yetiştirmek yerine ekolojiye uygun
olarak yetiştirmeye de dikkat etmek gerekecek. Sürdürülebilirlik
değişen iklim koşullarında en önemli kıstas olacak." Pakkaner'in
verdiği bu çok somut örnek, başka bir ifadeyle Ayvalık zeytini örneği
iklim değişikliği olgusu ile ilgili bizlere fazlasıyla açık bir fikir
veriyor. Son söz; konu bir hayli ciddi, güncel ve önemli. Demek ki
bundan böyle "Tarım ve İklim" sorunsalını daha çok konuşacağız ve bu
alanda daha çok farkındalık içinde olacağız...

                        İsmail UĞURAL
                     TAGYAD BAŞKANI
Tarım Gazeteceileri ve Yazarları Derneği Başkanı
29.12.2020
Devamı

Muş’lu Besicilerin Hayvanlarını Besleme Mücadelesi!

Çetin geçen kış mevsiminin etkilediği Muş’lu besiciler, hayvanlarını kızaklarla ve sırtlarında taşıdıkları otlarla besliyor.

 

Muş'un yüksek kesimlerindeki köylerde yaşayan besiciler, yazın yaylalarda otlattıkları hayvanlarının kışın da yeterince beslenebilmesi için büyük mücadele veriyor.

Tek geçim kaynakları hayvancılık olan besiciler, bölgenin zorlu koşullarına rağmen hayvanlarının bakımını ihmal etmemek için çaba gösteriyor.

Varto ilçesine bağlı Ünaldı köyünde sabahın erken saatlerinde köyün karla kaplı yamaçlarına giden besiciler, biriktirdikleri otları kızak yardımıyla ve sırtlarında taşıyarak hayvanlarına ulaştırıyor.

Köylerine kışın çok fazla kar yağdığı için hayvanların bakımını yaparken zorlandıklarını söyleyen Besicilerden Cihan Kaya, Hayvancılık yaparak ailelerini geçindirdiklerini belirtti. Kaya “Çoğu zaman köyümüzde fırtına, rüzgar ve kar etkili oluyor. Bazı yıllar 2,5 metre kar yağıyor. Bu bölgede 5 ay boyunca hayvanları karın üzerinde beslediğimiz için zorlanıyoruz. 250 küçükbaş hayvanım için 85 ton saman ve 8 ton arpa biriktirdim. Kışın samanların torbalara doldurulması ve taşınması çok zor. Fırtına olduğu için hayvanları beslemek imkansız hale geliyor. Otları kızaklarla ya da sırtımızda taşıyoruz. Günde iki kez hayvanlara yem veriyoruz." ifadelerini kullandı.

Sadrettin Çiçek ise 30 yıldır Ünaldı köyünde besicilik yaptığını bildirerek, kışın çok çetin geçtiğini bu nedenle hayvanların bakımında zorlandıklarını dile getirdi.

Havanın fırtınalı olduğu günlerde hayvanları ahırdan çıkaramadıklarını anlatan Çiçek, şöyle konuştu:

"Burada 2 metre kar yağıyor. Hayvanlara karın üzerinde yem veriyoruz. Ot ve samanları ya kızakla ya da sırtımızda taşıyoruz. Fırtına olduğunda otları kızakla taşıyamıyoruz, çuvallara doldurup sırtımızla götürüyoruz. Tüm zorluklara rağmen hayvanlarımızın beslenmesini ihmal etmiyoruz."
29.12.2020
Devamı

Ardahan’da Hayvan Ölümleri Korkutuyor!

Ardahan’nın Hacıali köyünde doğumu yaklaşan 35 inek bir hafta içinde telef oldu. Sebebi bilinmeyen hayvan ölümleri, köylüleri mağdur etti. Devletten yardım isteyen köylüler, ölümlere ise akıl yürütemediklerini bildirdi. Hayvan ölümleri nedeniyle Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü de harekete geçti.

 

Büyükbaş hayvancılığın merkezi konumunda yer alan Ardahan'da Hacıali köyündeki son günlerde yaşanan esrarengiz hayvan ölümleri ürkütücü boyutlara ulaştı. Bir haftada doğumu yaklaşan 35 ineğinin sebepsizce, aniden öldüğünü kaydeden mağdur köylü Mustafa Kaya, devlete yardım çağrısında bulundu.

Ardahan'da yayım yapan 23 Şubat Gazetesine konuşan mağdur köylü Kaya, devamında şunları söyledi: "8-9 gündür bir anlam veremediğimiz şekilde yakında doğacak olan tüm ineklerim telef oldu. Kars Hayvan Hastanesine de gittim, başvurmadığım veteriner kalmadı. Geçmişte böyle bir durumla hiç karşılaşmadık. Bu zorlu kış günlerinde çoluk çocukla ortada kaldık. Ne yer ne içeriz. Lütfen devlet büyüklerim bir yol göstersin, yardım etsin bizlere!" dedi.

Akıllara durgunluk veren ve beraberinde birçok soru işaretini de getiren nedeni belirsiz hayvan ölümleri, İl Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü bünyesindeki birimleri harekete geçirdi.

2020 yılıyla birlikte küresel ölçekte etkili olan koronavirüs salgını dâhil çok sayıda etkeni inceleyen yetkililerin önümüzdeki günlerde açıklama yapması bekleniyor.

29.12.2020
Devamı

Kefil Olan Çiftçiye Hapis Cezası!

Bir tanıdığının tarım kredisi alabilmesi için kefil olan Samsunlu çiftçi Mustafa Sezer, ödenmeyen kredi nedeniyle icraya verildi ve 3 ay hapis cezası yedi. Borçlarından dolayı 18 yaşındaki kas hastası oğlunun tedavisine devam edemediğini, çocuğunun her gün gözü önünde eridiğini söyleyen Sezer, “Elim kolum bağlı kolluk kuvvetleri tarafından cezaevine götürüleceğim günü bekliyorum. Sayın Cumhurbaşkanım kooperatiflerdeki bu usulsüzlükler müfettişler tarafından incelensin. O zaman nasıl suç işlendiği ortaya çıkacaktır" dedi.

ÇOCUKLARININ TEDAVİ SÜRECİ AKSADI

İki çocuğu Akdeniz Anemisi, bir çocuğu kas hastası olan Sezer, sözlerine şöyle devam etti:
“Bir yıl boyunca arazilerimi ekip biçemedim. Durumu Vezir Köprü Birinci Asliye Hukuk İcra Mahkemesi’ne dava ettim. Konuyla alakalı Yargıtay 12’nci dairenin vermiş olduğu ‘Çiftçinin ekip biçtiği araçların haczedilemez’ dediği emsal kararlarını sundum. CİMER’e, Ankara Tarım Müdürlüğü’ne bildirdim. Ama hiçbir cevap alamadım. Olay bu kadar yayılınca kooperatif avukatları ve Samsun Tarım Kredi Bölge Müdürü beni aradı. Borcumu ödeme taahhüdünde bulunmamı, bunun neticesinde traktörümün yedi emin olarak bana teslim edileceğini söyledi. Bunun üzerine emekli maaşımdan aylık kesinti yapılarak borcumun geri kalan kısmının hasat mevsiminde ödeyeceğimi taahhüt ettim. Bugüne kadar emekli maaşımdan 4 bin lira kesinti yapıldı. Fakat hasat mevsimi yaklaşmadan kooperatif avukatları hakkımda tekrar dava açtı. Bu arada Samsun Tarım Kredi Bölge Müdürü ve Köprübaşı Tarım Kredi Kooperatifi 8 bin lira yatırırsam davayı durdurabileceklerini söyledi. Bu parayı kooperatif avukatının hesabına yatırmamı istediler. Mahkeme süreci içerisinde avukat bu parayı İcra Müdürlüğü’nün hesabına yatırmayıp ve mahkemeye de bildirmediğinden Vezirköprü Birinci İcra Ceza Mahkemesi hakkımda 3 ay hapis cezası verdi. Beni mahkemeye çıkartmadan benim hakkımda böyle bir karar verilmesine bir üst mahkemeye itirazda bulundum ve mahkeme beni reddetti.”

“GEÇİMİMİZİ KAS HASTASI EVLADIMIN BAKIM ÜCRETİNDEN SAĞLIYORUZ”

Sezer, eli kolu bağlı bir halde, kolluk kuvvetleri tarafından cezaevine götürüleceği günü beklediğini söyleyerek şöyle devam ediyor:
“Hanemde 6 kişiyi geçindirmeye çalışıyorum. Geçimimizi 18 yaşında kas hastası olan evladımın bakım ücretiyle sağlıyoruz. Faturalar ve ev kirasını her ay bir arkadaşımdan borç para alarak ödemeye çalışıyorum. Haciz ve icra takipleri elimizi kolumuzu bağladı. Çocuğumun tedavisiyle ilgilenmem gerekirken, borçlar nedeniyle onu hiçbir hastaneye tedaviye götüremiyorum. Hacettepe Üniversitesi’nde tedaviye yanıt vermişti. Maalesef pandemi ve borç nedeniyle evladımı tedavi ettiremiyorum. Bütün işimi gücümü bıraktım çocuğumun derdine düştüm. Çocuğum şu an ayağa kalkamıyor. Ben her gün 18 yaşındaki kas hastası olan evladımın gözlerimin önünde biraz daha erimesini gördükçe üzüntü içerisinde sıkıntımız büyüyor. Elim kolum bağlı kolluk kuvvetleri tarafından cezaevine götürüleceğim günü bekliyorum.

“KOOPERATİFLER TEFECİLERİ GEÇTİ, HAKKIMDA HAPİS KARARI ÇIKTI”

Bizler borçlarımızı inkâr etmiyoruz. 17 bin lira borcumun 13 bin lirasını ödedim ve emekli maaşımdan da ödenmeye devam ediyor. Kooperatifin uygulamış olduğu yüzde yüz faizlerle 25 bine ulaştı. Tarım Bakanlığı’nın bana vermiş olduğu ‘Borcun yüzde 50’sini ödendikten sonra geri kalan kısmı yapılandırılabilir’ yazsını kooperatife götürmeme rağmen hiçbir işlem yapılmadı. Avukatların görevini kötüye kullanmaları kendilerine ödemiş olduğum parayı icraya yatırmamalarından dolayı hakkımda 3 ay hapis cezası çıktı. Kooperatifler tefecileri geçti, yüzde yüz faiz uyguluyorlar.”
29.12.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli: Bu Başarı Çiftçilerimizin ve Sektörümüzündür

Bitkisel üretim miktarları, 2020 yılında bir önceki yıla göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 8,7, sebzelerde yüzde 0,3, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde yüzde 5,8 oranında artış gösterdi.

 

TÜİK’in açıkladığı bitkisel üretim verilerini değerlendiren Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, aldıkları tedbirler sayesinde tarımsal üretimin pandemiye rağmen büyüdüğünü söyledi.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bir karış tarım toprağı boş kalmayacak” hedefi doğrultusunda pandemi sürecinde üretimin arttığına dikkat çeken Pakdemirli,

“2020 yılında birçok üründe Cumhuriyet tarihinin rekor üretimlerine ulaştık. Ülkemiz bitkisel üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre %5,9 artış göstererek toplam 124 milyon tonu aşmıştır. Bu başarı, pandemiye rağmen tarladan, bahçeden ayrılmayan, üretime kesintisiz devam çiftçimizin ve tarım sektörümüzün başarısıdır.” dedi.

 

Atıl/boş veya nadasa bırakılan alanlarda başlatılan projelerin yanında, birim alandan elde edilen verimi yükseltmeye yönelik yürütülen çalışmaların sonucunda tarımsal hasılanın artmaya devam ettiğini ifade eden Pakdemirli, bitkisel üretim miktarlarının 2020 yılında yaklaşık olarak tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 69,3 milyon ton, sebzelerde 31,2 milyon ton, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde 23,6 milyon ton olarak gerçekleştiğini açıkladı.

 

Tahıl ürünleri üretim miktarlarının 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 8,1 oranında artarak yaklaşık 37,2 milyon tona ulaştığını dile getiren Pakdemirli, bir önceki yıla göre;

“Buğday üretimi yüzde 7,9 oranında artarak 20,5 milyon ton, arpa üretimi yüzde 9,2 oranında artarak 8,3 milyon ton, dane mısır üretimi yüzde 8,3 oranında artarak 6,5 milyon ton, yulaf üretimi %18,7 oranında artarak yaklaşık 314,5 bin ton oldu.” dedi.

 

Bakan Pakdemirli, kırmızı mercimeğin %5,9 oranında artarak yaklaşık 328,4 bin ton, yumru bitkilerden patates ise %4,4 oranında artarak 5,2 milyon ton olarak gerçekleştiğini dile getirdi.

 

“ŞEKER PANCARI ÜRETİMİ YÜZDE 16,3 ARTTI”

Pakdemirli, tütün üretiminin %12,2 oranında artarak 76,5 bin ton, şeker pancarı üretiminin ise %16,3 oranında artarak 21 milyon tona yükseldiğini söyledi.

 

“MUZDA ARTIŞ YÜZDE 32,8 OLDU”

Meyve, içecek ve baharat bitkileri üretim miktarının 2020 yılında ​bir önceki yıla göre %5,8 oranında artarak yaklaşık 23,6 milyon tona ulaştığına dikkati çeken Pakdemirli,

“Meyveler içinde önemli ürünlerin üretim miktarlarına bakıldığında, bir önceki yıla göre elma %18,8, şeftali %7,4, kiraz %9,1, çilek %12,3, nar ise %7,3 oranında arttı.

 

Turunçgil meyvelerinden mandalina %13,3, sert kabuklu meyvelerden Antep fıstığı ise %248,7 oranında arttı. İncirde %3,2, muzda ise %32,8 oranında artış oldu.” İfadelerini kullandı.

 

Sebze ürünleri üretim miktarının ise 2020 yılında bir önceki yıla göre %0,3 artarak yaklaşık 31,2 milyon tona yükseldiğini anlatan Pakdemirli, şöyle konuştu:

“Sebze ürünleri alt gruplarında üretim miktarları incelendiğinde, yumru ve kök sebzeler %0,7, başka yerde sınıflandırılmamış diğer sebzeler ise %3,4 oranında arttı. Sebzeler grubunun önemli ürünlerinden domateste %2,8, kuru soğanda %3,6, salçalık kapya biberde %4,6 oranında artış oldu.”

 

“2021 YILINDA ÇİFTÇİLERİMİZE 24 MİLYAR LİRA ÖDEME YAPACAĞIZ”

 

Bakan Pakdemirli, 2021 yılında tarımsal üretimin daha da artması ve ortaya koydukları hedeflere ulaşılması için üreticilerimizin destekleyeceklerini ve ilave 2 milyar lirayla birlikte toplamda 24 milyar tarımsal destek ödemesi yapacaklarını da söyledi.

28.12.2020
Devamı

HAYVANCILIK SEKTÖRÜ ACİL TEDBİRLER BEKLİYOR!

Hayvancılık sektörü can çekiş meye devam ediyor. Çiğ süt taban fiyatlarında yaşanan sorunlardan dolayı çiğ süt üreticisini işletmelerini sürdürebilirliğini sağlamak adına kimi üreticiler damızlık hayvanlarını kesime gönderiyor. Kimi üreticiler ise damızlık hayvanlarını elden çıkartıyor.
Sektör zor günlerden geçiyor. Çiğ süt fiyatına yeterince yapılamayan taban fiyat zammı üreticiyi üretimden geri çekmeye devam ederken, üreticinin girdi maliyetlerine ise sürekli zam gelmeye devam ediyor. Süt yemi, besi yemi, buzağı büyütme yemi gibi girdiler altında ezilen üretici; çiğ süt fiyatlarında acil karar verilmesini istiyor.
Üreticinin Acil Çağrısı Türk hayvancılık sektörü telafisi çok zor olan bir çöküşe girmeden bu kararlar acil alınmalıdır. Çiğ süt taban fiyatı 3,60 olarak açıklanmalı, her ay yem fiyatlarındaki artış süt taban fiyatına eklenmelidir. Paritenin 1/1.5 olması esas alınmalıdır.
Çiftçinin banka ve kamu borçları faizsiz olarak bir yıl ötelenmelidir. Çiftçi kredilerinde kredi garanti fonundan yararlandırılmalı; hayvancılık sektörüne öncelik verilmelidir.
 
Yem fiyatlarındaki yükselişlere acil çözüm bulunmalıdır. Üreticinin destek ödemeleri gününde zamanında yapılmalıdır. Kesim fiyatlarına ESK müdahale etmeli üreticinin zararı önlenmelidir.
Özellikle ithalatın önüne set çekilerek et ve süt fiyatlarında denge sağlanana kadar yerli ve milli üretime destekler artırılmalı, ithalata verilecek milli paralar yerli üretime milli üreticiye kazandırılmalıdır.
Pandemi süresince ekonominin ayakta kalabilmesi için diğer sektörlere verilen destek ve teşviklerin artık hayvancılık sektörüne de verilmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki; birçok sektör kapanırken ve gerilerken hayvancılık sektörü üretmeye ve büyümeye devam etmiştir. Büyük fedakârlıklarla sürdürülen bu durum artık iflasın eşiğine gelmiştir.
Bu nedenle hayvancılık sektörüne de diğer sektörlere verilen ayrıcalıklardan, teşviklerden ve desteklerden artık hayvancılık sektörü de istifade etmelidir.
Kalın sağlıcakla…
28.12.2020
Devamı

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ YÖNÜNDEN TARIMSAL HAYATA BAKIŞ

Bu yıl aralık ayı itibarıyla beklenenden çok daha az yağış alıyoruz. Herkesin bildiği gibi iklim değişikliği birçok alanı etkiliyor. Dünyanın güneşten gelen ışınları olduğu gibi yansıtamaması yani, Sera Etkisi nedeniyle bu tarz iklimsel problemler meydana gelmektedir. Özellikle Ozon tabakası dünyayı 400 lamda dan az olan morötesi ışınlara karşı korurken,700 lamda dan yüksek kızılötesi ışınları da su buharı, karbondioksit ve metan gazı engellemektedir.Mor ve kızıl ötesi ışınları gözümüzün görme olanağı yoktur. Çünkü göz ancak 400-700 lamda boylarında görebilir.  Güneşten dünyaya gelen 342 watt metrekare  olan  ışınlardan  ideal şartlarda 341,3’ü geri  yansır ise iklimler olağan seyreder. Ancak dünyadan geri yansıması gereken ışınları özellikle ekstra oluşturulankarbondioksit ve metan gazı gökyüzünde bir tabaka oluşturarakbırakmazsa, dünya üzerinde tıpkı seralardakine benzer örtü oluşturur. İşte biz buna sera etkisi diyoruz.
 
Sera etkisi de maalesef dünyayı ısıtmaktadır. Bütün dünyanın ortalama sıcaklığı 16 derecedir. Bunun 1  derece yukarı çıkması Kuzey ve Güney Buz Denizi'ndeki buzulların erimesine, okyanus ve denizlerin su seviyelerinin artmasına yol açmaktadır. Böylesi bir hal deniz seviyesinde olan İngiltere, Hollanda, Endonezya gibi ülkelerin topraklarının ileride su altında kalması demektir. Benzer bir felakete yol açmamak için biz dünyada karbondioksit ve metan üretimini düşürmek zorundayız. Bilindiği gibi karbondioksit özellikle sanayileşme ile birlikte hayatımıza girmiş, yazık ki birçok ülkeyi hala etkilemektedir. Özellikle kömür ve petrol gibi fosil yakıtların aşırı tüketilmesi bunu daha da körüklemektedir. Sanayide sıcak suya olan ihtiyaç, ürünlerin birçok ısıl işlemden geçirilmesi zorunluluğuenerji kullanımını mecbur kılmaktadır. Bu alışkanlığı terk etmek öyle kolay olmayacaktır. Ama artık doğalgaz, kaya gazı ve elektrik gibi ürünleri kullanarak karbondioksit miktarının azaltılması mümkündür. 
 
Metan gazı ise  daha ziyade et-süt elde etmek için büyük çiftliklerin kurulması, burada oluşan gübrelerin geri dönüşüme katılmadan direkt doğaya salınması sonucu görülmektedir. Bunun sınırlandırılması şarttır. Aynen karbondioksitte olduğu gibi metan üretiminde de kısıtlamaya gidilmesi gerekmektedir.  Hayvancılıkta ilerlemiş pek çok devlet oluşan bu soruna çözüm bulma arayışına gitmiştir. Çiftliklere ürettikleri gübreden elde edecekleri biyogazı kullanmak için ek destekler verilmiş ve bunun doğaya zarar vermeksizin ortadan kaldırılmasına çalışmıştır. Böyle yapıldığı takdirde dünya eski özlediği günlere geri dönebilecektir.  Her geçen gün artan dünya nüfusunungıda ihtiyacını karşılamak için üretimin artırılması elbette ki şarttır. Fakat bunu akılcı yöntemlerle doğaya zarar vermeksizin yapılması hepimizin boynunun borcudur.
 
Ülkemize baktığımızda; ilkbahardan bugüne pek çok  vilayetimizde meydana gelen sel, yağmur, heyelan, dolu, don, fırtına nedeniyle 50'den fazla şehrimiz etkilenmiştir. Özellikle Mayıs ayının ortalarında Adana, Mersin, Antalya bölgesi ciddi anlamda don faaliyetlerinden etkilenmiş, büyük oranda narenciye ürünlerinde verim kaybı yaşanmıştır. Aynı dönem içinde Orta Anadolu'da özellikle Konya ilimiz başta olmak üzere, Kütahya, Afyonkarahisar, Balıkesir, Bursa illerimizde yeni dikilen sebze fideleri zayi olmuş, yerine yenileri dikilerek ekstra bir maliyet oluşmuştur. Konya'da ise, buğdayların başak verme dönemine denk geldiği için belirgin oranda buğday verimi düşmüştür. Ayrıca Ege Bölgesi'nde zeytinler, Güneydoğu Anadolu’da Antep fıstığı, Malatya’da kayısı, Karadeniz’de ise fındıkta ciddi zararlar görülmüştür. Dolayısıyla ürünlerini sigorta ettirenler dışındaki çiftçilerimiz bu zararı gidermek için ne yapacağını şaşırmış, devletten katkı beklemiştir. Ancak unutmamak gereken bir konu var ki, o da devlet nereye kadar bunu destekleyip sübvanse edebilecektir. Ayrıca tarım sigortaları meydana gelen hasarları ödemek için ciddi bütçe harcamıştır ve onların da bir sınırı vardır. Haliyle bu da fiyatlara yansımıştır. 2020 yılı içinde gerek sebze gerekse meyve fiyatları önceki yıllara oranla mevsiminde bile oldukça yüksek seyretmiştir. 
Hayvancılık sektöründe de benzer etkiler görülmüştür. Beklenen verim önceki yıllara nazaran çok daha düşük seyretmektedir. Hatta meydana gelen kuraklık ve  Yem fiyatlarındaki artış  nedeniyle zarar eden çiftçi bu sektördeki yatırımlarını azaltmakta veya güvenli sınırlarda tutmaktadır.
 
Şimdi olayı şöyle bir değerlendirelim; bir bölgede oluşan kuraklık beraberinde birçok sorunu da meydana getirmektedir. Özellikle de göç olgusu.  Göç şehirlerarası olabildiği gibi ülkeler arası da görülebilir. Çünkü gıda fiyatlarında artış insanlarda geçim kaygısına yol açmaktadır. Kazancı şehirlerde artırabileceğini düşünerek bu insanlar göç etmektedir. Eğer üretim azalırsa iç ihtiyaçları sağlamak adına bu defa ithalat başlayacaktır. Bu da içerideki üretimi kötü yönde etkileyecektir. Özellikle sıcaklıkların dünya çapında artması, buzulların erimesi açık denizlerin  seviyelerinin bir kaç santim yükselmesi deniz seviyesinde olan ülkeleri bir yerleşim yerlerini çok ama çok etkileyecektir.
 
Ülkemizde deniz seviyesinde üretim yapan Aydın Söke havzası, Samsun Bafra Ovası vardır. Bu ovalarda deniz seviyesinin altınadüşmesi demek arazinin çoraklaşıp tuzlanması anlamına geliyor. Yani bu verimli ovaları kaybetmek demektir.
 
Bir başka etki de  hidroelektrik santraller ile  elektrik üretiminin   zarar görmesi. Yağışların azalması barajlarda su seviyesinin düşmesi, bu da içme suyu ile elektrik üretiminin azalması ihtiyaç olan elektriğin parayla satın alınması demektir.  Yine bu barajlar çevresindeki tarım alanlarını kısmen sulamaktadır. Suyun azalması ya da bitmesi, bu arazilerin boşa çıkması anlamına gelir.  Elektrik, birçok alanda  kullandığımız önemli bir ihtiyaç ürünü olması nedeniyle daha pahalı satın alınıp, daha fazla cepten para çıkması demektir.  Bunun tam tersi,  uzun süre 4-5 ay hiç yağış almadan beklenir, ardından metrekareye düşen yağmur oranı çok aşırı olunca her tarafı sel basmakta ve heyelanlar meydana gelmektedir. Bu da hem tarımsal, hem hayvansalyani maddi kayıp demektir.
 
Yine iklim  değişikliği ve sıcaklık  artışları  o coğrafyada yaşayan küçük büyük tüm canlıları yabani hayatı da etkilemektedir. Önceden ülkemizde olmayan bazı haşere ve böcekler artık yaşayabilecek duruma gelmiştir. Örneğin bazı sivrisinek türleri tamamen tropikal ülkelerde bulunurken artık kendi memleketimizde de bunlara rastlamak mümkündür.  Bunun nasıl bir etkisi ne zararı olabilir diyebilirsiniz? Bakın söyleyeyim. Yıllardır ülkemizde rastlanmayan sıtma hastalığı küçük de olsa bazı şehirlerimizde yeniden görülmüştür. Bunun nedeni sivrisineğin birçok şehirde kışı geçirebilecek sıcaklığı bulamaması iken,  şimdilerde bir kaç derecelik sıcaklık artışı mevsimlerin kayması buna zemin hazırlamıştır hayvancılık yapanlar iyi bilir ülkemizde hiç görünmeyen mavi dil, LSD, Afrika at vebası kimi emici sokucu sinekler sayesinde bulaşan birçok hastalık ülkenin başını ağrıtmaktadır.  Bizbunlardan nasıl kurtuluruz diye birçok proje üretmek ekstradan para harcamak durumundayız. Hiç aklımızda olmayan bugüne kadar bir kuruş masraf etmediğimiz hastalıklar artık can yakmaktadır ve devlete millete büyük bedeller ödetmektedir. Kırsalda sürdürülen yaşamın gittikçe zorlaşmasıhayvancılık yapan aileleri de olumsuz yönde etkilemiştir. Onların da yaşam tarzlarında önemli değişiklikler oluşturmuştur. Yeterince kazanç sağlayamayan aileler bir bir kasaba ve kentlerin yolunu tutmuştur. Gittikleri yerlerde gelir düzeyi düşük olduğundan şehrin ücra yerlerini seçmiş, buralarda yaşam kavgası verirken, memleketin demografik yapısını da değiştirmiştir. Belediyelerle diğer kamu kurumlarını plansız bu alanlara elektrik, su ve kanalizasyon gibi hizmetleri vermesi için zorlamış, şehirlerin yapısını değiştirmiştir.
Sonuç olarak iklim değişikliği demek; sayılamayacak kadar sorun,  yazılamayacak kadar çok dert demektir. O halde bizlere düşen evlerimizde su ve elektriği idareli kullanmak, çöp üretimini azaltıcı tedbirler almak, çevremizi kirletmeden yaşamaya çalışmaktır. Doğal hayatın geri kazanılması için üstümüze düşenleri eksiksiz yapalım, yapmayanları uyaralım. Sağlıklı ve huzur dolu günler dileklerimle…

        Dr. Öğr. Üyesi Hakan KEÇECİ
Bingöl Üniversitesi Veteriner Fakültesi
             Anabilim Dalı Başkanı

 
28.12.2020
Devamı

Milas Zeytinyağına AB’den Coğrafi Tescil

Binlerce yılda oluşan tecrübe ve bilgi birikimiyle üretilen “Milas Zeytinyağı”nın, Avrupa Birliği Komisyonu tarafından tescil edilerek koruma altına alındığını belirten Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, bu tescil işleminden sonra ülkemizin AB’de coğrafi tescil alan ürün sayısının beşe yükseldiğini söyledi.
 
Tarihi binlerce yıl önceye giden Milas bölgesindeki zeytinyağı üretiminin, yöre insanının kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizen Bakan Pakdemirli “Milas ilçe sınırları içinde çok yaygın bir şekilde "memecik" türü zeytin ağaçları bulunur. Memecik türü, milyonlarca yılda oluşmuş Akdeniz iklim kuşağının ve coğrafi bölgesinin doğal bitki ve ağaç türlerindendir. Bu nedenle yörenin havasından, toprağından ve suyundan aldığı özellikleriyle, lezzet özellikleri üstün bir zeytin ve zeytinyağı üretilmesini sağlamaktadır” diye konuştu.
 
Milas’ın coğrafi özellikleri sebebiyle zeytin ağaçlarının yağ oranının yüksek, aromasının bol, polifenol değerlerinin zengin, üstün lezzetli zeytin ve zeytinyağı üretilmesini sağladığına vurgu yapan Pakdemirli “Ağaçlar doğal ortamında insan müdahalesi olmaksızın, kendiliğinden yetiştiği için Milas zeytinyağı da bu anlamda organik özellikte bir zeytinyağıdır” açıklamasında bulundu.
Bu özellikleri sebebiyle Milas Zeytinyağının, AB Komisyonu tarafından 23 Aralık 2020 tarihinde tescil edilerek koruma altına alındığını belirten Bakan Pakdemirli, Milas Zeytinyağı ile birlikte ülkemizin AB’de coğrafi tescil alan ürün sayısının beşe yükseldiğini sözlerine ekledi.
 
28.12.2020
Devamı

Adana’da At, Eşek ve Katırlara Çip Takılacak!

Adana Veteriner Hekimler Odası Başkanı Nihat Köse, kentte başlayan yeni uygulama ile at, eşek, katır gibi tek tırnaklı hayvanların deri altına takılan çipler sayesinde, tüm bilgilerine ulaşılacağını ve bu sayede kaçak kesimlerin de önüne geçileceğini kaydetti.

İlk çağlardan bu yana insanların günlük hayatta, ticarette ya da tarımda en büyük destekçisi olan at, eşek, katır gibi tek toynaklı hayvanlar, günümüzde eskisi kadar bu sektörlerde kullanılmasa da insan hayatındaki varlığını koruyor. Çiftçilerin en büyük yardımcılarından olan bu hayvanların sağlıklı takip edilmesi ve tüm aşılarının tam olması gerekiyor. Bunun yanı sıra Türkiye'nin birçok bölgesinde elden ayaktan düşen binek hayvanlarının kaçak kesim yoluyla et ürünü olarak piyasaya sürüldüğü gerçeğiyle karşılaşılabiliyor. Güvenlik güçleri ve tarım il müdürlükleri her ne kadar bu durumların önüne geçmek istese de sahipsiz hayvanların kontrolü tam anlamıyla mümkün olmuyor. Hayvancılık sektöründe yürürlüğe konulan ve ilk olarak Adana'da hayata geçirilen çip takma sisteminin tek toynaklı hayvanların takibinde yeni bir dönem başlatacağını kaydeden Adana Veteriner Hekimler Odası Başkanı Nihat Köse, bu sayede hem bu hayvanlardan bulaşabilecek hastalıklardan insanların korunabileceğini hem de kaçak kesimlerin önüne geçileceğini söyledi.

Kentte başlatılan uygulamayla yavaş yavaş tek toynaklı hayvanlara il ya da ilçe tarım müdürlüğü veteriner hekimleri tarafından çip takılmaya başlandığını kaydeden Köse, çipin hafızasında o hayvanın tüm hayati bilgilerinin kaydolacağını söyledi. Hayvanın boynunun bir tarafına deri altına enjekte edilerek yerleştiren çiplerin kulak küpelerinin aksine düşme, koparılma gibi bir riski olmadığına dikkat çeken Köse, "Hayvanın kime ait olduğu, hangi köyden çıktığı bilinecek. Bir yerden bir yere taşındığında kimlerin çiftliğinden geçmiş anlaşılacak. Yasal olmayan bir şekilde kesildiğinde ya da biri kesmeye kalkerken yakalandığında artık 'benim hayvanım değil' deyip işin içinden sıyrılamayacak. Bu kontrol sayesinde çipteki hayvan sahibi kim ise ona yaptırım uygulanabilecek. Bu şekilde kaçak kesimlerin önüne geçilmiş olacak. Çiplerin tanesi 15 liradan takılacak ve hayvan sahipleri bu çipi taktırmak zorundalar. Hayvancılık adına güzel bir gelişme oldu" dedi.
28.12.2020
Devamı

Çiftçilerden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a: Hacizler Durdurulsun!

Tarım Kredi Kooperatifi'nden aldıkları kredileri ödeyemedikleri için traktörlerine haciz gelen Düzceli çiftçiler traktörleriyle konvoy yaparak seslerini duyurmaya çalıştı. "Kazancımız faizlere yetmiyor" diyen çiftçiler Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seslenerek hacizlerin durdurulmasını istedi.
Türkiye’nin dört bir yanında çiftçiler, Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalara olan borçları nedeniyle traktörlü eylem düzenliyor. Çiftçilerin son durağı Düzce oldu. Çevre köylerden traktörleriyle korna çalarak, konvoy halinde Düzce’nin Gölormanı Köyü’ne gelen çiftçiler, burada basın açıklaması yaptı.
Basın açıklamasını okuyan Düzceli çiftçi Alaattin Ay, şu ifadelere yer verdi:

Bizim devletimizden ve cumhurbaşkanımızdan istediğimiz, Tarım Kredi Kooperatifleri, Ziraat Bankası ve diğer bankaların faizinin silinmesi ve 5 yıl yayılarak bir ödeme planı sunulması.

Daha sonra girdi maliyetlerimizin düşürülmesi ve yaşanabilir bir hayat standartlarında bir yaşam sürmemizi sağlayacak gelir elde edebilmemizin yolunun açık duruma getirilmesini istiyoruz.

Bugünkü şartlarda kazancımız, Tarım Kredi Kooperatifi faizine yetmiyor. Bizlerin tarım ve hayvancılık yapmamızı istiyorsanız, şartlarımızın revize edilip tarım ve hayvancılık yapılabilir hale gelmesi lazım. Biz çiftçi kardeşlerimiz ülkemizi, vatanımızı seviyor, bu ülke için üretmek istiyoruz. Bize lütfen yardımcı olsun.
Bugün 80 beygir bir traktör alsak 250 bin lira ve bu da en düşüğü. Ekipmanları da çok pahalı. Tarım bizler için lüks sektör olmaya başladı. Sonuç olarak bizlerin sorunlarımızın dinlenmesini, çözüme ulaştırılmasını istiyoruz.

Ovamızda ağaçların çoğaldığını görüyorsunuz. Bunun sebebi tarımdan kaçan çiftçilerimizdir. Çiftçi üretimde kazanamadığı için ovalarımız kavak ağaçlarıyla dolmaya başladı.

Şu an ekilebilir arazilerimiz sıfır noktasına kadar düşecek böyle giderse. Kavak ağaçları bizim önümüzü 10 yıl kapatıyor. Özellikle tarımla ilgili yaptığınız politikalar daha sonuç alabilir şekilde olursa bizi sevindirecektir. Lütfen bizimle ilgilenin.

Bir başka çiftçi ise, “Ben Tarım Kredi borcumu traktörü satarak ödemeye çalışıyorum. İndirim olacak dediler, olmadı. Tarım Kredi çiftçiye destek demektir ama destek oldukları yok. Aldığım 30 bin lira olmuş 98 bin lira. Ben traktörümü sattım ve tarım kredi borcumu ödedim. Bundan sonra nasıl tarım işleri yapacağım?” şeklinde konuştu.
28.12.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığının 2021 Hedefleri Açıklandı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, 2021 hedeflerini açıkladı. Bakan Pakdemirli sosyal medya açıklamasında "Tarımda, ormanda ve toprağın üretime kazandırılması konusunda, 2021 yılında da önemli hamleler yapacağız. Hedeflerimizi daha da ileri taşımak için var gücümüzle çalışacağız" ifadelerini kullandı.
İşte Tarım ve Orman Bakanlığı'nın hedefleri:
Çiftçilerimize 24 milyar lira tarımsal destek sağlayacağız.
Toplulaştırmada tescil edilecek alanı 1,3 milyon hektar artırarak 6 milyon hektara ulaştıracağız.
2,5 milyon dekar alanda mera ıslah ve amenajman projeleri yapacağız
17 bin 200 hektar toprak muhafaza çalışması yapacağız.
Kırsal kalkınma kapsamında özellikle kadın, genç girişimcilere ve küçük aile işletmelerine 1,3 milyar lira hibe desteği vereceğiz.
Uzman eller projesi kapsamında ülke genelinde 200 milyon lira hibe vereceğiz.

Lisanslı depoculuk kapsamında 170 milyon lira hibe desteği vereceğiz.

Su ürünleri yetiştiriciliğinde 450 bin ton üreyim yapacağız.

Ağaçlandırma ve erozyonla mücadele faaliyetleri olarak 100 bin hektar alanda çalışma gerçekleştireceğiz.

270 milyon fidan üreteceğiz.

İHA'ların sayısını dörde çıkartacağız.

32 milyon metreküp odun ürünleri üretimi yapacağız.

300 milyon lira ORKÖY kredi ve hibe destek vereceğiz.
28.12.2020
Devamı

Şanlıurfa’da Veteriner Hekimin Burnu Kırıldı!

Şanlıurfa’da Haliliye Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğünde görevli Veteriner Hekim Kenan Soylu, aşı ve küpeleme yaparken hayvan tekmesi sonucu burun kemiği iki yerden kırıldı.

Haliliye ilçesi Mehmetcik Köyünde Veteriner Hekim Kenan Soylu küpeleme işi yaparken büyükbaş hayvan tekmesi neticesinde burun kemiği iki yerden kırıldı. Veterinerin, alnında  açılan yara dikişlerle kapatıldı.
 

Sendika, geçmiş olsun dileklerini ileterek zor şartlar altında çalıştıklarını dikkat çektikleri bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada resmi makamlarca bu tür olaylara karşı yeterince hukuki ve idari tedbir alınmadığı belirterek haklarının yasalaşması için şu sözlerle çağrıda bulunuldu.

"Hayvanlarımızı dolayısı ile insan sağlığını korumak ve geliştirmek amacı ile mesai mefhumu gözetmeksizin zor şartlar altında, büyük fedakarlıklarla ve 7 gün/24 saat esası ile görev yapan Tarım ve Orman Bakanlığı personeli, Ülke olarak Covid-19 ile mücadele ettiğimiz bu zor günlerde bile çalışmalarını aksatmadan, ülke ve millet sevdası ile yürütmeye devam etmektedir.

Hayvan ve hayvansal ürünlerden insanlara geçen (zoonoz) hastalıklar nedeniyle toplum sağlığı ciddi olarak tehdit altında kalabilmektedir. Hayvan sağlığının güvence altına alınamadığı bir ortamda insan sağlığını korumak ve gıda güvenilirliğini temin etmek mümkün değildir. "Sağlıklı İnsan İçin Sağlıklı Hayvan" yaklaşımında, hayvan sağlığı ve refahı, gıda güvenirliği ve halk sağlığı konularında veteriner hekimlerin önemli sorumlulukları bulunmaktadır. Hayvan hastalıkları ile mücadele yanında, hayvanların kimliklendirilmesi ve kayıt altına alınması, hayvan hareketlerinin kontrolü, halk sağlığı ve hayvan refahının sağlanması, hastalıkların teşhis ve tedavi hizmetleri ile sağlıklı hayvansal ürün elde edilmesine yönelik çalışmalar da gerçekleştirilmektedir. Ancak, halk sağlığını korumak, gıda güvenliği sağlamak, ormanlarımızı ve tabiatı korumak amacı ile mesai mefhumu gözetmeksizin, cansiperane görev yapan Tarım ve Orman Bakanlığı çalışanlarımız da sahada yapmış oldukları görevler nedeni ile yıpranmaya maruz kalmakta hatta yaralanan ve yaşamını yitiren arkadaşlarımız olmaktadır. Mesai arkadaşlarımız neredeyse her gün bu tür olayları yaşamakta ve bu olaylarının sayısı her geçen gün artmakta ancak, resmi makamlarca yeterince hukuki ve idari tedbir alınmamaktadır.

Tarım-Orman çalışanlarının yetkili sendikası Toç Bir-Sen olarak; yaralanan mesai arkadaşımıza acil şifalar diliyor, tüm teşkilatımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

26.12.2020
Devamı

Hindistan Başbakanı Modi: Çiftçi Protestoları Siyasi Amaç Taşıyor

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Hint çiftçilerin gösterilerinin siyasi amaçlarla yapıldığını söyledi.
Modi, Pencap ve Haryana dışında 6 eyaletten çiftçilere seslendiği konuşmasında, bazı partileri, kendi siyasi gündemleri için yeni tarım yasalarına karşı çıkmakla ve sözleşmeli çiftçilik durumunda çiftçilerin topraklarının ellerinden alınacağına dair yalanlar yaymakla itham etti.

Seçmen tarafından reddedilen bu partilerin, çiftçileri yanlış yönlendirdiğini belirten Modi, "Çiftçilere destek için protesto gösterilerine katılan tüm bu insanlar, iktidardayken ne yaptı? Siyasi saiklerle çiftçilerin omuzları üzerinden ateş ediyorlar." ifadesini kullandı.
Hindistan Başbakanı, protestocu çiftçilerle müzakerelere açık olduğunun altını çizerek "Bana muhalif olanlara dahi hükümetimin çiftçilerle ilgili meselelerde onlarla görüşmeye hazır olduğunu söylüyorum. Çiftçilere 'hiç kimse tarafından yanlış yönlendirilmemeleri' çağrısında bulunuyorum." diye konuştu.

Modi, ülkede ezici çoğunlukta çiftçinin yeni tarım yasalarını memnuniyetle karşıladığını da savundu.

Resmi görüşmelerden sonuç çıkmamıştı

Yeni yasaların kaldırılmasını isteyen protestocu çiftçilerin talepleri konusunda yapılan şimdiye kadarki resmi görüşmelerden sonuç çıkmamıştı.
Protestocu çiftçiler, 26 Aralık'ta eylemlerini büyük şirket binaları önüne taşımaya hazırlandıklarını açıklamıştı.
Ana muhalefetteki Kongre Partisi lideri Rahul Gandhi de çiftçi protestolarına destek için tarım yasalarının geri çekilmesini talep eden dilekçeyi Cumhurbaşkanı'na sunmuştu.
26.12.2020
Devamı

Tarım Arazileri Dijital Ortamda Kiralanabilecek

Tarım ve Orman Bakanlığı, atıl tarım arazilerini üretime kazandırmak için yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. Uygulama ile hem atıl tarım arazileri üretime kazandırılırken hem de arazi sahibi gelir elde edecek.
 
Tarım ve Orman Bakanlığı dijitalleşme kapsamında, çeşitli gerekçelerle atıl olabilecek arazilerin üretime yönlendirilmesi için Dijital Tarım Pazarı platformunda tarım arazileri kiralama modülünü kullanıma sundu.
 
Kiraya veren ile kiralamak isteyeni dijital ortmada biraraya getiren yeni bir sitem hizmete sunulmuş oldu.
Daha fazla tarımsal üretim yapmak isteyen üreticilerimiz arazi kiralama modülü ile kiralık tarım arazilerini dijital ortamda görebilecekler. Bu sayede daha fazla üretim ve daha fazla gelir elde edebileceklerdir.
 
Tarım arazisini kiraya vermek isteyenler sisteme giriş yaparak, Tapu Kadastro Bilgi Sistemleri üzerinden üzerine kayıtlı tarim arazilerini dijital ekranda görebilecekler ve modülde istenilen bilgileri sisteme kolaylıkla girebilecekler.
 
Bu kapsamda, tarım arazisini kiralamak isteyenler; arazisinin sulama sisteminin olup olmadığını, kuru ya da sulu tarıma uygunluğunu, geleneksel üretim, iyi tarım, organik tarıma ya da örtü altı üretim mi olduğunu, araziye ekilen, ekilebilecek ürünleri ve dönüm bilgilerini sisteme kaydedecekler. Ayrıca arazinin fotografını koyabilecek ve detay bilgilerinide açıklama bölümüne yazabilecektir.
 
Böylece, ekilmedik bir karış toprak kalmayacak, üretim artacak, gelir artacak ve çiftçimiz, üreticimiz, ülkemiz kazanacak.
26.12.2020
Devamı

Çeşitli Kalemlerde Destek Ödemeleri Bugün Başlıyor!

Tarım ve Orman Bakanımız Sayın Dr. Bekir Pakdemirli, çeşitli kalemlerde yaklaşık 890 milyon liralık destek ödemelerinin bugün hesaplara yatmaya başlayacağını söyledi.
Bakan Pakdemirli’nin açıklaması şu şekildedir:
“Yem desteği çerçevesinde, 298.540 yetiştiricimize 124 milyon 460 bin TL,
Hububat-Baklagil-Dane Mısır Desteği kapsamında, 60.372 üreticimize 208 milyon 750 bin TL,
Sertifikalı Tohum Kullanımı Desteği kapsamında, 94.795 üreticimize 153 milyon 30 bin TL,
Zeytinyağı desteği kapsamında, 28.158 üreticimize 55 milyon 884 bin TL,
ÇATAK Desteği kapsamında ise 9.092 üreticimize 42 milyon 814 bin TL
bugün saat 17:00’dan sonra TC Kimlik numaralarının son hanelerine göre ödenmeye başlanacak. Ödemeler, TC Kimlik numaralarının son rakamı 0-2-4 olanlara bugün, son rakamı 6 ve 8 olanlara ise 31 Aralık’ta saat 17:00'dan sonra yapılacak.
 
Hastalıktan Ari İşletme desteklemeleri kapsamında, 870 yetiştiricimize 111 milyon 462 bin TL,
Küpe Uygulama, Atık-Aşı desteklemeleri kapsamında 370 yetiştiricimize 3 milyon 34 bin TL,
Hayvan Hastalıkları Tazminatı kapsamında, 1.466 yetiştiricimize 57 milyon 976 bin TL,
Hayvan Gen Kaynaklarının Koruma desteklemeleri kapsamında, 3.073 yetiştiricimize 35 milyon 381 bin TL,
Kırsal kalkınma desteklemeleri kapsamında 88 projeye 32 milyon 545 bin TL,
Tarımsal Yayım Danışmanlık Desteği kapsamında 585 danışmana 23 milyon 628 bin TL,
Biyolojik ve Biyoteknik Mücadele kapsamında 4.953 üreticimize 10 milyon 99 bin TL,
AR-GE Desteği kapsamında 43 projeye 4 milyon 563 bin TL,
Sertifikalı Fidan Kullanım desteklemeleri kapsamında 1.995 üreticimize 10 milyon 792 bin TL,
Sertifikalı Tohum Üretim desteklemeleri kapsamında 17 firmaya 9 milyon 034 bin TL
Süt desteklemeleri kapsamında 3.684 yetiştiricimize 5 milyon 231 bin TL,
İşlenmiş Su Ürünleri desteklemeleri kapsamında 5 yetiştiricimize ise 431 bin TL
bugün saat 17.00’dan sonra tek seferde yapılacaktır.
Çiftçi ve yetiştiricilerimize yapacağımız toplam 889 milyon 114 bin TL hayırlı ve bereketli olsun”​
 
25.12.2020
Devamı

Pancar Kooperatifi Birliği’nden Başkan Sekmen’e Plaket!

Erzurum, Kars ve Bayburt İlleri Pancar Kooperatifi Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hakkı Yağanoğlu, kentte tarıma verdiği destekten ötürü Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’e çiftçiler adına teşekkür plaketi takdim etti.

Başkan Yağanoğlu, ziyarette yaptığı değerlendirmede, şu görüşlere yer verdi: “Kooperatifimizin faaliyet alanında 22 bini aktif olmak üzere toplamda 52 bin çiftçi üyesi bulunmaktadır. Kooperatifimiz çiftçilerimizin başta gübre sertifikalı tohum çeşitleri, yem çeşitleri, tarım alet ve makineleri olmak üzere her türlü tarımsal ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bölgemizdeki tarımsal faaliyetler 6 yılda inanılmaz bir gelişim göstermiştir. Doğu Anadolu Canlı Hayvan Pazarı, Et ve Et Ürünleri Entegre Tesisi, ilçelerde canlı hayvan pazarları, mobil ve modüler mezbahalar, göletler, sulama tesisleri, sıvat dağıtımları, tarım makineleri parkı ve çiftçilerimize yapılan lojistik desteklerle tarım üreticilerinin en önemli ihtiyaçları belediyemizce karşılanmaktadır. Erzurum’un tarım ve hayvancılık sektöründe zirveye ulaşmasının en büyük faktörü kuşkusuz Büyükşehir Belediye Başkanımız Mehmet Sekmen’in ilimizde hayata geçirdiği yatırımlardır. Başkanımıza tarıma verdiği desteklerden dolayı binlerce çiftçimiz adına şükranlarımızı sunuyoruz.”

Başkan Sekmen de ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade ederek, tarım ve hayvancılık sektöründeki yatırımların 2021 yılında da artarak devam edeceğini ifade etti.
 
25.12.2020
Devamı

Tarlada Çalışan Çiftçi Hayat Kurtardı!

Aydın'ın Nazilli ilçesinde tarlasında çalışmakta olan bir çiftçinin dikkati, Mergen çayına uçan sürücünün hayatını kurtardı. Kazada araç içerisinde sıkışan sürücü ekiplerin anında müdahalesi ile kurtarılırken, araç içerisinde bulunan alkol şişeleri üzerine jandarma kaza ile ilgili soruşturma başlattı.

Kaza saat 14:00 sıralarında Nazilli'ye bağlı kırsal Sevindikli mahallesi yakınlarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre yönetimindeki 35 HBV 31 plakalı araç ile seyir halinde olan 32 yaşındaki H.B. henüz bilinmeyen bir nedenle direksiyon hakimiyetini kaybederek Mergen Çayı kenarındaki kurutma kanalına uçtu. Kargılıkların arasına uçan otomobil takla atınca araç sürücüsü de aracın içinde mahsur kaldı. Bu sırada tarlada traktörü ile çalışmakta olan Sermet Ekimci adlı çiftçi, bir aracın kurutma kanalına uçtuğunu fark edince durumu 112 ve jandarma ekiplerine ihbar etti. Kısa sürede olay yerine gelen ekipler araçta mahsur kalan sürücüyü kurtararak Nazilli Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

Aracın uçtuğu yerin normal şartlarda bulunup görülmesinin mümkün olmadığını belirten Sermet Ekimci, "Tarlada traktör ile çalışıyordum. Bir anda bir aracın uçtuğunu ördüm. Ardından da beni kurtarın sesleri gelmeye başladı. Allah'tan burdaydım gördüm. Yoksa bu araç burada bir hafta 10 gün bulunamazdı" diyerek kısa sürede bölgeye gelen jandarma ve kurtarma ekiplerine teşekkür etti.

Bu arada araçta inceleme yapan jandarma ekipleri otomobil içerisinde bulunan alkol şişeleri üzerine soruşturma başlattı.
25.12.2020
Devamı

Orhan Sarıbal: 2020 Çiftçi İçin Kara Bir Yıl Oldu!

CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, pandemi sürecinde bütün dünyanın çiftçilerini desteklediğini vurgulayarak, “Bizim ülkemizde 2020 yılı çiftçi için kara bir yıl olarak hatırlanacak” dedi.
 
TBMM’de düzenlediği basın açıklamasında tarımın sektörünün 2020 yılı için kısa bir değerlendirme yapan Sarıbal, pandemi sürecinde gıda arzında bir sorun yaşanmaması için bütün ülkelerin tedbirler geliştirdiğini ve tarım kesimine büyük destekler verdiğini aktararak, pandemi sürecine rağmen AKP hükümetleri döneminde uygulanan yanlış tarım politikalarının 2020 yılında da sürdürüldüğünü kaydetti. Sarıbal, “2020 yılı çiftçi için çöküş yılı, ithalat lobileri için kazanç yılı, AKP için de bir süreci yönetememenin tarihsel dökümü oldu” dedi.
 
Çiftçi üretti, ürün tarlada kaldı
 
2020 yılının başında soğan ve patateste, bahar aylarında ise limonda kısıtlama kararı alan AKP iktidarının üreticiyi zor durumda bıraktığını kaydeden Sarıbal, “Kararlar nedeniyle Çorum ve Ankara başta olmak üzere birçok ilde soğan çürümeye terk edildi.  Limon dalında kaldı” dedi. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ile Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin pandemi sürecinde çiftçiye “Üretin. Tek karış yer boş kalmasın, gerekirse ürününüzü biz alırız” dediğini hatırlatan Sarıbal, “Çiftçi üretti ama ürünü tarlada kaldı. Domates, biber, patates tarlada kaldı. Ama ‘üretin gerekirse ürününüzü devlet alır’ diyenler ses çıkarmadı. AKP Genel Başkanı  ‘ambarın anahtarı kimin elindeyse güç de onun elinde olur' demişti. Yine ‘tarım milli savunma kadar stratejiktir’ demişlerdi. Ama pandemi sürecinde çiftçiye gereken desteği vermediler” dedi.
 
Afet yılı
 
2020 yılında 70’ten fazla ilde iklim değişikliklerinden kaynaklı doğal afetler yaşandığını kaydeden aktaran Sarıbal, Türkiye’de doğal afetlerden kaynaklı çiftçi kayıplarını telafi edecek bir mekanizma bulunmadığını, çiftçinin oluşan zararlarının karşılanmadığını kaydetti. Sarıbal, ciddi bir kuraklık sorunu yaşandığını ama bu konuda herhangi bir plan, program yapılmadığını da söyledi.
Tarım ekim alanlarındaki daralmanın, buna bağlı olarak çiftçi sayısı ve tarımdaki istihdamın 2020’de de düşmeye devam ettiğini kaydeden Sarıbal, artan nüfusa rağmen tarımsal yeterli tarımsal üretimin gerçekleşmediğini anlattı.
 
Sıfır gümrükle ithalat
 
Üretimin arttırılmasına dönük politika geliştirmek yerine AKP’nin ithalatı öncelediğini ifade eden Sarıbal, “2020 yılı ithalat kararlarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine ‘kara yıl’ olarak geçecek bir yıldır” dedi. “Tarım Bakanı çıkıyor ve La Fontaine’den masallar okuyor. ‘Her şey çok güzel. Hiçbir problemimiz yok. Dünyanın en iyi ülkelerinden bir tanesiyiz’ diyor. Ama üstü üste gümrük indirimleri yapılıyor” diyen Sarıbal, 3 Nisan’da, 18 Nisan’a, 5 Ağustos’ta, 21 Ağustos’ta, 21 Ekim’de, 5 Kasım’da, 25 Kasım’da, 17 Aralık’ta ve son olarak 23 Aralık’ta alınan kararlarla buğday, arpa, mısır başta olmak üzere birçok tarım ürününde gümrüklerin ya sıfırlandığını ya da minimize edildiğini söyledi. Sarıbal, “Tüm dünya özellikle stratejik ürünlerde buğday, ayçiçeği, mısır, soya gibi temel ürünlerde kısıta gitti, stoklarını korudu. Covid-19 nedeniyle tedbir aldı. Biz ise elimizde ürün olmadığını biliyorduk. Bunun için gümrük duvarlarını indirmeye başladık. Tarım dış ticaretinde dışa bağımlı olduğumuzu bir kez daha paylaşmak isterim” diye konuştu.
 
Çiftçi borcu dağları aştı
 
Çiftçiye verilmesi gereken desteklerin verilmediğini ve Tarım Kanunun yürürlüğe girdiği 2007 yılında bugüne çiftçinin 211 milyar TL alacağı bulunduğunu aktaran Sarıbal, gerekli desteği almayan çiftçinin borç yükü altında ezildiğini söyledi. Sarıbal, “Çiftçinin borcu dağları aştı. 2002 yılında 2,6 milyon çiftçimizin resmi borcu yaklaşık 2,5 milyar TL iken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) 2020 Eylül ayı verilerine göre, 2 milyon 83 bin çiftçinin bankalara borcu 128 milyar TL borcu var. Çiftçinin borcu 53 kat artmış. Çiftçilerin, Tarım Kredi Kooperatifine ise 12 milyar TL olan borcu ve özel sektör borçları dahil edildiğinde 180 TL’ye yakın borcu bulunmaktadır” dedi. Sarıbal, sözlerini şöyle tamamladı:

“İktidar bitkisel üretimi arttırdığın söylüyor. Üretim yeterli ise neden bu kadar ithalat yapıyorsunuz? Yeterli düzeyde üretim yaptıysanız neden gümrükleri düşürüyorsunuz? 2002 yılında 66.4 milyon nüfusumuz vardı. Bugün sığınmacılarla beraber 87 milyon, turistleri de eklediğimizde günde 89 milyon insanın karnını duyurmak zorundayız. Üretim miktarı ve daralan ekim alanları dikkate alındığında Türkiye’nin hiçbir üretim kalemi Türkiye’nin temel ihtiyacını karşılama gücüne sahip değildir. Türkiye’nin stoku da yoktur.

Kısacası AKP 2020 yılında da çiftçiye, doğaya, tarıma, üreticiye zarar vermiştir. Üretici 2020 yılını kara bir yıl olarak anımsayacaktır. Bu sarmaldan sağlam, planlı bir tarım politikasıyla çıkarız. Yeter ki yabancı şirketleri ve yandaş lobileri değil çiftçimizi ve halkımızı desteklemeyi öne alalım.”
25.12.2020
Devamı

Edirne'de 132 bin Dekar Tarım Arazisi Sulamaya Hazır

Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürü Kaya Yıldız, Edirne'de "Hamzadere Barajı Sulaması" ile toplam 131 bin 570 dekar tarım arazisinin sulamaya hazır hale getirildiğini bildirdi.

Yıldız, yaptığı yazılı açıklamada, Edirne'de inşaatı devam eden önemli sulama projelerinin başında "Hamzadere Barajı Sulaması"nın geldiğini belirtti.

 

Bu kapsamda 273 bin 350 dekar tarım arazisinin sulanmasının sağlanacağını ifade eden Yıldız, bölgede yapılacak sulu tarımla 2020 yılı birim fiyatlarıyla ülke ekonomisine 396 milyon 358 bin lira katkı sağlanmasının hedeflendiğine dikkati çekti.

 

Yıldız, "Hamzadere Barajı Sulaması" işi kapsamında 2020 yılı öncesi İpsala, Keşan ve Enez ilçelerinde 116 bin 570 dekar tarım arazisinin sulamaya açıldığını belirterek şunları kaydetti:

"Bu yıl 6 bin 400 metre uzunluğunda sulama kanalı inşaatı ve 40 bin metre borulu şebeke, 390 sanat yapısı imalatı yapılmıştır. Fiziki gerçekleşmesi yüzde 80 düzeyinde olan işte, 2020'de yapılan imalatlar karşılığında ilave 15 bin dekarlık tarım arazisi sulamaya hazır hale getirilmiş ve sulamaya açılması için çalışmalar hızla devam etmektedir. Böylece Edirne'de Hamzadere Barajı Sulaması ile 131 bin 570 dekar tarım arazisi sulamaya hazır hale getirildi."

DSİ olarak ülke tarımı ve ülke insanı için özveriyle çalışmaya devam ettiklerini vurgulayan Yıldız, tarım arazilerinin suya kavuşmasını, kapalı sistem sulamanın yaygınlaşmasını ve sulamada su tasarrufu sağlanmasını önemsediklerini, çalışmalarını bu yönde kararlılıkla sürdürdüklerini bildirdi.
24.12.2020
Devamı

“Çiftçi Kredilere Acil Çözüm Bekliyor”

Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, takipteki krediler nedeniyle zor durumda olan çiftçilerin durumuna dikkat çekti.

Koronovirüs sürecinde önemi daha da artan sürdürülebilir gıda temini için çiftçinin sorunlarının acilen çözümlenmesi gerektiğini belirten Doğru, sorunlara ilişkin çözüm önerileri de sundu.

Tarım sektörünün sürdürülebilir kılınması için çiftçinin üretime aralıksız şekilde devam etmesi gerektiğini savunan Doğru, kur artışı ve bunun maliyetlere yansımasından her sektörün olduğu gibi tarım sektörünün de olumsuz etkilendiğini söyledi.

Doğru, “Şu anda Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri bünyesinde çalışma yapıldığını duyuyoruz. Yıl sonuna kadar açıklanırsa çiftçimize bir rahatlama getirecektir” dedi.

Tarım sektörünün Bankacılık açısından halen güvenilir bir liman olduğuna vurgu yapan Doğru, bunu rakamlarla açıklayarak, şunları kaydetti: “Bankacılık açısından tarımda takipteki krediler oranı diğer sektörlere göre daha düşüktür. İçinde bulunduğumuz malum süreçte bir miktar yükselmiş olsa da halen yüzde 4.1 civarındadır. BDDK raporuna göre bu yılın ilk on ayında çiftçilere 125 milyar lira civarında bankacılık sektörünün verdiği krediler var. 9 milyar lira civarında da tarım kredi kooperatiflerini eklerseniz tarımsal krediler 134 milyar lira civarını buluyor. Geçen yıl ile kıyaslarsak yüzde 16 oranında bir artış söz konusu. Bunu diğer sektörlerle karşılaştırdığımızda ise kredi hacmindeki artış düşük kalıyor. Zira, bankacılık sektörünün ilk on aydaki kredi büyüme hacmi yüzde 36 civarındadır.”

Bu süreçte kredilerin geri ödemesindeki sıkıntıların doğal olduğunu belirten Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, “Çünkü maliyetlerimiz arttı. Yükselen hammadde fiyatlarına rağmen çiftçi hasatta bundan yararlanamadığı için zorluk çekiyor. Özellikle de küçük çiftçi çok zor durumda. Ziraat Bankası yeniden yapılandırma yaptı. Ziraat Bankası’nın 75 milyar lira civarında 685 bin çiftçiye kullandırdığı tarımsal kredisi var. Yapılandırmadan ise 120 bin çiftçi yararlandı ve 7 milyar liralık kısım yapılandırıldı. Yani miktar olarak yapılandırılan kredi miktarı yüzde 9 ancak faydalanan çiftçi sayısına baktığımızda yüzde 17’dir. Bu da düşük montanlı kullandırılan küçük çiftçi kredilerinde daha büyük sorun yaşandığını göstermektedir. Tarım Kredi Kooperatifleri kredilerindeki takip oranının da yüksek olması küçük çiftçimizin finansal durumunun zorlaştığını gözler önüne sermektedir.” dedi.
24.12.2020
Devamı

“Orman Varlığını Artıran Nadir Ülkelerden Biriyiz”

Tarım ve Orman Bakanı Sayın Dr. Bekir Pakdemirli, Video Konferans yöntemiyle düzenlenen ‘Orman Yangınlarıyla Mücadelede Yeni Yaklaşımlar Çalıştayı’na katıldı.
Orman Genel Müdürlüğü’nün çok büyük çalışmalara imza attığını belirten Bakan Pakdemirli, ilk olarak Orman varlığına dikkati çekti. Son 18 yılda, önceki 57 yılda yapılan ağaçlandırmanın bir buçuk katının yapılarak, 5,4 milyon hektar alanda 5,1 milyar fidanın toprakla buluşturulduğunu, yani Bosna-Hersek kadar büyük bir alanın ağaçlandırıldığını söyledi.

 “Orman Varlığını Artıran Nadir Ülkelerden Biriyiz”

2023 yılı sonuna kadar 7 milyar fidanı toprakla buluşturmayı hedeflediklerini belirten Bakan Pakdemirli, Türkiye’nin orman varlığını artıran nadir ülkelerden olduğunu da söyledi; “ Son 2,5 yılda yaptığımız çalışmalar neticesinde 22.6 Milyon hektar olan orman alanımızı, 300 bin hektar artırarak 22,9 Milyon hektara çıkardık.  FAO (FRA) raporuna göre, dünya orman varlığı sıralamasında 2015’te 47. sırada olan ülkemizi, 2020’de 26. sıraya yükselttik. Böylece orman varlığını artıran nadir ülkelerden biri olduk! 2023 yılı hedefimiz ise, orman varlığımızı ülke yüzölçümünün %30'una çıkarmak!”

Milli Ağaçlandırma Günü’nde, Her Yıl Bir Rekor Kırıyoruz

11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü ile Geleceğe Nefes olurken, Guinnes rekorları da peş peşe geliyor. Geçtiğimiz yıl yapılan fidan dikme seferberliğinde 1 saatte en fazla fidan dikme rekoru kırılmıştı. Bakan Pakdemirli bu yıl ‘Geleceğe Nefes, Dünyaya Nefes’ temasıyla 81 İlimiz ve 28 Ülkede ikincisi yapılan ağaçlandırma seferberliği ile de yine rekor kırıldığını hatırlattı; “Milli Ağaçlandırma Günü’nde, 81 İl ve 28 Ülke Tek Yürek Olduk! Yine o gün, Ankara’da, 21.826 m2’lik alanda, 452.023 fidan ile büyük bir Türkiye haritası oluşturduk. Bu haritayı, kendi alanında "Dünyanın En Büyük Ağaç Mozaiği" rekoruyla Guinnes’e tescil ettirdik” dedi.
 
5 Bin Köye 5 Bin Orman Projesi ile 20 Milyon Fidan Dikildi

Sadece ağaçlandırma projeleri değil, Ormancılık faaliyetleri arasında gelir kapısı olan çalışmalar da yer alıyor. Bakan Pakdemirli, 5 Bin Köye 5 Bin Orman Projesi ile şu ana kadar 20 milyon fidan dikildiğini belirtti; “5000 Köye 5000 Gelir Getirici Orman Projesi” ile 5400 köyde; ceviz, badem, kestane, zeytin, alıç ve ahlat gibi meyveli türlerden bugüne kadar 20 milyona yakın fidan diktik. Bunlardan bir kısmı meyve vermeye ve köylümüze ek gelir sağlamaya başladı bile. Yine, özel ağaçlandırma mevzuatında yaptığımız değişiklikle birlikte; Nisan ayında birimlerimize ulaşan başvuruların değerlendirilmesinin bittiğini de söyleyebiliriz.”

Odun Dışı Orman Ürünlerinin Ülke Ekonomisine Katkısı 5 Milyar Lira

Odun dışı orman ürünlerinin ülkeye katkısından da bahseden Bakan Pakdemirli: “2019 sonunda, 771 bin ton olarak gerçekleşen odun dışı orman ürünleri üretiminin orman köylüsüne katkısı 700 Milyon Lira iken, ülke ekonomisine katkısı da 5 Milyar Liradır.  Bu vesileyle; inşallah Odun Dışı Orman Ürünleri üretiminde 2023 hedefimiz de 1,2 milyon ton olup; Orman Köylüsüne 1,1 Milyar Lira, ülke ekonomisine 9 Milyar Lira katkı sağlamayı hedefliyoruz” dedi.

Bal Üretiminde Dünyada İkinci Sıradayız

Bal Ormanları uygulamaları ve arıcılığa verilen desteklerle, ülkemizin dünyada ikinci sıraya yerleştiğini de söyledi Bakan Pakdemirli; “Ülkemiz, bal üretiminde dünyada Çin’den sonra ikinci sıraya yükselmiştir. Son 2,5 yılda Bal Ormanı sayımızı 176 arttırarak 19 bin hektar alanı arıcılarımızın hizmetine sunduk ve ülke ekonomisine 50 Milyon Lira katkı sağladık” ifadelerini kullandı.

Yangınların %88’i İhmal ve Dikkatsizlikten Kaynaklı

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Ormanlarımızın yaklaşık 12,5 milyon hektarının yangına çok hassas bölgelerde bulunduğunun altını çizdi, yangınların en büyük sebebinin ihmal ve dikkatsizlik olduğunu söyledi. “Son 10 yıllık verilere göre %88’i ihmal, dikkatsizlik ve bilgisizlikten kaynaklanan her yıl ortalama 2 bin 477 orman yangını sonucu binlerce hektar orman alanımız zarar görmektedir.”
Türkiye’nin, aynı iklim kuşağında bulunduğu diğer Akdeniz ülkelerine göre orman yangınlarıyla mücadelede son derece başarılı olduğuna da dikkati çekti Bakan Pakdemirli. “Son 10 yılda Portekiz’de yıllık ortalama 134 bin hektar, İspanya’da 94 bin hektar, İtalya’da 64 bin hektar, Yunanistan’da 24 bin hektar, Fransa’da 12 bin hektar orman alanı yanarken; ülkemizde yıllık ortalama 7 bin hektar ormanlık alan zarar görmektedir. Bu sonuç; Türk ormancısının fedakâr ve cansiperane mücadele ruhunun ve orman yangınlarıyla mücadelede, vatan toprağını koruma anlayışının bir ürünüdür” dedi.
 
“Bu Yıl Yangınlarda 20 Bin 854 Hektar Alan Zarar Gördü”
2020 yılında meydana gelen 3349 orman yangınında 20 bin 854 hektar alanın zarar gördüğünü söyledi Bakan Pakdemirli. “Bunun yanında, yine bu yıl, 2 bin 990 kırsal alan yangını ekiplerimizce söndürülmüş ve vatandaşlarımızın can ve mal kayıplarının önüne geçilmiştir.”
 
Yangınlara Müdahalede İHA’lar Çok Etkili

Orman yangınlarını tespit ve mücadelede bu yıl ilk kez İHA’ların kullanıldığını hatırlattı Bakan Pakdemirli; “Hem ekiplerin müdahalesi, hem de ekiplerin yönlendirilmesi noktasında çok da faydasını gördük. Bir İHA ile anlık olarak 600-800 Bin hektarlık alan, 1 dakika içinde ise, 3 ila 3,5 milyon hektarlık alan taranabilmektedir. Böylece yangınlar en hızlı şekilde tespit edilerek bölgeye kısa sürede ulaşım sağlanmaktadır” dedi.
 
Yangın-Cell,  Yangınlarda Haberleşme Sıkıntısını Ortadan Kaldıracak

Bakan Pakdemirli 2021’de de 4 dron, 5 amfibik uçak ve 30 helikopter ile
hava gücü filosunu daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini belirtirken, yangınlarda haberleşme sıkıntısını ortadan kaldıracak Yangın-Cell sisteminin devreye gireceğini de söyledi. Pakdemirli; “2021’de OGM’ye ait sunucu üzerine kurulan (Yangın-Cell) sistem yazılımı ile OGM mevcut telsiz sistemlerine entegre olacak bir haberleşme sistemine kavuşacağız. Bu da yangınlarda haberleşme sıkıntısını ortadan kaldıracak” diyerek sözlerini tamamladı. ​
24.12.2020
Devamı

Selin Bilançosu Çiftçinin Üzerinde!

Antalya’da meydana gelen sel felaketi tarım alanlarını telef etti. 787 çiftçinin yaklaşık 15 bin dönüm tarım arazisi zarar gördü, ekinler sular altında kaldı. Sel felaketinin en yoğun yaşandığı ilçelerden Serik’te çilek üretimi yapan çiftçiler bugünlerde kara kara düşünüyor.

Borç harçla eylül ayında ekinlerini eken çiftçinin tam hasada başlayacağı dönemde yaşanan sel nedeniyle tüm ürünler çöp oldu.

Kadriye Mahallesi’nde çilek üretimi yapan Zeynel Burun, zararının 150 bin lirayı bulduğunu söylüyor. 9 dönüm tarım arazisi olan Burun, “7