Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Ankara'nın Tarımdaki Payı Yüzde 2,8

Ankara Kalkınma Ajansı  tarafından hazırlanan ‘İstatistiklerle Ankara 2017’ çalışmasında Başkent’e ilişkin kapsamlı veriler derlendi. Çalışmaya göre, Ankara'nın, Türkiye nüfusunun yüzde 6,7'sini barındırdığı görülüyor. İlçelerdeki nüfus değerlendirildiğinde Çankaya, Keçiören, Yenimahalle, Mamak, Etimesgut, Sincan ve Altındağ, Ankara nüfusunun büyük bir bölümüne ev sahipliği yapan ilçeler olarak öne çıkıyor. Göç göstergeleri incelendiğinde, Ankara’nın en çok 20-24 yaş grubunda göç aldığı ve verdiği anlaşılıyor. Başkent, son beş yılda en çok İstanbul, Çorum ve Yozgat illerinden göç alırken; İstanbul, İzmir ve Konya illerine göç veriyor. Sağlık alanında yüz bin kişi başına 344 yatağın düştüğü Ankara’da, yüz bin kişi başına 371 hekim
düşüyor.
ABD, ÇİN VE IRAK İLK ÜÇTE
 
Bölgelere göre Gayrı Safi Katma Değer (GSKD) üretiminde Türkiye’nin 2. büyük kenti olan Ankara’da, bölge GSKD’sinde hizmet sektörünün yüzde 71,5, sanayinin yüzde 25,7 ve tarım sektörünün yüzde 2,8 oranında payı bulunduğu görülüyor. Ankara’nın son beş yılda en fazla ihracat yaptığı ülkeler ABD, Çin, Irak, Almanya ve İtalya olarak sıralanıyor. Son beş yılda en fazla ithalat yapılan ülkelerin ise ABD, Çin, Irak, Almanya, İtalya olduğu görülüyor. Düzey 1 bölgelerinde yoksulluk ve gelir dağılımı verileri incelendiğinde Ankara’nın da içinde bulunduğu TR5 Batı Anadolu Bölgesi’nde, yoksulluk oranı 2015 yılında yüzde 20 olarak belirleniyor.
 
İLK 5 ÜNİVERSİTEDEN ÜÇÜ BAŞKENT’TE
 
Beşeri sermayenin oldukça güçlü olduğu Ankara'da, yüksekokul veya fakülte mezunlarının oranı 21.3 ile 14.06 olan Türkiye ortalamasının hayli üstünde seyrediyor. 16 yükseköğretim kurumunun bulunduğu Ankara'da toplam lisans ve ön lisans düzeyinde toplam 217 bin 584 öğrenci ile 19 bin 390 öğretim elemanı yaşıyor. Öte yandan, Ankara'da 6 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 2,6'sının okuma yazma bilmediği, bu oranın kadınlarda yüzde 4,4, erkeklerde ise yüzde 0,7 olduğu görülüyor. Ankara’nın, 21 üniversitesi, 8 teknoparkı, 11 OSB’si ve çok sayıda araştırma merkezi ile yüksek bir beşeri sermaye ve güçlü bir teknolojik altyapıya sahip olduğu görülüyor. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılan ‘Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Performans Endeksleri Sıralaması’nda ilk 5 üniversitenin 3’ü Ankara üniversiteleriyken, devlet desteklerinde de yine Ankara ilinin ağırlığı dikkat çekiyor.
 
 

Hayvan Dışkısından Biyoenerji üretimi

Önemli bir spor kulübünde 11 yıl yöneticilik yaptıktan sonra hayvancılık sektörüne giren Baki Güngör, Türkiye 'nin biyoenerji ihtiyacını karşılamak için önemli bir projeye imza attı. Çalışmalarını anlatan Güngör, "Hayvanın dışkısındaki gazı elde ediyoruz, enerjiye çeviriyoruz. Enerjisini aldıktan sonra ısısıyla beraber sera gazına çeviriyoruz. Isısını seralarda kullanıyoruz. Geri kalan enerjiyi de devlete satıyoruz" diye konuştu.

Türkiye'nin önemli bir spor kulübünde 11 yıl yöneticilik yapmasının ardından teknolojiye uygun kurduğu çiftlikle hayvancılık sektörüne giren Baki Güngör, Türkiye'nin biyoenerji ihtiyacını karşılamak için önemli bir projeye imza attı.Ankara 'da 420 dönüm arazi üzerine kurulan tesiste modern ekipmanlarla et, süt ve yumurta üretiminin yanı sıra biyoenerji konusunda çalışmalar yapıldığı belirtildi. Çevreye duyarlı olan projede atıkların geri dönüştürüldüğü ve paketler haline getirilerek satıldığı kaydedildi.

Türkiye'de ticaret algısının hemen para kazanma yönünde olduğunu ifade eden Baki Güngör, "11 yıllık ticari faaliyetlerimin sonunda tekrar hayvancılığa dönme kararı aldım. Çünkü Türkiye'de hem gıda anlamında hem et anlamında bu işin profesyonel anlamında yapılmadığını gördüm. 2007 yılında vermiş olduğumuz bir kararla Ankara'da satın almış olduğumuz 420 dönüm bir araziyle başlamış olduğumuz işe 2011 yılında bütün dünyayı gezerek hayvancılığın nasıl yapıldığını kendi gözlerimle gördüm. Türkiye'de hayvancılık insan gücüyle yapılıyordu, ancak yurt dışında bu iş otomasyonla yapılıyordu. Türkiye'deki ticaret algısı bugün işe başlıyorsak hemen para kazanmak olarak düşünülüyor. Ancak hayvancılığın alt yapısında projeye başlanıyor, en az 5 yıl boyunca öz sermayeyle beraber bir harcama yapılması gerekiyor. Tesisleşme ve otomasyon gerekiyor. 5, 10, 20 yıllık projelerle devam etmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin biyoenerji eksikliğini gidermek istiyoruz

Türkiye'nin biyoenerji konusundaki eksikliğini giderecek bir projeye imza attıklarını vurgulayan Baki Güngör, "geçmişte biz hayvanın dışkısını atacak yerler arardık. Şuanda ise çok değerli bir konuma geldi. Şuan ki gündem maddelerinden biri de biyoenerji. Türkiye'nin şuanda enerji konusundaki eksikliğini de aynı zamanda tek proje altında çözüm odaklı olarak bir proje haline getirdik. Hayvanın dışkısını derleyip toplayarak seperatörler aracılığıyla katı ve sıvı olarak ayırıyoruz. Sıvısını arazimize gübre olarak kullanıyoruz. Katısını ise belediyelerin, çiçekçilerin, belediyelerin kullanmış olduğu gübreler haline getirip satıyorduk. Ancak şuan ki proje bizi şu noktaya getirdi. Hayvanın dışkısındaki gazı elde ediyoruz, enerjiye çeviriyoruz. Enerjisini aldıktan sonra ısısıyla beraber sera gazına çeviriyoruz. Isısını seralarda kullanıyoruz. Geri kalan enerjiyi de devlete satıyoruz" şeklinde konuştu.
 
 

Arazi Toplulaştırma Kararı Resmi Gazete'de

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı; Ankara, Çankırı ve Kırşehir'deki bazı alanlarda belirlenen arazileri toplulaştırma kararı aldı.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Bakanlar Kurulu kararı ile Ankara, Çankırı ve Kırşehir'de arazi toplulaştırması yapılacağı Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak, yürürlüğe girdi. Buna göre; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının yazısı üzerine Bakanlar Kurulunca; Ankara'nın Kalecik, Kırşehir'in Kaman ve Akpınar ile Çankırı'nın Merkez, Kızılırmak, Şabanözü ve Eldivan ilçelerinde belirlenen yerlerde arazi toplulaştırması yapılması kararlaştırıldı.
Arazi toplulaştırma kriterlerine uygun olmayan yerlerle teknik olarak arazi toplulaştırma sahasına dahil edilmesi uygun olmayan tepelik, taşlık, çukurluk alanlar ve yoğun sabit tesis bulunan yerler toplulaştırma dışında tutulacak. -
 
 

Oğlak etine ilgi ve talep her geçen gün artıyor

Marka olma yolunda ilerleyen Ankara keçisi oğlağına tüketiciler yoğun ilgi gösteriyor.

Bir dönem yetiştiricinin satmakta zorlandığı Ankara Keçisi Oğlağında artık Ankaralı keçi yetiştiricileri talebe yetişemiyor. Sonbahar aylarında oğlak üretimi en fazla Ankara’da gerçekleşirken Ankara Keçisi Oğlak etine Ankaralı tüketicilerin yani sıra Türkiye’nin 7 bölgesinden de yoğun talep geliyor.
Ankara İli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliğinin 3 yıl önce başlattığı “Dolsa da yesek” adlı kampanya ile Ankara’da yok olmaya yüz tutan oğlak eti tüketimi yeniden canlandı. Kampanyadan önce 12 TL olan oğlak eti fiyatı kampanyanın ilk yılında 20 TL’ye kadar yükselirken bugün kuzu etiyle hemen hemen aynı fiyattan alıcı bulabiliyor. Kampanya ile Ankaralı yetiştiricilerin oğlak satamama sorunu ortadan kalkerken düşük karkas verimi nedeniyle alıcı bulamayan Ankara Keçisi Oğlağı ise tüketici tarafından özellikle aranan ürünler arasına girdi.
Türkiye de ilk defa bir yemek markalaşıyor.
Başarının mimarlarından Ankara İli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Hasan Kılınç, “Dolsa da yesek” adlı kampanyanın yetiştirici olduğu kadar tüketici için de büyük bir kazanç olduğuna dikkat çekti.
“Tüketici kampanya ile daha kaliteli bir kımızı etten hem haberdar oldu hem de ona ulaşma olanağına kavuştu” diyen Başkan Kılınç: "Dolsa da yesek adlı kampanya mutfak kültürümüz acısından da büyük bir kazanç. Unutulmaya yüz tutmuş olan oğlak etinin tekrar mutfağa girmesinde büyük katkısı oldu. Sağlık acısında üstün özellikleri olan bir et. Oğlak etindeki kolesterol ve yağ seviyesi diğer etlere göre daha düşüktür. Üniversitelerin yaptığı çalışmalara bakıldığında özellikle doymamış yağ asitleri bakımından zengin, doymuş yağ asitleri açısından da diğer kırmızı etlerle kıyaslandığında daha düşük olduğu görülmüştür. Bu da günümüzün rahatsızlıkları olarak görülen kalp ve damar hastalıklarını engellemede sağlıklı bir diyet üründür. Oğlak eti sağlıklı olduğu kadar çok lezzetli bir ettir” dedi.
Oğlak etinin fiyatı Ankara’da şekilleniyor
Artık oğlak eti denildiğinde akla Ankara’nın geldiğini belirten Hasan Kılınç: “Oğlak etinin ülkemizde 4 mevsim üretimi mevcut. İlk Şubat ayında Balıkesir ve İzmir ile başlar daha sonra Çanakkale, Tekirdağ devam eder. Doğu illerinde de farklı illerde farklı tarihlerde oğlak etine ulaşmak mümkün. Ankara’da ise oğlak sezonu 1 Aralık’ta başlar yılbaşında sona erer. Ankara artık oğlak etinin en fazla tüketildiği illerin başında geliyor. Sonbahar aylarında en yoğun oğlak üretimi Ankara’da gerçekleşirken Ankara’ya oğlak almak Türkiye’nin 7 bölgesinden de alıcı geliyor. Türkiye’de oğlak sektörü Ankara’da şekilleniyor. Fiyatı burada belirleniyor” dedi. 


 
 

Yılbaşı Öncesi Gıda Denetimleri Artırıldı

Ankara Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, başkentlilerin sağlığı için gıda denetimlerine aralıksız devam ediyor. Yılbaşı öncesi gıda denetimlerinin hız kazandığı Ankara'da, gıda üretimi ve satışı yapan işletmelere 11 ayda 6 milyon 806 bin 660 lira idari para cezası uygulandı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan edinilen bilgiye göre, Ankara Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünce bu yıl aralık ayına kadar gıda üretim yerlerinde 10 bin 217, gıda satış yerlerinde 27 bin 666 ve toplu üretim yerlerinde 25 bin 894 denetim yapıldı. Bu dönemde toplam 63 bin 777 denetim sonucunda bin 519 işletmeye toplam 6 milyon 806 bin 660 lira idari para cezası kesildi, 3 işletme hakkında da savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

ANKARA’LILAR ENDİŞE ETMESİN
Ankara Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl  Müdürü Bülent Korkmaz, özellikle yılbaşı öncesi denetimleri artırdıklarını ve başkentlilerin gıda güvenliği konusunda herhangi bir endişe duymamaları için 24 saat esasına göre çalışma yürüttüklerini söyledi. Korkmaz, denetlenen işletmelerin imalathane ve sunum yapılan reyonlarının incelendiği belirtti.
 

Kadın Çiftçi Sayısı Artıyor

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, "Traktörlerde kadın çiftçilerimizi artık daha çok görüyoruz. Bu durumu gördüğümüz için projeksiyonumuzu ona göre yapıyoruz. Tarımın geleceği çiftçi kadınlarımızda" dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, son yıllarda tarımdaki kadın çiftçi sayısının az da olsa artış gösterdiğini söyledi.

İleriki süreçte de kadın çiftçi sayısında artış beklediklerini belirten Bayraktar, "Bugün tarım sektörünün yüzde 46,5'i kadınlardan oluşuyor. Yaklaşık 2 milyon 678 bin bayan tarımda çalışıyor. Tarım göç veriyor ama daha ziyade tarımdaki erkekler göç ediyor. Tarımda çalışan erkekler büyük şehirlere gidiyor. Öyle anlaşılıyor ki biz önümüzdeki yıllarda tarımda üretimi bayan çiftçiler üzerinden sağlayacağız. Bu nedenle gerekli tedbirleri almamız lazım." diye konuştu.

"Tarım Reel Sektörün Temeli"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımın reel sektörün temelini oluşturduğunu bildirerek, “ekonomik hayatın, ticaretin temelinde tarım vardır. Bütün ülkeler, istisnasız, tarımdan çıkan artı değeri kullanarak zenginleşmiştir. ABD’si, Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, Hollanda’sı başta olmak üzere bütün gelişmiş ülkeler tarımla kalkındı. Kalkındıktan sonra da tarımı ihmal etmediler. Tarımda da dünyanın en büyükleri oldular” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, tarımın toplumda hak ettiği değeri almadığını, halkın tarımın sorunlarına yeterince ilgi göstermediğini belirtti. Tarımın, enerji ile birlikte hatta enerjinin de önünde stratejik sektörlerin başında geldiğini vurgulayan Bayraktar, dünyada gıda güvencesinden daha önemli bir şey olamayacağını kaydetti. 7,6 milyar olan dünya nüfusunun gıda ihtiyacının sürekli arttığını, beslenme eğilimlerinin değiştiğini, yapılan bilimsel çalışmalara göre 2050’de 9,8 milyara ulaşacak dünya nüfusunu beslemek için, şimdikinden yüzde 60 daha fazla gıda üretmek gerekeceğine dikkati çeken Bayraktar, “bütün bunlar tarımın öneminin azalmayacağını hatta çok daha fazla artacağını gösteriyor” dedi.

-Reel sektörün temelinde tarım var-

Sürekli “reel sektör reel sektör” denildiğini ama tarımın bu kapsamda görülmediğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“(Reel sektör reel sektör) deniliyor. Reel sektörün temelinde hangi sektör var? Tarım. İmalat sanayi içinde yer alan gıdanın yanı sıra, tekstil, içecek, tütün birinci derecede tarım sektörüyle bağlantılı. Tarım, sadece bununla da kalmıyor, ulaştırmadan finansa, yiyecek sektörüne, depolamadan, toptan ve perakende ticarete çok değişik sektörlere hammadde sağlamakta, kaynak aktarmaktadır. Milli gelire 52,3 milyar dolar katkı sağlayan tarım, 90 milyar dolara yaklaşan bitkisel, hayvan ve hayvansal ürün üretimiyle, 16-17 milyar dolarlık gıda ve tarım ihracatına imkan tanımasıyla, sağladığı 5,5 milyar dolarlık dış ticaret fazlasıyla, çoğunlukla 5 milyonun altına inmeyen yaz aylarında sanayiden fazla olan istihdamıyla, işsizliği 2 puan düşürmesiyle çok daha fazla kıymeti hak ediyor. Tarıma dayalı sanayiler de dahil edildiğinde istihdam sayısı 8 milyonu aşıyor.

Bugün hala kırsalda 20 milyon kişinin geçim kaynağı tarım ise tarımın sorunları göz ardı edilmemeli, el üstünde tutulmalıdır. Bu ülkede 80 milyon nüfus, 5 milyonu aşkın sığınmacı ve yabancı, 40 milyona yakın turisti doyuran tarım, gerçek reel sektördür.”

Reel sektörün katma değeri

Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) rakamlarına göre, tarımın yurtiçi hasıladan yüzde 6,1 pay aldığını bildiren Bayraktar, “imalat sanayi yüzde 16,7, toptan ve perakende ticaretin yüzde 11,5, inşaat sektörünün yüzde 8,2, ulaştırma, depolama sektörünün yüzde 7,9, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri yüzde 2,8, tarım gibi bizzat doğal kaynakları kullanarak üretimde bulunan sanayi kolları olan, elektrik, gaz, buhar ve havalandırma sistemi üretim ve dağıtımı yüzde 1,3, su temini; kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri yüzde 0,9, madencilik ve taş ocakçılığı yüzde 0,8 pay alıyor” dedi.

Sanayi, hammadde ve ara malında dışa bağımlı

Sanayinin, hammadde ve ara malında dışa bağımlı olduğunu, ihracat için ithalat yaptığını belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Oysa, tarım bizzat doğada, toprağı işleyerek, çiftçinin emeğini katarak, mazot, gübre, ilaç hariç ithal ürün kullanmayarak ürün üretiyor, oransal olarak çok daha fazla katma değer sağlıyor. Bu da yetmiyor, sanayiye hammadde temin ediyor.

Gıda sanayi, imalat sanayi içinde yüzde 11 payıyla 24 sektör içinde birinci sırada gelmektedir. Tarım sektörü bu sanayinin hammaddesini sağlamaktadır. Pamuğu ve yünü işleyip ürün haline getiren tekstil sektörü de imalat sanayi içinde yüzde 9,9’luk paya sahiptir. Giyim sektörünün imalat sektöründeki payı yüzde 6,4’tür. Yine tütün sektörü, sanayi imalat sanayinde yaratılan katma değerden yüzde 0,7 pay alırken, tarıma dayalı sektörlerden deri sektörünün imalat sanayi içinde yüzde 0,8 payı bulunmaktadır. Bu imalat sanayinde yaratılan katma değerin yüzde 28,8’inin tarım kaynaklı olduğunu göstermektedir. Bu rakamın gayri safi yurtiçi gelirdeki karşılığı yüzde 4,81’i bulmaktadır.”

111 milyar dolarlık gıda ve alkolsüz içecek tüketimi

Türkiye’de hanehalkının bütçesinin yüzde 21,77’sini gıda ve alkolsüz içeceklere, yüzde 5,87’sini alkollü içecekler ve tütüne, yüzde 7,33’ünü giyim ve ayakkabıya, yüzde 8,05’ini lokanta ve otellere ayırdığını vurgulayan Bayraktar, “hanehalkının 2016 yılındaki 510,1 milyar dolarlık tüketiminin 111 milyar doları gıda ve alkolsüz içeceklere, 29,9 milyar doları alkollü içecekler ve tütüne, 37,4 milyar doları giyim ve ayakkabıya, 41,1 milyar doları lokanta ve otellere gidiyor. Bütün bu sektörlerin temelinde tarım var” dedi.

“Sanayiye verilen ilgi ve değeri, çiftçimize de gösterelim”

Sanayiciye sağlanan desteğin tarımdan esirgenmemesi gerektiğini belirten Bayraktar, “zor şartlarda üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracat yapılmasına neden olan Türk çiftçisi, üvey evlat muamelesi görmemelidir” dedi.

İthal hammaddeye ihtiyaç duymadan üretim ve ihracat yapmak için sanayicilerin de tarımı ve çiftçiyi desteklemesi gerektiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Net ihracatçı olmak için stratejik bir sektör olan tarıma, sanayiciler tarafından daha fazla yatırım yapılmalı. Böylece tarım ürünlerine katma değer katılacak, hem çiftçimiz hem sanayici hem de ülkemiz kazanacaktır. Artık belli oldu ki dünyada savaşlar gıda ve sudan çıkacak. Bunu gören gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelerin topraklarına göz dikti. Toprak satın alıp, kiralayıp bu savaştan galip çıkmanın hesabını yapıyorlar. Kendi arazilerine de gözü gibi bakıyorlar.

Bu gerçeği görelim, çiftçimize, tarım sektörüne değer verelim. Tarım sektörünü şaha kaldıralım. Sadece ülkemizi doyurmakla yetinmeyelim, bölgemizin de gıda ambarı olalım. Sanayiye verilen ilgi ve değeri, çiftçimize de gösterelim.”

Eziyet edene 546 TL uygunsuz kesene 5 bin TL Ceza

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca yapılan düzenlemelere göre, hayvanlara kötü muamelede bulunanlar hakkında da idari para cezası uygulanacak. Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranan, acımasız ve zalimce işlem yapan, döven, aç ve susuz bırakan, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakan, bakımlarını ihmal eden, fiziksel ve psikolojik acı çektirenlere 546 lira para cezası verilecek. Barınma yerlerine ilişkin esaslara aykırı hareket edenlere hayvan başına 100 lira, nakillerle ilgili esaslara uymayanlara bin lira ceza verilecek. Kesim öncesi ve kesim sırasındaki esaslara aykırı hareket edenlere 2 bin lira, Bakanlıktan onaylı kesim yerleri dışında cadde ve sokaklarda, kaldırım kenarlarında kesim yapanlara 5 bin lira idari para cezası kesilecek.  

Bu Alanların Dışında Kesmek Yasak
 

Ankara’da yarından itibaren 4 gün süreyle vatandaşlar kurbanlarını kesecek. Belediyeler bu yıl da ‘uygunsuz yer ve şartlarda’ kurban kesilmemesi için, kurban kesim alanlarındaki son hazırlıklarını tamamladı. Belirlenen yerler dışında kesim yapana 5 bin, hayvana eziyet edene ise 546 lira ceza kesilecek.
Kurban Bayramı’nda, belediyelerin belirledikleri alanlar dışında kesim yapanları 5 bin liralık ceza bekliyor. Hürriyet Ankara, yarın itibarıyla 4 gün boyunca kurbanlarını kesecek olan Ankaralılar için Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Gölbaşı, Keçiören, Mamak ve Yenimahalle ilçelerinde yer alan kurban kesim alanlarını gezdi. Belediyeler, kurban kesim alanlarında pratik kesim sistemleri hazırladı. Öte yandan kurban satış ve kesim yerleri dışında kesim yerleri de belirlendi. İşte ilçe ilçe belediyelerin kurban kesim alanları:

İskitler ve Site-Yıldız

Altındağ Belediyesi’nin, Karapürçek’de 200 dönüm arazi üzerine kurulu ve 362 hayvan barınağının yer aldığı satış ve kesim yerinde 7 bin 500 büyük ve küçükbaş hayvan satışa sunuldu. Vatandaşlar, Karapürkçek’in yanı sıra İskitler Semt Pazarı ile Site-Yıldız Semt Pazarı’nda da kesim yapabilecek.

Çankaya'da Tek Adres Mühye 

Çankaya Belediyesi, Mühye Köyü’ndeki kurban satış alanı içinde hizmet veriyor. 120 çadırın yer aldığı alanda ultrason cihazı ile hayvanlara gebelik kontrolü yapılıyor. Belediye kaçan kurbanlıklar için yakalama timi de kurdu. Çankaya’da Mühye Köyü’ndeki kesim alanı dışında her hangi bir yerde kesime izin verilmeyecek. 

Yakacık'ta 5 Dakikada Kesim

Yenimahalle Belediyesi’ne ait Yakacık Kurban Satış ve Kesim Alanı’nda bu yıl 330’a yakın çadır kuruldu, 10 bin küçük, 7 bin büyükbaş hayvan görücüye çıktı. Yakacıkta kurbanlıklar, otomatik kesimhanelerde işinin ehli kasaplar tarafından 5 dakikada kesilecek ve vatandaşlara ücretsiz poşetler içinde teslim edilecek. Öte yandan İlçe sakinleri, Yakacık’ın yanı sıra, Andaç Pazar Yeri, Ergazi Pazar Yeri, Şentepe Kapalı Pazar Yeri, Demetevler Pazar Yeri, Turgut Özal Pazar Yeri, Serhat Pazar Yeri, Çamlıca Pazar Yeri ve Aşağı Yahyalar Pazar Yeri’nde rahatlıkla kurbanlarını kesebilecek.

Eski pazar yeri hazır
 

Mamak Belediyesi de Ortaköy Kurban Satış ve Kesim Alanı’nında bayram için hazırlıklarını tamamladı. Şu ana kadar 5 bin büyükbaş, bin küçükbaş hayvanın giriş yaptığı Ortaköy’de, belediye ekipleri de bir sorun yaşanmaması için tüm önlemleri aldı. Belediye, Ortaköy’ün yanı sıra  Mamak Eski Pazaryeri’nde kesim yapılmasına izin verdi. 

Veteriner,sağlık ekibi ve ambulabs hizmeti

Keçiören Belediyesi 712 çadırın kurulduğu Ovacık Kurban Satış Alanı’nda hizmet veriyor. Satış alanında, kurbanlık alırken ve kesim yapılırken dikkat edilecek hususlarla ilgili hazırlanan el broşürleri de dağıtılarak vatandaşların bilinçlendirilmesi amaçlanıyor. Acil vakalara anında müdahale etmek amacıyla 24 saat hizmet veren sağlık ve veterinerlik hizmet kabinlerinin de kurulduğu alanda, veteriner hekimler ile sağlık ekibinin yanı sıra bir ambulans da hizmet veriyor. Ayrıca kaçan kurbanlıkların yakalanması için de alanda kurban yakalama ekibi hazır bulunduruluyor. Ovacık semtinde bulunan Keçiören Belediyesi’ne ait tesislerdeki modern mezbahanelerde günde bin adet kurban kesimi yapılacak.

24 Saat teyakkuz

Etimesgut Belediyesi, bayram süresince sağlık ve güvenlik konusunda 24 saat esasına göre kurban pazarında çalışma yapıyor. Ayyıldız Mahallesi eski Taş Ocağı mevkiine kurduğu kurban satış ve kesim yerinde, alıcı ve satıcıların mağdur olmaması için bütün tedbirleri aldı. Etimesgutlu vatandaşlar ayrıca, Ayyıldız Mahallesi Kurban Satış Yeri, Eryaman 1. Etap Kapalı Pazaryeri, Elvankent Kapalı Pazaryeri, Topçu Mahallesi Pazaryeri, Alsancak Pazaryeri ile Atayurt Mahallesi Kapalı Pazaryeri’nde kurbanlarını kesebilecekler.  
 

Sincan Belediyesi, mobil kurban uygulamasıyla küpe numarasını okutarak vatandaşların kurbanlıklar hakkında bilgi sahibi olmasına olanak sağlıyor. Ayrıca, kesim sırasını bekleyen vatandaşlar için de bilgilendirme mesajı atıyor. Vatandaşlar, Yeniçimşit Kurban Satış ve Kesim Yeri’nin yanı sıra Tandoğan, Osmanlı, İstasyon, Plevne, Mevlana, Yunus Emre, G.O.P, Fatih Tuğra Anıtı Arkası, Pınarbaşı ile Temelli mahalleleri pazaryerlerinin yanı sıra Yenikent Kurban Pazarı, Canlı Hayvan Borsası Kombinası’nda kesimleri gerçekleştirebilecek. 

Ücretsiz ulaşım

Gölbaşı Belediyesi, Gölbaşı-Haymana yolunun 11. kilometresinde Yavrucuk Mahallesi’nde kurulan kurban satış ve kesim alanındaki tedbirlerini tamamladı. Vatandaşların rahat bir ortamda kurbanlarını alarak kesebilmeleri amacıyla 80 bin metrekare açık alana kurulan kurban pazarına bugün saat 10.00, 13.00, 15.00 ve 17.00’de ücretsiz otobüs kaldırılacak.

Tarımda İstihdam Sanayiyi Geçti

Tarımda istihdam mayısta 5 milyon 577 bin kişiye yükselirken, sanayide 5 milyon 386 bin oldu. Böylece toplam istihdamın yüzde 19,6’sını karşılayan tarım, yüzde 18,9’luk paya sahip sanayiyi geçti.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımda istihdamın mayıs ayında 5 milyon 577 bine yükselirken sanayide 5 milyon 386 bin kişide kaldığını belirterek, “Böylece tarım sektöründeki istihdam sanayideki istihdamı geçti.” ifadesini kullandı.

TZOB verilerine göre tarımda istihdam geçen yıl mayıs ayında 5 milyon 540 bin olmuştu.

Mayısta 28 milyon 488 bin olan toplam istihdamın yüzde 19,6’sını tarımın karşıladığına işaret eden Bayraktar, sanayinin payının yüzde 18,9’da, inşaatın payının yüzde 7,5’te kaldığını, istihdamda en büyük payın yüzde 54’le hizmetler sektöründe olduğunu aktardı.

Bayraktar, Mayıs 2017’de tarımda 3 milyon 12 bin erkek ve 2 milyon 565 bin kadının istihdam edildiğini belirterek, erkeklerin yüzde 15,4’ünün, kadınların yüzde 28,8’inin tarımda çalıştığını, bu sektörün işsizliği aşağıya çeken en önemli alanlardan biri olduğunu vurguladı.

Mayısta tarımın işsizliği kadınlarda 4,2 puan, erkeklerde 1,2 puan, toplamda 2 puan düşürdüğüne dikkati çeken Bayraktar, sektördeki istihdamın her yıl ocak-şubat aylarında en düşük düzeye indiğini, mart ayının ikinci yarısından sonra yoğunlaştığını, hasadın ardından yeniden azalmaya başladığını hatırlattı.

Kırsalda Nüfus Azalıyor

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Bayraktar, kırsal nüfusun hızla azaldığını, böyle giderse kırsalda nüfus kalmayacağını bildirerek, “FAO verilerine göre, 2000 yılında yüzde 35,3 olan kırsal nüfus 2011’de yüzde 28,6’ya indi. Tahminlere göre, günümüzde kırsal nüfusun payı yüzde 25’in altına düşmüş durumda. Önlem alınmazsa, kırsal kalkındırılmazsa, bu eğilimle halen 20 milyon olan kırsal nüfus, 2050’de 4,5 milyona gerileyecek” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, 2000 yılında 63,6 milyon olan Türkiye nüfusunun yüzde 35,3’ü olan 22,5 milyonun kırsalda yaşadığını, 2011’de ülke nüfusunun 73,6 milyona ulaşmasına karşın kırsalda yaşayanların oranının yüzde 28,6’ya, sayısının ise 21,1 milyona indiğini belirtti.

Şemsi Bayraktar, 6 Aralık 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, 13 ilde büyükşehir kurulmasını öngören 6360 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası ile 22 Mart 2013 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Ordu ilinde büyükşehir kurulmasını öngören 6447 sayılı Büyükşehir Belediye Yasalarının, 16 olan büyükşehir belediye sayısını 30’a yükselttiğini, bu illerde köy ve beldelerin tamamının mahalle haline dönüştürüldüğünü, büyükşehir belediye alanının tüm il topraklarını kapsar hale getirildiğini bunun da kırsal nüfus sayısını bir anda düşmüş gibi gösterdiğini bildirdi.

Bayraktar, Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Mersin, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Sakarya, Samsun, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde büyükşehir yapılmasıyla sanki bu illerde kırsal nüfus yokmuş gibi istatistiklerin oluşturulduğu bilgisini verdi.

Kırsal nüfusun geleceği

Bu illerde de adı mahalle olsa da köy ve kasabaların bulunduğunu, büyük bir kırsal nüfus barındığını vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Halen ülkemizde 20 milyon dolaylarında kırsal nüfus bulunmaktadır. FAO, 2011 yılı için yüzde 28,6 oranını vermektedir. Bu rakam, eğilime bakılırsa günümüzde yüzde 25’in altına inmiştir. Bu eğilim devam ederse, kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 2026’da 19,4’e, 2034’de yüzde 14,6’ya, 2042’de yüzde 9,7’ye, 2050’de ise yüzde 4,8’e inecek. Böylece, kırsal nüfus, Türkiye İstatistik Kurumu’nun ülke nüfusuyla ilgili temel projeksiyonunu baz aldığımızda, 2026’da 16,7 milyona, 2034’de 13,2 milyona, 2042’de 9 milyona, 2050’de 4,5 milyona gerileyecek. Bu nüfus çocuk, yaşlı tüm nüfusu kapsıyor.

Tarımda istihdam edilen nüfus 1-1,2 milyona inecek

FAO verilerine göre 2000 yılında kırsalda yaşayan yüzde 35,3 nüfusun yüzde 26,5’i, 2011’de yüzde 28,6 nüfusun yüzde 19,9’u tarımdan geçimini sağladı. Kırsalda yaşayanların 2000 yılında yüzde 75,1’i, 2011 yılında yüzde 69,6’sı tarımsal faaliyette yer aldı. Bu durumda, kırsalda yaşayanlarda tarımdan geçimini sağlayanların oranı düşüyor. Her ne kadar kırsal nüfus 2050’de 4,5 milyona inse de bunun en fazla 3 milyonu tarımsal faaliyette yer alacak. Türkiye’de halen toplam nüfusun yüzde 39’unun işgücüne dahil olduğunu göz önünde bulundurursak, tarımda istihdamda en fazla 1-1,2 milyon dolaylarında olacak. Tabii bu istihdamın büyük bölümünü de yaşlı nüfus oluşturacak. Tarımın toplam istihdamdaki payı da yüzde 20’lerden yüzde 3’lere inecek.”

Gelişmiş ülkelerde kırsal nüfus

Bayraktar, kırsal nüfusu sadece tarım nüfusu olarak görmemek gerektiğini, gelişmiş ülkelerden tarımda çalışan nüfus yüzde 2-3’lere inse de hala Japonya’da yüzde 8’inin, Avustralya’da yüzde 10’unun, Fransa’da yüzde 14’ünün, Hollanda’da yüzde 16’sının, ABD’de yüzde 17’sinin, Kanada’da yüzde 19’unun, İngiltere’de yüzde 20’sinin, İspanya’da yüzde 22’sinin, Almanya ve İsviçre’de yüzde 26’sının, İtalya’da yüzde 31’inin kırsalda yaşadığına dikkati çekti.

“Kır ile kent arasındaki gelişmişlik farkı giderilmeli”

Kırsalın kalkındırılması ve kır ile kent arasındaki ekonomik ve sosyal gelişmişlik farkının giderilmesinin tarım açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Ne yazık ki kırsalda hızlı bir göç yaşanmış ve köylerimiz büyük oranda nüfus kaybetmiştir. Özellikle tarımda genç nüfus kaybı, tarımsal üretimi doğrudan etkilemektedir. Nüfusu kırsalda tutacak projeler yürürlüğe konulmalı, kırsal kalkınma desteklenmeli, başta gıda sanayi olmak üzere kırsalda tarımsal girdi kullanan işletmelerin kurulması teşvik edilmelidir. Kırsala, kentlerde olan hizmetler götürülmeli, özellikle kırsal turizm önemsenmelidir. İnsanların doğdukları yerde doymaları sağlandığında, şehirler de ağır göç baskısından uzaklaşacaktır.

Tarımsal alanda faaliyet gösteren büyük şirketlerin zarar etmeleri durumunda tarımsal işletmelerini kapatarak sektörden çıktıkları göz önüne alındığında, aile çiftçiliğinin, tarımın sürdürülebilirliği, gıda güvenliği, açlık ve yoksullukla mücadele, kırdan kente göçün azaltılması ve doğal kaynakların korunması açısından desteklenmesi gerekmektedir.”

Şu anda bile tarımda genç nüfus sıkıntısı çekilirken, 2050’de tarımda çalışan bulmanın neredeyse imkansız hale geleceğini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Acilen kent ve kır arasındaki ekonomik ve sosyal farklar giderilmeli, kırsalın ülke ortalamasının üçte birinde kalan gelir seviyesi yükseltilmeli, öncelikle tarıma dayalı sanayiler, kırsal turizm geliştirilmelidir. İngiltere’de tarımdaki nüfus yüzde 1’lere inse de hala nüfusun yüzde 20’si kırsalda yaşıyor. Kırsaldaki nüfusun yüzde 95’i tarım dışında geçimini sağlıyor. Türkiye’nin de kırsaldaki nüfusu tutması ama tarımda çalışan nüfusunu azaltması gerekiyor.

“Kırsal kalkınmayı sağlamak Türkiye şartlarında çok da zor değil”

Kırsal kalkınmayı sağlamak ülkemiz şartlarında çok da zor değil. Geniş tarım alanları, tarımsal üretim potansiyelinin zenginliği, ürün çeşitliliği, tarımsal sanayi girdi ve hammaddelerinin çeşitliliği, marka olabilecek yöresel ürün fazlalığı, flora ve fauna zenginliği, çevre kirliliğinin az olması ve organik ürün potansiyelinin bulunması, kültür ve turizm varlıklarının zenginliği ve bunların turizm açısından yüksek potansiyel arz etmesi, geleneksel zanaat ve el sanatlarının zengin olması, yaygın kamu teşkilatı önemli artı değerlerdir. Kırsal kalkınma proje deneyimleri, ulaşım, haberleşme ve elektrik altyapısının da önemli ölçüde tamamlanmış olması büyük avantajdır.”

Yapılması gereken

Yapılması gerekenin, tarımın küçük ve parçalı arazi yapısı, tarımsal eğitim ve yayım hizmetleri ile işbirliği konusundaki yetersizlikler, kalite ve standartlara uyum konusundaki güçlükler, tarım-sanayi entegrasyonu ve pazarlama faaliyetlerinde etkinlik sorunları, sermaye ve mali kaynak yetersizlikleri, üretimin doğa koşullarına bağımlılığı ve verim düşüklüğü gibi yapısal sorunları çözmek gerektiğini bildiren Bayraktar, “başta orman köylüleri olmak üzere kırsaldaki yoksulluğu ortadan kaldırmak, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerini etkin olarak götürmek, kırsal altyapıyı modernize etmek, toprak, su, orman, çayır mera, su ürünleri stokları gibi doğal kaynakları korumak hayati önemdedir. Bunlar yapılırsa, kırsal kalkınmanın sağlanmaması mümkün değildir” dedi.

Bakanlığa Ayrıntılı Rapor Sunulacak

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanı Şemsi Bayraktar, Toprak Mahsülleri Ofisi ile Et ve Süt Kurumu’na hafta sonunda tanınan gümrüksüz ithalat kotası nedeniyle ürün fiyatlarının ithalat yapılmasa bile düşeceğini ve bunun üreticiyi mağdur edeceğini söyledi.

“Enflasyonla mücadele etmek uğruna çiftçileri zor durumda bırakıyorlar” diyen Bayraktar, bu hafta tarım bakanına konu hakkında ayrıntılı bir rapor sunacaklarını ifade etti.

Ne olmuştu?

TMO’nun hububat ithalatı geçen hafta yayımlanan düzenlemelerle kolaylaştırıldı. Hububat ithalatı için gereken bakanlık izinleri kaldırılarak ithalat daha serbest hale getirildi.

Ayrıca hafta sonunda TMO ile Et ve Süt kurumuna sırasıyla 2.15 milyon ton hububat ve 975 bin büyük ve küçükbaş hayvan için gümrüksüz ithalat kotası verildi.

Hükümet, yüksek seyreden enflasyonu düşürmek için gıda fiyatlarının aşağı inmesini istiyor.

Afetler Çiftçinin Peşini Bırakmıyor!

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, afetlerin çiftçinin peşini bırakmadığını bildirerek, “Haziran ve Temmuz’da yaşanan sel ve dolu çiftçimizi vurdu. Hasadın devam ettiği Temmuz’da aşırı yağış zararı artırdı. En son Temmuz ayında, Bursa Karacabey ve Mustafakemalpaşa, Çanakkale Bayramiç, Manisa Selendi’de yaşanan afetler nedeniyle başta salçalık domates olmak üzere, biber, salatalık, mısır, kavun, karpuz, tütün, elma, armut, nektarin ve şeftali ürünlerinde büyük zarar oluştu” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, her ne kadar son aylarda yağışlar normalin üzerinde olsa da 2016 Ekim-2017 Haziran döneminde, birikimli yağışların genel olarak normalden ve geçen yılın aynı dönemindeki yağışın altında gerçekleştiğini belirtti.

Ekim-Haziran döneminde, normali 528,9 milimetre (mm), geçen yılın aynı dönem ortalaması ise 504,3 mm iken, 2016 Ekim-2017 Haziran döneminde yağış ortalamasının 455,2 mm’de kaldığı bilgisini veren Bayraktar,  “bu dönemdeki yağış miktarı normale göre yüzde 13,6, geçen yıla göre ise yüzde 9,7 azaldı. 9 aylık dönemde yağışların yetersiz kalması Ekim ve Kasım aylarında ülke genelinde yağışların oldukça yetersiz kalmasından kaynaklandı” dedi.

Bayraktar, Ekim-Haziran arası 9 aylık dönemde toplam yağış, Karadeniz Bölgesi hariç normalin altında kalırken, Haziran yağışları Doğu ve Güneydoğu bölgelerimiz hariç normalin üzerine çıktığını vurguladı.

Ekim-Haziran aylarında birikimli olarak normale göre yağış azalması yüzde 21,8 ile en fazla Doğu Anadolu Bölgesinde görüldüğünü belirten Bayraktar, bu bölgeyi yüzde 16,2 ile Akdeniz Bölgesi, yüzde 16,1 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi, yüzde 15,9 ile İç Anadolu Bölgesi, yüzde 13,7 ile Ege Bölgesi, yüzde 7,6 ile Marmara Bölgesi izlediğini, Karadeniz Bölgesinde ise normalleri civarında yağış gerçekleştiğini bildirdi.

 

"Haziran yağışları Doğu ve Güneydoğu Anadolu hariç normalin üzerinde"

Haziran ayında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri dışında diğer bölgelerde artış gerçekleştiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Haziran’da yağış ortalaması normalin yüzde 13,6 üzerinde 35 milimetre olarak gerçekleşti. Normale göre Haziran ayında yağışlar, Ege Bölgesi’nde yüzde 81,4, Marmara Bölgesinde yüzde 48,1 arttı. Bu bölgeleri, yüzde 40,2 ile İç Anadolu Bölgesi, yüzde 30,3 ile Karadeniz Bölgesi, yüzde 4,5 ile Akdeniz Bölgesi izledi. Haziran ayı yağışları normale göre Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yüzde 86,3, Doğu Anadolu Bölgesinde ise yüzde 57,1 azaldı. Ekim döneminin ilk aylarında kuraklık riskinin oluştuğu bölgelerde normallerinin üzerinde oluşan yağış, hububatın gelişim döneminde faydalı oldu.”

 

"Bu üretim sezonunda da afetler çiftçinin peşini bırakmadı"

Bu üretim sezonunda Aralık ayından itibaren gerçekleşen yağışların ülke genelinde üreticinin yüzünü güldürdüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Yağışların özellikle son aylarda bazı illerimizde aşırı olması ve sele dönüşmesi ürünlere zarar verdi. Ayrıca gerçekleşen fırtına, hortum, aşırı kar yağışı, don, dolu ve aşırı sıcaklar, kuraklık, ürün, tesis ve hayvan kayıplarına yol açtı.

Bu üretim sezonunda birçok ilimizde çiftçiler hemen hemen her çeşit afetle karşı karşıya kaldı. Üretim döneminin başladığı Ekim, Kasım aylarında yağışların olmaması hububat üreticisini kuraklık riskiyle karşı karşıya bırakırken, Aralık ayından itibaren gerçekleşen afetler zarara neden oldu.”

Bayraktar, afetlerin ülke genelinde tüm çiftçileri kapsamasa da her il ve ilçede yaşanan afetlerin takip edildiğini ve hasar tespit raporlarına istinaden alınması gereken tedbirlerin ilgili kurumlara iletildiğini ifade etti.

 

"Afet yaşanan iller ve ürünler"

Bayraktar, üretim sezonunun başlangıcı olan Ekim ve Kasım aylarında yağışların yetersiz kalması nedeniyle Çankırı, Kayseri, Kırıkkale, Çorum, Kırşehir ve Kahramanmaraş’ın bazı bölgelerinde kuraklık yaşandığını bunun da hububatta verimi düşürdüğüne dikkati çekti.

Kasım ayının son günlerinde gerçekleşen aşırı yağış Balıkesir’in Ayvalık ilçesi ile İzmir’in Dikili ilçesinde sele dönüşerek tarım arazilerine zarar verdiğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Altınova sınırları içindeki Karakoç Deresi’nin etrafında olmak üzere yaklaşık 7 bin 500 dekar tarım arazisi ve 700 dekar zeytinlik su altında kaldı. Bunun yanı sıra 900’ün üzerinde büyük ve küçükbaş hayvan ile kanatlı hayvan sel nedeniyle telef oldu.

Mersin İlimizin Akdeniz, Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Çamlıyayla, Erdemli, Gülnar, Mezitli, Mut, Silifke, Tarsus, Toroslar ve Yenişehir ilçelerinde 2016 yılı Aralık ayında aşırı yağışlar sonucu gerçekleşen sel, fırtına, hortum ve aşırı kar yağışı ürün tesis ve hayvan kayıplarına yol açtı. Aralık ayı içinde yaşanan bu afetler, 163 bin 295 dekar alanda yetiştirilen ürünleri ve seraları zarar görmüş olup, 5 bin 836 çiftçi bu durumdan etkilendi. Mersin’de Ocak ayında yağan aşırı kar 50 bin dekar alanda başta şeftali, kivi olmak üzere meyve ağaçlarına zarar verdi.

Nisan ayının son günlerinde Malatya ilinde gerçekleşen don afeti Akçadağ ve Yeşilyurt ilçelerinde özellikle yüksek kesimlerde bulunan kayısı ağaçları zarar gördü.

Mayıs ve Haziran aylarında da zaman zaman gerçekleşen aşırı yağış birçok ilde hasadı devam eden veya hasadı yaklaşmış ürünlere zarar verdi. Malatya, Manisa, Şanlıurfa, Tekirdağ, Denizli, Aydın, Yalova illerinde gerçekleşen aşırı yağış, dolu, fırtına afeti tarım ürünlerine zarar verdi.

Haziran ayında mevsim normallerinin üzerinde geçen hava sıcaklıkları nedeniyle Adana İli Seyhan İlçesinde hasat döneminde olan karpuz zarar gördü.

Yağışlar Temmuz ayında da aralıklarla devam ediyor. Bilindiği üzere Temmuz ayı birçok ürünün hasat zamanıdır. Bu nedenle kayıp daha fazla olmakta, üreticinin yeniden dikim yapma şansı da bulunmamaktadır.

Temmuz ayında Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde şiddetli yağmurlar nedeniyle 4 bin 500 dekar elma, armut, nektarin, şeftali zarar gördü. Bazı üreticilerin küçükbaş hayvanları telef oldu. Üreticilerin sulama boruları ve sistemleri kullanılamaz halde geldi. Yine 18 Temmuz 2017 tarihinde yaşanan sel ve dolu, 4 bin 300 dekar alanda Bayramiç beyazı elma çeşidi başta olmak üzere ceviz, domates, biber elma ve silajlık mısıra zarar verdi. Ayrıca dere taşması sonucu kümes hayvanları meyve bahçeleri ve sebzelik alanlarda zarar meydana geldi. Bayramiç elma çeşidinde meydana gelen zarar verim ve kalite kayıplarına neden olurken, kalan ürün ancak meyve suyuna verildi.

Manisa İli Selendi ilçesinde 21 Temmuz 2017 tarihinde gerçekleşen aşırı yağış tütün alanlarında ve tütünlerin kurutulduğu seralarda büyük oranda zarar meydana getirdi.

Yine Bursa Karacabey ve Mustafakemalpaşa ilçelerinde de dolu yağışı büyük zarara yol açtı. Karacabey ilçede 18 bin dekar alanda başta salçalık domates olmak üzere biber, kavun karpuz, salatalık, mısır zarar gördü.

Mustafakemalpaşa ilçede toplam 75 bin 600 dekar alanda zarar oluştu. 25 bin 600 dekar domates, 17 bin 800 dekar biber, 10 bin 700 dekar kavun, 9 bin 700 dekar karpuz, 11 bin 800 dekar mısır ekili alanın tamamında zarar meydana geldi. Mustafakemalpaşa ve Karacabey ilçeleri tarımsal faaliyetin oldukça yoğun yapıldığı, özellikle salçalık domates üretiminin en fazla yapıldığı ilçelerdir. Türkiye salçalık domates üretiminin yüzde 40’ı bu iki ilçede üretilmektedir. Nüfusun önemli kısmının tarımdan geçimini sağladığı ilçede gerçekleşen afetin önemi de artmaktadır.”

Bu sezon yaşanan afetlerin önemli boyuta ulaştığını bildiren Bayraktar, çiftçinin taleplerini şöyle sıraladı:

“2016 yılında yapılan borç ertelemesi 2017 yılı için çıkarılmadı. 2017 yılında yaşanan afetlerden zarar gören çiftçilerimizin her türlü vergi ve SGK prim borcu da en az 1 yıl süreyle faizsiz olarak ertelenmelidir.

Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kaydına bakılmadan tüm çiftçilerimizin kamu bankalarına ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçları faizsiz olarak ertelenmeli ve uzun vadeye yayılmalıdır. Özel bankaların da bu kapsama alınması sağlanmalıdır.

Üreticilerimize faizsiz yeni uzun vadeli kredi imkanları sunulmalıdır.

Ayrıca acilen, üretimde kullanılan araç, gereç, tohum, fide gibi girdilerin temini için gerekli nakdi destek sağlanmalıdır.”

Bayraktar, doğal afetlerden zarar gören çiftçilerin kamu bankalarına ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi ve uzun vadeye yayılması için Tarım Bakanlığına başvurduklarını bildirdi.

1.4 Milyar Liralık İsraf

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, "Ürettiğimiz 16.5 milyar liralık buğdayın 1.4 milyar lirasını kaybediyoruz"dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, buğdayda resmen servet kaybedildiğini söyledi. Bayraktar, Türkiye’de yıllık üretilen 16.5 milyar liralık buğdayın 1.4 milyar liralık kısmının üretimde ve kullanımda kaybedildiğini belirterek, “Kaybedilen buğday 8-10 milyon nüfuslu bir ülkenin ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilir” ifadesini kullandı. Bayraktar yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

 Yapılan hesaplamalara göre, üretilen buğdayın yaklaşık yüzde 5.5’i üretimde, yüzde 2.8’i kullanımda kaybediliyor. Bunlar, büyük oranlar. Binbir güçlükle, zahmetle elde edilen ürünün neredeyse onda biri tüketilemeden kaybediliyor. Daha buna evlerdeki kayıplar dahil değil.

Zararlılar, ayarsız ve eski biçerdöverler, tekniğine uygun olmayan hasat nedeniyle buğdayda dane kaybı, gelişmiş ülkelerdeki dane kaybından hayli fazla. Dane kaybının yüzde 2’yi geçmemesi gerekiyor. Ambar zararlıları, uygun olmayan depo şartlarının neden olduğu rutubet, taşıma kayıpları gibi nedenlerle de ürün israf ediliyor.

Tedbir şart

 Ekimden hasada kadar tedbirler almamız şart. Arazilerimizde tohum ekim aşamasında arazi iyi tesviye edilmeli ve hasat sırasında meydana gelen tane ve sap kayıpları ile tane hasarları en aza indirilmeli. Biçerdöverlerin ayar ve bakımları çok iyi yapılmalı ve hasat olgunluğuna gelmemiş ürünler kesinlikle hasat edilmemeli. Hasat zamanında yapılmalı.

TMO Hububat Alımını Nasıl Yapacak?

TMO, bu yıl için hububat alım politikasını ilan etti. 

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in buğday alım fiyatını açıklamasından sonra Toprak Mahsulleri Ofisi 2017 hububat alım politikasını belirledi. Toprak Mahsulleri Ofisi’nden yapılan yazılı açıklaya göre uygulanacak politika özetle şöyle:

“2017 yılı buğday üretiminin geçen yıla göre yüzde 6 artışla 21,8 milyon ton, arpa üretiminin yüzde 12 artışla 7,5 milyon ton olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Ülkemizde hububat hasadı, Mayıs ayı içinde başlamış, bugün itibariyle  yüzde 50 seviyesine ulaşmıştır.

TMO, 06 Haziran 2017 itibarıyla üreticilere depolama ve finansman imkânı sağlamak amacıyla emanet alımlara başlamış olup 13 Temmuz 2017 itibariyle 415 bin ton ürün alımı gerçekleştirmiştir.

2017 yılı için; Anadolu Kırmızı Sert (AKS) ekmeklik buğday (proteini yüzde 12,5-13, süne oranı yüzde 1’e kadar) alım fiyatı ton başına 940 TL olarak, makarnalık buğday fiyatı ise 1.000 TL/Ton olarak belirlenmiştir. Açıklanan fiyatlara kalitesine göre yüzde 5’e kadar artış uygulanacaktır.

Arpa fiyatları üreticiyi memnun edecek seviyede işlem gördüğünden arpa için fiyat açıklamaya gerek görülmemektedir. Ancak emanet karşılığı arpa alımlarına devam edilecektir.

Lisanslı depoya alım yapılacak

Açıklamada 24 lisanslı depoda da alım yapılacağı belirtilerek:”TMO bugünden itibaren 300 alım noktasına ilave olarak kapasitesi 1 milyon tonu geçen 24 lisanslı depo işletmesinde de alımlara devam edecektir.

Üreticilerimizin ürünlerini sözleşme imzalanan lisanslı depolara teslim etmeleri, yüzde 2 stopaj, yüzde 2 SGK primi kesintisi yapılmaması ile anlaşmalı bankalardan cazip kredi imkanı ve peşin ödeme gibi avantajlar düşünüldüğünde menfaatlerine olacaktır.”

İzlenecek politikanın esasları

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 2017 Yılı Hububat alımında uygulayacağı politika ise şöyle belirlendi:

1- TMO iş yerlerine veya sözleşme imzalanan lisanslı depolara ürün bırakan Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı üreticilerden belgelerindeki üretim miktarının tamamı satın alınacaktır.

2- Ürününü TMO iş yerlerine teslim eden üreticiler; 22.07.2017 tarihine kadar depo kira ücreti vermeden ürünlerini geri çekilebilecek, açıklanan fiyatlarla TMO’ya satılabilecek veya emanette bırakabilecektir. Ürününü sözleşme imzalanan lisanslı depolara teslim eden üreticiler ise 22.07.2017 tarihine kadar (depo kira ücreti Kurumumuz tarafından karşılanmak kaydıyla) ürününü TMO’ya satabilecektir.

3- Ürününü TMO’ya anlaşmalı bankalardan alınan banka kartı ile teslim eden üreticilere ödemeler 15 gün içerisinde, banka kartı ile teslim etmeyenlere ise 30 gün içerisinde yapılacaktır. Sözleşme imzalanan lisanslı depolara teslim eden üreticiler ise ürünlerini TMO’ya satmaları halinde ödemeler peşin olarak yapılacaktır.

4- Üreticilerden bu yıl da boşaltma ücreti alınmayacaktır. Böylece üretici 6,5 TL/Ton ilave gelir elde edecektir.

5- Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olmayan kesimler (tüccar) üreticiden aldığını belgelemek kaydıyla stoklarındaki ürünü 1 Kasım 2017 tarihinden itibaren TMO’ya satabileceklerdir.

6- TMO, üreticilerimizin iş yerleri önünde uzun süre beklemelerini önlemek amacıyla uyguladığı randevulu alım sistemine devam edecektir.

7- Randevular internet üzerinden www.tmo.gov.tr veya randevu.tmo.gov.tr adreslerinden alınabileceği gibi yine internet sitesi üzerinden şube müdürlükleri ile ajans amirliklerinden de alınabilecektir.

8- TMO, altyapısı uygun olan borsalarda da alım yapacaktır. Borsalardan alım yapan iş yerlerinde üreticiler, randevu almak suretiyle hem borsalar üzerinden hem de doğrudan iş yerlerine gelerek ürünlerini TMO’ya satabileceklerdir.

9- Ürününü TMO depolarına emanete bırakan üreticiler makbuz senedini kullanarak TMO’dan yüzde 30 avans alabilecektir.

10- Üretici ve tüccar, emanete bırakılan ürünler için TMO’nun anlaşmalı olduğu bankalardan kredi kullanabileceklerdir. Makbuz senedi karşılığı kredi kullananların kredi faizinin yüzde 25’i TMO tarafından ödenecektir.

Çiftçi ne yapmalı?

TMO’ya ürün teslim edecek üreticilerin alım noktalarında sorun yaşamamak için;
Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) bilgilerini güncellemeleri, mutlaka randevu almaları,ürünlerini randevu alınan gün götürmeleri, anlaşmalı bankalardan alınacak ürün kartı veya banka hesap numaraları ile alım noktalarına gitmeleri gerekiyor.

Kaynak:www.dunya.com.tr

"TMO Buğday ve Arpa Fiyatlarını Açıklamalıdır"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, buğday ve arpada piyasanın durduğunu bildirerek, “dışarıdan giren bir mal yok. Gümrükleri düşüreceğim demeniz, bu söylem dahi yetti. O kadar zamansız bir söylem oldu ki; şu an tüccar piyasaya girmiyor, üretici tedirgin ve bazı bölgelerde şu an alım satım durdu. Buğday ve arpada fiyatların düşmemesi için TMO, geç kalmadan acilen müdahale alım fiyatlarını açıklamalıdır” dedi.

Girdi fiyatları yüksek, verim düşükken gümrük vergilerinin de indirildiğini belirten Bayraktar, “çiftçimiz, bu şartlarda nasıl rekabet edecek?” Gümrük birliği kapsamına tarımın dahil edileceği söyleniyor. Etki analizleri yapılmadan, tarım nasıl gümrük birliğine dahil edilir, gümrükler sıfırlanır? Ülkemizde tarım biter, Fransız, Alman buğdayı ile ekmek yapmak zorunda kalırız” diye konuştu.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, düzenlediği basın toplantısında, Ramazan ayındaki hem de Haziran ayındaki fiyat değişimlerini, bayramın son günü Resmi Gazete’de yayınlanan, et, canlı hayvan, buğday, arpa ve mısırda gümrük vergilerini büyük oranlarda düşüren Bakanlar Kurulu kararını değerlendirdi.

Şemsi Bayraktar, 2007 yılından bu yana her Ramazan ayında, gıda talebinin ve tüketiminin artmasından dolayı fiyatların spekülatif yönde yükseltilmesini önlemek için yürüttüğü çalışmalara ve bu yöndeki uyarılara bu yıl da devam ettiklerini bildirdi. Bu açıklamaların amacının fiyat artışlarının üreticilerimizden mi yoksa aracı veya perakendecilerden mi kaynaklandığı konusunda kamuoyuna doğru bilgiler sunmak, tüketicinin ödediği fiyattan üreticilerin ne derece yararlanabildiğini ortaya koymak, suni fiyat artışlarını önlemek olduğunu belirten Bayraktar, Ramazan ayı boyunca fiyatları takip ettiklerini ve meydana gelen değişimleri tespit ettiklerini vurguladı.

Aylık değişimi takip ettikleri 31 Mayıs-28 Haziran döneminde, üretici ve marketlerde fiyatı en fazla artan ürünün kuru soğan, fiyatı en fazla düşen ürünün karpuz olduğunu belirten Bayraktar, şöyle devam etti:

“Bu dönemde aylık olarak market fiyatlarında, 8 üründe fiyat değişimi olmazken, 16 üründe azalma, 12 üründe ise fiyat artışı meydana geldi. Mısırözü yağı, yeşil soğan, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, yumurta, zeytinyağı ve ayçiçeği yağı fiyatında değişim görülmedi. Markette en fazla fiyat düşüşü ise yüzde 33,12 ile karpuzda oldu. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 30,75 ile kiraz, yüzde 28,33 ile salatalık, yüzde 22,47 ile çilek, yüzde 18,33 ile domates, yüzde 17,15 ile patlıcan, yüzde 15,06 ile nohut, yüzde 14,22 ile kabak izledi. Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 26,21 ile kuru soğanda görüldü. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 12,15 ile tavuk eti, yüzde 9,50 ile limon, yüzde 5,97 ile sivri biber takip etti.

Üretici fiyatlarında; 31 Mayıs-28 Haziran döneminde, 11 üründe fiyat değişimi olmadı. 12 üründe azalma, 9 üründe ise fiyat artışı tespit edildi. Limon, elma, kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, kuru incir, süt ve yumurta fiyatları değişmeyen ürünler oldu. Üreticide fiyatı en fazla düşen ürün olan karpuzda düşüş oranı yüzde 59,70’i buldu. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 52,19 ile patlıcan, yüzde 37,93 ile patates, yüzde 33,13 ile kabak, yüzde 27,31 ile salatalık, yüzde 24,91 ile kırmızı mercimek, yüzde 18 ile kiraz, yüzde 12,07 ile Antep fıstığı izledi. Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 45 ile kuru soğanda meydana geldi. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 31,95 ile sivri biber, yüzde 29,87 ile havuç, yüzde 19,14 ile marul, yüzde 17,33 ile maydanoz takip etti.”
 

Basın toplantısında, Bayramın son günü Resmi Gazete’de yayınlanan, et, canlı hayvan, buğday, arpa ve mısırda gümrük vergilerini büyük oranlarda düşüren Bakanlar Kurulu kararını da değerlendiren Bayraktar, şunları söyledi:

“Enflasyonla mücadele gerekçesiyle, gümrük vergisinin, canlı hayvanlarda yüzde 135’den yüzde 26’ya, karkas ette yüzde 100’den yüzde 40’a, buğdayda yüzde 130’dan yüzde 45’e, arpada yüzde 130’dan yüzde 35’e, mısırda yüzde 130’dan yüzde 25’e indirilmesinin üreticimizi etkilememesi mümkün değildir.

Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum, üreticiyi ilgilendiren bir konuda, üreticinin temsilcisi TZOB’dan görüş alınmadan, istişare edilmeden karar verilmesi problemin esas kaynağıdır. Zannedilmesin ki biz, tüketici fiyatlarının düşmesini, tüketicimizin daha makul fiyatlarla tüketmesini istemiyoruz. Biz de bunu istiyoruz. Fakat, bunun yolu bu değildir. İthalat işin en kolay tarafıdır. Geçici bir çözümdür.

Bir taraftan makas orta yerde. Üreticiden tüketiciye 6,5 kata varan bir makas var. Bu makası daraltmak lazım. Bunun için bir gayret içinde olmak lazım. Bunun dışında sulamaya açamadığımız arazilerimiz var. Toplulaştırma yapamadığımız arazilerimiz var. Bir taraftan planlama yapamıyoruz. Planlama sorunlarıyla karşı karşıyayız. Bunun dışında verimlilik rakamlarımız da düşük.

İthalat kısa vadede belki bir miktar fiyatları düşürür ama tarımsal üretime de büyük darbe vurur. Fiyatlar daha sonra yeniden yükselir.”
 

Buğday ve arpada hasat devam ederken, mısırda iki ay sonra hasada girilecekken, gümrük vergilerinin düşürülmesinin üreticimize zarar vereceğini, üretim yapılamaz hale gelineceğini bildiren Bayraktar, şöyle konuştu:

“Birçok yöremizden buğday ve arpa alımlarında sıkıntı yaşandığı bilgisi geliyor. Hem Trakya bölgesinden hem de başka bölgelerdin aldığımız bilgilere göre; tüccar şu an bu açıklamadan sonra piyasaya girmiyor. Buğday ve arpada piyasa durdu. Bakın ithalat yok. Dışarıdan giren bir mal yok. Gümrükleri düşüreceğim demeniz, bu söylem dahi yetti. O kadar zamansız bir söylem oldu ki; şuan tüccar piyasaya girmiyor, üretici tedirgin ve bazı bölgelerde şu an alım satım durdu. Çiftçimizin en önemli ürünleri, ekili alanların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan buğday ve arpada fiyatların düşmemesi için TMO, geç kalmadan acilen müdahale alım fiyatlarını açıklamalıdır.

Üstelik yemlik mısırda GDO’lu ürün ithal edilebiliyor. ABD’den, Arjantin’den çok daha düşük fiyatlarla GDO’lu mısır satın alınır ve hayvanlarımıza yedirilir. Hayvan etini biz yemiyor muyuz? Dolayısıyla bu GDO’lu ürünleri insanlarda yemiş olacak. Bu kararlar alınırken bunlar niçin hesaplanmıyor, düşünülmüyor? Hayret ediyorum doğrusu.

Diğer taraftan gümrük vergi indirimi konusunda karar verilirken, üreticimizin maliyetleri dikkate alınmamıştır. Et fiyatları yüksektir ama üreticimiz 26 lira 80 kuruşa mal ettiği karkası, ortalama 28 lira 23 kuruşa ancak satabilmektedir. Burada üreticimizin kilogram başına karı sadece 1 lira 43 kuruştur. 8 ay boyunca besi yapan bir üreticimiz, sattığı karkastan sadece yüzde 5,3 kar yapabilmektedir. Sektörde en az parayı üreticimiz kazanmaktadır. Yarın bu gümrüklerle ithalat yapılırsa, sektör batar, üreticimiz üretimi sürdüremez.

Geçmişte de bunu yaşadık. 2010 yılında başlayan ithalata bu ülke 5 milyar doların üzerinde döviz ödedi. Ülkemiz bu kadar zengin değil. Kaldı ki biz her zaman söylüyoruz. Bizim potansiyelimiz var. Üretim desteklendiğinde biz çok rahatlıkla halkın talebini karşılayacak arzı sağlayabiliriz. Gerekli tedbirleri almak varken ithalat işin kolay tarafı. Kaldı ki fiyatlarda ucuzlamıyor. 2010 yılında bunu gördük. İthalat yapıldı fakat fiyatlar ucuzlamadı.

Bugün 4 avrodan hatta 3 avrodan karkas et ithal edilebiliyor. İthalat özel sektöre açılırsa, özel sektör, kalitesiz, sağlıksız, ucuz etleri ülkemize getirebilir. Bunun kontrolünü eksiksiz yapamazsınız.

Üstelik Türkiye büyük bir ülkedir. 80 milyon nüfusu var. 5 milyon yabancı ve sığınmacı bu ülkede yaşıyor. 40 milyona yakın turist ülkemizi ziyaret ediyor. 200-300 bin ton et ithal etmeye kalkıldığında başta Avrupa olmak üzere fiyatlar yükselir.

Öyle bir zaman gelir ki siz bugünkü fiyatları ararsınız. Eyvah ne yaptım dersiniz. İçeriye bakarsınız üretim çökmüş. Ve daha yüksek fiyatlarla ithalat yapmaya devam edersiniz. Biz bu senaryoyu daha evvel gördük. Bunun için tekrar bu senaryoyu yaşamak istemiyoruz. Bu fiyatları düşürmez. Kısa vadede fiyatları düşürür gibi görünür, orta ve uzun vadede fiyatları yükseltir. Ve kendi çiftçinize vermediğiniz destekleri dünyada et üretimi yapan çiftçilere veririsiniz. Onların da bayram yapmasını sağlarsınız. Türkiye’den her ithalat yapıldığında onlar orada bayram yapacaktır. Davul zurnayla Türkiye ihracat yaparlar. Bu yanlışa düşmemek lazım… Bu bir hatadır. Ve bu yanlıştan da dönmek lazım…

Daha kalitesiz, sağlıksız etleri daha pahalı satın almak durumunda kalırız. Üretici ve ülke zararına gördüğümüz bu karardan, acilen vazgeçilmesi, kararın kaldırılması gerektiğine inanıyoruz.

Üreticinin bakanlığı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, yetkisini kullanmalı, hem ette hem kasaplık hayvanda hem de buğday, arpa ve mısırda ithalat kontrol belgesi vermeyerek ithalatı önlemelidir.”

Et, Canlı Hayvan, Buğday, Arpa ve Mısırda Vergi İndirimi

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, enflasyonla mücadele gerekçesiyle, canlı hayvanlarda yüzde 135’den yüzde 26’ya, karkas ette yüzde 100’den yüzde 40’a, buğdayda yüzde 130’dan yüzde 45’e, arpada yüzde 130’dan yüzde 35’e, mısırda yüzde 130’dan yüzde 25’e indirilen gümrük vergileriyle ilgili olarak, “et, canlı hayvan, buğday, arpa ve mısırda gümrük vergisi indiriminin, üreticiyi etkilememesi mümkün değil” dedi.

Bayraktar, tarımın yapısal sorunları henüz çözülmeden, çoğu üründe verim rakamları yükseltilmeden, girdi fiyatları düşürülmeden, tarladan markete pazarlama kanallarındaki sorun çözülmeden ithalat kapılarını açmanın gıda fiyatlarını çok fazla etkilemeyeceği gibi, çiftçide de üretimde de sıkıntı yaratacağını belirtti.

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, Gıda Komitesi’nin çalışmalarını basından takip ettiklerini, enflasyonun sorumlusu olarak öne sürülen gıdadaki fiyat artışlarını kontrol altına almak için bir takım tedbirlerden bahsedildiğini ama kendilerine konuyla ilgili bilgi verilmediğini vurguladı. Tüketici fiyatlarının düşmesini, tüketicinin daha makul fiyatlarla tüketmesini kendilerinin de istediğini vurgulayan Bayraktar, “hal böyleyken, üreticiyi ilgilendiren bir konuda, üreticinin temsilcisi TZOB’dan görüş alınmadan, istişare edilmeden karar verilmesi problemin esas kaynağıdır. Gümrük vergilerinin indirilmesiyle ilgili kararda üreticimizin maliyetleri dikkate alınmamıştır” dedi.

 

-“Üretici market fiyatlarına yönelmek, zinciri kırmak gerekir”-

Gıda kontrol mekanizmasıyla enflasyonda 1,5-2 puanlık bir olumlu yansıma beklendiğinin söylendiğine dikkati çeken Bayraktar, gıda fiyatlarının yüksek olmasının sebebinin belli olduğunu, tarladan markete çoğu üründe 2 kattan, 5-6 kata varan artışlar görüldüğünü, TZOB’un her ay düzenli olarak yaptığı üretici market araştırmasında bunun ortaya konulduğunu belirtti. Bu konuya eğilmek, tarladan markete uzayan zinciri kırmak ve üreticinin makul fiyatlarla hatta bazen maliyetinin altında sattığı ürünü tüketicinin de makul fiyatlarla satın alabilmesini sağlamak gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Market fiyatlarının yüksek seyretmesinin müsebbibinin üreticimiz olmadığını araştırmalarımız göstermektedir. Üreticimiz, çoğu zaman maliyetini zor karşılamakta, bazen de maliyetinin altında ürün satabilmektedir. Yumurta buna iyi bir örnektir. Bugünlerde 22-23 kuruşla yumurtayı üreten üreticimiz, yumurtayı 20 kuruşa ancak satabilmektedir. Buna karşın tüketicimiz, bu yumurtaya 35 kuruş fiyat ödemektedir. Sorunun çözümü bellidir. Örgütlenmeyi güçlendirmek, bu yolla üretim planlaması yapmak, üretici maliyetlerini düşürmek, destekleri artırmak, hem üreticiyi korumak hem tüketicinin makul fiyatlarla ürün tüketebilmesini sağlamak gerekir. Aradaki zincir kırılır, maliyetler düşürülür, destekler artırılırsa bu sorun çözülür.”

 

-“Girdi fiyatları yüksek, verim düşük, yapısal sorunlar önemli ”-

Girdi fiyatlarının tarımda gelişmiş çoğu ülkeden yüksek seyrettiğini, ABD’de litresi 2 lira 38 kuruş, Rusya’da 2 lira 22 kuruş olan mazotun Türkiye fiyatının 4 lira 37 kuruşu bulduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“ABD’de toptan fiyatlarla DAP gübresinin tonu 1100 lira, Avrupa’da 1270 lirayken, Türkiye’de ise 1665 liraya çıkmaktadır.

Bizim, bunların dışında, Avrupa’ya göre çok daha fazla sulama maliyetimiz var. Elektrik ve yem fiyatları rekabet ettiğimiz ülkelerden daha yüksek. Tarım alanlarımız çok parçalı olduğu için kültürel işlemler daha da maliyetli. Hayvancılıkta en ucuz yem kaynağı meraları çok iyi kullanamıyoruz. Bütün bunlar maliyetlerimizi artırıyor.

Bununla birlikte verim rakamlarımız da yetersiz. Ülkemizde dekar başına 270 kilogram buğday alınırken, bu rakam, Litvanya’da 456, Meksika’da 519, Fransa’da 735, Almanya’da 862,  Belçika’da 941 kilogramı buluyor. Sığırda karkas verimi Türkiye’de 237,6 kilogramken, İngiltere’de 328,6, ABD’de 371,2 kilograma ulaşmaktadır.

TZOB olarak yerli üretimin desteklenmesi, verim artışı, ekilmeyen alanların ekilmesi, sulanamayan alanların sulamaya açılması gerektiğine inanıyoruz. İthalatın üreticide bir tedirginliğe, önünü görememeye yol açacağı da unutulmalıdır.”

 

-“Tarım en önemli ürünlerinden buğday, arpa ve mısırda ithalat kapılarını açmak yerli üretime zarar verir”-

Tarımın en önemli ürünlerinden buğday, arpa ve mısırda ithalat kapılarını açmanın yerli üretime zarar vereceğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Özellikle buğday ve arpada hasat devam ederken, böyle bir karar verilmesi iç piyasayı olumsuz etkileyecektir. Üreticimiz zarar görecektir. Dahilde işleme rejimi (DİR) kapsamında ithalat yapılmakta, işlenen ürün ihraç edilmektedir. Ülkemiz makarna, un ihracatında dünyada ilk iki sırada yer almakta, ayrıca büyük miktarlarda bisküvi, pastacılık ürünleri satmaktadır. Buğdaydaki sorun kalitedir. Bu sorun, üretim alanları artırılarak, daha kaliteli daha fazla üreterek, maliyetler düşürülerek çözülür.

Buğdayı Rusya’dan TÜİK verilerine göre 207 dolara almaktayız. Bunun Türk Lirası karşılığı 730,8 lirayı bulmaktadır. Yüzde 45 gümrük vergisi dahil 1060 liraya mal olan ithal buğday, her ne kadar iç piyasa fiyatlarıyla aynı seviyelerde de olsa, kalite nedeniyle ithal ürün sanayiciler tarafından tercih edilecektir. Hasadın sürdüğü bugünlerde  yerli buğday fiyatları ister istemez düşecektir. Böyle olunca da üretici gelecek sezon üretimden kaçınacak, yerli üretim olumsuz yönde etkilenecektir.

Arpada, yurtdışı fiyatları Mayıs ayı itibarıyla ton başına 167 dolar, TL olarak 587 lira 84 kuruştur. Yüzde 35 gümrük vergisiyle bu rakam ton başına 793 lira 58 kuruş olmaktadır. Arpanın tonu iç piyasada 850-900 lira civarında satılmaktadır. Hasat yapılırken ve üretimde yüzde 11,9 artış beklenirken, arpada ithalat yolunu açmak, üreticimize zarar verir.”

 

-“Mısırda üreticimiz yüzde 130 gümrük vergisiyle ancak korunmuştur”-

Son 10 yılda mısır üretiminin yüzde 81 oranında arttığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bu artışın en önemli nedenlerinden birinin, gümrük vergi oranının yüksek tutulması, üretimin yetmediği durumlarda TMO yetkisinde kontrollü ithalat yapılmasıdır. Bu durum, iç piyasayı bozmamış üretimi artırmıştır. Ülkemizin ihtiyacı olan üretim artışının sağlandığı bir dönemde, mısırda gümrük vergilerinin düşürülmesi üretici açısından kabul edilebilir bir durum değildir. İndirilen gümrük vergi oranıyla yapılan ithalat, iç piyasada üretici fiyatlarının düşmesine neden olacaktır.

Şöyle ki 2016 yılında sıfır gümrükle ithal edilen mısırın ortalama ton maliyeti 209 dolar veya 627 liradır. 2016 yılı mısır maliyetinin kilogramı 70 kuruş iken, TMO’nun geçen yılki mısır alım fiyatı 74 kuruştur. İthalatın 2016’da dahilde işleme rejimi (DIR) kapsamında gerçekleştirilmesi ve hasat döneminde ve yılın tamamında fazla ithalat yapılmaması nedeniyle iç piyasada fiyatlar fazla etkilenmemiştir. Görüldüğü üzere 2016 yılında ithal maliyeti, üretici maliyetinin altında kalmış, yüzde 130 gümrük vergi uygulamasıyla mısır üreticisi korunmuştur.

Gümrük vergisi yüzde 25 olarak uygulandığı ve özel sektöre açıldığı takdirde mısır ithalat fiyatları iç piyasa fiyatlarının oldukça altında kalacağı için ithalat fazla olacaktır. Ayrıca, ithalat, Rusya, Sırbistan, Bosna Hersek ve Romanya’dan daha ucuz mısır satan ama GDO’lu üretim yapan ABD ve Arjantin gibi ülkelere de kayabilecektir. Yemlik mısırda izin verilen standartlara uygun olmak şartıyla GDO’lu üretilmiş ürünün ithalatı yapılabilmektedir. Ukrayna’da mısırın tonu 170 dolarken, ABD’de 158, Arjantin’de 148 dolardır. Arjantin fiyatı baz alındığında mısırın yüzde 25 gümrük vergisiyle ton ithal fiyatı 651 lira 20 kuruşta kalacaktır. Navlunu ve diğer masrafları dahil etsek bile mısırın ton ithal maliyeti, en az 770 lira olacağı beklenen üretici maliyetlerin altında olacaktır.

Üstelik, Mayıs ayında TMO’ya sıfır gümrük vergisiyle 500 bin tonluk mısır ithalatı izni verilmiştir. Bu yetkiyle TMO sektörün ihtiyacını karşılayacak şekilde ithalat yapabilecekken, mısır hasadına 2 ay kala böyle bir karar alınması uygun olmamıştır.”

 

-Canlı hayvan ve karkas ette gümrük vergisi indirimi-

Son yıllarda kırmızı et üretiminin hızla arttığını, ülkenin çok daha fazla üretim yapma potansiyeli bulunduğunu bildiren Bayraktar, “ette ithalat, üreticimizi tedirgin etmektedir. Üreticimiz, en az 8 ay sonrasını görmeli, planını ona göre yapmalı ki sorun çıkmasın. İthalat yapılacaksa besilik hayvanla sınırlı kalmalıdır. 2016 yılında karkasa verilen 200 liralık besi desteğinin kaldırılacağına yönelik söylentiler de ortadadır. En azından bu destek korunmalıdır. Böyle bir ortamda alınan bu kararlar, üreticimizi etkiler, ülke olarak ithalatçı olmaya devam ederiz. Üretimi de geriletiriz. Yeterli destek verildiğinde, ithalat yapılmadığında üretimin arttığı görülmüştür. Politikanın bu şekilde devam etmesi hem çiftçimizin hem ülkemizin yararınadır. Üreticiyi, üretimden küstürecek veya vazgeçirecek uygulamalardan şiddetle kaçınılmalıdır” dedi.

Türkiye’de perakende et fiyatlarının düşmesi için ithalat söylem ve uygulamalarından kaçınılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesine yönelik tedbir ve desteklerin hayata geçirilmesi gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Kırmızı ette besi materyali, maliyetin yüzde 60’ını, yem, maliyetin yüzde 30’unu oluşturmaktadır. Bugün Et ve Süt Kurumu, karkası sıfır gümrükle 4 avroya, TL olarak 15 lira 64 kuruşa ülkeye getiriyor. Bunu 22 lira 50 kuruşa piyasaya sürüyor. Aynı eti benzer fiyatla mal edecek özel sektör, yüzde 40 gümrük vergisiyle eti piyasaya karkas olarak en fazla 25 liraya sürebilecektir.

Piyasada 3 avroya kadar karkas ithal edilebileceği söylenmektedir. Özel sektör, daha ucuza et alıp, piyasaya üretici maliyetinin çok altında mal satabilir.

Yerli üreticimiz karkası ortalama 26 lira 80 kuruşa mal ediyor, 28 lira 23 kuruştan satıyor. İthalat korkusu, üreticinin maliyetinin altında karkas satmasına yol açabilir. Sektörde en az parayı kazanan kesim üreticilerimizdir, ithalat doğrudan üreticimizi vuracaktır.

Kasaplık olarak ithal edildiğinde, Avrupa menşeli hayvan yüzde 26 gümrükle en az yüzde 50 karkas randımanıyla 6,8 avroya, TL olarak 26 lira 59 kuruşa mal edilecektir. Oysa, Et ve Süt Kurumu, sıfır gümrükle bunu 5,4 avroya, TL olarak 21 lira 11 kuruşa getirmektedir. Kasaplıkta da özel sektör Et ve Süt Kurumu’nun altında bir fiyatla ithalat yaparsa, aynı sıkıntı burada da yaşanacaktır. Geçmişte olduğu gibi et ithalatı doğrudan üreticimizi olumsuz etkileyecek, sektöre zarar verecek ama perakende fiyatlarında beklenenin tersine çok büyük değişikliğe sebep olmayacaktır. Et fiyatlarını düşürmeyecektir. 2008-2009 süt krizi sonrası 2010 yılında ithalat kapıları açıldı ve bu tecrübeyi yaşadık. O günden bugüne perakende fiyatları konuşmaya devam ediyoruz. Üstelik bu durum, yurtdışına 5 milyar doları aşkın döviz ödememize mal oldu.”

 

-“Tarım Bakanlığı ithalat kontrol belgesi vermesin”-

Karkasta kaliteye göre fiyatlar arasındaki farkın kilogram başına 1 avroya kadar değiştiğini belirten Bayraktar, şöyle devam etti:

“Özel sektör ister istemez kaliteye önem vermeyecek, eti daha ucuza mal etmeye çalışacaktır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın, hem ette hem kasaplık hayvanda hem de buğday, arpa ve mısırda ithalat kontrol belgesi vermemesi, yerli üretimi desteklemesi gerekir.

Sorunu ithalatla çözmeye kalkışmak yüzeysel, geçici bir çözüm olacaktır. Asıl sorun üretimden tüketime kadarki süreçte yaşanan verimliliktedir. İşletme yapıları, besleme yanlışlıkları, hayvan hastalıkları, buzağı ölümleri, pazarlama sıkıntıları,  hayvan başı verim, piyasa istikrarsızlığı gibi birçok konu verimliliği doğrudan etkilemektedir. Dolayısıyla bunları çözmeye yönelik politikalar geliştirilmeli, kaynak ayırarak belli bir takvim çerçevesinde bu sorunlar çözümlenmeye çalışılmalıdır.”

Dünyada hangi ülkede böyle bir uygulama olduğunun da söylenmesi gerektiğini vurgulayan Bayraktar, “artan enflasyon ve gıda fiyatlarını üreticileri etkilemeden, üretimi riske atmadan ithalatla düşürülebilmiş bir ülke var mıdır? İthalat silahını kullanmak yapısal sorunları göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Sorunu ithalatla çözmeye çalışmak orta ve uzun vadede daha büyük maliyetlerle karşılaşmamıza neden olacaktır. Bizim yapmamız gereken yapısal sorunlara kaynak aktarmak ve en kısa zamanda çözüme kavuşturmaktır. Aksi takdirde sektöre rekabetçi bir yapı kazandırmak, sektörden kopan üreticileri de geri getirmek mümkün olmayacaktır” dedi.

Bayraktar, Ekonomi Bakanlığı’nın ağırlıklı yönlendirmesiyle alındığını düşündükleri bu karardan, üretici ve ülke zarar görmeden acilen vazgeçilmesi gerektiğini bildirdi.

4 Milyon Hektar Tarım Arazisi Yok Oldu

TZOB Başkanı Bayraktar, 26 yılda 4,1 milyon hektar tarım arazisinin imara açıldığına dikkat çekerek, “Toprak olmazsa, gıdanın olmayacağını herkes bilmelidir.” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım arazilerinin geri dönüşü olmayan bir şekilde elden çıktığına dikkati çekerek, “26 yılda 4,1 milyon hektar tarım arazisinin kaybının hesabını torunlarımıza veremeyiz” dedi.

Türkiye’nin dünyada toprak rezervi en fazla azalan 20 ülkeden biri olduğuna işaret eden Bayraktar, alternatif marjinal tarım arazileri varken verimli tarım arazilerinin konuta, sanayiye, turizme açılması, büyük sorumsuzluk olduğuna dikkati çekti.

“Toprak olmazsa, tarımın, gıdanın olmayacağını, gıda güvencesiz kalacağımızı herkes bilmelidir” ifadelerini kullanan Bayraktar, kamuoyunda “Üretim Reformu Paketi” olarak bilinen Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesine İlişkin Kanun Tasarısı’ndan, zeytinlik ve meralarla ilgili düzenlemenin çıkarılmasının son derece yerinde bir karar olduğunu belirtti.

"Toprağın Feryadını Herkes Duymalı"

Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun 11 Haziran 1945’de kabul edilmesinden dolayı, her yıl 11 Haziran’dan sonraki Pazar günü kutlanan Toprak Bayramı dolayısıyla açıklamalarda bulunan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, “Toprağın feryadını herkes duymalı. Toprak olmazsa, tarımın, gıdanın olmayacağını, gıda güvencesiz kalacağımızı herkes bilmeli” dedi.

11 Haziran 1945 tarihinde kabul edilen “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” dolayısıyla her yıl 11 Haziran tarihini takip eden ilk Pazar günü Toprak Bayramı olarak kutlanıyor. Toprak Bayramı, bu yıl 18 Haziran Pazar gününe rastladı.
 

“Toprak rezervimiz azalıyor”

Yazılı bir açıklama yapan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, toprağın doğal kaynakların başında geldiğini ve yaşamın temeli olduğunu bildirdi. Yüzölçümü 78,06 milyon hektar olan Türkiye’nin, uzun ömürlü bitkiler de dahil tarım arazisinin, 1990 yılında 27 milyon 856 bin hektar iken, aradan geçen 26 yılda 4 milyon 93 bin hektar azalmayla 2016 yılında 23 milyon 763 bin hektara indiğine, bu dönemde tarım arazilerinin %14,7’sinin kaybedildiğine dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Ülkemiz dünyada toprak rezervi en fazla azalan 20 ülkeden biri. İşlenen tarım alanı içinde, hiçbir sorunu bulunmayan ve her türlü tarım yapılabilen, birinci sınıf tarım arazisinin payı sadece yüzde 6 olduğunu göz önünde bulundurursak, tarım arazisi açısından çok da zengin olmadığımız ortadadır. Bu bilinçle hareket etmeli, tarım arazilerimizi çok iyi korumamız gerekirken, tarım arazilerimiz, geri dönüşü olmayan bir şekilde elden çıkıyor. Bunun sebepleri bellidir. Sebepler içinde, geçmişte yaşanan hızlı nüfus artışını, kırsaldan kente göçü, yerleşimlerin içinden veya yakınından geçen karayollarını, otobanları, bunların çevresinde kurulan sanayiyi, turizmi, madenciliği, kamu yatırımlarını ve yerleşim alanlarını sayabiliriz.
 

Ayrıca, her geçen gün erozyon, çölleşme, toprak kirlenmesi, tuzlanma, toprak içindeki organik madde ve mikroorganizma varlığının azalması gibi sebepler, topraklar da sürekli bozulmalara neden olmaktadır. Bunların yanında aşırı ve bilinçsiz sulama ve gübreleme işlemleri, uygun miktarda kullanılmayan pestisitler, ağır ve sürekli toprak işlemeleri ve aşırı hayvan otlatma gibi tarımsal uygulamalar da topraklarımıza zarar vermektedir.

Alternatif marjinal tarım arazileri varken, verimli tarım arazilerimizi konuta, sanayiye, turizme açmamız, karayollarıyla parçalamamız, yanlış kültürel işlemlerle yok etmemiz büyük sorumsuzluktur.

Toprak olmazsa, tarımın, gıdanın olmayacağını, gıda güvencesiz kalacağımızı herkes bilmelidir.”
 

Zeytinlik ve meraların tasarıdan çıkartılması

Aklıselimin galip gelerek, kamuoyunda Üretim Reformu Paketi olarak bilinen Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesine İlişkin Kanun Tasarısı’ndan, zeytinlik ve meralarla ilgili düzenlemenin çıkarılmasının son derece yerinde bir karar olduğunu bildiren Bayraktar, tarım alanlarının azalması, çayır, mera alanlarının giderek daralması ve nüfusun sürekli artmasının, tarımla uğraşan insanları, geçim sıkıntıları nedeniyle göçe zorladığını da vurguladı. Bayraktar, “Tarım arazilerinin verimli kullanılamamasının en önemli nedenlerinden biri miras hükümlerinden kaynaklanan arazi parçalanmasıdır. Tarımsal işletmeler küçük, araziler çok parçalı bir hale geldi. Ülkemizde 3 milyon işletme, 32,5 milyon parsel bulunuyor. İşletme büyüklüğü 61 dekara, parsel büyüklüğü 5-6 dekarlara indi. Doğu Karadeniz gibi bazı yörelerimizde 1 dekarın altında parsel var. Bu kadar küçük parsel büyüklükleriyle verimli bir tarımsal üretim yapılamaz. Girdi kullanımı ve işgücü kaybı artar, verim düşer, yeterli geliri elde edemeyen çiftçi tarımdan kopar” dedi.

“Toprakları kaybedersek suç bizimdir”

 Milli tarım projesinin en önemli konu başlıklarından birinin de arazi toplulaştırma çalışmalarının hızlandırılması ve ekilemeyen tarım alanlarının ekimine ağırlık verilmesi olduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, verimli tarım arazilerini korumak için 141 büyük ovayı SİT alanı ilan etti. Geçtiğimiz günlerde bu ovalara 51 ova daha ekledi ve sayıyı 192’ye çıkardı. Bunu toprağı korumak için atılmış önemli bir adım olarak görüyoruz. Sayının 212’ye çıkarılacağının açıklanması da fevkalade önemlidir. Bütün ovalar bu kapsama alınmalı ve korunmalıdır. SİT kararının istikrarlı şekilde uygulanması için konunun takipçisi olacağız. Herkesi bu topraklara sahip çıkmaya davet ediyorum.
 

Toprak Koruma Kurulları

Toprak Koruma Kurullarında kamu yararı kavramının istismar edilebildiğini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“2,1 milyon hektar alan Toprak Koruma Kurulları döneminde kaybedildi. Bu kurullarda verimli arazilerin tarım dışına çıkarılmasına itiraz eden Ziraat Odası Başkanlarımızın yerine ticaret erbabına yer veriliyor. Toprağın esas sahibi çiftçimizin temsilcileri bu kurullarda mutlaka olmalıdır. Verimli arazileri korumada en büyük görev valilerimize ve belediye başkanlarımıza düşmektedir. Tarımsal üretim dışında bırakacağımız bir karış bile toprak olmamalıdır. Bugün ülkemizde 9 milyon hektar alanda tarım yapıldığı halde çiftçimiz destek alamamakta, beklediği geliri elde edemediği için de tarımdan vazgeçmektedir. Bütün tarım arazileri Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dahil edilmelidir. Ekilen, dikilen tüm alanlar için destek verilmelidir. Çiftçimiz, daha fazla destek alırsa, ürettiğini zorlanmadan makul fiyatlarla satarsa dağı taşı eker.”

Mart'ta 5 Milyonluk İstihdam

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımda Şubat ayında 5 milyon 36 bin olan istihdamın, Mart ayında 49 bin artışla 5 milyon 85 bine yükseldiğini bildirdi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, 2016 Mart ayında 5 milyon 93 bin, geçen ay 5 milyon 36 bin olan tarımda istihdamın 2017 Mart ayında 5 milyon 85 bin olduğunu belirtti. Mart ayında 27 milyon 489 bin olan toplam istihdamın yüzde 18,5’ini tarımın karşıladığına, bu rakamın geçen Şubat ayında yüzde 18,7 olduğunu bildiren Bayraktar, tarım istihdam içindeki payının Mart ayında toplam istihdamın, Şubat ayına göre 533 bin artarak 26 milyon 956 binden 27 milyon 489 bine çıkmasından kaynaklandığını vurguladı.

Şemsi Bayraktar, 2017 Mart ayında tarımda 2 milyon 868 bin erkek ve 2 milyon 218 bin kadının istihdam edildiğini bildirdi. Erkeklerin yüzde 15,1’inin, kadınların yüzde 26,1’inin tarımda çalıştığını, tarımın işsizliği önemli oranda aşağıya çektiğini vurgulayan Bayraktar, “Mart ayında tarımın kadınlarda işsizliği 4 puan düşürerek yüzde 18,3’den yüzde 14,8’e, erkeklerde 1,3 puan düşürerek yüzde 11,8’den yüzde 10,5’e, toplamda işsizliği 2 puan düşürerek yüzde 13,7’den yüzde 11,7’ye indirdiğini belirtti.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, her yıl Ocak-Şubat aylarında en düşük düzeye indiğini, Mart ayının ikinci yarısından sonra tarımda istihdamın yoğunlaştığını, hasadın ardından azalmaya başladığını vurguladı.

Rekolte Çalışması Bayramdan Sonraya Kaldı!

Fındıkta Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yapacağı rekolte tespiti Bayramdan sonraya kaldı. Bayramdan sonraki aylarda yapılacak olan sayımların doğruluk oranı yüksek olacağından gerçek rakamlar tespit edilmiş olacak. 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı öncülüğünde fındık temcilcilerininde yer aldığı komisyon tarafından Ramazan Bayramından sonra arazide rekolte çalışması başlayacak.

Rekolte çalışması için komisyon üyelerinin oluşturulmaya başladığını söyleyen Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, Tarım Bakanlığı öncülüğünde Haziran ayının sonlarına doğru yapılan rekolte çalışması Ramazan Bayramından sonra yapılacak dedi.

“Rekolte çalışmalarının geç başlaması iyi”

Çalışmalar henüz başlamadı diyen Başkan Soydan, “Şuan komisyon oluşturuluyor. Bizim için rekolte çalışması ne kadar geç başlarsa o kadar iyi olur. Çünkü, açıklanan rakamın doğruluk payı artıyor.” diye konuştu.

“En gerçekçi rekolte olacak”

Komisyonda fındıkla ilgili bütün temsilcilerin yer alacağını ifade eden Soydan, son olarak şunları söyledi: “Rekolte çalışması il il yapılacak . Tarım İl Müdürlükleri bünyesinde komisyon temsilcileri sahada çalışarak tespit yapacak. Tespitler bakanlıkta toplanarak açıklancaktır. Bizde vatandaşlarımızın bu reklteye itibar etmesini istiyoruz. Çünkü, harmana gelecek fındığa en yakın rekolte bu olacak.”

Hayvansal ve Bitkisel Ürünleri Reytinge Alet Etmeyin!

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü tarafından, Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) ve Et ve Süt Kurumu'nun (ESK) desteği ile düzenlenen 1. Ulusal Sütçülük Kongresi dün başladı bügün de devam edecek.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Nusret Yazıcı, Ankara Üniversitesi'nde düzenlenen kongrede yaptığı konuşmada, Türkiye'nin yıllık süt üretiminin yaklaşık 19 milyon ton olduğunu, bunun artırılması için gerekli çalışmaların yapıldığını anlattı.

Hayvansal ve bitkisel ürünlerin tüketimi konusunda her kafadan ses çıktığına dikkati çeken Yazıcı, "Bundan çok rahatsızız. İnsanımızın sofrasındakinin reyting aracı yapılmasını hoş bulmuyoruz." dedi.

Yazıcı, çiğ sütün marketlerde satılabilmesi için önemli bir düzenlemeyi hayata geçirdiklerine işaret ederek, "Evlerde çiğ süt isteniyor. Marketlerden çiğ süt alınabilmesinin önünü açtık." ifadesini kullandı.

"Toplum bilinçlendirilmeli"

Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş ise dünyanın en önemli başlıklarının toplumları şekillendiren su, enerji, sağlık ve gıda olduğunu vurguladı.

Türkiye'de süt ve süt ürünleri kullanımı konusunda toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğine dikkati çeken İbiş, söz konusu kongrenin sektöre fayda sağlayacağına inandığını kaydetti.

SETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Tezel de süt üretiminin son 10 yılda önemli ölçüde arttığını belirterek, "Bu seviyeye gelebilmek için son yıllarda sektörümüzde, üretimde, fiyatlandırmada ve ihracatta, istikrar adına pek çok adım atıldı." değerlendirmesinde bulundu.

İki gün sürecek kongrede, "Gençler Süt Ürünlerini Yeteri Oranda Tüketiyor mu?", "Süte Uygulanan Teknolojik İşlemlerin Süt Alerjisine Etkisi", "Süt Tüketimi, Beslenme ve Sağlıktaki Rolü" ve "Yoğurt Bileşenlerinin Sağlık Üzerine Etkisi" gibi konular ele alınacak.

Ankara İçin Ekmek Fiyatı Açıklandı

Ankara Ticaret Odası Başkanı (ATO) Salih Bezci, başkentte bu yıl ramazan pidesine zam yapılmayacağını ve 250 gram pidenin 1,5 liradan satılacağını bildirdi.

Bezci, yaptığı yazılı açıklamada, ramazan sofralarının vazgeçilmezi pideye bu yıl Ankara'da zam yapılmayacağını belirtti.

ATO Ekmek ve Unlu Mamuller Meslek Komitesinin kararıyla, Ankara’da 250 gram ramazan pidesinin geçen yıl olduğu gibi bu yıl da 1,5 liradan satılacağını ifade eden Bezci, şunları kaydetti:

"Mübarek Ramazan ayının yaklaşması nedeniyle fırıncı esnafıyla yaptığımız toplantıda zam yapmama kararı aldık. 250 gram pideyi geçen yıl olduğu gibi 1,5 liradan satacağız. Zam yapmayarak özveride bulunan meslektaşlarıma bu kararlarından dolayı teşekkür ederim. Ramazan ayının esnafımıza ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum."   

24.5.2017
Devamı ANKARA EKMEK ZAM

Cumhurbaşkanına Hediye Edilmek İsteniyor!

Kayseri'de besicilik yapan Fevzi Kaya'nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hediye etmek istediği 1.5 tonluk boğası "Kıllı" Anadolu Çoban Fuarı'nda ziyaretçilere sergilenecek.

Kayseri'de besicilik yapan Fevzi Kaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hediye etmek istediği 1.5 tonluk boğası "Kıllı'yı Ankara'ya getiriyor. Sosyal medyada da fenomen olan Simental cinsi boğasını Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tekrar parti başkanı seçilmesi şerefine kendisine hediye etmek istediğini söyleyen Kaya, Erdoğan'ın bu hediyeyi kabul etmesini dilediğini belirtti. Kaya, fuarın son gününe denk gelen AK Parti Kurultayı sonrasında boğasını Cumhurbaşkanı Erdoğan'a vermek istediğini dile getirdi.

"En büyük hayalim"

Ankara'da düzenlenen Anadolu Çoban Fuarı'nın canlı hayvan sergi alanında sergilenecek olan boğayı Kayseri'ye geri götürmek istemediğini söyleyen Kaya, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a hayranım. "Kıllı'ya gözüm gibi baktım ve şimdi kendisine hediye etmek istiyorum. En büyük hayalim bu. Umarım Çoban Fuarı "Kıllı'ya şans getirir ve Cumhurbaşkanımız sesimi duyar" diye konuştu.

Bunu bir vatandaşlık görevi olarak yaptığını dile getiren Kaya, "Bunu bir vefa borcu, bir vatandaşlık görevi olarak görüyorum ve bu görevimi yerine getirmek istiyorum. Pazar Günü gerçekleşecek olan kurultay sonrasında Cumhurbaşkanımızın tekrar genel başkan seçilmesi şerefine "Kıllı'yı kendisine hediye etmek istiyorum. Umarım başkanımız bu hediyemi kabul eder" dedi.


 

Tandoğan'da Bir İlk!

Türkiye'nin dört bir tarafından gelen çiftçiler Dünya Çiftçiler Gününde Ankara'da Tandoğan Meydanı'nda buluştu. Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin etkinliği ile yapılan buluşmada ünlü şarkıcı Mustafa Ceceli ve Sevcan Orhan da konser verdi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliliği başkanı Şemsi Bayraktar, yaptığı konuşmada ülke tarımı ve çiftçinin içinde bulunduğu sorunlara dikkat çekti. Çiftçinin bildirisi olarak görülen Bayraktar'ın konuşmasında dikkat çeken başlıklar şöyle:

Artık Buğday İthal Etmek İstemiyoruz

Toprakların en önemli ürününün buğday ve arpa olduğunu belirten Bayraktar, buğday ve arpa milyonlarca çiftçinin geçim kaynağı olduğunu belirterek, "Kaliteli buğday üreteceğiz. Hedefimiz kaliteli buğday üretmek ve üretimi 30 milyon tona çıkarmaktır. Artık buğday ithal etmek istemiyoruz" dedi.

Ucuz Gübre Ve Ucuz Mazot İstiyoruz

Bunun için çiftçinin kaliteli ve sertifikalı tohuma ucuz fiyattan ulaşması gerektiğinin altını çizen Bayraktar, şunları kaydetti: “ucuz gübre ve ucuz mazot kullanmalıyız. Ürün fiyatları da alın terinin karşılığını alacak düzeyde olmalıdır. Bunun için de üreticimiz tüccarın insafına bırakılmamalı, TMO hasat zamanı, fiyatlar üreticiyi memnun etmeyecek şekilde görünüyorsa hızla bir şekilde üreticiyi tatmin edecek bir fiyattan piyasa girmeli, ödemelerini peşin yapmalı ve alanı tüccara bırakmamalıdır.

Üreticinin Üretme Hevesini Kırmayalım

Biz üreticimizin üretme hevesini kırmazsak üreticimiz tarlasında kalacak ve ülkemizin ihtiyacı olan hububat üretimini karşılayacaktır. Buğday ve arpa hasatları önümüzdeki günlerde başlayacak. Üreticimiz arpa ve buğday fiyatlarının alın terini karşılayacak şekilde gerçek maliyetleri dikkate alarak açıklanmasını istiyor.

Tmo'nun Eli Güçlendirilmeli

Hazine de TMO'nun finansman ihtiyacını hızlı bir şekilde karşılamalı, ofisin elini güçlendirmelidir. Üreticimiz, desteklenirse, ithal ucuz ürüne karşı korunursa, ürünü de para ederse üretiyor.

Mısırda İhtiyacın Tamamını Karşılayamıyoruz

Mısırda üretim, son 10 yılda yüzde 70 arttı. Yine de ülke ihtiyacının tamamını karşılayamıyoruz. Buna rağmen prim desteği yarı yarıya düşürüldü. Çeltik, üretimi en zahmetli ürünlerimizin başında geliyor. Üretimimiz sürekli artıyor. Daha da artırırız. Ülke ihtiyacımızı karşılarız. Yeter ki üreticimiz ucuz ithal ürüne karşı korunsun. Ürününü nereye, kaça satacağını bilsin.

Yağlı Tohumda Önemli Üretim Açığımız Var

Her şeyi üretiyoruz ama yağlı tohumlarda önemli üretim açığımız var. Yağlı tohumların ithalatı için her yıl 3,5 milyar dolar ödüyoruz. Baklagillerde dünyanın en büyük ihracatçı ülkelerinden biriydik. Ne oldu da ithalatçı olduk. Yanlış giden neydi? Geçmişte devletin alımları durdurması, desteği kesmesi. Baklagillerde daha çok destek, TMO'dan alım garantisi istiyoruz.

Patates Ve Soğanda Planlı Üretime Geçilmeli

Patates ve kuru soğanda da üreticimizin sorunu üretim planlaması, pazarlama sorunu çiftçimizin en büyük sorunu değil mi, bundan en fazla canı yanan patates, soğan üreticisi değil mi? Her yıl sorun yaşayan patates ve kuru soğan üreticilerimizin sıkıntıları ortada. Artık patates ve kuru soğanda planlı üretime geçilmeli.

Şeker Pancarında Kotalar Artırılmalı

Şeker pancarında ise en önemli sorunlarımızdan biri kotalardır. Ülkemiz açısından stratejik bir ürün olan şeker pancarında üretiminin sürdürülmesi çiftçilerimiz için çok önemlidir. Şeker pancarı üreticimiz, pancar şekeri kotasının artırılmasını istemektedir. 2015 yılında şeker pancarı fiyatına yapılan yüzde 20'lik zammın ardından 2016 yılında fiyatın aynı kalması üreticimizi mağdur etmiştir. Bu yıl alım fiyatları bu durum göz önünde bulundurularak açıklanmalıdır. Şeker pancarında kotanın artırılması, tatmin edici bir fiyat açıklanmasını istiyoruz.

Türk Fındığı İtalyan Fındığı Olmasın

Türk fındığı, İtalyan fındığı olmasın. Fındık üç beş kişinin insafına bırakılmasın, devletimiz fındığa sahip çıksın. Fındık fiyatlarını düşürmek isteyen çıkar grupları, 'Ziraat Odaları olmasa fındığı savunan hiç kimse kalmaz, fiyatlarla istediğimiz gibi oynar daha fazla paralar kazanırız' diyorlar, başınıza Ziraat Odaları kadar taş düşsün. Sizinle dün de büyük mücadeleler verdik, bundan sonra da mücadele vermeye devam edeceğiz. Ziraat Odalarımıza zarar vermeye çalıştığınızı biliyoruz. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Bu davadan vazgeçen namerttir. Hodri meydan"

Gübrede Ve Yemde Kdv İndirimi Doğrudan Çiftçiye Verilmeli

Mazot desteğinin en kısa sürede yapılması gerektiğini ifade eden Bayraktar, gübre ve yemde KDV indiriminden faydalanamadıklarının altını çizerek, KDV indiriminin doğrudan çiftçiye verilmesini talep etti.

Devlet Bir Eliyle Verdiğini Diğer Eliyle Geri Alıyor

Bayraktar, konuşmasına şöyle devam etti: “Şunu unutmayalım ki hemen her ülke çiftçisini destekliyor. Gelişmiş ülkelerde destek olmasa tarım ayakta kalamaz. Gıda güvencelerini sağlayamazlar. Biz de destek var ama gelişmiş ülkelerdeki seviyeye göre yeterli değil. Üstelik destekten sanki gelirmiş gibi yüzde 4 de stopaj kesintisi yapılıyor. Devletimiz bir eliyle verdiğini diğer eliyle geri almış olmuyor mu?

Desteklenecek Ürünler Yeniden Gözden Geçirilmeli

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın, Milli Tarım Projesi tarım sektörü ve çiftçilerimiz açısından önemlidir. 941 havzada, 21 ürün desteklenecek. Ancak, desteklenecek ürünlerin yeniden gözden geçirilmesi ve özellikle meyvecilikte belli bir geçiş süreci konulması bir zorunluluktur.

Milli Tarım Projesi Biran Önce Hayata Geçirilmeli

Milli Tarım Projesi kapsamındaki havza bazlı desteklemeyi yerinde buluyoruz ve bir an evvel hayata geçirilmesini istiyoruz.

Müdahaleyi Önemsiyoruz

Tarımın ayrılmaz bir parçası da hayvancılıktır. Hayvancılıkta en büyük sorunumuz, piyasada yaşanan istikrarsızlıktır. Bu açıdan Et ve Süt Kurumu'nun müdahale kurumu olarak kurulmasını çok önemsiyoruz.

Ziraat Bankası Çiftçinin Ucuz Kredi Talebini Karşılamalı

Özel bankalar, Hazine desteği alamadıkları için cari faizle, yüksek faizle çiftçimize kredi veriyor. Hazine selektif kredilere verdiği desteği artırmalıdır. Ziraat Bankası çiftçimizin ucuz kredi talebini karşılamalıdır, Hazine de gerekli desteği Ziraat Bankası'na sağlamalıdır.

Bankalar Masraf Ve Komisyonlarla Çiftçiyi Bezdirmiş Durumda

Ziraat Bankası, çiftçimize kredi kullandırırken aşırı taleplerden kaçınmalı, zorluk çıkarmamalıdır. Bankalarla sorunumuz bir değil ki, devletimiz çiftçimize faiz desteği verirken, bankalar işin kolayını bulmuş. Aldığı masrafla, komisyonla çiftçimizi bezdirmiş durumda. Buna bir son verilmelidir.

Prim Ödeme Gün Sayısı 15 Güne Düşürülmeli

Ayrıca her ay sigorta primini ödeyebiliyor musunuz? 2008 yılında olduğu gibi prim ödeme gün sayısı yeniden 15 güne düşürülmelidir. Çiftçilerimize de yıpranma hakkı verilmelidir.
 

TZOB Çiftçileri Ankara'da Eğlendirilecek

Türkiye Ziraat Odaları Birliği organizasyonuyla Çiftçiler, 14 Mayıs'ta 'Dünya Çiftçiler Günü' dolayısıyla Ankara'da Tandoğan Meydanı'nda toplanacak. Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin önderliğinde yapılacak buluşmada, Mustafa Ceceli ile Sevcan Orhan konser verecek.

En son 2005'de Manisa'da ve 2006'da Ordu'da fındık mitingi yapan Türkiye Ziraat Odaları Birliği, 11 yıl sonra çiftçileri Ankara'da toplayacak.

Ankara'da yapılacak buluşmaya katılımın fazla olması için bütün teşkilata yazı gönderilerek, çiftçiler davet edildi. Ankara'daki buluşmanın bütün masraflarını odalar kendileri karşılayacak.

'Çiftçimiz ürettikçe Türkiye güçlenecek' sloganı ile yapılacak buluşmada, tarlasından getirilen çiftçi, verilecek konserlerle Ankara'da eğlendirilecek.

Dünya Çiftçiler Gününü, bugüne kadar basın toplantısı, salon toplantısı veya bildiri yayınlanarak kutlanırken, TZOB’nin ilk kez böyle bir buluşma organize etmesi dikkat çekti.

Haber: Ali Suzi Doğan

Tarım Öğreniminin 171. Yılı

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) tarafından Türkiye'de tarım öğreniminin 171'inci yılı dolayısıyla "Türkiye'nin hayvansal üretimi" sempozyumu düzenlendi. Fakültenin konferans salonunda gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Çelik, dünya nüfusunun arttığını, tarım arazilerinin ise giderek azaldığını dile getirerek, tarım arazilerinin yok olmasının, amaç dışı kullanımının önüne geçmek gerektiğini söyledi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, tarım sektörünün büyümesi, gelişmesi için devletin mali bir seferberlik içerisinde bulunduğunu belirterek, 2003-2016 arasında hayvancılığa 20,7 milyar lira olmak üzere toplam 90,2 milyar lira tarımsal destek verdiklerini bildirdi.

Arazi toplulaştırmasının hızlandırılması gerektiğini ifade eden Çelik, bugüne kadar 5,3 milyon hektar tarımsal arazinin toplulaştırmasının gerçekleştirildiğini belirtti.
Çelik, sulama ve toplulaştırma faaliyetlerinin farklı bakanlıklarda olduğuna dikkati çekerek, "Sulama ve toplulaştırmayı tek elde toplayarak, aynı anda projelendirip çalışmaların daha da süratlenmesini sağlayacak bir sürecin yaşanması için hazırladığımız yasal düzenlememiz Meclise intikal etmek üzere Bakanlığımızdan çıktı." dedi.

Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş de sağlık, enerji, su ve gıdanın bugün olduğu gibi yarın da toplum refahı için en önemli faktörler olacağının altını çizerek, birçok yapılanmanın da bu sektörler üzerine gerçekleştiğini, tarımsal üretimin artırılması, kırsal kalkınma programlarının uygulanmasının Türkiye için çok önem taşıdığını vurguladı.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Söylemezoğlu da Türkiye'nin, modern teknolojinin kullanıldığı, dünyanın en büyük tarım ekonomilerinden biri olduğuna dikkati çekerek, bunun gerçekleşmesinde ziraat mühendislerinin çok büyük katkısı olduğunu belirtti.

 

Ankara Valiliği'nden Son Dakika Açıklaması


TBMM'de anayasa görüşmeleri sürerken Ankara Valiliği'nden önemli bir açıklama geldi. Ankara Valiliği, Ankara'da umuma açık alanlarda düzenlenecek oyun, temsil, açıklama ve çeşitli şekillerdeki gösteriler ile basın açıklamaları ve stantların, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 11'inci maddesinin verdiği yetkiye istinaden 30 gün süre ile yasaklandığını açıkladı.

Ankara Valiliği'nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

''Valiliğimize ulaşan istihbarı bilgilere göre, yasadışı terör örgütlerinin ilimizde eylem arayışı içinde oldukları ve bazı hazırlıklar yaptıkları tespit edilmiştir. Özellikle insanların toplu olarak bulundukları açık ve kapalı alanlarda toplantı, gösteri yürüyüşleri ve benzeri faaliyetlerde eylem yapılmak istendiği tahmin edilmektedir.

"1 Ay Eylem Yasağı"

Bu nedenle, can ve mal güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin ve esenliğinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla Ankara il sınırları içinde; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında yol, meydan, cadde, sokak, park gibi umuma açık alanlarda yapılacak her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşleri ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun Ek 1 inci maddesi kapsamında umuma açık alanlarda düzenlenecek oyun, temsil, açıklama ve çeşitli şekillerdeki gösteriler ile basın açıklamaları ve stantlar, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 11 inci maddesinin verdiği yetkiye istinaden 30 gün süre ile yasaklanmıştır. Yukarıda belirtilen emir ve yasaklamalara uyulmaması halinde, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde adli ve idari işlem yapılacaktır.''

Ankara'da Olaylar Durulmuyor

Sivil toplum kuruluşları ve baroların katılımıyla ‘partili cumhurbaşkanlığı’nı da içeren yeni anayasa teklifine karşı yapılmak istenen basın açıklamasına polis biber gazı, plastik mermi ve tazyikli suyla müdahale etti.
 

Cumhurbaşkanlığı sistemini de içeren anayasa değişikliği teklifi bugün Meclis’e gelecek.

Ankara’da Meclis’in Dikmen kapısı önünde yapılması planlanan basın açıklamasına polis izin vermedi. 

Kitle Meclis’e belli bir mesafede sloganlarla beklerken, polis de yapılan müzakerelere rağmen grubu Meclis’in çevresine yaklaştırmıyor. Grubun son yaklaşma çabasına polis plastik mermiyle yanıt verdi.

 



 

Keçiören Metrosu'nun Açılış Tarihi Belli Oldu

Temeli 2003 yılında atılan, 2011 yılında da yapımı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'na devredilen Keçiören Metrosu açılıyor.

Keçiörenliler, Atatürk Kültür Merkezi'nde aktarma yapıp Kızılay'a ulaşabilecek.

2018'in sonunda ise metro hattı doğrudan Kızılay'a bağlanacak.

Ankaralıların yıllardır beklediği Keçiören Metrosu Perşembe günü açılıyor. Keçiörenliler, Atatürk Kültür Merkezi'nde aktarma yapıp Kızılay'a ulaşacak.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, hattadaki çalışmaları denetledi.

Metronun 5 Ocak Perşembe günü saat 14.00’te açılacağını söyleyen Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Keçiören Belediyemizin önünde Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın katılımları ile biz Keçiören Metrosunu hizmete sokacağız. Ankaralıları Şehitler İstasyonundan başlayarak, Atatürk Kültür Merkezi’ne kadar 9 istasyon kesintisiz götüreceğiz. Daha sonra da Atatürk Kültür Merkezi’nde yine Yenimahalle Batıkent tarafından gelen raylı sistemle de entegre olacak şekilde Kızılay'a kadar taşıyacağız. Ancak bizim hedefimiz Atatürk Kültür Merkezi’nden Kızılay’a kadar olan bağlantıyı da kesintisiz olarak yapmak ki Keçiörenli, Kızılay'a kadar aktarmasız gidebilesin. Oradaki tarihi de şimdiden 2018 olarak deklare edelim.”