Bu tip gazeteciler her zaman olmuştur. Her zaman olan şeyde ise önemli olan dozaj, yani sayıdır. Onun için azı karar, çoğu zarar demişlerdir. Etken madde aynıysa ilaç ile zehir arasındaki fark miktardır. Gerek ana akım medya organlarında, gerekse tirajı nispeten düşük yayın organları ile sosyal medya kanallarındaki bu tip gazetecilerin sayısı maalesef dozajı aşmış gibi görünüyor.
Bu arkadaşlar, amigoluk görevini üstlenmiş gibi davranıyorlar. Sanki gazetecilik yaparak toplumu haberdar etmiyorlar da spor karşılaşmalarında yapıldığı birtakım hareket ve söylenen kimi sözlerle tuttuğu takımın yandaşı seyircileri coşturmaya çalışıyorlar.
Toplumsal çürümenin ve yozlaşmanın bir çeşidine işaret eden bu durum, farklı düşünceleri ortak bir zeminde buluşturmaktan alıkoyması bakımından oldukça tehlikelidir. İnsanların karar alma süreçlerini felç eden bu tarafgir gazeteci tipi, güven, umut, merhamet ve adalet gibi bireye ve topluma yaşam garantisi sunan erdemlere zarar veriyor, toplumu kaotik uçuruma sürüklüyor.
Oysa gazetecilik kamusal bir iştir. Aslolan kamu yararıdır, toplumun faydasıdır. Gazeteciler bu bilinçle toplum mühendisliği işine girişmez, çığırtkanlık yapmaz, aynı zamanda kamu otoritesini temsil eden bilgi kaynaklarına manipülatif soru sormaz; sadece gerçeğin peşinde koşarlar. Ve varsa bir sorun, -ki sorunu olmadığı bir toplum ve zaman dilimi olmamıştır- kin ve nefret tohumlarına su vererek değil, o soruna işaret ederek çözüme katkı sunarlar. Basın mensupları, böylece topluma hizmetin bir parçası olmuş olurlar.
Gazetecilik mesleği kamusal alanla bireyler arasındaki iletişim köprüsüdür. Burada iletişim döngüsü şöyle işler: Yasama organı, yani TBMM, devleti ve toplumu idare edecek yasalar çıkarır, Anayasa Mahkemesi bu yasaların Anayasaya uygunluğuna bakar, iktidar organları bu yasalar doğrultusunda icraatlarda bulunur. Örneğin Ulaştırma Bakanlığı yol, köprü vesaire işlerini yürütürken, Sağlık Bakanlığı sağlık alanındaki hizmetlerine odaklanırken, futbolcular maçlarını oynarken, sanatçılar sanatlarını icra ederken ve hayatın olağan akışı içindeki diğer tüm işler devam ederken; gazeteci tüm bu olan bitenin yayınını yaparak herkesin biri birinden “haberdar olmasına” aracılık etmiş olur. Sistem, genel hatlarıyla bu şekilde işler.
Bu algoritmanın sağlıklı işleyebilmesi için gazetecinin tarafsız bir gözle, tıpkı bir tutanak memuru gibi haber yazması gerekir. Yani ne olduysa o, ne söylendiyse aynı ifade. Tabii bu arada köşe yazarları da yorum yapacak. Bu yüzden haber tarafsız, yorum özgürdür denir.
İletişim fakültelerinde ve iletişim teorilerinde bu şekilde anlatılan algoritma ideal olandır. Bu idealin tıpatıp aynı olmasını ummak tabii ki rasyonel bir beklenti olmaz. Tamamen tarafsız gazetecilik diye ifade edilen iddianın kurumsal anlamda reel karşılığı yoktur. Otuz senedir gazetecilik yapıyorum, herhangi bir gazetede 30 santimetrakarelik tarafsız bir alan görmediğimi itiraf etmeliyim. Çoğu haberde en azından başlıkta dahi olsa bir eda, bir yorum vardır. Basın hayatının olağan akışı böyle işliyor. Lakin bu durum kişisel değil, kurumsaldır. Kurumsal olanla kişisel olanı farklı kefeler koymamız gerektiğine dikkat edelim.
Başlıkların edalı, yorumların tarafgir olması kurumsallığın bir gereğidir. Çünkü ajanslar hariç her basın kuruluşun bir yayın çizgisi vardır. Yeter ki haberler içerik olarak yalan, yanlış bilgi içermesin, yorum ve eleştiriler ise vicdandan uzak olmasın.
Ancak bireysel olarak her gazeteci, haberini doğru bilgiye dayandırmak zorundadır. Sorun burada ortaya çıkıyor. Sözünü ettiğim gazeteci kişisel tarafsızlığını kaybedip kurumsal yanılgının çukuruna düştüğünü ya bilmiyor ya da kabul etmek istemiyor. Tarafsız olması gerekirken amigo gibi coşturmaya çalışan gazeteciyedir eleştirimiz.
Medya okuryazarlığının yerlerde süründüğü, sosyal medyada üzerinden hayata yapışan bilgi kirliliğinin zirve yaptığı, enformatik cehaletin pik yaptığı bu durumla nasıl mücadele edeceğiz? Hangi habere inanacağız, kimlerin yorumları kanaatimizin şekillenmesine yardımcı olacak?
Gazeteciler, iş alanlarını “kimsenin kimseye referans olmadığı bir meslek” olarak tanımlarlar. Ben de maalesef kimsenin işine kefil olamıyorum. Basının güven endeksini yerle bir eden amigo tipi gazetecilerden toplumun bir şekilde, efektif bir yöntemle kurtulması gerekiyor. Bunun da gözaltılarla, çeşitli yasaklamalarla değil, izlemeyerek ve kaale almayarak yine toplum tarafından yapılabilecek bir şey olduğuna inanıyorum.
Kutsal kitaplarda iyilik ve doğruluk peşinde koşanlara Allah'ın ortakları, yalan ve yanlışların peşinde koşarak toplumu ifsad eden insanlara ise şeytanın ortakları tanımlaması yapılır.
Hangi görüşten olursa olsun yanlış, tek taraflı ve ifsad edici haber ve yorumlarını sistematik olarak sürdüren gazetecilik anlayışının farkında olmak bu sorunla mücadelenin anahtar cümlesidir.
Tarafgir gazetecinin yönlendirmesinden korunmak için bireysel olarak herkesin farkındalık düzeyini arttırması ve önyargılı yayınlara karşı duyarlı olması isabetli bir yaklaşım olur.
İyisi mi siz siz olun, kimsenin yayınladığı haberi tek başına doğru kabul etmeyin, her yorum ve habere şüphe ile yaklaşın, duygusal tepkiler vermekten kaçının ve güvenilir kaynaklarla çapraz kontrolü elden bırakmayın.